June 6, 2012

flying like a bird. like electricity

billy elliot çok sevdiğim filmlerdendir. hiçbi şeyi eksik değil, her şeyi tam bi filmdir çünkü. erkeklerin maden işçisi olduğu ailesinden çıkıp da dans gibi "olmayacak" bi işe kalkışan billy'nin hikayesi, o ana kadar "babalık" yapmak zorunda kalmamış olan babasının bu durumla imtihanı, fonda da thatcher ingiltere'si, greve giden işçilerin hali, dağılan aileler. (bu sinema endüstrisi thatcher gibi korkunç bi figürü bile "erkekler arasında tek başına savaşan cesur kadın" sosuna bulayıp önümüze koydu ya, pes diyorum pes. iron lady'den bu yüzden hiç hoşlanmadım.)

billy elliot'a dönecek olursak, en sevdiğim sahnesini koyacağım ama önce hikayenin birazını anlatmak lazım.
billy dans etmek ister, dansla kendini ifade edebildiğini farkeder. babası bu durumdan nefret eder, zaten grevdeler, para yok, evde anne yok, dans çok "homo" bi faaliyet falan filan. babasının inatla boks kursuna yollamaya çalıştığı billy bi gece dans ederken babasına basılır. durumu en iyi bildiği şekilde açıklamaya çalışır, dans ederek.



mahalleli kendi arasında para toplar, billy'i londra'daki royal ballet school'un mülakatına yollamak için. babası çok da emin olmayarak "tamam" der, küçücük bavulunu toplarlar billy'nin, yola çıkarlar. jürinin karşısında gerilir çocuk, tıkanır, pek iyi olmaz dansı.



işte en sevdiğim sahnesi de burda başlar, tam süklüm püklüm çıkarlarken jüriden bi kadın sorar: "son bi şey soracağım billy, dans etmek sana ne hissettiriyor?"



devamı için seyretmeniz lazım, bugüne kadar seyretmediyseniz eğer.

2 comments:

  1. of ağladım yine gece gece

    ReplyDelete
  2. ben de yazarken ağladım. sen gelince bi daha seyrederiz belki. sana filmler ayırdım zaten.

    ReplyDelete