January 10, 2019

Ayılar

Sosyal medyadan şikayet edip duruyorum, girip bakmayabiliyorsun, böyle bir çözümü var. Anında mesajlaşma şeylerinden kaçmak daha zor. Yıllardır görmediğim etmediğim insanların cart diye bana ulaşabiliyor olması beni ziyadesiyle bunaltıyor. Telefon etmenin demek ki hâlâ bir ağırlığı var ama mesaj yazmanın yok. Yazıveriyor karşı taraf, o anda önümde beliriyor. Bence ne okumak ne de cevap vermek zorundayım. Niye öyle bir zorunluluğum olsun?


Biri bana bunu telefon açarak yapıyor olsa savcılığa şikayet ederim. Mesaj yazdığı için ayı, sessize filan alıp görmezden geliyorum. Ben bu ayıyı en son 19 sene önce gördüm. Ayıdaki pervasızlık, rahatlık filan bayağı acayip. Keşke şöyle bir ayı olsaydı:

via GIPHY

Ama değil. Böyle ayıya can kurban. (Can kurban böyle ayıya. Ayıya böyle kurban can. Kurban ayıya can böyle.) (Ay kendi kendime güldüm ahhahha, hay allah.) Bahsi geçen diğer ayı, hepimiz ergenken de böyleydi, baba filan oldu o arada, hâlâ aynı ergen.

Neyse yani esas demek istediğim şu; gün boyunca neyi görmek istediğimizi neyi görmemize gerek olmadığını belirleyebilmemiz gerekiyor. Annemin yolladığı mesajı görmek istiyorum, gece yarısı ayısını istemiyorum. Gazete haberlerini okumak istiyorum, tanımadığım insanların memleketin herhangi bir yerinde yaşanmış bir olay hakkındaki fikirlerini okumama gerek yok. Bu şartları sağlayabilmek için de habire efor harcamam gerekiyor, onu sil, bunu kaldır. Hayatın kolaylaştığı filan yok, tersine, gittikçe komplike bir hâle geliyor.

Arkadaş olmak da efor istiyor ama çok basit bir prensibi var aslında. Arayıp sormak. Her gün de olabilir, yılda iki kere de. İki taraf da konuşmaktan memnunsa ilişkiler sürebiliyor, her ilişkinin bir ritmi var. Yıllardır görmediğin ve belli ki seni hiç merak etmediği için arayıp sormamış birine "nabion" yazmakta ne bir ritm var, ne de bir anlam. Hayatımda gördüğüm en lüzumsuz iş ya yemin ederim.

Ben o ilkokul gruplarına, lise toplaşmalarına da hiç gelemiyorum. Diyemiyorum da "Yahu ben çoğunuzu o zaman da sevmezdim, mecburen aynı sınıfta oturuyorduk her gün saatlerce", ilkokul arkadaşlarımı ise hatırlamıyorum bile artık. Bu tür arkadaşlıklarda bir verim yok zaten, ne anlatacaksın da ne dinleyeceksin? Tam kilo hesabı iş. İnsanın hayatında ağlayarak arayabileceği kaç kişi olabilir? İki belki, bilemedin üç.

Allah ağlayarak aratmasın tabii. Ben önce kendi kendime ağlayıp sonra aramayı tercih ediyorum. Sabahki 5 dakikalık Twitter seansımda şunu gördüm:

E valla bayağı benim kafam bu. Yani bir yandan 40 olmak üzereyim ama bir yandan da memleketi suçluyorum, suçlamıyor değilim.

Dün Kızılay'a yürüdüm, yol üstündeki Rossmann'a girdim. Neden bu şehirdeki bütün sıra beklemek istemeyen delirmiş kadınlar bana denk geliyor? Neden 10 kasa sırasının 8'inde hemen arkamda kıpır kıpır, kendi kendine konuşan bir manyak beliriyor? Üstelik ben her seferinde arkama bakıp elinde bir-iki parçayla bekleyen varsa yer veren biriyim. Allah belamı versin ki hep yapıyorum bunu. Dün inadım tuttu çünkü kadın ekstra terbiyesizdi. Bir işe yaradı mı? Yaramadı. Çünkü bu kadınlar hep orta yaş üstü, hepsinin ya evde hastası var ya da arabayı kötü yerde bırakmış ve arabada çocuk var. Ve bu kadınlardan "Senin saçını başını yolarım, doğduğuna pişman ederim" elektriği yayılıyor.

Elindeki üç tane dandik plastikten kıskaçlı tokayı dank diye attı kasanın önüne, kolunu üzerimden aşırtarak. "Arabada çocuk var, acelem var!" diye. Sadece dönüp baktım kadına, bakmama da sinirlenip enseme enseme söylendi iyi mi? Zaten üç parçacıkmış da, arabada çocukmuş da, homur homur. Kadının beni yolma kapasitesini ölçüp çenemi kapattım. "Parfümeride İnanılmaz Olay! Şok! Şok!" diye internetlere düşmek istemiyorum. Ancak bir gün bunun olacağından da neredeyse eminim. Yıllardır birikiyor; sonunda bir gün, neyime güvenip bilmiyorum ama çantamla filan vuracağım bunlardan bir tanesine.

Alışveriş yapan insanların sıra bekleme fikrini de içselleştireceği güzel günlerin umuduyla alnınızdan öberek gidiyorum.

17 comments:

  1. Sosyal ağ kısmında resmen kendimi gördüm. Telefon yanımızda diye her an elimizde olacak diye bir durum yok ki! Sırf bu tripler için 3-4 sene önce tüm sosyal ağlarımı kapattım. Bu ne yafff.

    Bak zaten milli liderimiz Bahçeli ne dedi? "Ruh sağlığı yasası çıksın dedi" hahahaha Kafayı yediğimizin en güzel kanıtı işte bu!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Nabion? Nabion? Ya valla cevap vereceğim varsa da vermem, gelmiş kaç yaşına, koca çocuğu var, hâlâ nabion? Üstelik gece 1'de mesaj atan insandan bir hayır geldiği de görülmüş şey değil. Annemin bana kedi videosu yollamasının Messenger kadar başka bir yolunu bulup da anneme öğretebilirsem çıkıp gideceğim ben de.

      Sen yazınca gugıllayıp okudum ne demiş diye. Sonra da verdikleri yasa tasarısının içeriğini okudum. Adam haklı :D

      Delete
  2. Ben bunun Çankayalı teyze versiyonunu gördüm yazın Çağdaş Markette, arkasında duran minnak ve sessiz Suriyeli kadına hiçbir sebep yokken çattı da çattı. Kadın ses etmedikçe o sesini yükseltti. Üstelik kadın önünde bile değil arkasında ve elinde tek bir şişe ayran var, sakince bekliyor. Bu dükkanı babasının evi gibi dağıtan şımarık torunu ve alışveriş arabası dolusu eşyasıyla arkadaki kadına "Sıra benim" diye anırdı sürekli. Sonunda biz müdahele ettik ve sıkı bir küfür yedik, daha uzatsak paralardı kesin, tipik iri kıyım Çankaya teyzesi Çankayalı olarak alınma, hem teyze değilsin, hem anladın sen onu :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Evet, zaten genellikle bu tarafta marketlerde mücadele veriyorum. O kadar çok "evde yaşlı-hasta var" duydum ki sanırım dev bir bakımevi olarak hizmet veriyor mahalle. Bazısı bahaneye de üşeniyor, toptan delirmiş gibi giriyor meseleye. Seninki o kategoridenmiş. Evde süt ve yumurta yok, o kadar markete gitmek istemiyorum ki belki vegan oluruz.

      Sanalmarket'ten sipariş vereyim dedim, Türkiyeli değilmiş gibi internete girebilmek için o kadar çok ayar çektik ki Migros nerede olduğumu çıkaramadığından sanırım, açılmıyor site. Mecbur Çağdaş Market, Yunus Market, daracık koridorlar, alışverişe devam ederken gelip gelip kasaya aldıklarını yığanlar, offf allahım :D

      Delete
  3. Ayı bizim arkadaşa böyle el sallamıştı hayvanat bahçesinde. O zamanlar tabii gidiyorduk. Şimdiki gibi azılı bir hayvan dostu değildik :D

    Whatsappta grubu olmayan tek kişi benim herhalde. Hiç sevmiyorum. İpini koparan alakalı alakasız yazıyor. Sonra her mesajda ben Allah Allah ne ola ki bu bildirim deyip açıyorum. Benim şuan her şeyim kapalı whatsappta. Saatim suutim yok. Çünkü bir defasında yakın bir kız arkadaşımla atışmıştık. Sevgili değildik. Ama durduk yere "Zihin neden şu saatte girmene rağmen benim yazdıklarımı cevaplamadın..." Huaydaaa :D Belki ben öldüm, hastanedeyim. Ne biliyorsun?

    Sırada çemkiren böyle tiplere yer vermiyorum. Otobüslerde de. Bir keresinde teyzenin birine yer verdim sessizce. Aman yarabiii. Söyleniyor! Neymiş efendim zaten yer vermem gerekirmiş bla bla. Pardon zaten yerimde oturuyorsun canım teyzem. Tontiş teyzem. Çirkef teyzem. Hep ben ben ben. Nasıl insanlar anlamıyorum valla. Yalnız bizim buradaki markette de kasa problemi var. 365 milyon kişi sıra bekliyor ama bir kasa çalışıyor. Geçen elimdekileri kasa yakınındaki bir rafa koydum. Elimde tutamıyordum. Müdür geldi. Dedi neden buraya koydunuz eşyalarınız altındaki ürünleri zedeliyor. Ben de yüksek perdeden çemkirdim. 2 kasa daha açıldı. Çirkefleşmesek insanları öyle ayakta tutacaklar. Ne market arabası var doğru düzgün ne sepet.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahhahha ay allahım :D Ben de bir kere AOÇ'takine gitmiştim, yıllaaar önce kardeşimi filan alıp. Bizim şansımıza da paketten cips yiyen maymun ile hemen yanında kendini tatmin eden diğer maymun düşmüştü. Cips hariç hayvanların doğası tabii; ondan bağımsız olarak mutsuzluktan ölecek gibi çıkmıştık o gün, bayağı korkunçtu şartlar.

      Ben sildim whatsapp'ı, gruplara muruplara eklenmeden hem de, bayağı girdiğim gibi çıktım. Aynen senin gibi "Ne ola ki bu?" diye açıyordum her mesajı, kaçmaya çalıştığım bir hayvanseverden üst üste gelen felaket vaziyette kedi-köpek videoları, gene yıllardır görmediğim etmediğim insanlardan gelen manasız "Naber?"ler, gördün-görmedinler filan. Dayanamadım.

      Ya valla, eskiden kırk yılda bir delirmiş insana rastlardım, şimdi gerçekten sayı çok arttı. Kendimden de o kadar emin değilim üstelik. Agresif değilim ama allah bilir başka sebelerden ben de birilerine delirmiş geliyorumdur. Ülkenin üzerine fısfısla filan bir sakinleştirici sıksalar, bir şey yapsalar keşke.

      Yok ben kesinlikle eminim, ben bir gün bir kasa sırasında kayışı kopartacağım. Haberlerde görünce tanırsınız blog komşularım olarak diye düşünüyorum. Çok yargılamayın, neticede nasıl o hâle geldiğimi az çok biliyorsunuz :D

      Delete
  4. Annen yakınlarında olsaydı benim gibi belki watsup vs gibi mesajlaşma programı yüklemezdin hiç,sonrasında ne oluyor biliyor musun?her muhabette o can alıcı soruyu soruyorlar -Senin niye watsupın yok?(çok kolay kullanması walla/istediğini engelleyebilirsin/artık eskisi kadar hayırlı cumalar mesajı da yok)yemezler anam.Görüşmek istediğim insanlar ile yeterince görüşüyorum yazış mayınca bir eksiklik hissetmiyorum diye kibarca yanıtlıyorum şimdilik.Ama hanfendi kişiliğim ile gırgıriye deki Perran Kutman çizgim at başı yarışıyorlar

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahhahhha ay Perran Kutman'ı özlemişim, açıp biraz yutuptan seyrettim :D Ben de kendimde tam arkasından "A aaa? Valla ne kadar sakin insandı, nasıl kundakladı onlarca marketi hiç anlamadık?" denecek bir çizgi görüyorum. Ya da "Meclise doğru donla koşarken etkisiz hâle getirildi" çizgisi çünkü allah biliyor kaç senedir hayallerimi süslüyor bu TBMM'ye koşma durumu.

      Annem yakında olsaydı yüklemezdim, valla haklısın. Kardeşim de uzakta ama onunla daha sakin ve pek kimsenin olmadığı yerlerden konuşabiliyoruz. Can alıcı soru soruluyor hakikaten, geçen gün tez danışmanım sordu "Sende yoktu di mi?" diye, laboratuvardan fotoğraf yollayacaktı. Email atmasını rica ettim, 5 gündür gelmedi email. Whatsapp herkese daha kolay geliyor sanırım.

      Delete
  5. Şimdi bir sürü şey yazacağım. Korkunç bir okula gittim ilkokulda. Öğrencileri çalışkan tembel diye sıralara yerleştiren manyak bir öğretmenimiz vardı. Daha garibi, tembeller hep arkalara atılıyordu, ayol madem tembel bu çocuklar oturt en öne, ilgilerini çek, çalışmaya teşvik et, yok. 2015 yazında bir yerlerden buldular numaramı çocuklar, buluşuyoruz, gel diye çağırdılar. Tembeller kendilerini göstermek istiyorlar, biliyorum çünkü gelmişler iyi kötü bir yerlere. Ay böyle buluşmalar hep kendi hayatını başkalarının gözüne sokmak üzerine temelleniyor. Ben de kalktım gittim, bütüüüüün "başarısızlığımı" göstermek için. Tıp kazanamadım, okul uzadı falan ya ahahah. Böyle samimiyetsizliklerden nefret ediyorum, hepsi nefret ediyordu benden, neden çağrılıyorum?

    İnsanların mesaj atmasından daha korkunç olanı, mesajlarına muhakkak ve anında cevap beklemeleri. Buna zorunluymuşsun gibi bir hava içindeler ve aslında hiçbir bağ yok aranızda, korkunç. İletişimin kolaylaşması insanlarda müthiş bir adapsızlığa neden oldu, buna inanıyorum.

    Bir de sıralar, evet. İnan ki gençle yaşlıyla alakalı değil. Otostop sırasında kendisini koşarak bana duran aracın ön koltuğuna fırlatan bir kız biliyorum. Oysa RİCA ETMEK DENEN BİR ŞEY VAR. "Sınavım var, geç kalacağım, sıranızı verir misiniz?" Bu kadar basit halbuki her şey. Muhakkak birileri, tabii buyrun diyecektir.Bir gün ben de dayanamayıp birilerinin ağzına ayağımı sokuvereceğim diye çok korkuyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Birinden taşındığımız için, diğerinden it bir oğlan musallat olup en sonunda gözlüklerimi kırdığı için ayrılarak geçtiğim üçüncü ilkokuldaki sınıfımda fakirler-orta halliler-zenginler olarak ayrılmış üç sıra vardı.

      Artık İzmir'de yaşamadığım ve Facebook'ta kurdukları gruplarda biraz durup kaçtığım için hiçbir şeyden haberim yok, olsun da istemem. Kendi seçtiğim ergenlerden oluşan bir arkadaş grubum vardı İzmir'de, hep beraber vakit geçirdiğimiz, onların bile çoğunun yetişkin hâline tahammül edemiyorum. Bu nabion ayısı da onlardan biri zaten. Nabion ayısıyla arkadaşlığımızın önemli anları içinde kafama kültablası fırlatması filan var, çok şok geçiriyor değilim aslında mesajlarına. Ama 15 yaşındayken enerjim vardı, bacağına tekmeyi yapıştırıyordum, artık hâlim yok. O uçan kültablasından bir ninja gibi eğilerek kaçmayı başarmıştım, şimdi fırlatsa kafam yarılır mesela. Durum bu.

      Ay evet ya, arada hiçbir bağ yok aslında, ne doğru dedin. Adap kalmadığına da tamamen katılıyorum. Sağda solda görüyorum, üniversite hocalarına ve yazarlara mesaj atıp "Şu kitabınızı bana özetler misiniz? Ödevim için lazım" yazanlar filan varmış. Adapsızlık bir yana, tuhaf bir yarımgötle iş yapma hali var. Öğrenciliği bile beceremiyor, oturup o kitabı okuyup özet çıkaramıyor. Sonra öğretmenliği, avukatlığı, mimarlığı nasıl yapacak bunlar? Cevap veriyorum: yarımgöt yapacaklar.

      Ben durup da otostopçu alacak olsam ve birinin böyle kendini öne attığını görsem, o arabadan iner intizamı sağlarım. "Sırada kim varsa o binsin" diye. Sanırım geldiğimiz noktada yapılması gereken bu. (Sonra "Arkamdan deli diyorlar ühühühü") (Desinler değişemem, desinler değişemem.)

      Delete
  6. Sanırım sen bunu yazdığın sıralarda ben de , bir kahve kuyruğunda kadının birinin arkamda söylenmesi ile uğraşıyordum. Onun boyu uzun , benim boyum kısa bütün hoffflaması enseme enseme geldi. Herkes gerildi , kahveyi hazırlayan çocuk panik yaptı. En son dayanamadım dönüp " siz keyif yapacaksınız diye , herkes gerildi farkında mısınız ? " dedim , söylendi söylendi sonra da kahve almadan gitti. Bir gün bu söylenenlere çemkirirken dayak yiyeceğim ama dur bakalım.

    Bir de bu tür hadiselerin İstanbul'da olduğunu düşünürüm hep. Ankara'ya gelince rahat ederim diye umuyordum ama orada da var . İdare edicez artık.

    Sosyal medya mesajları , fotoğrafları ve yorumları beni de çok bunalttı hesapların hepsini kapatmıştım ama şimdi de hiçbir şeyden haberim yok gibime geliyor. Bensiz eğlenmiyorsunuz demi ?

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ankara'da tam olarak nereye geleceksin, aslında bir yandan da bunu düşünmüyor değilim. Biz bir nevi gettoda yaşıyoruz, son seçimin sonuçlarını gugıllayıp haritaya bakarsan hemen tespit edebilirsin getto neresi. Ha getto metto diye burası da süper demokratik bir mahalle cenneti değil tabii ama belki birazcık daha medeniyet vardır, çok da emin olamıyorum. Şafak'ın anasının oturduğu mahalle hafiften Rakka'yı andırıyor mesela son zamanlarda.

      Ahhahha ay yok ayol, sensiz eğlenmiyoruz :D Bıraktığın gibidir her şey, bir ihtimal daha da kötüdür.

      Delete
    2. Ankara bileti manyağı olucam sizden ötürü! Yannız bu da benim İstanbul'a taşınmamı ekledi resmen, töbeee! :)

      Delete
    3. Şöyle bir baktım, sosyal medyayla en az ben itişiyorum sanırım aranızda. Instagram menşınlama işine de seçenek koyarsa hiç derdim kalmayacak hatta... hepsi benim bebeyim! ♥
      o değil de, nabıon peki? :))

      Delete
    4. Kız ne var, kaza yapmazsa ne güzel geliyor tren Ankara'ya. Zaten gittikçe birbirine yanaşıyor bence şehirler, bir gün belediye otobüsüyle gelmek mümkün olacak.

      Menşınlama seçeneği filan hiç anlamadım ama böyle şeyleri lütfen bana haber ver, biliyorsun paniğe kapılıyorum sonra :D

      ESAS SEN NABİON?
      NABİON?
      NABİON?
      NABİON?

      Delete
  7. Ben orta yaşlı teyzelerden acayip korkuyorum:) Çoğunluğu çemkirme ustası, bilmiş, ayrıcalık isteyen, devamlı konuşan kişiler ne yazık ki. Ne zaman anlattığına benzer bir olayla karşılaşsam "Allahım biz böyle olmayalım ne olur" diye geçiriyorum içimden:) Biz dediğim, kardeşim, kuzenler, yakın arkadaşlarım olarak çevremdeki kadınlar:) Bak yine aklıma geldi, inşallah o teyzelere benzemeyiz ya! :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Valla bilmiyorum belki bir gün bir kasa önünde kozlarımızı paylaşırız bir tanesiyle, bana sigara ve kitap yollarsınız içeriye blog komşularım olarak toplaşıp. Ben bu öfkeyi dışavurmazsam yaşlılığım çok daha feci olacak gibime geliyor :D

      Ay herkes annesine benziyor aslında, bazısı az, bazısı daha çok. Annem de bayılana kadar sıra bekler benim, babamda var biraz araya kaynakçılık.

      Delete