3 aydır kayıp değilmişim gibi kenardan giriverdim bloga, hello komşular. Hello kapıyı duvar bulup bir anlam veremeyen kıymetli dostlar, Romalılar; ya valla biraz kafam çalışıyor olsa "Biraz kapatacağım blogu, sonra geri geleceğim" yazmayı akıl ederdim. Özür dilerim, akıl edemedim. Kafam çalışmıyor.
Ama bence biraz da bu gerzekliğim yüzünden gelip okuyorsunuz yazdıklarımı meh mehe heh. Sabah kendimi yataktan kazıyarak kalktım, kahve yaptım. Kahve yaptığımı düşünüyordum, yapamamışım. Makineye su, kağıt filtre filan koymuşum fekat kahve koymamışım. Baştan başladım, ruhum öldü o arada. Sürünerek spora gittim. İkidir deli bir kız musallat oluyor salonda, umarım iki seferle kalır da buralara ağlamak zorunda kalmam.
Pek bir şey de olmadı galiba geçen aylar boyunca; sporu sallamıştım-4 kilo aldım-spora yeniden düzenli gitmeye başladım, kendime bir cilt hastalığı teşhisi koydum, sokağa mümkün olduğu kadar az çıkıp mümkün olduğunca kitap okudum. Spordan ve küçük ölçekli cüzzamdan bilahare bahsederim, şunları okumuşum blog kapalıyken, yav niye eskisi gibi çok okumuyorum, bir avuç kitap. Neyse:
The Cat Who Wasn't There'de macera bu sefer İskoçya'da geçiyordu; kediler evde, Qwilleran turistik gezideydi. Bizim Büyük Challenge'ımızın bir yerlerine sokuşturmayı başardım bu kitabı da.
Yol'u Pulitzerli kitap maddesine sokayım diye okudum. Bitirdiğimde beklediğimi bulamadığımı düşünüyordum, bir süre sonra kitabın bayağı kafama nüfuz etmiş olduğunu farkettim, bir tuhaftı.
Sardalye Sokağı çok güzeldi. Bunları okuyarak Gazap Üzümleri'ni okumayı mütemadiyen öteliyorum sanırım ama nereye kadar. Eninde sonunda onu da okuyacağım, Steinbeck'i çok seviyorum. Barbar kocam okudu Gazap Üzümleri'ni, bitirdiği gece "İyi hiçbir şey olmadı" diyerek usulca başucuna bıraktı kitabı.
Guguk Kuşu, J.K. Rowling'in takma isimle yazdığı bir polisiye serisinin ilk kitabı. Valla gayet derli topluydu, millet "DİYALOGLAR ÇOK UZUN!!" diye şikayet etmiş, ben beğendim. Devam edeceğim okumaya seriyi.
Hayvanlardan Tanrılara Sapiens'i o kadar uzun bir zamana yayarak okudum ki bir yerden sonra sadece bitsin diye okudum. Bunu da şalanj maddelerinden birine yazdım.
Karıncaların Günbatımı, bu sene okuduğum en iyi romanlardan biriydi. Ben ne yazsam hakkını veremeyeceğim burada, iyi edebiyat ne güzel bir şeymiş yarabbi.
Cesur Yeni Dünya'yı Sarıkafa'dan araklamıştım, 5 senedir filan evde duruyordu. Keşke daha genç yaşlarımda okusaymışım, daha çok heyecanlanırdım. Gene heyecanlandım ama emekli amca gibi heyecanlandım.
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği'ni ergenliğimde okumuş olma ihtimalim çok yüksek. Geçenlerde Urla'da gecenin bir saati elimdeki kitabı bitirince can havliyle bunu aldım kitaplıktan, baktım hiçbir şey hatırlamıyorum, okudum. Çok da beğendim. Urla'da bu şapkalı kapaklı eski İletişim Yayınları baskısı vardı, Can Yayınları pek güzel bir kapak tasarımıyla basmış. Steinbeck'in köpeği Charlie'den sonra bağrıma bastığım bir diğer köpek oldu Karenin. Güzel yazılmış köpek birey karakter bulunca seviniyorum, her yer köpek olsun istiyorum.
Rağmen: İlkler ve Gece Bülteni'ni yazdım galiba önceki postlarda. Kalkacağım masadan çünkü barbar kocam eve geldi ve yazlık diskosuna çevirdi ortalığı. The Beach Boys'dan Kokomo ile başladı, bir saat sonra aklına benim de bu evde yaşadığım geldi, sevineyim diye Stone Temple Pilots çalıyor. Gerçi Kokomo'yu da ben seviyorum. Bence müzik zevkinin en azından yarısının müsebbibi benim, böyle de faydalı bir insanım.
Kalktım, gittim, iyi hafta sonları. Pazartesi filan görüşürüz bence. Öbtüm.

Ay sonunda yazmana çok sevindim. Her gün kontrol ediyordum. Ben de eskisi kadar kitap okuyamıyorum. Bu aralar sapıttım, dün arkadaşımın evinde camı çerçeveyi indirmişim, her tarafım çizik dolu, bileğim biraz daha kesilse hastanelik olacakmışım. Kafamın içi hiç durmuyor ayh.
ReplyDeleteKitaplardan birkaçını listeme ekledim. Çok ilginç şeyler okuyorsun. Seni seviyorum <3
Ya iyi geldi sana diye düşünüyordum bu yaz? Niye camlar çerçeveler indi? İlaçlar milaçlar?
DeleteBana da hiç ilginç şeyler okuyormuşum gibi gelmiyor, en ilginci Karıncaların Günbatımı'ydı. İnternet olmasa hayatta haberim olmazdı o kitaptan, çok şükür sadece anksiyete vermiyor, bazen güzel kitap da veriyor internetler ve sosyal medyalar.
Ay Ankara'daki halime nazaran inanılmaz iyiyim. 20 kilo almam dışında ihtiyacım varmış buralarda olmaya, ana baba evinde kalmaya. İlaçlara devam.
DeleteBiri beni de yataktan kazıyabilir mi fekat bırak kahveyi su içemedim daha... Karıncaların Günbatımı listeye eklendi, teşekkürler..
ReplyDeleteAy niye kalkamıyoruz acaba yataktan? Bugün gene zorrrrla ayağa dikildim. Ama en azından kahve yapabildim. Saat oldu 12:00, bir lokma su içmedim iyi mi? Gideyim bir şişe doldurayım bari :/
DeleteValla çok güzeldi kitap, "İyi hiçbir şey olmadı" kategorisinden aslında bu da bir miktar :) Ama tam bir klasik roman, okuduğum her tür polisiye ve kötü roman/öykü girişimlerinden sonra çok iyi geldi bana.
Sardalye Sokağı'nı ve Gazap Üzümleri'ni çoook severim. J.K Rowling polisiye serisine ben de başlasam. Karıncaların Günbatımı'nı fazlaca merak ettim, bilmediğim bir kitap. Ve en önemlisi, 3 ay aradan sonra hoş geldin :)
ReplyDeleteHoşbuldum :) He heh valla ben de sevindim geri geldiğime ama sanki bir genel seyreklik var blog yazılarında yahu? Yaz mevsimi diye mi acaba?
DeleteJ.K. Rowling polisiyelerini seversin gibime geliyor. Yani öyle çok olağanüstü bir yenilik getirdiği yok türe ama iki ana karakter hoş, merakla okunuyor katil kim diye, bir de Londra'da geçiyor. Sokaklar mokaklar, parklar, kapalı havası filan :)
Sizi tekrar görmek ne güzel.Bende duvara toslayıp üzülenlerdenim.İyi ki geldiniz.
ReplyDeleteBilmukabele efendim, ben de geldiğime seviniyorum :) Ya valla, keşke bir not bıraksaydım gitmeden, çok pişman oldum sonradan, kusura bakmayın <3
DeleteMerhaba blogunuzu tesadüfen keşfettim ve çok sevdim :) Kitaplardan bazılarını listeme ekledim, teşekkürler :)
ReplyDeleteMerhaba :) Ben de karşılaştığımıza sevindim :)
Delete