March 13, 2018

Siyam Kedili Polisiye / 11. Hafta

Ay geldim ben ama ne yazacağımı hiç bilmiyorum. Bugün salı olmasına rağmen helikopter yok, şaşkınlık içindeyim, çıt çıkmıyor Ankara semalarında.

Güvercinlere bulgur verdim, makinaya çamaşır attım, sağa sola komik kedi videosu filan yolladım. Yağmur yağıyor ara ara, pek hoş kapalı bir hava var. Dün akşam blender bozuldu, plastik yeri kırılmış, günün bir kısmını da internetten blender bakarak geçirdim. Çorba içmezsek öleceğimiz için bir tanesinde karar kılıp sipariş verdim.

Çok sevdiğim siyam kedili polisiyelerden şu yandakini bitirdim en son. 29 kitaplık serinin sadece ilk 5 kitabını Türkçe bastıkları için geriye kalanlar için başımın çaresine bakmak zorunda kaldım. Birkaç tanesini kitapçılardan satın alıp İngilizcesinden okudum, kalanını da e-kitap olarak okumaya başladım.

The Cat Who Played Post Office, serinin 6. kitabı, 7 ve 8'i okumuştum. O kadar sevmiyorum ki sıra bozulsun, bayağı kaşım gözüm seğiriyor sırayı bozup okumak zorunda kalınca.

Aslında kurgusu bir hayli basit ve öyle dev numaraları olmayan kitaplar bunlar. Ama gazeteci Qwilleran, siyam kedisi Koko ve aileye sonradan dahil olan diğer siyam Yum Yum o kadar sevimli tipler ki insan okumaya doyamıyor. Yan karakterler de öyle. Genelde küçük Amerikan kasabalarında geçiyor hadiseler, muhakkak ki bir cinayet oluyor, Qwilleran Koko'nun yol göstermesiyle ve biraz da kendi becerileriyle çözüyor vakayı.

Qwilleran'ın ödüllü büyük şehir gazeteciliğinden yemek yazarlığına, antikalar hakkında yazdığı kısa bir döneme filan savrulan meslek hayatı da çok eğlenceli. Yemekler ve antika eşyalar hep var zaten alttan alta kitaplarda. Okurken bir yandan da sofraları, evleri, eşyaları, kasabanın sokaklarını filan hayal ettiriyor insana, biraz da bu yüzden seviyorum bu seriyi.

Bu kitap, Bizim Büyük Challenge'ımızın 12. maddesine tekabül ediyor, "Bir seriye ait en az bir kitap."

52. haftalık şalanjın 11. haftası şu anda çalan müzik listemizi soruyor; Spotify'daki Daily Mix'lerden birini dinliyorum, Barok ağırlıklı klasik müzik. Şu anda şu çalıyor:



Rus klasiği filan okumayarak içten göçerttiğim entelliğimi klasik müzikle yamamaya çalışıyorum herhalde.

Hava açtı o arada, sokaktaki ağaçlar da çiçeklenmiş, ne biçim mart ayı bu bilmiyorum. Bir şey daha yazacaktım ama yarına bırakayım, çok saçma olacak şimdi bu yazdıklarımın arasında. Saati 16:00 olmuş zaten, gideyim biraz terasa çıkıp etrafa bakınayım.

8 comments:

  1. Ay bu serinin hastasıydım ama dediğin gibi Türkçe'ye devamı çevrilmedi. Zatımın İngilişçesi de yeterli değil, bir iyilik yapsan da çevirsen şunları, bir yayınlayan bulunur elbet :)
    Antalya semaları da yağmurlu, sıkıcı bir hava var. Dizim ağrıyor, yaptırdığm çerçeveyi almaya gidecektim caydım. Antalya'da bir söyleşi etkinliği ve Mayıs'da lise kızlarıyla Marmaris etkinliği planlamakla meşgulüm. Organizatör ruhum aşka geldi. Bloga da yazacak bişi bulamadım, yine köreldik, günlük çelınç lazım bize :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya herhalde yayınlamayacaklar, ikimizden başka seveni mi olmadı acaba? Halbuki tam sevmelik, ne güzel :) Bari dizisini çekse ecnebiler, seyrederdik. Ben sana özet çıkarayım harita metod defterine, sayfaların kenarlarına da merdivenli süs yaparım.
      Ay gene ne kadar yoğun bir ajandanız var Leylak Hanımcığım :) Valla günlük çelınc olsa ne güzel olurdu hakikaten, ite kaka benden bu kadar çıkıyor :/

      Delete
  2. Ben de 3. seveni olduğumu söyleyeyim o zaman. Türkçeye çevrilmiş iki ya da üç tane var sanırım. Onlardan da birinin baskısı yok galiba. Pek kedici olmasam da, nefis kediler yahu :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Demek ki 3 kişiyiz :) Ay evet aynen öyle, çok az Türkçe kitap var ve bazılarının baskısı yok. Ve sanırım son kitabı basmalarının üzerinden de bayağı geçti.
      Ben ilk okuduğumda kediciydim, şans eseri ev arayan bir siyam kedisine denk gelmiştim. Evde de bir tekir kedim vardı, bu siyamı da kapıp adını Koko koymuştum :) Köpek Koko'nun da adı buradan Koko zaten. İsim bulma konusunda hep böyle sığ ve çapsız biri oldum :D

      Delete
  3. Ay ben ilk kez duydum bu polisiye serisini. Türkçe olanlara bakarım. Çok radikal kararlar aldım yüksek lisans yapmak ile ilgili, Ebru'yla İngilizce derslerine başlayacağız. İngilizcemi elle tutulur bir hale sokabilirsem belki ötekileri de okurum. Rus klasiklerine çok uzağım, bir tek Dostoyevski okudum herhalde. Dostoyevski'yi çok seviyorum ama mesela tuğla gibi bir Oblomov'a bir türlü elim gitmiyor. İnşallah okuyacağım...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bak bi ama bak yukarıda Özlem yazdı, zaten 3-5 kitap var, bazılarının da baskısı yok. O yüzden İngilizceni elle tutulur hale getirmen gerekiyor, memleketin yayıncılarını bekleyecek olursak siyam kedilerinin nasıl cinayet çözdüğünü okuyamıycaz.
      Ben Yeraltından Notlar'ı okuyamadım, bayağı yapamadım. Karamazov Kardeşler'i mesela, okuyup okumadığımdan emin değilim, annem zorla okutmuş olabilir gibime geliyor. Oblomov kolay okunuyor, ben bir yaz plajda bitirmiştim, gözünü korkutmasın.

      Delete
  4. Bu kitap serisini ilk defa duyuyorum ben... Seri kitaplarda aynı mantığı sergiliyorum bende... Sırayla okumalıyım mutlaka, yoksa perişan ediyorum kendimi :)

    Mutlu haftalar

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya valla böyle çeşitli huylar konusunda sayımız çoğaldıkça seviniyorum ben :D
      Ben yayınevine bir email mi atsam naapsam, biz toplam 5 kişiyiz ve bu kitapları okumak istiyoruz diye :)

      Delete