December 17, 2019

Samimi Anlar, Sökülen Kentler, Aşılar

Lucky'den sonra ne okuyacağımı bilemedim, hemen bir siyamlı polisiyeye başladım. Siyamlar da avutmadı beni. O arada Sevda'nın çevireceği yeni kitap belli oldu. Baktım ikizler var, aile dramlı gerilim filan. Çevrilecek, basılacak ohooo aylar sürecek diye düşünürek indirdim ve okuyuverdim, valla bayağı sürükleyici bir roman çıktı.

Hafta sonumu da sağa sola sinirlenerek geçirdim.


Vıcık vıcık samimi anlar çünkü başbakan bir kadın, yetmezmiş gibi bir de genç, güzel filan. Saygı görmenize yetmiyor yani bir ülkenin gencecik yaşınızda size güvenip oy vermiş olması.

Sputnik'i takip etmeyi geçen yaz bıraktım, bıraktığım anın ekran görüntüsü de var:


Böyle arka arkaya denk gelmişti tweetler, daha da çok sinirlenmeme sebep oldu. Evrensel'in tweetinden kaç para ödendiğini öğrenebiliyorken neden sizin "PEKİ O BEDEL NE??!!...." gazeteciliğinizi takip edeyim?

Bir bu "tık gazeteciliği", bir de üzerime yağan reklamlar. Gene geçen yaz, Cumhuriyet'te bir eski haber okumaya kalktım:


Böyle sabit de kalmıyor sayfa tabii, kutular açılıyor, kapanıyor, videolar oynamaya başlıyor. "Ay lanet olsun okuyacağım habere" diye kaçtım.

Koca Hasankeyf'i de yok ettik. Gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum.


600 senedir orada duran camiyi yerinden etmek de bizim başarımız olmalıydı tabii ki. Her şeyi söküp Arkeopark diye bir yere taşıyorlar, bilmiyorum nedir o Arkeopark. Ama gözümde Gökçek'in Ankara'nın orta yerine diktiği dinozor parkından bir farkı yok.

Arkeolojinin ve tarihin bütün numarası şundan ibaret: olayları, kişileri, eserleri bir bağlam içinde değerlendirmek. Bir yapı, o yapıya çıkan yol, o yapının etrafındaki diğer yapılar, o yapıya sırtınızı yasladığınızda gördüğünüz manzara filan ile birlikte bir anlam kazanıyor. Bir yapı sadece muazzam şekilde inşa edilmiş olduğu için değil, 600 sene boyunca gördüğü geçirdiği ile de var oluyor. 600 senedir kaç kuşak insanın hatırasındaki yeri ile, o insanların toplu belleğindeki yeri ile.

Yav, Bergama Sunağı'na neden söyleniyoruz o zaman? Çaldılar, çaldılar, hırsız Almanlar. Çalmamışlar, ferman var padişahtan "Aman alın götürün" diye. Yerinden koparıldığı için söyleniyoruz.

Sunağı ait olduğu kentten, tepeden, ağaçtan söküp beton bir bina içinde numune gibi sergiledikleri için söyleniyoruz. O sunağın Bergama için ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyoruz bugün çünkü sunak Berlin'de. Bergama'da sunak yerine bir boşluk var.

Ben şimdi ne anlayacağım bu camiden? Cami nehre bakıyordu, nehir binlerce yıldır akıyordu, insanlar binlerce yıldır alıştıkları gibi yaşıyordu. Halfeti'de baraj yüzünden taşınmak zorunda kalan insanları nereye yerleştirdiklerini biliyor musunuz?


Issızlığın ortasındaki bu kutulara. Halfetililerin bahçeleri, ağaçları vardı, nehir kıyısında verimli toprakları vardı.

Yaşam tarzları ne olacak? Kültür? Ya İtalya'da 600 yıldır aynı sirkeyi, aynı yerde üreten aile var. Yemin ederim ağlayasım geliyor. Sirke kültürel miras oluyor, biz Orta Çağ kentimizi yok ediyoruz.

Bu ülkede Arkeologlar Derneği var, yok sanmayın diye yazıyorum. Benim de arada kendime hatırlatmam gerekiyor gerçi. Var bir dernek. Bir yerlerde, sessizce.

Soner Yalçın'dan da hırsımı alamıyorum. Toplumsal sinirim bir yana, ben bu çocukluk hastalıklarından hiç birini geçirmedim. Su çiçeği hariç. Onu da geçirmezdim ama benden 9 yaş küçük kuduz bir birey olan kardeşim okuldan kapıp eve taşıdı. Birileri aptal diye, çocuklarını aşılatmıyor diye bu yaşta kızamık filan olursam ben gider o kızamıklı çocuğun ailesinin evini yakarım. Arabalarını kundaklarım.

Cem Say'ın yazısını şuraya bırakıyorum. Oda TV'ye yollamış ama yayınlamamışlar, Cumhuriyet yayınlamış:

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1708458/asilar-hakkinda-gercekleri-okumaya-cesaretiniz-var-mi.html

Üzerinize atlayacak reklamlar için ben özür dilerim, Cumhuriyet utanmıyor çünkü.

Uzaktan öberek gidiyorum, çıkıp yürüyeceğim, yürümekte fayda var.

14 comments:

  1. Verdiğin linkten 3 reklam kapayınca yazının okunamayan kısımlarına da ulaşabildim, anladım seni :)
    Kızamıktan korkma aşın vardır mutlaka, bizim neslin klasik aşılarından..
    Cami olmasa kütüphane falan olsa o yapı öyle de taşımaz, yıkıverirlerdi, cami kutsal diye taşımışlar işte.. Manasız bir yorum oldu ama bizimkilerin "he o desdilerden çok çıkıyi doprahtan, al al, biz atıyiz onu" diye götürdükleri ampforaları Berlin'de bulunca ben sevinçten ağlamıştım. Bizde müzecilik..... Ne bileyim ya. Kafam karışık bu konuda. Kalsa mı iyi gitse mi bilmiyorum, en azından dünya mirasına katılıp korunuyor diye seviniyorum işte.... Pardon.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya mücadele etmesi gerekiyor insanın iki satır haber okumak için ahhahhha yemin ederim manyaklık!

      Ay evet ya, onca aşı olduk di mi? Allahım inşallah hepsini olmuşumdur. Olmuşumdur gibi geliyor, öyle kuzu gibi bir çocuktum ben.

      Evet, camileri taşıdılar, bir de hamam vardı galiba taşınan. Gözle görünen irice binaları taşıdılar aslında. Halbuki "landscape" tabir edilen şey de arkeolojik bir eser. Arazi kullanımı, bütün o camilerin birbirine yakınlığı, uzaklığı, evlerin konumu. Buranın yazı, kışı, baharı. Millet kendini paralıyor dünyanın her yerinde, güneş oradan mı vuruyormuş tapınağa da yok efendim kışın nasılmış akustiği de yazın nasılmış filan diye.

      Valla sanmıyorum ki bir müze kapısına amfora götürdüğünde alsın. Yer yok, bütçe yok. Zaten o amforayı bulduğun yerden söküp çıkardığında artık arkeolojik olarak da pek bi manası yok. İşte batığın yeri bellidir belki, en fazla ona işaret eder. Batık kazısı da bir masraflı iş ki. Kazısı ayrı masraflı, o eserlerin restorasyonu konservasyonu ayrı masraflı.

      Bir amfora müzesi ne güzel olurdu. Amfora dediğimiz şeyin her tarafında insan var, yapan insan, taşıyan insan, kullanan insan, en sonunda çöpe atan insan. Ne bileyim, bizde müzecilik işinin içinde pek küratörlük yok sanırım.

      Yok canım, kalsın artık böyle şeyler oldukları yerde. Gerçekçi olmak lazım, bizim o sunağı geri istemeye kalkışacak paramız yok. O dava yıllar sürer, o Berlin Müzesi geri vermemek için canını dişine takar. Ve alamayabiliriz de yani sunağı en sonunda. Bu hukuk mücadelesine haracanak parayla kaç tane müze kendine gelir memlekette. Devletimiz kaçak kazılarla mücadele etsin, 5000 yıllık çanak çömleği memleketimizin muteber iş adamlarının lütfedip halka açtığı özel müzelerinde görmeyelim mesela.

      Delete
  2. Nebleyim, zekâm yetmiyor bır bır konuşanları anlamaya da, dut yemiş bülbül gibi susanları da... Biliyo musun, Bodrum'da içinde antik mezar olan, eskiden Gima şimdi Carrefour var. M.Ö 3. yy.da yapılmış mezar. Sanırım içinde antik mezar olan dünyanın tek alışveriş merkezi. Ayrıca dünyanın en büyük hipodromunun üzerinde Bodrum Sanayi Sitesi var. Ayrıca kale surlarının üzerinde oto lastikçi. Mesela antik tiyatronun taşlarını bi okul yapmak için kullanmışlar. Filan. Nereye baksan elinde kalıyo anacım, yürüyüş en iyisi...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bodrum bilhassa acayip bir yer hakikaten arkeoloji açısından. Sit alanıdır her tarafı diye düşünmek istiyorum, bilmiyorum öyle mi. Ama hala ve hala mezar çıkıyor, mezar çıkma ihtimalini biliyoruz, neden inşaat var o zaman? Yunanistan da böyle galiba, surlar ve oto lastikçiler kucak kucağa.

      Bodrum Kalesi'nde staj yapar gibi çalışmıştım çok eskiden. O canavar tavus kuşları hala serbest dolaşıyor mu kalenin içinde? O zamandan beri nefret ediyorum tavus kuşlarından :D

      Delete
  3. Ekran görüntüsü almak çok mantıklıymış. Ben de birilerini protesto edıp kafamdaki karalisteye alıyorum, boykot ediyorum, okumuyorum, izlemiyorum falan, sonra unutuyorum neyine kızdığımı. İnsanlar sorunca açıklayamıyorum, komik oluyor onların açısından. Ayrıca lanet gelsin o soru sormacalı, tıklatmacalı gazeteciliğe. Aşırı sinir yüklüyüm bugün, iyi oldu senin yazı da, başka sinirlendiğim şeyleri hatırladım. (Şeytani gülüş emojisi)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de çoğu şeyi unutuyorum, böyle konu başlıkları hatırlıyorum, öyle anlatıyorum. "Ya şey dememiş miydi bu kadın? Hani şey olduğunda bu şey demişti?" filan diye debelenince muhakkak biri hatırlıyor ne olduğunu.

      Bu sabah da sinir içinde uyandım. Evi süpüreceğim sanırım, faydası oluyor elektrik süpürgesiyle köpenk ittirmenin :D Bir de sıcak suyla yıkanınca insan yumuşuyor :)

      Delete
  4. Ben liseden sonraki yıl kabakulak geçirdim,apartmanda ki çocuktan bulaştı o bir haftada iyileşti ben süründüm resmen böyle olurmuş yaş ilerledikçe.Allah korusun ne diyeyim şans eseri yaşıyoruz bu günlerde,iyiki çok işim vardı Ankara'ya kadar yürürdüm boktan bir gündü��

    ReplyDelete
    Replies
    1. Aman ya işte su çiçeğini lise sonda geçirdim ben de, perişan olmuştum. Ay dün yürümek de çok kâr etmedi, hakikaten ne boktan bir gündü ya. Bugün de çok harika değil ama başka şeyler düşünmeye çalışıyorum. Kış her şeyi daha da sevimsiz yapıyor yemin ederim :/

      Delete
  5. Bazı arkeolog ve tarihçilerle anlaşamıyorum. Ben de ilk yerinde korunması gerektiğine inanlardanım. Sonuçta şunu düşünüyorum, sen eğer piramitleri oradan söküp alırsan çevresindeki o kumlar ne olacak? Ya o çölle şehrin kesiştiği yerdeki ilginç manzara? Al dik New York'un göbeğine. Taş yığınından ibaret olacak. Context dışı tamamen. İnternette görüyorum. İran'dan alınıp götürülmüş eserler Chicago'da. Alakaya çay demle. Persepolis'te gördüğün taş bin senedir orada. Fakat diğeri artık dekorasyon ürününe çevrilmiş.

    Bergama'ya canım yanıyor her defasında ama dediğin gibi göz göre göre gitmesine izin verildi. Carl Humann denen leş kargası bir de utanmadan kendini oraya gömdürtüyor. Humanngilleri savunan insanlarla çok kavga ediyorum. "Osmanlı'da kalsa yeterli bakım görmeyecekti iyi ki oradan götürüldü" diyorlar. Doğru olabilir bu ama her şekilde toprağına kalması daha iyi bence. Keşke her eser doğduğu yerde mutlu ve bakımlı olsa. Fakat olmuyor.

    Sinir olduğum bir diğer husus da mumya sergilemek. Bu çok çok çirkin bir şey! Rızası olmadan bir canlının bedenini sirk gösterisi gibi sergilemek etik değil. Asla. Bu hisse Kahire'de kapıldım. Yoksa uzun yıllar ben de "aaa mumya <3" diye gezenlerdendim. Ama sonra o kraliyet mumyaları odasına girince "bir dakika ya, şuan biz mezarlıktayız ve herkesin elde telefon gülüşe gülüşe şaka yaparak dolaşıyor, bu çok yanlış" dedim. Bilmiyorum. Belki de ben çok hassas bir muhafazakarım :/ Tutankamon'un mumyasının başına da bir adam dikmişler vadide. Adam insanlara komiklik yapmak için mor ışık tutuyor merhumun kafasına ve gülümseyip bir şeyler söylüyor. Hey Allah'ım..

    İlkbaharda Hasankeyf civarına gideceğim muhtemelen. İçim kan ağlayarak bakarım.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay evet işte, dekorasyon oluyor söküp götürünce. Hasankeyf'i de dekorasyon ettiler, tam da bunu anlatmaya çalışıyordum. Ve plastik dinozorlar kadar manasız. Hem dinozorlar hem de dekorasyon Hasankeyf için argüman aynı, "Turist çekecek". Başlarım turistine de turizm gelirine de. Barajlar ayrı, turizm ayrı felaket. 3-5 sene önce Halfeti'ye gittiğimde ölmek istedim, eller havaya tekne turizmi, piknik turizmi, baraj gölünün kıyıları piknikçi çöpüyle dolu.

      Aman o "burada bakım görmeyecekti"ciler de, koloni valileri maşallah. Bergama Sunağı'nın gitmesinin üzerinden kaç sene geçti, o arada dünyanın bu tarafında çıkan herrr savaşta milyonlarca eser kaçırıldı Avrupa'ya. (Ki eminim bir kısmı da Körfez ülkelerine gitti) Onları naapıcaz? Aman canım zaten buralar hep savaş, ne güzel yeni evlerinde iyi bakılıyorlar. Tapusunu da verelim buraların, hepimiz kurtulalım. Zaten buraya kim gelecek de müzede görecek o eserleri, bak ne güzel British Museum'da filan her gün milyonlarca insan görüyor.

      Bu tarihi eserlere bakmak meselesi, çok mühim bir mesele. Neye, nasıl bakacağız? Bakınca ne göreceğiz? Aslında biz sıradan "bakıcılar" olarak bilmek zorunda da değiliz, bizi yönlendirmeleri lazım. Müze bok gibiyse senin deneyimin de bok gibi oluyor, sergilenen eserler ne kadar harika olursa olsun.

      Ama yani bir Orta Çağ camisini anlar insan. Bir Orta Çağ kentinde yürüyorsan eğer, karşına cami çıkıyorsa anlarsın o cami ne demek, bu kent ne demek, bu insanlar kim. Yani bak Orta Çağ binasından taşları aşırıp kendi evlerinin inşaatında kullanmıştır oranın yerlileri, onu da anlarsın. Bir Orta Çağ kentinde yaşamayı anlarsın. O camiyle, o taşlarla büyüyen çocukları anlarsın. Bunu da yok ettiler.

      Ay çok üzgünüm gerçekten. Arkeoloji Derneği yazmışım yazıda, esas acıklısı bu baraj projesinin bir bilim heyeti filan var. İçinde arkeologlar var. Kim neye evet dedi bilmiyorum tabii ama bizim camiadan herhangi bir şeye itiraz sesi yükselmesi ahhahhha yazarken güldüm. Herkesin kazı iznini devlet veriyor, herkesin doçentliğini profesörlüğünü devlet onaylıyor. Haşa itiraz filan.

      Delete
  6. Ben bu aralar Necip Mahfuz'un "Cebelavi Sokağı'nın Çocukları" kitabını okuyorum. Nobel almış. Onu da geç adam bu kitap yüzünden idam cezalık falan olmuş Mısır'da. Metaforik anlatımlarla dolu ama müthiş bir kitap. Okumadıysan belki göz atmak istersin dedim.

    Aşı konusu bence korkunç bir toplumsal soruna dönüşmek üzere. İşin içinde çocuklar olunca seçim hakkını ebeveynlere bırakmak ne kadar doğru bilemedim. Çünkü aşı olmayan bir çocuk çevresindeki diğer çocuklar için ölümcül bir tehlike yaratabiliyor. Acilen bu konuya el atılmalı

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay okumadım, listeme ekledim hemen, yaşasın!

      Ya evet, okula gidiyor bunlar, otuzu kırkı yan yana bütün gün. Gerçekten tek eksiğimiz kızamık salgını. Maraş'a kazıya gelen bazı İngiliz öğrenciler sıtma aşısı olup geliyordu, yanlarında kinin tabletleri filan. İlk defa gelenler bunlar, tecrübeli olanlar hazım ve ishal ilaçlarıyla geliyordu :D Açıp gösteriyordum internetlerden, "Yav yok burada sıtma filan, zaten mecbur da değilsiniz aşı olmaya" diye. Valla milli duygularım kabarıyordu, tamam biraz fakir olabiliriz ama sıtma olacak kadar perişan da değiliz diye. Nereden nereye. Şimdi kimseye mani olmam, ne kadar aşı varsa olup gelsinler.

      Delete
    2. Haaahah sıtma ne ki!
      Uyuz salgını başlamış. Bilgi verilmiyor ama kaşınanların sayısı giderek artıyormuş.
      Hatta çoğu insan farkında bile değilmiş bu durumun.
      Plansız insan yığmanın sonuçları işte. Kim bilir daha ne hastalıklar hortlayacak bakalım!?

      Delete
    3. Ben de duydum o uyuz salgınını. Ya gerçekten yıl olacak 2020, uyuz salgını için şartları yaratanların allah belasını versin.

      Delete