January 6, 2020

Merhaba 2010!

1 Ocak sabahı uyanıp "Vay canına 1 Ocak 2010!" diye geçirdim içimden. Benden artık hayır gelmez, 2000'li yılları algılayamıyorum ben.

Bir haftalık Urla maratonu nispeten hadisesiz geçti, döner dönmez grip oldum. Ciğerlerim zonkluyor, kafam adeta bir balon. Fakat babamı akıllı telefona alıştırmayı başardık, 2019'un en mühim işi buydu. Tuşlu telefonundan rehberini aktaramadık, ben oturup yüzlerce telefon numarası girdim yeni telefonuna. Yarabbi ne kadar çok telefon numarasıydı gerçekten, iki günümü aldı. Neyse, açıp kapatabiliyor telefonu. Bir de baba kılıfı aldık, kılıfa daha çok memnun oldu. Neresinden tutacağını bilemiyormuş çünkü telefonu. "Selfi nasıl çekiliyor?" diye sordu, onu da gösterdim.

Anamların ev hayvan dolu tabii, hangi birini anlatayım bilmiyorum. Bahçe de hayvan dolu. Gece ayaklarım sıcak ve tüylü bir şeye değince uyandım, yüzüme değen tüylü bir nefesle uyandım, göğsümde uyuyan bir şeyin ağırlığıyla uyandım. Bunların hepsi farklı kedilerdi.

Bu cangıl ortamında Gerald Durrell'in Büyülü Ada'sını bitirdim, 2019'un son kitabı oldu. Ay çok beğendim, bitsin istemedim. 10 yaşlarındaki Gerald Durrell'in Korfu Adası anıları.

Tanıtım yazısı "Birbirinden sevimli dört köpek..." diye başlıyor. Hiç öyle fabllardan fırlamış sevimli köpekler değillerdi; bir hayli nevrotik olan bir tanesini saymazsak, geriye kalan üçü gayet normal, köpek gibi köpeklerdi. Saksağanlar normal saksağan, kaplumbağalar normal kaplumbağaydı. Durrell ailesi normal değildi, Korfuluların da onlardan kalır tarafı yoktu ahhahhha!

Beş yıl yaşamış Korfu'da Durrell ailesi, 1930'ların sonları. Büyük abi Lawrence'ın yazma buhranları ve Gerald'ın adadaki hiçbir hayvana huzur vermeyen bilimsel merakı arasında Korfulu nefis karakterler var. Adanın o canım doğası, ağaçları, çiçekleri, mevsimleri var. Güzel, küçük koylar var. Anne Durrell'i, taksici Spiros'u, Theodore'u da çok sevdim. Valla herkesi çok sevdim.

Helikopter Yayınları'nın kenarı elle kırmızıya boyanmış, pırıl pırıl, özenli baskısını ve düzgün çevirisini de överek 2020'nin ilk kitabına geçiyorum.

Babamın kitaplığından alıp okuyuverdim. Tuğrul Eryılmaz'ın kim olduğunu bilecek biri değilim aslında ama biliyorum. Çünkü ergenliğimin en gerzek yıllarında oturup kocaman kare bulmacalar çözmeme vesile oldu.

Bir gün durduk yere uyanmıştım, "Yahu bazı dergiler ve gazete ekleri niye daha güzel?" diye. Hepsinin arkasında Tuğrul Eryılmaz'ın olduğunu anladığım gün oldu o. Cumhuriyet'in o suratsız Pazar eki bir anda okunur hale gelmişti, Radikal'in hafta sonu ekleri (ve o koca kare bulmaca) için sabah kalkıp bakkala koşar olmuştum.

Tuğrul Eryılmaz'la birlikte bir özgürlük, umutlu bir ruh hali, ne bileyim bir birlikte olma hali geliyordu. Ve her şey açık açık yazılıyordu, kıvırayım, lafı dolandırayım, aman toplumun hassasiyetleri filan yoktu. David Bowie de oluyordu, insan hakları da. Hayatı da öyleymiş zaten, bir yandan Londra'da Bowie'nin ilk ortaya çıkışına şahit olup bir yandan da Ankara'daki çok sevdiği arkadaşı Hüseyin Cevahir'e mektuplar yazmış.

Nehir söyleşiyi de çok severek okudum, 68'li ve gazeteci olmasının yanında gerçekten filmi çekilecek bir hayat yaşamış. İletişim Yayınları'ndan en son aldığım kitaplar beni üzmüştü, tashih üzerine tashih. Gene bir söyleşiydi, abi İstanbul'un eski matbaacılarından, teksir makinesi olmuş tekstil makinesi, Güneydoğu'dan bahsediliyorken Birecik olmuş Bilecik. Bir de okuduğum en kötü araştırmacı gazetecilik kitaplarından birini (ne araştırma vardı ne de gazetecilik ama imla hataları boldu) gene İletişim'den okuyunca küsmeye karar verdim yayınevine. Çünkü ucuz da değil kitaplar.

Neyse, 68'li ve Gazeteci eli yüzü düzgün bir kitap, tertemiz okunuyor. Çok memnun oldum okuduğuma. Babamın kitaplığından bir kitap daha alacaktım, şu aşağıdaki:


Çok enteresan bir mimar Margarete Schütte-Lihotzky, çok acayip bir hayat. Bir yandan da babamla aramızda bir husumet vesilesi oldu. Bu anı kitabının Almancası vardı babamın elinde, çevireyim diye yıllarca hayatı dar etti bana. Şu anda yazmaya feci şekilde üşendiğim sebeplerle kitap filan çevirecek halim yoktu.

Babam "Yapamam"dan anlayacak biri değil. Yıllarca "Yaparsın-Yapamam bırak peşimi kurban olayım" diye itiştikten sonra pes etti. Meğer biz itişirken Suzan Zengin çeviriyormuş kitabı. Babam bianet'e yazdı geçenlerde, hem Margarete'yi hem de kitabın çevirisinin hikayesini.

Bu kitabı alayım dedim kitaplığından, bulamadım. Sordum nerede diye, "Ha ben tam bitirmedim onu. Dur bakayım, bulayım sana" dedi. Bulmadı. Bulmaya kalkmadı bile. Üzerine yattı kitabın, resmen vermedi bana.

1 Ocak sabahı evde kimse yerinden kıpırdamayınca kocamı iteledim, fırına yürüdük. Yol üstündeki sahaf açıktı, 3 tane Harlan Coben aldık. Harlan Coben de ne allahaşkına diyeceksiniz, gizemli gerilimli polisiye yazarı. Bir tanesine gece başladım, ertesi gün Ankara'ya kadar yolda okudum. Valla fena değildi, bu türün meraklısı için en azından. Harlan Coben, Geçmişle Dans. Bunlar da kitapçılarda 30 lira civarı, internetlerde 20'ye düşüyor. 20 liralık kitaplar değiller, sahaftan 10 lira ve altına alınacak kitaplar. 5 lira mesela, çok uygun bir fiyat.

2019'la hesaplaşmak, 2020'ye beklentilerimi dizmek yerine oturup bunları yazdım. Valla yıllardır hesaplaşıyorum, beklentilerimi yazıyorum filan, hiçbir şey öğrendiğim yok. Aynı tas, aynı hamam. 2019'da ne yaptıysam bu sene de aynısını yapmaya devam edeceğim. Gene de insan kendine mani olamıyor, iyi bir şeyler olsun istiyor.

İyi şeyler olursa seviniriz, olmazsa kırılanları yapıştıra yapıştıra devam ederiz naapalım. Nasılsınız, iyi misiniz? Yılbaşınız iyi geçti mi? Annem paralı oynadığımız tombaladan 200 lira kazandı, ödemeden kaçtık. Masada o kadar para da yoktu aslında, nasıl 200 liralara vardı anlamadık.

Öbüyorum, yeni yılınızı geç de olsa tebrik ediyorum.

23 comments:

  1. İyi bir yıl! Heppi 2020ler ("hippi bile olamadın!" geldi aklıma yazarken ahahaha).

    Telefon kısmını yüzümde tebessümle okudum. Benimkiler hala direnyor teknolojiye. Ve o baba kılıfını kullanan tek benim :D En haşin rok konserinde çıkarıyorum löp diye, gençler feryat figan kaçışıyor ahahaha. "Amcayı dışarı çıkarıın".

    Helikopter kitapları çok pahalı değil mi? Güzel şeyler basıyorlar ama kısacık şeyler bile servet değerinde. O konuda ben dargınım kendilerine.

    Margarete'i de Marguerite Duras olarak algıladım ilk seferinde. Ah Marguerite Hanım. Gençliğimin kirli zevki romancısı :D Çin-Hindi'ni savaş ve erotizm sosuyla harmanlayıp anlatan kadın. Pasifik'e Karşı Bir Bent kitabı aklıma geldikçe hala için sıkışır. Nasıl bir karanlık!

    Harlan'ın kitaplarını bir vakit gazetelerden toplamıştım. Yüz senedir kitaplıkta duruyor. Bu sene bari okuyayım.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay açtım bir daha seyrettim, sanki "Hippiydim" diye cevap veriyor sessizce ahhahhhha :D Yalnız herife "Sen devlet fraksiyonusun" demişler kaç sene önce, haklılarmış :/

      Ahhahhha ay güldüm konserlerde genç kaçıran baba kılıfına! Anneme de pembesini aldık, biraz cinsiyetçi oldu ama renk seçeneği yoktu. İkisini de siyah alsaydık olabilecekleri düşünmek bile istemiyorum :D

      Helikopter kitapları çok pahalı. Yılbaşından önce biraz alışveriş yaptım Helikopter'den, gerçekten öyle düşünmeden alınacak fiyatlar değil. Küçük yayınevi, çok özenli baskı filan diye verdim o paraları. Bir de ana yayınevi olan Kitap'ı çok takdir ediyorum, bastıkları o tarih kitaplarını çok önemli buluyorum. Yani bir yandan da bu küstüğüm yayınevlerinin dağınıklığı karşısında Kitap ve Helikopter'in bu çapı ufak ama gururlu duruşunu destekleyeyim diye. Buradan kısmadığım paraları tabii şimdi başka yerlerden kısacağım mecburen.

      Duras çok gençken okudum, Sevgili ve Moderato Cantabile, evde bunlar vardı, bir de Hiroşima Sevgilim. Herhalde artık 40 yaş algısıyla bir daha okumam gerekiyor. Marguerite demişken, Helikopter'den bir tane de Marguerite Yourcenar aldım, Doğu Öyküleri. Hiçbir fikrim yok, sağda solda görüp merak ettim.

      Ay keşke ben de gazetelerden Harlan toplamış olsaydım, çok ideal olurmuş. Urla'da tanesine 12 lira verdik, o da içime oturdu. 24 saatte okunuyor kitaplar, 12 lira çok :/

      Delete
  2. Dünya üzerinde saçma sapan şeyler oluyor ama umut etmekten vazgeçmiyoruz. Yine de umutlu başlayalım bu seneye. Astrologlar bu yıl sende ne varsa onun katlanarak geleceğinden bahsediyorlar. İyiyse iyi, kötüyse kötü ve aradaki birçok duygu:) Ben şu ilk günlerde karmaşığım. Ama yine de 20 ve 20 yan yana keyifli gibi:) Bakalım, göreceğiz. Sana ve ailene şahane bir yıl diliyorum. Kitaplar çok iyiymiş bu arada. Aklımda olsun.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bu astrologlar bana anksiyete veriyor ahhahhhahha :D Kendimde ne kadar iyi, ne kadar kötü var en ufak bir fikrim yok, o yüzden hemen en kötüsünü aklıma getirdim. MAHVOLACAĞIM 2020'DE!!! :D

      İyi şeyler olsun umarım hepimiz için, ben de şahane bir yıl diliyorum sana ve sevdiğin herkese ♥

      Delete
  3. Sana demiştim, demiştim di mi :) O kitabı senin için yazmış sanki Durrell kardeş, ben o kadar çok sevmiştim ki daha önce okuduğumu bile bile Helikopter'den çıkan yeni baskıyı alıp tekrar okumuştum. Önüme gelene de öneririm. Neydi o güllere su vermek miydi, oğlanın tuvalete gitmek sandığı, 2 kere oku, yine unut, benim kafa da gitmiş :) Tuğrul amcayı ben de okumuştum, kendisini pek severim zaten. Çok festivalda yanyana koltuklarda film izlemişliğimiz vardır, koca koca gülen bir koca adam :)
    Yeni 2010 yılın kutlu olsun, Allah 2020 leri de göstersin diyor ve öberek gidiyorum...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya demiştin ve oha ne kadar haklıymışsın! "Anneme bakmaya gidiyorum", meğer içeride bir odada gerçekten bir yaşlı anne varmış ahhahhha :D Fakat o odadaki yaşlı anne de ne biçim bir karakterdi, etrafında çiçeklerle.

      Tuğrul Amca, beklediğimden de enteresan bir insan çıktı, ben de seviyorum adamı. Güzel söyleşiydi ama sanki başka bir Türkiye'de olsak daha çok anlatacakmış gibi geldi. Gene bazı şeyleri hafif üstü kapalı anlatmış.

      Nice 2010'lara! Belki bundan sonra artık hep 2010lar olur :D Ben de öbüyorum tekrardan ♥

      Delete
  4. Buyuk umutlarla kar gormeye ve kofte yemeye gittigimiz Stockholm'de gecirdik yeniyilimizi. Biraz soylenerek girdim yeni seneye ama nankorluk etmek de istemiyorum. Keske 200 liracik iceri girseydim nolurdu? Karsidan bombos gorunen, kofte bile yiyemedigimiz , bir cilt rahatsizligi gecirdigim (hala da gecmeyen) ve hesabimizdan bir miktar eksi para ile dondugumuz Stockholm'u yazmaya donecegim. Neyseki guzel kartlar yollamaya devam ettim heheheh.. Obuyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bu son dönem seyahatlerinin Dresden ayağındayım ben, en son Dresden kartı geldi. Ne güzel şehirmiş gerçekten! Karta bakıp sonra biraz gugılladım :)

      Ay rosacea mı oldun yoksa? İşalla ondan olmamışsındır, çok sinir bozucu bir illet :/

      Valla hem gidişimiz hem de dönüşümüz o kadar teferruatlı ki aslında her seferinde gözümde büyüyor Urla. Ama her seferinde de gözüm arkada kalıyor. Her şeye rağmen gidip bunlara yapışık yaşamak istiyorum :(

      Delete
  5. Ben de yılbaşında ailemleydim, farklı bir haberle yeni yıla geçtim o yüzden duygu durumum karışıktı. Yalnız tam 12'de valiz hazırladım ki evrene mesaj olsun çok gezeyim diye :). Şimdi de kitaplarıma, bloguma ağırlık vereyim diyorum, geçen sene tek haneli sayıda kalmışım, kitap okumamışım ya çok üzülüyorum. Bu sene hızlı başlayıp arayı kapatsam güzel olur hani. Harlen Coben benim de okumuşluğum var ki severim o türü. Elimdeki kitaplar şu an o tür değil ama onlar için de heyecanlıyım. 3'ünü falan burada çok sevdiğim Encore Kitapevi'nin tatlı sahiplerinin önerileriyle aldım, merakla bekliyorum. Kafka'nın Ceza Sömürgesi ve Diğer hikayeler'ini de hediye ettiler sağ olsunlar.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay önce şunu sorayım, bu Posta Kutulu adresine kart atsam olur mu? Kestane kebap, acele cevap :D

      Ya hiç aklıma gelmiyor tam 12'de bir şeyler yapmak :/ Camın önünde sigara içiyordum tam 12'de, zaten daha iyi bir şeye layık değilim ahhahha :D Öfff.

      Ben de Goodreads'e yazdığım sayıya ulaşınca bir heyecanlandım, bir kendime güvenim geldi inanamazsın. Bu sene için hemen üstüne 5 kitap daha ekledim, bilmiyorum neler olacak. Bazı seneler daha iyi geçiyor, bazıları sürünüyor. Şu anda okunmamış vaziyette 3 Harlan Coben duruyor ama bir girersem o gerilim/macera sapağına, başka hiçbir şey okumadan geçiyor koca sene. Biraz edebiyat okumak istiyorum. Encore'dan Swastika Gecelerini okumuştum, bakiyim neler var başka.

      Delete
    2. Encore'da bazı kitaplar tükeniyor bazıları tükenmiş bile. Dikkat çekici kitapları var, bir başlasam devamı gelecek gibi. Swastika Geceleri'ne de ben bakayım.

      Ahahha, olur tabi. O posta kutusu bir yıl daha benim :).

      Delete
  6. Büyülü Ada'yı bir zamanlar İngilizce dersi okuma listesine yazacaktık fakat nedense yasaklandı birden, sanırım özgün adından dolayı, My Family and Other Animals :) Zaten önceki çeviri de aynı adla, sonradan Büyülü Ada olarak çevrildi.
    Mutlu yıllar sana da.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay insanın kendi ailesiyle dalga geçmesine bile izin vermiyorlar, allah allaaaah?! Ben yazmaya kalksam bu kadar britiş hümor bir isim de koymazdım, "Ailece Gerzeğiz" filan koyardım kitabın ismini :D

      Bizden de mutlu yıllar efendim, valla belli mi olur, belki hakikaten mutlu olur ♥

      Delete
  7. ''İnternetler'' lafını ben de çok severek kullanıyorum :)
    2020 olmuş 30 olmuş bana da fark etmiyor sanki..
    O nasıl baba? Nasıl güzel şeyler yazmışsınız, kitaplar, çeviriler..Gıpta ettim.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Di mi? Çünkü internet ile internetler aynı şey değil, bu ikincisi bambaşka bir dünya :D

      Valla ben bırakacağım herhalde saymayı artık, bundan sonrası daha da tuhaf 2023, 2033 filan.

      Ya bu baba aslında insanı canından bezdiren bir baba. Daha da bezdirir ama imkan yok elinde. Bu kitap bir fikrisabit haline gelmişti, profesyonel birine verip çevirttirecek para da yok. Bak gidip yayınevinin birini darlamış "Çevirsenize" diye. Biliyorum hangi yayınevi olduğunu, burnundan kıl aldırmayan bir yayınevi. Ve biliyorum babam değil de sevdikleri biri, bir eş dost götürmüş olsa bu fikri, basarlardı kitabı. Sevilmediğinin de farkında değil, pes de etmiyor.

      Bu bianet'e de kamu hizmeti gibi yazıyor, para mara aldığı yok. Vermeye kalksalar anlamaz zaten neden para verdiklerini. Ama bir asker gibi her çarşamba önce bana yolluyor yazıyı, perşembe bianet'e yolluyor, bir dakika sekmeden. Bir tür delilik herhalde, bilmiyorum, anlamıyorum, anlamaya çalışmayı bıraktım yıllar önce :D

      Delete
  8. Hayli oldu bir blog da bir ailenin öyküsünün anlatıldığı bir diziden bahsediyordu yazar oğlanların tekinin yazar olduğundan falan senin yazını görünce üşenmedim buldum evet bu aileymiş.Diziyi izleme listeme aldım "The Durells in Corfu"belki duymamışsındır belki de son duyan benimdir olsundu bilgiler paylaştıkca çoğalınırdı:)Kitabı okuyacağım diziyi izlemeden.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay yapma ya?! Oha çok sevindim şu anda bu dizinin varlığına, hemen bakacağım! Kitabı oku noolur, valla çok güzel kitap. Yazar olan oğlan da Lawrence Durrell ve bir kitabını bile okumadım, bundan da ayrıca utanıyorum. Bu sene okuyacağım, şimdi farklı bir perspektif kazandım, Korfu'daki gençliğini biliyorum çünkü :)

      Delete
    2. Diziyi tavsiye edecektim ki burada bahsedilmiş zaten. Ben de kitabın ingilizcesini görmüştüm ama türkçesi yok sanıyordum. Daha doğrusu bire bir çeviri ile aramıştım, farklı isimle yayınlanınca bulamamışım demek. Çok sevindim şu an.

      Delete
    3. Yav neden orijinal başlık sorun oldu bizim memlekette, valla hala düşünüyorum. Ne acayip.

      Şimdi fiyatlarına baktım, Kitap Yayınevi'nde de benim alışveriş yaptığım online kitapçıda da 25,20. Ben Kitap Yayınevi'nden 19,50'ye almışım birkaç hafta önce, sanırım Kitap'ta ara ara daha iyi indirim oluyor. Kitap fiyatlarından başka şey düşünemez oldum :/

      Delete
  9. Büyülü Ada'yı çok merak ettim. Anlatımın da meraklandırdı beni okuyayım bir ara mutlaka.

    Babanı okurken gülümsedim. Kendisini tanımasam da sanki karşısında "efenimm iyi günler saygılarrr" diyerek saygıyla eğilirmişim gibi geliyor. Bana öyle ağır bir izlenim verdi. Şöyle gözlüklü, pipolu falan. Doğru mu tahmin ettim acabaaa?

    Sana da (ve de tüm sevdiklerine) güzel bir 2020 diliyorum :P

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay seversin bence Büyülü Ada'yı. Aslında Korfu Üçlemesi'ymiş, Türkçe'ye anladığım kadarıyla sadece ilk kitap çevrilmiş. İkinci kitabın peşine düştüm hemen :)

      Ay yok ayol, hiç öyle "iyi günler saygılar" biri değil. Tam tersi, istiyor ki gençlerle ahbap olsun, selfilerden filan bahsetsin :D

      Gözlük var çünkü bir gözü neredeyse hiç görmüyor. Pipo da piponun pipo olduğu 80'lerde vardı, ondan önce zincirleme Maltepe vardı. 80'lerin sonunda tamamen bıraktı tütünü. Valla bir gün denk gelir de Urla'da bunların evin önünde gereğinden 30 saniye fazla durursan zaten kolundan yakalayıp bahçeye çeker seni de. Gerçi uyardık "Baba, yaşıtlarını ve grup halinde gezenleri çek bahçeye tamam ama genç kadınları çekme. Yanlış anlayacaklar" diye. Sen çekinmeden gir bahçeye, en fazla çeviri itelemeye çalışır.

      Delete
  10. The Durrels geçen yılda izlediğim son dizi oldu. Öyle güzeldi ki,yeni bir diziye başlayamadım onun üzerine.
    Size de olur mu, sevdiğim şeyler üzerine bir süre gül koklayamam :)
    Kitabını okurum ama. Bu olur bak!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay gerçekten mi ya? İçin için "Acaba dizi de kitap kadar güzel midir?" diye düşünüyordum, şimdi daha da sevindim.

      Oluyor bana da, kitabı bitirince bir boşluğa düştüm, üzerine ne okuyacağımı bilemedim. Sanki Korfu hala etrafımda gibiydi :) Kitabın sizi hayal kırıklığına uğratmayacağına eminim.

      Delete