Ay ben şu saate kadar hiçbir şey yapmadım, o yüzden iki satır yazıp gideceğim.
Yani annemi aradım, Sevda'yla konuştuk filan. Yulaf pişirip yedim, midem hiç memnun olmadı sütlü yulaflı o bulamaçtan. Bunlar dışında bir şey yapmadım, saatlerdir bu masada oturuyorum. Kalkmak istiyorum.
Kartpostal etkinliğini düşündüm. Normal hayatta kart attığım arkadaşlarıma zaten hazırlayayım. Eğer yeni tanışmışsak, daha önce kartlaşmadıysak filan, şu yan tarafta "ben hep burdayım" kutusu var, oraya bir mesaj bırakabilirsiniz. Ya da bu yazıya yorum bırakabilirsiniz, yayınlamam email adreslerinizi, not alırım bir kenara.
Yani oturup bir "email vasıtasıyla kartpostal yollayacaklarım" listesi hazırlayacağım. Resim mi yaparım, köpenk fotoğrafı mı çekerim, artık zamanla göreceğiz. Bir yandan da bunu düşüneyim.
Hava daha güzel bugün, bacaklarım daha az ağrıyor. Güvercinlere biraz bulgur verdim. Yine evi süpürmem lazım, ağzımız burnumuz köpek tüyü.
Müzikli şalanjda bugün tüm sözlerini ezbere bildiğim bir şarkı paylaşmam gerekiyor. Çok şarkı var tüm sözlerini ezbere bildiğim, mecbur kalsam "lipsync for my life" yapabileceğim. Ama hemen hemen hepsi müziği internetlerden dinlemediğimiz zamanların şarkıları. Çünkü bir kaset, bir cd filan alınca haftalarca dinliyorduk döndüre döndüre; içlerinden güzel kartonet çıkardı, şarkı sözleri de yazardı bazen.
Barbar kocama sordum, oybirliğiyle şu aşağıdakine karar verdik.
Kaç senedir evliydik, arabayla bir yerlere giderken radyoda çalmaya başladı. Zaten bunalmıştım oturmaktan, baştan sona icra etmiştim bu şarkıyı. Kafamı çevirince kocamı şok içinde bana bakarken bulmuştum. Gerizekâlı çünkü, kızlar rock sevmez, seviyorum diyorlarsa bile uyduruyorlardır sanıyor. Bahsi geçen grup da Guns N' Roses yani, öyle üç kişinin bildiği underground bir grup da değil.
Geçenlerde bana "Nine Inch Nails seviyor musun sen?" diye sordu. 1997'de odamda o senenin Nine Inch Nails duvar takvimi asılıydı diye anlatmaya üşendim, "Hayır" dedim. 1998 senesinin baharında elimde Mechanical Animals cd'siyle kuaföre gidip saçlarımı Marilyn Manson gibi kestirmeye çalıştığımı da anlatmadım mesela. Ay neyse, bütün bunlardan bilahare şikayet ederim.
Baştan sona ezbere söyledim, araya Axl Rose dansı da serpiştirdim, gidiyorum.

"Çok şarkı var tüm sözlerini ezbere bildiğim" o kadar imreniyorum ki... Berbat bir hafızam var ya. Korkunç. Şarkıcı olamazdım herhalde. Old school dinleme tespitin o kadar doğru ki, eskiden albüm dinlerdik! Döndürerek hem. Şimdiki gibi next tuşuna basıp üstü örtülmezdi şarkıların. O kartonet ne önemli bir şeydi. 2019'da galiba bir yazımda bahsetmiştim. Çok özlüyorum onları. Sözlerine bakmayı. Credits kısmındaki sürprizleri. Bir bütündü hepsi de. Şimdi yap 2 tane akılda kalan şarkı, ya tekli olarak sun piyasaya, ya da peşinde yedi sekiz tane tek kullanımlık parçaları sokuştur albüm diye para kır. Yazık valla. Dijital müziğin sınırları kıracağı ve yaratıcı işlere ön açacağını hayal ederken nerelere geldik bugün. Hala daha Dost'tan ve plakçılardan albüm alıyorum, iyi mi.
ReplyDeleteWait..what?! Ahahaha. Mechanical Animals kısmını hiç beklemiyordum :D
Benim bildiğim İngilizcenin herhalde yarısı şarkılar sayesinde oldu ahhahhha :D Geçen gün barbar kocam duygulu iş mektubu yazıyordu bir İtalyan firmasına. İş mektubu çünkü dev bir italyan firması, duygulu çünkü corona zamanları ve yazdığı herif artık aileden biri oldu, en son gecenin 3'ünde kol kola Milano sokaklarında "la şante mi kantare" söylüyorduk. (Ohh allahım bunu yazınca da içime bir hüzün çöktü :/)
DeleteNeyse, istedi ki emaili havalı olsun, "güven duymak" için ne yazayım diye sordu. "To put someone's trust in something" dedim. Beğenmedi, kulağa yanlış geliyormuş. Mecburen bir Linkin Park şarkısı söylemek zorunda kaldım oracıkta, I'VE PUT MY TRUST IN YOUUUUU, PUSHED AS FAR AS I CAN GOOOO diye. İkna oldu. Müzik her şeyin çözümü gerçekten.
Kesemedi adam Marilyn Manson saçı. TRT haber spikeri saçı kesti, bir süre öyle yaşamak zorunda kaldım.
Güzelmiş şarkı,elektronik seslerin olmadığı herşeyi dinlemeyi seviyorum
ReplyDeleteBen de çok seviyorum bu şarkıyı. Bu eski rock gruplarının yavaş şarkılarını hep sevdim, güzel oluyorlar :)
DeleteNe ilginç 1998 doyduğum yıl:) cem güventürkü görünce koşarak geldim yazıya.kartpostal işi iyi oldu.blogunuzu yeni keşfettim:)
ReplyDeleteAhhahha 1998 benim 19 yaşında olduğum ve işte kuaför dramları yaşadığım yıldı :D Güzel de bir yıldı 1998 ♥
DeleteCem Güventürk nefis şeyler çizmiyor mu ya? Çok beğeniyorum! Kartpostal konusunda da hiçbir şey yapmadım henüz, hala düşünüyorum :/
Merhaba Şeyma Nil, tanıştığımıza çok sevindim :)
Aaa, niye "herhalde biliyorum" demedin ya da kuaför maceranı anlatmadın? Şahsen hiç kaçırmam:))
ReplyDeleteAy işe yaramıyor çünkü, denedim, anlatmayı da denedim. Teflon gibi kayıp gidiyor adamdan ahhahhha :D En rakınrol gençliği sadece kendi yaşamış sanıyor :)
DeleteZamanında uğruna pıtır pıtır gözyaşları döktüğüm kınalı yapıncak Axl son 2 senedir benim için sadece ve sadece şu fotoğraf: https://bit.ly/2yolul8
ReplyDeleteSözlerini ezbere bildiğim bir şarkı satırını okurken bir taraftan da Somewhere Only We Know'u söylüyordum, i knew the pathway like the back of my hand hesabı. Peki her söylerken ya da katletmeyip sadece dinlerken i'm getting old and i need something to rely on kısmında suratımın "üzdün piç :(" şeklini alması?
Mechanical Animals'ı görünce de ilk aklıma gelenin Marilyn pampitonun saçından ziyade memeleri olması? Facepalm'ın vücut bulmuş haliyim.
Ay şişman patates Axl fotoğrafı bekliyordum, bunu beklemiyordum ahhahhahhha :D Çok yerinde bir tespit ya, tamamen katılıyorum. Ben Slashçiydim, gözlerinin neye benzediğini bilmeden yıllarca sevdim Slash'i.
DeleteAaa şimdi sözlerine baktım, bayağı acıklı şarkıymış, ben bunu la la laaa diye dinlerdim :/
Ben peki neden o memeleri filan da alıp gittim kuaföre? Kuaför saça mı baktı, memelere mi baktı? Bizim apartmanın karşısındaydı kuaför, o adam yıllarca sokakta beni gördükçe ne düşündü?
Vallahi ben de aslında Madonna dinleyen biri değilim ama La Isla Bonita'yı ezbere biliyorum, neden nasıl ve niçin bilemiyorum. Ama hayır yahu ben halâ kızlar rock sever miymişinizdir'de kaldım, yazamıycam yorum..
ReplyDeleteYazma yorum, yorum yazarak insan yerine koymanın gereği yok gerçekten. Belki zamanla eğitilmesi mümkündür, bilemiyorum.
DeleteYa ben de Like A Prayer'ı biliyormuşum, geçenlerde farkettim. Sevindim ama çok, ne güzel şarkıdır :)
Benim sana yazıp hala yollayamadigim bir gercek kartpostalım var. Bir gün yollayacağım insallah. Zarfi da blog temana uygun, öyle seçmiştim. Rezillik.
ReplyDeleteBizim okulun kantininde teneffüslerde MTV açık olurdu. 90'li yıllardan ezbere sarki bilmek o yollardan kalma. Blue Jean falan da sarki sözü verirdi bazen cünkü bazı kasetlerde olmazda sarki sözleri bazilarinin da hepsini anlamazdık. Ne güzel yıllardı hey gidi hey.
Salgın bitince yollarsın, daha çok seviniriz karşılıklı :)
DeleteBizim kantinde Kral Tv açık olurdu ahhahha :D Ama onun da ekmeğini yiyiyorum hala, Ebru Gündeş-Fırtınalar'ı da ezbere biliyorum ahahhhaha :D
yaa o yulaf pişirilebiliyordu demi yaa.. akşamdan kahvaltı hazırlayamadım iş sabahları badem sütünü üstüne boca ederek yemekten unuttum valla... dur sen duuuur! :P
ReplyDeleteayıp değilmiş gibi yandaki kutudan mail adresim ile mesaj bıraktım ^_^
Valla dün geceden beri o üzerlerine aniden badem sütü dökülen yulaflar yumuşayacak vakit bulabiliyor mudur diye düşünüyorum. Bak sen o malzemeleri eve taşı, gece kavanoza doldur, sabah çantana atar gidersin. Overnight oats diye gugıllayınca bir sürü güzel tarif çıkıyor. Tarif de değil de işte, millet neler koyuyor içine diye bakılır.
DeleteÖnce sana kart yapıcam, bunu 3 yerden garantiledin. Çünkü garantilemeseydin sana yapmazdım, kim olduğunu bile bilmiyorum.
sen benden küçük olabilir misin acaba? ben 79'luyum. Bizim lisenin sonra yillarinda MTV yoktu artik Kral TV Trakya TV falan açık olurdu ama o yilların izi yok. Fırtınalar güzeldi ya :))) fakat ben de ezbere biliyorum onu. Ay Merhamet dizisinde Firtinalar ile harika bir sahne vardi bu arada.
ReplyDeleteYok ayol, ben de 79'luyum. Bizim okul İzmir'in bir dağında, buram buram anadolu kokan bir anadolu lisesiydi, kantin televizyonunda MTV'nin açıldığı oluyor muydu hiç hatırlamıyorum. Ben evde kusana kadar seyrediyordum MTV'yi, okulda fırtınalaaaar koparsa kopsuuun :D
DeleteAy diziyi bilmiyorum, üşenmediğin bir ara bulursan yolla ama, merak ettim :D
o karpostaldan ben de istiyorum:) çok güzel şeyler oluyor ya bu bloglarda. yazmaya baslayıp böyle sizleri keşfedince dünyanin hala iyi olduguna inandırıyor beni , ben de bir tane oluşturup göndermek isterim ne yapmalıyım ? beni bi aydınlat Minoshka?
ReplyDeleteAy tabii ki! Ben seni listeme ekledim. Yapayım kartpostalları, gelip senden email adresini isterim.
DeleteCeren şurada haber vermişti bu kartpostal etkinliğini:
http://cerenin-gunlugu.blogspot.com/2020/03/kartpostal-mimi.html
Ben aşağılarda bir yerde laf arasında yazdım, "Email yollayın komşular, size kart yollayayım" diye. Eskiden birkaç defa postaneden kart atmalı meydan okumalar filan olmuştu, aşağı yukarı tahmin ediyorum kim sevinir emailinde kart bulsa diye. Oturdum liste yaptım, bir kısmının emailini biliyorum, kalanlara sorarım diye düşündüm.
Şimdi bir de nasıl kart yapacağıma karar vermem lazım. Normal kağıda resim filan yapıp fotoğrafını yollayabilirim. Ya da bir şablon filan bulup kompüterde jpeg yapacağım.
o zaman mesaj kutusundan hemen mail adresimi gönderiyorum Sahip :)
DeleteBekliyorum adresi heyecanla :)
DeleteBenim defterlerimin arasi da senin icin farkli ulkelerden alip yazdigim ama yaban ellerde gonderecek bir yer bulamadigim kartpostallarla dolu. Ankara'ya dondugumde de hep unuttum postalamayi. Bi gun topluca gonderirim, 4 farkli ulkeden 6 farkli kartin var bende ;) insallah defterimi kaybetmedim dogum telasiyla oda bosaltirken...
ReplyDeleteYaban eller postaneleri beni de terletiyor hep, Roma'da azarlanmıştım, hala bilmiyorum neden azarlandığımı :)
DeleteTopluca gönderirsin, buluşuruz verirsin, her şey olur. Daha yavrunla tanışacağım ya gerçekten, görüşmeyeli resmen çocuk doğurdun ♥