November 28, 2011

late night horror


küçüklüğümden beri korku filmlerine bayılırım. annemin hitchcock sevgisiyle başlayan korku filmi merakım, ananemle alacakaranlık kuşağı seyrederek devam etti. sonra gelsin elm sokağı kabusları, halloweenler. hiç sınırım yoktur, ister imdb'de 3.2 almış olsun, ister japon orijinalinden bininci kere yeniden çevrilmiş olsun, ben seyrederim. 

american horror story'yi indirip seyretmeye başladık, fx de göstermeye başladı o arada. los angeles'a taşınan 3 kişilik aile, o güzelim evi süper ucuza kapatmış olmalarının bi sebebi olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlar. aldatan koca, düşük yapmış karısı, sorunlu kızları, yetmezmiş gibi bi de hayaletli eve taşınırlar. ev şu:


evin geçmişi çok karanlıktır, oturan kimse hayata normal yollarla veda edememiştir ve öldükten sonra da evden kurtulabilmiş gibi görünmemektedirler.

hikaye çok güzel, karakterler nefis, oyuncular bombe gibi, atmosfer tüyler ürpertici. evin kadim hizmetçisini canlandıran frances conroy'un dizideki kadınlara ve aile babası adamlara böyle aşağıdaki gibi;



niyeti bozmuş adamlara ise şöyle aşağıdaki gibi göründüğünü söylesem mesela?


evin içinde zaman zaman şöyle bi şey dolaşıyor, dolaşmakla kalmıyor bu komple lateks kostümün getirdiği bi takım sorumlulukları da yerine getiriyor.


ben çok sevdim, klasik hayaletli ev hikayesi ancak bu kadar iyi dizi olabilirdi. bi de allahım umarım jessica lange gibi yaşlanırım, çok güzel.


No comments:

Post a Comment