July 5, 2018

Gene Şalanj, Gene Kabak

Ay ne yazacağımı hiç bilmiyorum, bari şu 52 haftalık şalanja yetişeyim dedim. Hazırsanız eğer başlıyorum, kendimle ilgili son derece önemsiz ve bir o kadar da sıkıcı şeyler, haydi bakalım.

20. Bir kurgu/hayali karakter olma şansınız olsa kim olurdunuz?

Valla böyle bir imkana hiç hayır demezdim, çok da seçici olmazdım. Fantastik bir üçlemede sihir mihir yapabilen yan karakter olur, polisiyede detektif olur. Ay mesela arkeolojik cinayetli polisiye-gerilimde bir karakter olsam, "AAA E AMA BU ADAM GEÇEN GÜN GİZLİCE CİPS YİYİYORDU? BEN BUNU CENİFIR'IN ÇADIRINDAN ÇIKARKEN GÖRDÜM HEM!" diye hikayenin akışına katkıda bulunurdum. Kim su içtiği bardakları ortalıkta bırakıyor, kim dolaptan başkasının kavununu araklayıp gizlice yiyiyor filan, böyle şeyleri hep ben görürüm zaten. Bir kazı sezonu boyunca sahibini bulamayan dev bir don vardı, benden başkası takmadı o dona. Yıkanmış, ipe asılıp kurutulmuş, sonra çamaşır makinası civarında kaderine terkedilmiş. Büyük beden kadın donuydu, kazı ekibindeki kadınlardan hiçbiri o cüssede değildi. Nasıl takmayayım kafaya?

Yazar beni olduğumdan daha az gerzek ve biraz daha havalı kurgularsa ayrıca memnun olurdum.

21. haftanın sorusuna cevaben geçen sene içinde değişip değişmediğimizi yazmamız icap ediyor. Herhalde değişmedim. Değişmiş olduğumu ummak istiyorum ama pek öyle kayda değer bir gelişme olduğunu zannetmiyorum. Bu kişisel gelişim konusunda iki beklentim var; kendimi daha az önemsemek ve elalemin ne yaptığıyla ne dediğiyle kavga etmeyi bırakmak. Hedefim bu ikisi.

22, şu aralar en sevdiğim filmler. Ya gerçekten, bayağıdır öyle seyredip de çok etkilendiğim film olmadı, eskisi kadar çok film de seyretmiyorum zaten. The Broken Circle Breakdown, galiba bu sene gelip de buraya yazmaya üşenmediğim tek film oldu. Dizi seyrediyoruz, dün akşam Babylon Berlin'i bitirdik, ben beğendim.

23, gurur duyduğum bir şey. Ay gurur duymak benim pek telaffuz ettiğim bir şey değil; sevinmek, duygulanmak, ağlamak, "Ay aklımı kaçıracak gibi oldum"lar, heyecanlanmak filan var hep. Yani hislerimi dile getirirken pek kullandığım bir tabir değil. Kardeşimle damadın yazdıkları bir şey yayınlanınca, bir ödüle mödüle aday gösterildiklerinde onlara söylüyorum sadece. Çok çalıştıkları için, yazdıkları şeyleri önemli bulduğum için.

Ada'nın mezuniyet törenine gittim geçenlerde, okul ikincisi olarak mezun oldu, çok da güzel bir konuşma yaptı. Onu dinlerken de çocukla gurur duydum. Arkadaşımın çocuğu olduğu için de değil, nevi şahsına münhasır bir küçük canavar olduğu için; annesinden bağımsız seviyorum çocuğu.

24, bir pişmanlığınızı yazın. Plansız programsız savrulduğum, daha iyi şeyler yapabilecekken olduğum yerde durarak geçirdiğim yıllardan biraz pişmanlık duyuyorum. Biraz da duymuyorum, benim de yolculuğum buymuş demek ki. Sarmaşık gibi; kök sabit, dallar kendilerine biraz yer bulup uzuyor. Mühim olan taze yeşil yaprak var mı, yok mu.

25. haftanın sorusunu çevirememişim doğru dürüst, "Something you feel strongly about" orijinali.
Bilime, doğaya ve insana inanan biriyim. 72 milleti ayırmadan, ezilenlerin yanında saf tutup zalime karşı durmak gerektiğine inanıyorum. Evren durmaksızın devinim halinde, evrime inanıyorum. Birarada durursak güçlü olacağımızı, geçmişimizin köklerine sıkıca tutunup gelecek güzel ve özgür günlere gözümüzü dikmemiz gerektiğini düşünüyorum.

26, nasıl gevşetiyorum kendimi? Ay ben bu konuda ordinaryüs profesör mertebesine ulaşmış biriyim. Kendimi kesecek noktaya süratle ulaşabiliyorum, oradan geriye de aynı hızla dönebiliyorum çok şükür.

Sabun köpüğü televizyon programları ve kitaplar tam olarak terapi yerine geçiyor mesela. Bu ara Queer Eye ve The Great British Baking Show izliyorum. Birinde bir grup gey erkek, eşinin dostunun "Yardıma ihtiyacı var" diye aday gösterdiği bir kadının/erkeğin evine gidip tavsiyeler veriyor. Ev dekorasyonundan saç kesimine, iç döküp ağlamalardan yemek tariflerine kadar. Çok beğeniyorum. Diğeri de bildiğiniz yemek yarışması ama İngiliz usulü, bütün o zamana karşı kek pişirmelerin arkasında sonsuz bir yavaşlık ve uyuzluk var. O kekler pişiyor, ben oturduğum yerde sakinleşiyorum.

Spor salonundaki grup derslerine gidiyorum. Birinin talimatıyla fiziksel efor harcamak bana tuhaf bir şekilde iyi geliyor.

Yalnız vakit geçiriyorum. Kitap okuyorum, mektup yazıyorum, terasta oturup kuşlara bakıyorum, kedilere laf atıyorum.

Hiç olmadı, duşa girip sıcak suyla yıkanıyorum. 39 yaşıma sağlimen gelebilmemin sebepleri arasında zaman zaman kendimi haşlıyor oluşum da var.

27, beni mutlu eden ufak tefek şeyler. İşte yukarıdaki gibi şeyler, öyle şeyler. Arkadaşlarımla buluşmak, ekip biçmek. Ay balkabakları çiçek açmaya başladı, sabah fotoğraf çektim:


Ne güzel bir sarı renk allahım. Bu yaz fena değiliz, pek ölen bitki olmadı. Yani oldu da dolu fırtınaları yüzünden oldu, bizzat öldürmedim en azından. Akşamüstü saksıları suluyoruz, sonra şezlong çekiyorum, aralarında oturuyorum. Günün en mutlu anları, yaprakların içinde oturduğum bu anlar.

E valla yetiştim şalanja, haftaya 28. sorudan devam ederim. Mahalledeki marketlerden biri dilimle karpuz satmaya başlamış, son zamanların sevinç verici hadiselerinden biri oldu bu. 5 kat eve çıkarmaya çok üşeniyorum koca karpuzları, çıkardığımda da bitiremeyip heder ediyorduk. Gideyim Kuzey Avrupalı gibi karpuz alayım. Haydin öbtüm.

8 comments:

  1. Şu koca don meselesi kafami acayip kurcaladi yalniz :))) o kadar yazidan aklimda en cok bunun kalmasi da bi ayri konu tabii...
    Bu arada kabaklar hala benden iyi gidiyorlar, tekrar selam kendilerine ;)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Koca donlu kazı sezonu 2008'deydi, 10 senedir zaman zaman düşünüyorum o donu.
      Valla kabaklar bir zen dengesi içinde yaşamaya devam ediyor ama bunun bir de meyve verme kısmı var. Sonbaharda anlayacağız kısa mesafe koşucusu muymuş yoksa maratoncu muymuş kabaklar :D

      Delete
  2. ayyy karpuz yiyemiyorum ben de. keşke bizim mahallede de olsa bu tarz açılımlar. karpuz açılımı. iki kişi bitilebilir bir meyve değil kendisi. başak buğday'ın bir yazısı geldi aklıma "küçükleri iyi çıkmıyor büyükleri yalnızlığıma fazla. güzel bir karpuz yiyebilmek için evvela aile olmak lazım." dilim karpuzu tercih ediyorum tabi de :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay gerçekten aile olmak lazım. Tek başıma yaşarken başladı bu, paketli hiçbir şey tek kişilik ya da iki kişilik değil. İki insan ve iki köpek, olabileceğimiz en kalabalık halimizdeyiz, gene de aldıklarımın yarısını donduruyorum mecburen. Karpuza bir çare yoktu, çok seviniyorum bu dilim işine :D

      Delete
  3. O marketten bende istiyorum ya... Karpuz taşımak tastamam bir çile. :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. İzmir'de sokaktan karpuz kamyonu geçerdi, sepetinin ipine güvenen içine para bırakır aşağı sallandırırdı sepeti. Mahalle kültürü karpuzundan dilim karpuza gelmişiz 20 senede, lanet olsun küreselleşmeye :D

      Delete
  4. Mina, Çankaya Belediyesi açıkhava sineması yapmı,ş twitterda ayrıntıları var güzel görünüyor. Bir de next levelde teras konserleri oluyor. geçen de jazz konserleri vardı bir harika.Staj bitene kadar Ankara'da hayatta kalmanın yollarını arıyordum bunları yazmak için geldim köpeklere selam <3

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahhaha ay "Ankara'da hayatta kalmanın yolları" <3 Ya açıkhava filmleri geçen yaz da vardı, çok özendim, bir türlü gidemedim. Bakayım bir programa, belki bu yaz kırarım makus talihimi.
      Köpeklere söylüyorum selamını şimdi, o kadar çok uyuyorlar ki arada gidip dürtüyorum her şey yolunda mı anlamak için :D

      Delete