October 18, 2011

the artist is present

bunu çabucak yazıp gitmem lazım, çok geç oldu, uyku düzenim zaten altüst vaziyette.
marina abramoviç belgrad doğumlu performans sanatçısı, duymuşsunuzdur. 1970lerden bu yana aktif, ailece aklımızda kalan iki işi var. ben seyircilerin önüne tabancadan makasa, baldan tüye çeşitli malzemeler koyup kendisi üzerinde kullanmalarını istediği performansı biliyorum. performans boyunca seyirciler gittikçe agresifleşir, 6 saatin sonlarına doğru bi seyirci tabancayı abramoviç'in kafasına dayar, bi diğeri ona engel olur. en çarpıcı an ise 6 saat boyunca pasif durumda hiçbi şey yapmadan duran abramoviç performansı bitirip seyircilerin arasına doğru yürüdüğünde herkesin kaçışması sanırım, "yüzleşmekten kaçtılar" demiş sanatçı.
kardeşim Z. de balkan baroque'u hatırladı, abramoviç'in balkanlar'da fareleri nasıl öldürdüklerini anlattığı, sonra da kanlı kemik yığınlarını teker teker temizlediği. kardeşim bunu etkileyici buluyor, savaştan geriye kalanlar ve insanlığın elinden çıkan her korkunçluğu temizlemenin kadınlara kalmasını anlattığını düşünüyor. (kardeşim sanatı anlamaya çalışır, benim aklımda ancak korkunçluklar kalır. hayal meyal.)
ikisi de çarpıcı işler, gerçi ben performans sanatçısının kendine zarar vermeye meyilli olanını severim, daha içli içli kendine zarar vermek, yorgan işleyerek falan.
neyse durup dururken nerden çıktı abramoviç? amaçsızca dolanırken bi tumblr buldum "marina abramovic made me cry" diye. geçen sene MoMA'da "the artist is present" diye bi performans gerçekleştirmiş. bütün gün bi masada oturmuş, seyirciler de karşısına oturup istedikleri kadar kalmışlar, bundan ibaret olay. 736 küsur saat boyunca abramoviç oturmuş, yüzlerce insan da karşısında oturmak için sıraya girmiş. şöyle yandaki gibi bi sahne yani, konuşmak falan yok, duruluyor sadece. çok anladığımı iddia edemeyeceğim, performans sanatı, conseptual sanat falan, çöple çöp olmayan arasında ince bi çizgi var, o çizgiyi de kim çiziyor oraya, en ufak bi fikrim yok. fakat şöyle bi durum var, bahsettiğim tumblr sayfasında ağlayan onlarca insan fotoğrafı var. bakın aşağıya koyuyorum. böyle ağlamaktan bahsediyorum, ne çok his var adamın yüzünde, bi bakın.


abramoviç'e bakarken ağlayanlar, her gün gidip oturanlar; bu performansın cömert bi hediye olduğunu söylemişler, spritüel bi deneyim olduğunu, abramoviç'in kendi etrafında sınırları ve kuralları olmayan bi alan yarattığını ve bunun kendilerine iyi geldiğini anlatmışlar.
performansın kapanış galasını givenchy'nin düzenlediğini ve modeller, courtney love'lar, liv tyler'ların giyinip süslenip ortalıkta cirit attığını okudum sonra. bana acayip geliyor bu kombinasyonlar ama bu kadar insanı ağlattığına göre en azından bi yerlerinde bi dürüstlük var demek ki diye düşünüyorum, durduk yerde bok atmanın manası yok. ama yani binlerce yıldır nelere inanıp gözyaşı döktüğümüzü de düşünüp sevimsiz sevimsiz sırıtmaktan da kendimi alamıyorum.
saat beş. yarabbi.

2 comments:

  1. sanat kimin için?

    sanatçı için artık. ben hiç anlamıyorum bu modern sanattan. klasikçiyim. hatta sanat ve ben diye bir fotoğraf albümüm var, çok ayıplı.

    ReplyDelete
  2. ahahhaha benim de orhan pamuk nobel konuşmasını yaptıktan sonra sinirle çekilmiş bi seri sehpa köşesi ve bavul kenarı fotoğrafım var.
    sanat herkes için sanırım, givenchy giyenler için, oturup ağlayanlar için. yıllar önce annemle kitapçıda dolanırken kızın birini marquez'in ne kadar kitabı varsa kucaklamış satın alırken görünce hakaret etmiştim (ergenliğim çok vahşi geçti benim), "böyle kitap mı okunur, gerizekalı" diye. şimdi görsem gider laf atarım, ayaküstü sohbet ederim, ne güzel bi şey yapmış halbuki kız. halen daha kitap okurken adamın/kadının sadece bana yazdığı kanısından kurtulabilmiş değilim. resimleri de üstüme alınıyorum, fotoğrafları da. o yüzden belki de new york'ta kadının karşısına oturmuş olmam gerekiyordu anlayabilmek için. bilmiyorum.

    ReplyDelete