June 29, 2018

İlluminati Damacana Su Servisi, Çeşitli Şalanjlar

Gene evde kargo beklediğim güzel bir günden merhaba dostlar, merhaba size. Su da söyledim, oğlanı en son seçimden önce görmüştüm, "Aa karamsar olma yahu, bak seçimden sonra konuşuruz," deyip bir de geh geh gülmüştüm. Hiç hazır değilim şu anda bu karşılaşmaya, umarım abisi gelir.

Karşı terastaki komşumla karşılıklı haykırarak sohbet ettik dün biraz. Kedisiyle neredeyse adaşız, komşum ortalıkta yokken kediyle de sohbet ediyorum. Neyse, herkes gibi o da çok göçtüğünü söyledi ruhen; öyle mi oldu, böyle mi oldu derken bir baktım bayağı ruh ikiziyiz kadınla. "Beceriksizlik!" diye bağırdı, vallahi tamamen aynı fikirde olduğumu belirttim. Sonra düşündüm, kendimi o kadar da göçmüş hissetmiyorum, düşündükçe sinirleniyorum sadece. Ben son geçirdiğim travmadan sonra da aynı böyleydim, Sarıkafa bir yandan ağlarken bir yandan da bana bağırmıştı "AAA SAKSI GİBİ DURUYOR! YAHU ÖYLECE DURUYOR!" diye. İki ay kadar sonra markette yumurta alırken hayatımın ilk panik atağını geçirdim.

Gerçi o travmayla bu bir değil ama gene de şüphelendim kendimden, hayırlısı artık, gelir buraya carlarım. Carlayarak devam edeceğiz yolun geri kalanına.

Ay su geldi o arada. Tabii ki abisi gelmedi, oğlan getirdi suyu. Oğlan hipster kılıklı, çok mutsuz şu anda ve komplo teorilerine sardırmış. Genel hatlarda ve mutsuzluk konusunda anlaşıyoruz aslında ama eksik kalmayayım diye "Rotşild, İlluminati!" filan diye onayladım. Bir süre kapı ağzında konuştuk, eline bir de kitap tutuşturup uğurladım. Giderken "Çok güzel bir sohbet oldu, teşekkür ederim," dedi, bilmiyorum nasıl bir mahallede yaşıyorum. Biraz Atv filan seyredeyim de bir dahaki su siparişine hazırlık yapayım, araya piramitleri sokuşturacağım bu sefer, çok kararlıyım.

Bizim Büyük Challenge'ımız kapsamında iki kitap bitirdim, birini Urla'da bıraktım, diğerinin de fotoğrafını çekmeye üşeniyorum. Şunlar:



Black Dahlia, 1947'de Los Angeles'ta işlenen ve çözülemeyen o meşhur cinayetten yola çıkıyor. James Ellroy'un yeri ayrı çünkü sırf cinayet, sırf polisiye koşturmaca yazmıyor. Böyle kitaplarda nadir bulunan bir şeyi, karakterlerine derinlik vermeyi de beceriyor. Kimse tamamen iyi ya da kötü değil, herkes olduğu kadar. İngilizcesini okudum, çılgın bir 1940'lar argosu hakimdi kitaba, James Ellroy'u bu titizliği sebebiyle tebrik ediyorum ama beni biraz zorladı valla. Ellroy'un "Los Angeles Dörtlemesi"nin ilk kitabı bu, diğerlerini de okuyacağım ama e-kitap olarak, o zaman kelimenin üstüne tıklayıp sözlüğe bakmak mümkün oluyor. Bu serinin bir diğer kitabı L.A. Confidential da sinemaya uyarlanmıştı, seyrettiğim en iyi filmlerden biridir.

Bu kitap, Bizim Büyük Challenge'ımızın 21. maddesine tekabül ediyor, "Size hediye edilmiş bir kitap". Kardeşimle damattan doğum günü hediyesiydi.

Süperben'i iki günde okudum, öyle bir kitapmış. Kendi halinde bir emekli adamın bir anda süperkahraman olmak durumunda kalmasını anlatıyor. Ay hödük gibi özetledim ama hödük gibi özetleyecek olursam konusu bu. Tanıdık isimler var kitapta, tanıdık memleket halleri var. Çılgınca sevdiğimi söyleyemem, Algan Bey'in polisiyelerini daha çok seviyorum, en çok da çevirmenliğini seviyorum.

Bu kitap, Bizim Büyük Challenge'ımızın 7. maddesine tekabül ediyor, "Adı tek kelimeden oluşan bir kitap".

35 kitaplık şalanjda 10. kitabı bitirebildim, yahu neden bu kadar yavaş okuyorum? Valla bozuluyorum kendime. Birkaç gündür hava serinleyince terasa fırlayıp hava iyice kararana kadar okuyorum, belki biraz hız alırım.

Bu gidişle iki seneye bitireceğimi tahmin ettiğim 52 haftalık şalanjdan da sıradaki soruyu cevaplayayım; "19. Sevdiğiniz biri hakkında yazın."


Sevdiğim biri bu. Diğerini de seviyorum ama bunu başka türlü seviyorum. Koko'nun neredeyse bir insan kadar arzuları, ihtirasları, kaprisi, planı programı var. Kudi düz köpek. Kudi ile ilgili hiçbir şey karmaşık değil, tam olarak kendini eve atmış bir sokak köpeği. İkisi de çöpe boka püsüre meraklı, terasa hava almaya çıkıyorum ayağına kapıyı açtırıp bütün terası sessizce geçen ve arka kapıdan mutfağa giren, çöp tenekesinin pedalına basıp kafasını içine sokan Koko mesela. Kudi bu kadarını akıl edemiyor, terasta yerde ölü sinek görürse neşeyle üstünde yuvarlanıyor, çapı bu kadar. Ve allah biliyor bu dar çapının da tüylü kıçının da çok hastasıyım.

Videonun solunda havada duran şey arka ayağı. Hem karnını seveyim diye havaya kalkıyor o ayak hem de arada bağrıma tekme atmaktan hoşlanıyor. Çünkü tasmayla gezmeye bayılıyor ama tasmadan kurtulduğu anda ufukta kara bir lekeye dönüşüyor. En son manavın çırağı üstüne atlayıp durdurdu, Kuğulu Kavşağı'na doğru jet hızıyla koşuyordu gerzek.

Gideyim bir şeyler yiyeyim, bir kısım kargo hala gelmedi. Gelsin de biraz yürüyüşe çıkayım, parçalı bulutlu pek hoş bir hava var. İyi hafta sonları temmeni ediyorum efendim.

2 comments:

  1. NEDEN GÖZLERİM DOLDU KUDİ'DEN BAHSETTİĞİNDE . NEDEN!!!!
    Çünkü ağlamak için yer arıyorum. Kurban olurum uyumasına , arka ayağına iki kolumu birden feda edebilirim . Ağzını yediğim.
    Gideyim Efki'nin karnına sarılayım. Bir süre daha tüm ilacım o.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay ağla valla, ben de hiç tutmuyorum kendimi, iyi bir şey ağlamak, insanı kendine getiriyor.
      Benim için de sarıl çocuğa, sarı kıçını ısırırım <3

      Delete