October 8, 2012

bi pazar, iki hadise

dün sabah koşa koşa ayrancı pazarı'na gittik, pazar günleri organik gıda satıyorlar. bi de her ayın ilk pazar gününe denk gelirseniz antika pazarı da oluyor.

bi miktar sebze meyve, yoğurt, zeytinyağı, bakliyat falan aldık. barbar kocam bütün tavuk aldı, ben öyle şeyler yapamam. evde dolaba kaldırırken hayvanın bacağındaki kılları gördüm. "ütülerim ben onları ahhahha!" dedi, bu ütü meselesini bilmiyorum, bilmek de istemiyorum.

kahverengi pirinç yeni girdi bizim mutfağa, ben çok sevdim. pek öyle bildiğimiz pilav gibi olmuyor. kısır muamelesi çekiyorum ben, içine mısır, bezelye falan da ekleyip soğuk yiyiyorum.

ilk defa yoğurt aldık, daha denemedim. elmalar yemin ederim rüya gibi, o kadar lezzetliler ve o kadar güzel kokuyorlar ki!

temennim her pazar günü üşenmeden kalkıp organik pazara gidebilmek, o kadar sık gitmeyi başaramadık henüz. bi diğer temennim de aldıklarımızı çürütmeden tüketmek, hayatta en bozulduğum şeylerden biri gıda malzemesi israfı.

antika pazarını da gezdik, onu birazdan yazacağım. heyecanlı bi şey oldu çünkü!

pazardan dönüp kıllı tavuğu dolaba tıktıktan sonra ben koşa koşa kızılay'a indim. hayvan yasasını protesto mitingi için. yeni tanıştığım bi arkadaşım var, onlar kalabalıkça bi grup halinde gidiyordu, kendimi ekledim gruplarına.

sakarya meydanı'nda toplanıldı, sloganlar atıldı. güzel köpekleriyle gelenler vardı, makas aldım. sivas kangalı vardı bi tane, yarabbi ne güzel köpekler onlar, ne efendi, ne kocaman. bi tane de sokak köpekliğinden eve terfi etmiş oğlan çocuğu vardı, ben kulağını kaşıdım, karşılık olarak kolumu dirseğime kadar yaladı. kendimi çok özel hissettim ahhahhaha!

gene unutup çıktığım için evden, bi düdük daha aldım ordan. yandaki fotoğrafta da acil durum kedi bıyığı yapımını görmektesiniz.

çok kalabalık olduğunu söyleyemeyeceğim, başka bi yerde toplananlar da varmış, neden bi araya gelinemedi anlamadım. derneklerle ilgili anlayamadığım çok şey var zaten, kendini düzeltmek yerine başkalarını düzeltmeye çalışarak pek bi yol alınamıyor, bi araya gelinemiyor sanırım.

dobermanlı pankartlar gördüm, kalabalığı yarıp gidemedim yanlarına. tek başıma başa çıkamazdım ama kocamla birlikte koko'yu götürebilirmişiz aslında. gerçi hala emin değilim o kalabalıkta sakin durabilir miydi.

akabinde sakarya'da bi şeyler içip eve döndüm. polis araması yoktu bu sefer, sağımı solumu elletmeden protestomu yaptım yani anlayacağınız.

şimdi antika pazarında bulduğumuz küçük hazineyi yazayım.

9 comments:

  1. fermina bizim de burada bir bahçemiz var annem babam yazın ekip biçiyor bir dolu sebze meyve. bütün yaz bahçeden domates vs yedik ve artık tek tük çıkmaya başladı. Hal böyle olunca da annem marketten almış geçen. resmen yiyemedik. ne tat alabiliyorsun ne bir şey. elmanın kokusundan tadından bahsetmişsin ya aynen öyle çok iyi anlıyorum seni. kahverengi pirinci çok merak ettim asıl, kesin çok severim gibime geliyo. anneme diyim ehe:D

    Bu sabah Ankara'daki o yürüyüşü gördüüüm. Sunucunun kafasında kocaman bir köpek vardı hihihi:D Bu dernekler filan organize olamıyo ya, iyi orada hayvanlar isyan edip kendi başlarına yürümeye kalkmadılar. Bir an kafamda sokakları ele geçiren kedi-köpek sahneleri oluştu. tamam sustum>_<

    antika pazarııı. merak merak merak:D

    ReplyDelete
    Replies
    1. joy kahverengi pirinç alırsanız eğer, normal pilava koyduğunuzdan daha çok su koyun. ben bi bardak kahverengi pirince 2,5 bardak su koyuyorum, gene de diri oluyor. deneye yanıla artık :)

      yürüyüş de olmadı aslında, meydanda toplanıldı sadece, ben istanbul'daki gibi kıyamet kopar diye hayal etmiştim, olmadı pek öyle. neyse bakalım, belki gene bi organizasyon olur.

      Delete
  2. Tavuğun gerisindeki berisindeki incecik kıltüyyünleri aleve tutup yakmaya kalksam büyük ihtimâlle ya kendimi de yakarım ya da en iyi durumda tütsülenirim.

    Ayrancı Pazarı'ndan da az mal mülk kaldırmadım. Tehey tey tey..

    ReplyDelete
    Replies
    1. öyle şeyler yaşanmasın, hem dünyada hem mutfakta barış olsun istiyorum. kaç sene önce sarı kafalı soulmeytim antika badminton takımı almıştı pazardan. apartmanın arka bahçesinde oynamaya kalkıp komşumuz yaşlı teyzeden fırça yemiştik. böcekler gibi kaçışmamızı unutamıyorum :)

      Delete
  3. O organik pazarları bir kere ziyaret etme şansım oldu fiyatlar karşısında uçukladım diyebilirim. Her şey çok cezbedici ama işte normal pazar gibi dolu dolu dönemiyor insan sanırım. Tavuk detaylarına çok güldüm buradaki bütün tavuklar kıllı:) Görmelisin pek bir zor pek bir iğrenç her seferinde uğraşmak ama alıştım diyebilirim yine de Türkiye'de kıllı tavuk almak istemem:)Ben de orada olsam kedim charlotte'u alır katılırdım yürüyüşe:) Sonrasında Sakarya da güzel fikirmiş. Oradaki çiçekçileri özledim, mantıcımı özledim, Ankara sokaklarının kokusu, dokusu bir başka. Şu anda Ankara'da olmak vardı anasını satayım!

    ReplyDelete
    Replies
    1. organik pazar kesinlikle pahalı, çok haklısın. evde bi tek akşam yemeği pişiyor, iki kişiyiz falan diye göze alıyoruz bu pahalı alışverişi. en ideali bahçem olsun ekeyim domatesleri, biberleri. tavuk beslemeyi bile göze aldık biz en son düşünüp. kesmem ama! kıllarıyla dolaşsın bahçede, yumurtlasın. beni çok örseledi bu kıl meselesi tuğba ahhaha :)

      gel gari artık, yaptınız mı bi plan?

      Delete
  4. Aynı saniyelerde dünyanın bir başka ucunda aynı kahverengi pirinçten şu yemeği yapmaktaydım: pirince dediğin gibi 1'e 2,5 su konuyor, ben içine tane mısır, bol bol maydonoz koyuyorum, harika oluyor. Bir de mercimekli (mercimek, soğan, domates) yapıyorum yine bol maydonozlu, o da muhteşem oluyor. Ama tek başına berbat oluyor yahu.. Bir de organik gıdaların raf ömrü çok kısa oluyor, ben de gıda atmayı sevmediğim için aman dikkat..

    ReplyDelete
  5. ne güzel fikir o mercimek ve maydonoz! ay çok teşekkür ederim ceren, aydınlanma yaşadım şu anda. gideyim yapayım hemen yihhiii!

    ReplyDelete
  6. Hahaha şu saatte okuyunca yorumu, aman yapma ağır gelir uyuyamazsın falan yazacaktım az kalsın.. Afiyet olsun. Kalp kalbe karşıymışın türevi pirinç pirince karşıymış olmuş bizimkisi!

    ReplyDelete