August 16, 2013

Biraz Gidiyorum, Geri Geleceğim

Fotoğrafta çaktırmadan beni takip ederken gördüğünüz adam hocam olur. Aynı zamanda bölüm başkanı, aynı zamanda tez jürimin başkanı, aynı zamanda malzemelerini çalıştığım kazının da başkanı.

Tanışıklığımız benim arkeoloji okumaya başlamamdan öncesine gidiyor aslında; 12 yıldır öğrencisiyim, 10 yıldır da asistanı.

Bu zaman zarfında her an her şey harika değildi doğal olarak ama aklımda hep en komik anlar kaldı.

Ben ve sarı kafalı arkadaşıma gelip bu şekilde devam edersek yalnız öleceğimizi ima etmesi, bu konuşmanın bir şekilde kader tanrıçası Fortuna'ya bağlanması ve "Açık denizdeysen kendini Fortuna'ya bırakman gerekir" diye bitmesi, hocanın arkasından bakakalmamız.

Yüzlerce kişinin katıldığı bir toplantı sırasında bir telefonun çalmaya başlaması, "Allahım kesin hocanın telefonu bu!" diye salonun en arkasından önüne doğru karanlıkta koşmaya başlamam, konuşmacı olduğu için sahnede bulunan hocanın acı içinde kıvranması, çantasını bulup telefonu etkisiz hale getirmem ve çömelmiş ördek pozisyonunda yerime geri dönmem.

Yurtdışına gidecek olan hocanın havaalanından arayıp "Beni uçağa almıyorlar, neden almıyorlar?" diye söylenmesi, "Uçağınız dün kalktı." diye cevap vermemiz sonrası yaşanan sessizlik.

Kazıda arka arkaya 3 gün patlıcan yedikten sonra "Buranın patlıcanı meşhur galiba?" demem, buna içerlemesi ve 10 yıl sonra bile her fırsatta yüzüme vurması.

Kazıda günlük işleri bitirdikten sonra muhtarın kahvesine bira içmeye gitmek için hocanın yatmasını beklememiz, kesinlikle yatmaması, en sonunda çalıştığı odanın penceresinin önünden çömelmiş ördek pozisyonunda geçmemiz, arkada kalan birinin dengesini kaybedip o pozisyonda yavaşça yana devrilmesi.

Kazının fotoğrafçısını karanlık odaya kilitleyip gitmesi, fotoğrafçıdan bütün gün haber alamamamız, oğlan kendi çabalarıyla kurtulup gelince bir de "Nerdeydin şekerim?!" diye fırçalaması.

Sabahın köründe Diyarbakır'da otobüsten inip kaldırımda hocayla karşılaşmam, söylediği ilk şeyin "Total station'ı getirdin mi?" olması, getirmem gerektiği konusunda en ufak bir fikrim olmadığından "Yoo." demem üzerine sinirlenmesi, elime yarım simit tutuşturup çalışacağım kazıya bırakması, bırakırken de "Eti sizin kemiği benim" şakaları yapıp en sonunda sessizce "İyi bakın lütfen çocuğa." demesi.

Hızlı gece hayatı yaşadığım dönemde gece çıkıp eve dönemeyip doğrudan ofise gittiğim günlerden birinde benim deri pantolon, sırtı olmayan yelekle falan çalışmam, onun ofise gelip bir şeyler sorması, dakikalarca konuştuğumuz halde gözünün ne saçıma bulaşmış simlere ne de akmış rimelime falan takılmaması. Böyle şeyleri asla farketmediği gibi kesinlikle umursamaması.

Yukardaki fotoğrafı gösterdiğimde çok gülmesi. Böyle şeyleri hocaya gösterebilmenin rahatlığı.

Bu ilişkinin sonlarına geldik, 2 ay içinde tezimi teslim etmeyi planlıyorum, işim bitiyor okulda. Zaman zaman sentimental dalgalar vuruyor, eski günleri falan düşünüyorum gördüğünüz üzere ama kararımı verdim, zaten yapabileceğim çok bir şey de yok.

Bu vesileyle ben 2 ay kadar sessiz kalabilirim, gerçekten çok işim var. Merak etmeyiniz. Zaten sonra hep buralardayım. Motivasyon olsun diye şunu ekleyip gidiyorum.

12 comments:

  1. Kolay gelsin bidenem, tezine iliştireceğin tozu alınacak antik eser falan varsa yardıma geleyim :P

    ReplyDelete
    Replies
    1. Piyuuu hep daş-doprak valla, sonra belki Anadolu Medeniyetleri'ne gideriz, güzel şeyler hep orda :)

      Delete
  2. hızlı gece hayatı yaşadığın dönemde rimeline, simine vs. önem vermemesi o insanı çok çok daha değerli kılıyor bence. Çok isterdim öyle bi insanla, seninki gibi bi ilişki içinde olmayı :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Enteresan adamdır :) Onun jenerasyonu emekli oluyor bu aralar, arkadan gelenlerde de umarım biraz ışık vardır, yoksa akademinin hali çok acıklı.

      Delete
  3. yaa, ben bile hüzünlendim. Yeni güxel başlangıç olsun sana Fermina bu günler, haydi bitir tezini salıcakla...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay hadi bakalım inşallah sağ salim çıkarım bu maceranın içinden :) Hüzünleniyorum valla ama üzgün değilim, yeni başlangıç zamanıymış hakikaten.

      Delete
  4. Öncelikle.. Godspeed you :) Verimli bir iki ay olur umarım ve kazasız belasız alnının akıyla (çok teyze kalıpları kullandım :/) tezini verirsin.

    Bekliyoruz :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay çok teşekkür ederim, godspeed inşallah :) Evde oturup kimsenin ilgilenmediği bir konuyla uğraşmaktan izole oldum, kendi kendime güler oldum, tuhaf şeyler giyer oldum :) Sadece teyze değil, deli teyze oldum sanırım ahhahaha :)

      Delete
  5. Bu kader tanrıçası olayı bana Almanca hocamı hatırlattı. Bir keresinde çocuklarından söz ediyordu ve ben de allah beni kahretsin ki boş bulunup kızının ismini sordum. Soru çok basitti "Kızınızın adı ne hocam?" Adam konuyu oradan aldı, ne yaptı ne etti bir "fak dı sistem" nutuğuna dönüştürdü ve en sonunda bana "Sistemi değiştiremezsin Cessie. Hoşuna gitse de gitmese de çalışman gerek ve kendine bu sistem içinde bir yer bulman gerek, ancak o zaman yani bir yerlere geldikten sonra belki yapabileceğin bir şeyler olur" tarzı şeyler söyledi. Adam konuyu evirip çevirirken ağzımı bile açmamış olduğum halde, sanki sisteme lanet eden benmişim gibi bir tepkiyle de karşılaşınca artık pes dedim. Hala da diyorum, pes.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Eh benziyorlarmış hakikaten :) Benimki son zamanlara daha anarşik oldu, tuhaf tavsiyeler veriyor, dinleyenlerin ağzından burnundan çay fışkırtıyor. Sana anlattım zaten, buraya da yazmayayım, ne de olsa big brother watching falan yani :)

      Delete