February 6, 2018

Kuşları Dengeli Besliyorum

08:30'da oturdum kompüterin başına, öğlen vakti yazdıklarımı yolladım danışmanıma. Ondan cevap gelene kadar ne yapacağımı bilemedim, ütü yapmaya başladım. Ütüden de fenalık geldi, biraz da buraları iteleyeyim bari.

Neredeyse bir hafta olmuş yazmayalı, bu haftanın şalanj sorusunu da ilerleyen günlere bırakacağım çünkü "Bu haftanın en güzel hadisesi" namına yazabileceğim bir şey yok henüz ortalıkta. Belki olur hafta bitmeden.

Geçen haftanın en güzel hadisesi ise zeytinyağıydı sanırım. Urla'ya son gittiğimizde köyleri dolanırken Gödence Köyü'nde durup kooperatiflerinden yağ almıştık. Bitti o yağ geçenlerde, mecburen marketten aldım bir şişe. Aynı şey olmuyor. Neyse, telefon edip sipariş verdim, 3 günün sabahı geldi iki teneke zeytinyağı, biraz da tarhana, az miktarda kurutulmuş domat. Yağa sevindiğim kadar bir aydır ertelediğim bu işi nihayet yapmış olmama da sevindim.

Gödence, Seferihisar'a bağlı, dağlar tepeler üzerine kurulu. Filtreli bir fotoğrafını koyayım, kooperatifin web sayfasından aldım:


Günler uzadı biraz, vallahi içim sevinçle doluyor akşam 5'te hava kararmayınca. Şubat çabuk geçer, mart da canımıza okumazsa güneşli günler ufukta belirecek.

Havalar soğuduğundan beri kuşlara yiyecek birşeyler bırakıyorum terasa. Kenarda kalmış buğday, ufalanmış bayat ekmek filan ile başladığım bu işte annemsi bir adanmışlık noktasına varmış bulunuyorum. Yulaf, bulgur ve buğday karıştırıp vermeye başladım, terasa gelen kuşların sayısı da her geçen gün artıyor. Bu sefer de doğanın dengesini mi bozuyorum, naapıyorum bilmiyorum. Ama her gün aynı saatte karşı çatıya dizilip bizim eve bakmaya başlıyorlar, yarı yolda bırakamam garibanları. Hafta sonu stokladım bulguru, buğdayı. Nereye kadar beslemem lazım bunları, onu da bilmiyorum.

Ütüyü bitirdim o arada, gideyim köpekleri dürteyim biraz bari.

8 comments:

  1. Bu haftanın en güzel hadisesi benim buraya yorum yazmam işte bak gördün mü:)))
    Hiç duymamıştım Gödence'yi, bakayım websitesine, biz Datça'daki köy kooperatifinden alıyoruz zeytinyağı ve bal.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahhahha yaşasın Serpil, yaşasın yorumlar! <3
      Ufak tefek bi köy Gödence, Datça'yla aşık atacak hali yok pek, nüfusu da azıcık. Ama yağ güzel :)

      Delete
  2. o köye gidip yerleşelim istiyorum. Ve oradaki tüm hayvanları dengeli besleyelim :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya valla zaten yerleşmeye kalkışsak ancak bu dağ köylerinin etrafı kaldı sanırım, geri kalan her yerlere trilyorlar istiyorlar. Buralar yüksek ve sapa diye henüz o kadar uçmadı. Fekat kışın kar yağıyor buralara, insan ve araba yolu pek yok, bir takım hobbit yolları var. Çok istiyorum şuralarda mahsur kalalım, dengeli-dengesiz beslenelim.

      Delete
  3. Zeytinyağı önemli bence de. Senelerdir Edremitten alırım ve o tadı hazırlarda bulamam.

    Gödence'yi merak ettim, hoş Sığacık da merak ettiklerim arasında ama bir türlü kısmet olmadı gitmek. Bir ara gitmeli aslında, miss gibi havasını solumalı...

    Keyifli günleriniz olsun, sevgiler.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya di mi, yağ önemli bir şey. Edremit'in de yağı, zeytini çok güzel, yolum düşse alırdım.
      Bu dağ köylerinde pek nüfus kalmamış, tek tük köy kahvesi var oturacak, biraz canlanır mı bilmiyorum. Canlansa daha mı iyi olur onu da bilmiyorum. Yıllar sonra Seferihisar'a gittik, bana acayip sevimsiz geldi. Sığacık'ı ben de 20 senedir filan görmedim, bir dahaki sefere bir de orayı dolanayım bakayım.
      Bizden de sevgiler <3

      Delete
  4. Hevesle başladığım ama tam da kendime yakışanı yapıp -hem de bir çelıncın- yarısında sıkılıp bıraktığım bloguma bir bakayım dedim bugün. Sonra kendiminkinden sekip yine buraya geldim ve aradan geçen iki seneyi tek nefeste okudum, çok güldüm, çok sinir oldum, notlar falan aldım bir de. Şu iletiye dek yorum yazmayı da düşünmüyordum ama görünce dayanamadım. Datça'dan sonra Seferihisar'a taşındım bu kez de (meraba, ben o çok taşınan, eski plaza insanı-yeni taşralı, ege arkeolojili, köpenkli-kedili). Sığacık'ın gezilip görülecek bir tarafı yok, Seferihisar'ın merkezinin hiç yok, köylerinin bağzıları hala çok güzel ama oralarda da yaşam pahalı. Son bir şey söyleyip gideyim, Datça'da da yaşadığımdan biliyorum, Gödence'nin ve Beyler'in zeytinyağı Datça'nınkini döver.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahhahha ay hoşgeldin! :)
      Seferihisar'a da hoşgeldin :) Bu yaz nihayet gittik biz de, Sığacık'ta da dolandık bir miktar, deniz güzel hala en azından. Urla ve Seferihisar arasına yayılmış o tepe köyler pek hoş yerler di mi? İşte Gödence filan gibi. Fakat o civarlarda da madendi taş ocağıydı gibi kabuslar var. Bademler'i çok beğeniyorum, benle beraber başkaları da beğeniyor anlaşılan ki evleri bırak köyün dışındaki tarla fiyatları bile bayağı uçtu. 1,250,000 TL, 2,000,000 TL filan fiyatlar. Bazıları zeytinlik üstelik, içinde ağaçlarla. 2 milyon liraya o arsayı alıp içine 10 tane birbirine yapışık beton yazlık konduracaklar mesela, o köyün köylüğü mü kalır o zaman. Ne bileyim.
      Ya valla haklısın, karşılaştıracak kadar hatırlamıyorum ama Datça'da yaptığım alışverişlerden bir türlü tatmin olamadım ben, hep turistik bir his vardı.

      Delete