April 5, 2018

Yüniversitiğ / 14. Hafta

Dün okula gittim, pek güzeldi. Yemyeşil çimler, uyuklayan kediler köpekler. Ada bu sene üniversite sınavına giriyor, sonunda ODTÜ Endüstriyel Tasarım'da karar kıldı, yani karar kılmış gibi şu aralar. ODTÜ svetşörtü istedi, sınava kadar içinde yaşayacakmış. Annesi de "Ay İngilizce sınavını geçebilir mi acaba bu çocuk?" diye örnek sınav kitabı istedi. Okulun dükkanından aldım ikisini de, yaz geliyor diye bir de tişört aldım. Hava ısınınca tişörtün içinde yaşamaya devam eder.

Fakültede dolanıp fotoğraflar çektim, Ada'ya yolladım. Endüstriyel Tasarım öğrencileri tasarımın tarihi konulu poster ödevleri hazırlamış, teker teker okudum. Thonet sandalye filan vardı. Allahım umarım Ada girer ve sever bu bölümü, biz de onunla beraber coşarız dört sene, bir miktar meşhur sandalye ve koltuk biliyorum, buralardan yürürüm.

Binanın girişinde kağıttan ağaçlar ve çiçekler de vardı, öğrenci projelerini hep çok merakla takip ettim okuldayken. Ortalık yerde jüri yapılıyorsa onlara da yanaşır dinlerdim.


Valla bir anne gibi heyecanlar içindeyim Ada'nın bu üniversite sınavı macerası yüzünden. Okullara bakıyorlar, yıllığı 70 bin lira olan özel üniversite var bu memlekette, oha. Bir süre de bu okulun svetşörtünün içinde yaşadı Ada, svetşörtün üstündeki K harfi düşmüş iki yıkamada. Gözlerimi devirdim, benim aldığım evladiyelik çünkü, O'su filan düşmez.

Ebeveynlik müessesesinde hiç deneyimim yok ama profesyonel bir ablayım. Ve yıllardır öğrenciyim, bir kısmında asistandım bu öğrenciliğin. Çocuğum olsa bakardım bir meslekte karar kıldı mı diye. Mesela çocuk mimar olmak istiyor, çok emin, yapacak gibi bu işi. Eli yüzü düzgün her üniversitenin mimarlığını yazdırırdım. Yeter ki başlasın bir ucundan. Ya da çocuk mimarlık, tasarım, mühendislik filan arasında gidip geliyor, her tarafa meyli var. O zaman da üniversite seçerdim. İyi bir üniversitenin Mimarlık Fakültesi'ne atabilirse kapağı, bir şekilde bulur yolunu.

Dünyanın parasını vereceğiz, kesin iyidir bu özel okul diye düşünmezdim. Kampüsü olan, insanı sevindiren bir kütüphanesi olan, iyi kötü bir geleneği olan bir devlet üniversitesi çok daha faydalı bir üniversite deneyimi olabilir gibime geliyor.

Ve gerçekten oturup öğretim kadrosuna bakardım bölümlerin. Hocalar kim, nereden mezunlar, ne üzerine doktora yapmışlar, yayın yapıyorlar mı, doğru dürüst ve uluslararası ve bilimsel dergilere mi yayın yapıyorlar, konferanslara sempozyumlara gidiyorlar mı, kaç tane tez yönetmişler, tezlerin konuları ne.

Ayh valla çok zorlu işler bunlar, çocuğu sınava girecek analara babalara sabır diliyorum. Bir yandan bu sınav aslında hiçbir şeyin ölçüsü değil; ODTÜ kazanamayan çocukluk arkadaşımın Cambridge'den astrofizik doktorası var, ilk girişte kazanamayan kardeşim şu anda Heidelberg Üniversitesi'nde doktora yapıyor. (Bursla oldu bunlar hep, ikisinin de babası bir Kaddafi değil.) Heidelberg Üniversitesi'nin kuruluş tarihi 1386 a dostlar, Cambridge'inki 1209. Ağlayasım geliyor düşününce, bu topraklarda neden sürekli bir yıkım ve yeniden başlangıç ve yıkım ve yeniden yeniden yeniden başlangıç var? Neden iyi bir şey yüzlerce yıl olduğu yerde kalamıyor?

52 haftalık şalanjı unutmuşum, 14. hafta için canlı, akılda kalan bir rüya soruyor. Dün görmüşüm gibi hatırladığım rüyalar var ama yazmayacağım, soruda tarif edilen türde rüyalarımda insanı hayattan soğutacak derecede şiddet var. Gittikçe azalıyor böyle rüyalar, bir gün tamamen yok olacaklarını umuyorum. Genelde inanılmaz gerzek rüyalar görüyorum, uyanır uyanmaz da unutuyorum.

Günlerdir sebze yemiyoruz doğru dürüst, dolaptaki kabak ve patlıcanlardan bir şey yapayım. Ne o şey, tam olarak bilemiyorum şu anda. Gideyim yoğurt alayım. Her şeyin başı yoğurt.

6 comments:

  1. Ay Ada'ya başarılar diliyorum. İnsanın o yaşta onca stres içinde bir seçim yapmaya mecbur bırakılması çok acı. Kendimi düşünüyorum, imkanlarım ve şartlar doğrultusunda yapabileceğim en doğru düzgün seçimi yapmışım, pişman değilim ama bitmiyor okul, bitmiyor allam. Ada böyle hezimetlere uğramaz diye umuyorum. Gerçi biraz aklı olan kimse böyle hezimetlere uğramıyor herhalde.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Valla bence de çok erken bir yaş 17-18, pek azımız süper kararlı bir şekilde meslek seçiyor gibime geliyor. Ada matematik seviyor, sınavlardan 100 filan alıyor, pek alışık olduğum bir insan türü değil ahhahha :D İsyan etmeden, şişmeden filan sınavı da atlatırsa kalanını üniversitede düşünürüz artık.

      Delete
  2. Uyuzluk olsun diye değil ama be yazik ki cok uyuzca biseyler yazicam, gözlerimi devire devire dertlesiyorum farz et nolur...
    Ne yazik ki seneligi nerdeyse 50 bin teeeleee olan orta okullar bile var...
    Bolum secimi ve okul secimi ile ilgili olarak yazdiklarina yurekten katılıyorum, aslinda en akla uygun eleme yöntemi bu olabilir, sonuc da sevindiren cinsten olur diye tahmin ediyorum. Fakat yakin cevremde gördüğüm şu; Ada gibi cocuklar cok az. Anne babalar da memleketin durumunu iliklerine kadar hissermekte olduklarından şunu yapiyorlar; a-b-c bölümlerinin is garantisi var gibi. Hangi ozel universitede bu bölümler var ve cocugun puani hangisine yetiyor buna bakiyor ve yazdiriyorlar. 4-5 sene o parayi odeyerek cocuklarina maaşı belli bir is satib aliyorlar. Bu kadar. Elestiriyor muyum? Üzgünüm ama hayır... Çabanın, yetenegin ya da uzmanligin ise yaradigi bir ulkede yasasaydik onlara karsi çıkardım...ama yasamiyoruz.ne yapsın insanlar? Cocugunun işsiz kalmasi kumarini oynamak istemiyorlar...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay tabii doğru söylüyorsun, bunun bir de mezun olup işe girme kısmı var. Bunu düşünmedim. Ve kim eleştirebilir o anne babaları, kimse eleştiremez. Ya iş garantisi olan meslekler bir yana, ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği'nden mezun olup finans sektöründe çalışanlar tanıyorum mesela. Bir tuhaflık yok mu bu işte? Başka bir ülke olsak tuhaf olurdu bu durum sanırım, bizimki gibi ülkelerde öncelik iş bulmak, geçimini sağlamak. Uzay muzay neyimize bizim? Aynı şekilde kimse çocuğunu bilime sanata da yönlendirmek istemiyordur, ne iş var ne para oralarda. Nasıl bilim yapıcaz biz? Valla çok üzülüyorum, kim bilir kaç çocuk neler neler yapabilecekken o garanti bölümlerden mezun olup garanti işlerde çalışmaya başlıyor her sene.

      Delete
  3. Oğlum ilkokul dörtte, geçenlerde öğretmenleri annelerin hayalleri vardır yapacağınız mesleklerle ilgili demiş,seninki ne istiyor mesela diye sormuş.Oğlum annem benim aşçı olmamı istiyor deyice gülmüş çocuklar.Çok karışık bu işler,aşçılığa gülmelerinden benim anladığım, kodlanmış beyaz yakalı olmaları gerektiği öğretilmiş bir nesil yetişmiş yine.Benimkisi sadece bir yere bakmasın diye yön şaşırtma yoksa asla yönlendirmem,o karar verecek mesleğine, dediğin gibi okul kısmında seçenekleri beraber değerlendiririz.Hatta üniversite okumayı bile dayatmayı düşünmüyorum.Yeterince mahalle baskısı olan bir ülkede anne baskısı olmasa da olur

    ReplyDelete
    Replies
    1. E tabii mühendis, doktor filan dururken aşçılık ne demek? Ada'nın okulunda Brezilyalı genç bir öğretmen kız var, "Neden Türkiye'de herkes mühendis olmak istiyor?" diye sormuş geçenlerde. Gerçekten ne kadar güzel bir soru, cevabını da bilmiyorum. Üstelik hiç mutlu beyaz yakalı da tanımıyorum. Ay yazık çocuklara gerçekten ya, anne babalara da yazık, ne biçim bir sistem bu.

      İlkokul 4'te sanırım dansöz olma hayalimden vazgeçip arkeolog olmak istemeye başlamıştım. Çünkü Assos'a gitmiştik, orada kazıda çalışan ablaları görüp aklımı kaçırmıştım. Yoksa dansözlükten çok emindim. Evden de destek alıyordum, kendimi ortalara atıp dans ettiğimde "Ay evet, adeta tam bir dansöz gibi oldun!" diyorlardı.

      Umarım senin oğlan tam kendine göre bir işe gönül verir, çalışırken çok mutlu olur. Valla bütün kalbimle diliyorum.

      Delete