April 18, 2018

Vekiliniz Yaşıyor Mu? / Köpek Beslemesi / Rüyalarım Olmasa / SON DAKİKA

Ay bütün partiler meğer hazırmış erken seçime, dünden beri kaç tane "Hodri meydan" ile başlayan açıklama okudum, sayamadım. Ben değilim hazır. Henüz bir başkan adayınız yok, nisanın ortasındayız, ağustosta seçim diyorlar ama hodri meydan tabii, neden olmasın. Aman altta kalmayın çünkü çok faydasını gördük bu karşıdan gelen "HÖÖAARR!" açıklamalarına verilen "HÖAR MI? AL SANA ROOOÖÖAAARRHHH!" cevaplarının.

21 senedir her seçimde oy kullandım, boykot taraftarı biri değilim, hiç olmadım. Ama vallahi bir mana bulamıyorum şu anda. Milyonlarca insan oy kullanıyoruz, kavga gürültü, sandık peşinde koşarak, sedyelerle taşınarak, karnı burnunda, Ankara'nın doğusunda ve küçük yerlerde allah bilir ne şartlar altında. Meclise kendini atan vekillerden çoğunun bir kere bile sesini duymadan geçip gidiyor 4 sene, meclisteki bütün partilerin vekillerini kastediyorum. Hep aynı bir avuç vekil konuşuyor. Hele ki kendini güç bela meclise atmış partilerin tembel vekilleri, onlara daha çok sinirleniyorum. Şuradan, oy verip meclise soktuğunuz ve ayı gibi maaş almasını sağladığınız vekilinizin en azından soru önergesi vermeye üşenip üşenmediğine bakabilirsiniz. Ha ne oluyor soru önergesi verince? Bilmiyorum. Kırıkkale F Tipi Cezaevi'nde kötü muamele ve işkence var diye soru önergesi vermiş bir Ankara vekili, Adalet Bakanlığı'ndan kısaca "İşkence yoktur" diye özetleyebileceğim 5 sayfalık bir cevap gelmiş.

Bizzat oy verdiğim Ankara vekilinin adı ise "Soru önergesi sahipleri" listesinde yok. Önerge mi vermemiş, yoksa bu adam aslında yok mu? Zaten bu adama oy vermek istememiştim, onunla beraber başkaları da girer meclise diye ummuştum. Haydi olan oldu, nerede beni temsil etmesi gereken bu adam? TBMM'deki şahsi sayfasına gittim, en azından varmış ve hala vekilmiş, bunu öğrenmiş oldum. Toplu araştırma önergelerine imza atmış, bunu yapmış yani sadece. Bir miktar da konuşma yapmış, onların da neredeyse yarısı "sataşmalara cevaben" yapılmış konuşmalar. Ne toplu soruşturma önergelerinde imzası var ne de kendi kendine önerge yazıp yollamış. Twitter'da takip ediyormuşum mavi işaretli hesabını, en son 2015'te bir retweet yapıp 10 Ekim mitingine çağırmış, kendi kalkıp gelmiş miydi acaba o gün, bunu da merak ediyorum. Ankara'da yaşadığını bile zannetmiyorum.

Sinirden saçlarım dikeldi, kardeşime sordum bunlar ayı gibi maaş alıyor ama tam olarak kaç para o maaş diye:


Bu para ve üzerine aldığınız kira yardımıydı, benzindi, fazla mesaiydi, sağlıktı, bütün o cebimizden çıkan paralar haram zıkkım olsun gerçekten.

Yavaş yavaş oy pusulasına mühür basmak yerine küçük bir şiir yazacak ruh haline doğru ilerliyorum. Dün bir yazı okudum, en büyük seçmen gurubu, tüm seçmenlerin %45'ini oluşturan "gri alan"daki grup diyorlar. Karasızlar ya da bir partiye oy verecekse bile o partinin sempatizanı/çekirdeği olmayan seçmenler bunlar. %45'imiz bir mana arıyor seçimlerde. Yazı şurada, belki merak eden olur. Bu T24'te de hala Murat Belge filan, ayh neyse.

Bilmiyorum, belki birileri çıkar ve bir mana getirirler yanlarında. Nereye çıkıyorlar, nereden çıkıyorlar filan en ufak bir fikrim yok tabii ki. Şu haline baktıkça ortalığın, aptal yerine koyulduğumu düşünüyorum. Umut ediyorum hala, naapiyim.

Ezidilerin ve annemin Çarşema Sor bayramını kutluyorum. Annem geçen sene bir gazetenin kıçından uydurup attığı başlık yüzünden "Çarşambaya Sor" bayramı kutlamıştı, "Cemal Süreya şiiri gibi, ne güzel!" diyerekten. Bu sene normal kutladık Ezidilerin yeni yıl başlangıcını.

Sevda'ya Tunalı'da yürürken bir sokak köpeği görüp çöktük başına, biraz şaşkın gibiydi. Çok da zayıftı. Aradığım çomar değil, o dirseği yaralı çomarı hala bulamadım. Neyse. Ay mama vereyim filan derken arkamdan "He is hungry," dedi biri. Döndüm, biz yaşlarda hoş bir kadın. Çantamda mama olduğunu söyledim, birlikte giriştik. Yemedi köpek. Ürkek, şaşkın, yatıverdi kaldırıma. O arada biz sohbet etmeye başladık, işte sokak hayvanlarıydı, şuydu buydu. Kadın çok üzgündü, avutayım diye "Gene burası fena bir mahalle değil, hayvansever çok, sağda solda su kapları var, üzülmeyin," dedim. "Bana da öyle geldi, benim memleketim çok korkunç, sokak hayvanları için daha da korkunç!" dedi. Nereli olduğunu sorduk, söylemek istemedi önce, İranlıymış, tahmin etmiştim zaten. O kocaman güzel gözler genelde oralardan geliyor çünkü. Bir süre daha birbirimizi avuttuk, sonra başka bir kadın daha gelip köpeği sevmeye başladı. İranlı kadın biz köpeği severken fotoğrafımızı çekti, kesin memleketteki arkadaşlarına yollayacak, ben de yapardım aynı şeyi, "BURADA KÖPEKLERİ SEVİYORLAR!" diye. Vedalaştık, niye bilmiyorum, karşılıklı barış barış barış dileyerek ayrıldık. Kadının bir derdi vardı çok eminim, taze bir acısı filan.

Biraz dolandık Sevda'yla, köpeğe yemek yediremedik diye için için bozuluyordum ki karşı kaldırımda iki kadının yanında gördük çocuğu. O ürkek köpek gitmiş, bir kuyruk sallamalar, efendime söyleyeyim bir hoplamalar zıplamalar. Kadınlardan biri elindeki torbadan bir şeyler çıkarıyordu, göremedim. Sevda "Valla sanırım ayaküstü çorba filan yapıyor köpeğe," dedi. Biraz içim rahatladı.

Kafamda bunlarla eve geldim, teras çok güneşli, minder attım yere, biraz oturduk benim köpenklerle. Önce Kudi fenalık geçirip içeri attı kendini, biz de peşinden. Evi toplayayım bari biraz, sağlam kafa sağlam vücutta bulunur, toplu ev de insanın moralini biraz yükseltiyor olabilir.

Sabah gazete okurken Cemal Safi'nin ölüm haberini gördüm, bunca yıl sonra farkettim ki ailece çok sevdiğimiz bir sanat müziği parçasının güftesi de onunmuş. Gözümün önünden kardeşimin çocukluğu, annemin vatkaları, babamın açılmamış tepesi geçti. Huzurla uyuyunuz Cemal Safi, bu şiirleri unutmak mümkün değil, bundan sonra adınızla hatırlayacağım.



(Zeki Bey, laftan anlamayanlar da iyice anlasın diye eliyle "dağda, kırda, bayırda" yapıyor. Bugünün en güzel şeyi o dağ, kır ve bayır.)

Ay evet gerçekten SON DAKİKA haberi yazacağım da varmış bu gariban bloga, 24 Haziran. Ağustos bile değil. Panik içinde miyiz, hayırdır?

4 comments:

  1. Sandığa gitmeyeceğim muhtemelen. Geçen seçimde de buna benzer bir karardan sözetmiştim. Fakat bazı yorumcular hafif kızmıştı. "X'e ver bari Y'nin önüne geçer" tarzı formüllerden bahsetmişlerdi muhtelemen. Sonra üstünden aylar geçince Zihin haklıymışsın diyen oldu nedense. Neticede okumam yazmam var. Kafam da çalışıyordur muhtemelen. Buradan "tembellik" veya vurdumduymazlık vb. şeyler çıkarmak saçmalık. Elim ayağım olduğu müddetçe sandığa gidebilirim ama gitmiyorum. 5 dakikamı ülkenin iyi günler görmesi için elbette harcarım. Deli değilim. Neden gitmiyorum sebepleri yazılabilir fakat hayır yazmaya bile değmez bence. Gitmiyorum çünkü "çünkü".

    Eldeki argümanlarla temcit pilavına dönen tartışmalardan ben usandım. Televizyona bakma gafletinde bulundum. Öyleydi böyleydi felan. Elde ne var ? Sanattan, bilimden veya insanların suyundan ekmeğinden söz eden var mıdır ? Ben göremedim de. Herkes 3-5 puanın derdinde gibi sanki. Yenilenler bile "aman ufak temsili bir artış olsun" kafasında. Ne faydası var ise...

    5 yüz bin milyon baloncuk defa yenilip de hala aynı kadrolarla insanların karşısına çıkanlar var. Ne diyelim ki ? Ne denir ki ? Yorumsuz. Siyaset konuşmak istemiyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay yok, 3-5 sene önce çok bozuluyordum boykot işine, "X'in karşısında bari Y'de birleşelim" diye diye oy kullandım. Hem bir işe yaramıyor hem de kendimi çok kötü hissediyorum sonrasında. Sonra okuyup çalışıp takip edip içime sinene oy verdim, o da bambaşka şekillerde işe yaramadı. Hiçbir şey işe yaramıyor Zihnibeyciğim. Bu sefer boykot kitlesel bir hale gelirse bir şey farkedebilir gibime geliyor. Ben son ana kadar bekleyeceğim, bakalım ne olacak.

      Televizyona bakma, gerçekten. Yani sinir bozmanın da ötesine geçti, insanlığından utanıyorsun dinlerken.

      Şimdi 3-5 puan derdinin yanında bir de vekil adayı olabilme paniği başlamıştır, o mecliste zaten iş yapılmıyor, önümüzdeki iki ay kapatsalar da olur.

      Ben kendimi tez düzeltmeye verdim. Zaten bu tezin neredeyse tamamını 2013 yazında yazmıştım, gündüz tez yaz-akşam kaldırımlarda otur formülüyle. Daha az üzülüyorum her şeye böyle.

      Delete
  2. Ah ah! 24 Haziran oldu bile. Ben de hazır değilim, al benden de o kadar!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ağustosa bozulurken haziranla geldiler, valla inanamadım dün. Hala neye inanamıyorsam tabii, o da benim gerzekliğim :/

      Delete