October 11, 2013

Geç Kalmış İki Kart ve İştar Kapısı

Ben tezle mezle debelenirken gelen kartlardan ikisini yazayım dedim buraya. İkisi de uzun zamandır kartlaştığım iki postcrossingçi.

Güzel Varşova manzarası hevimetalci üniversite talebesi Michal'dan.


Michal yine taşınmış, yeni adresini vermiş falan. Ben yaz ortalarında bir kart atıp "Oha Türkiye'de neler oluyor, gösteriyor mu Polonya televizyonları?" demiştim, ona da cevap vermiş, her şeyden haberi varmış. Bir de "Bir şeye ihtiyacın olursa, bir derdin olursa haber ver" diye email adresi eklemiş, duygulandım hemen. Kimsem yoksa mektup ve kartpostal arkadaşlarım var şu dünyada ehehhe! Polonya pulları da her zaman çok güzel.


Diğer kart da Susanne'den, hep uzun yazar, güzel yazar. Bu sefer kartın yanına müze broşürleri de eklemiş bir demet, kart da bir sergi kartı zaten.


"Eşyaların ilahi kalbi", Amerika'nın Kolomb öncesi döneminden eserler aslında bir özel kolleksiyonun parçasıymış, aile Köln şehrine bağışlamış, o zamandan beri de bu müzede saklanıyormuş. 1985'ten beri ilk defa da halka açılmış bu sergiyle. Köln'e gitmeye kalksak bile kaçırmışız zaten.

Bu da zarfı:


Sağ üstteki pula dikkatinizi celbetmek istiyorum. Berlin Müzesi'ndeki meşhuuur İştar Kapısı, mavi fayansları, aslanları ve ejderhaları aşağı yukarı 1996'dan beri "görsem de ölsem" listemdeydi. Gördüm çok şükür, biraz maceralı oldu tabi ki ama önünde fotoğrafım bile var.


Berlin Müzesi tadilattan geçiyordu, tabi ki benim Berlin'de olduğum 5 gün süresince de Doğu Eserleri bölümü kapalıydı. Gitmeden email falan atıp ağladım, gittiğimizde de zaten ortalıkta kimse yoktu, yakınına gidebildim kapının.

İştar Kapısı'nın anavatanı  Babil, bugün Irak sınırları içinde kalıyor. Şehrin içine açılan kapılardan biri, MÖ 575 civarında inşa edilmiş. Başka kapılar da var, duvar panelleri falan; dünyanın dört bir yanındaki müzelerde bulmak mümkün, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde bile görebilirsiniz bu mavi fayans üzerine yerleştirilmiş aslanları, ejderhaları. Ait olduğu topraklara dönse, o topraklara barış ve huzur da gelse, biz de gidip orda görsek. Temenniler, temenniler.

Neyse. Cevap yazdım bu kartlara, bugün postalarım. 2 ay kadar geriden takip ediyorum kart trafiğini, arayı kapatacağım umarım kısa zamanda.

6 comments:

  1. Kart etkinliklerine ben de katılmak istiyorum, dediğin gibi kimse yoksa en azından kalem kokusu var :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya valla değil mi, bu eski zaman usülleri huzur veriyor biraz. Koşturmadan, yavaş yavaş :)

      Delete
  2. Onca kart gönderdim arkadaş, bir blog konusu olamadım... Yanarım yanarımda ona yanarım:)))

    ReplyDelete
    Replies
    1. Vallahi biliyordum bu serzenişin yolda olduğunu! :) Masamın üzerinde birikmiş kartları kaldırdıkça yazıyorum, seninle kartlaşmamızı topluca yazayım diye düşünüyordum. Yanma sen, ben de kendimi affettireyim o arada :)

      Delete
  3. Esyalarin ilahi kalbi! neyin sembolu acaba, neyi anlatiyor, bu tür eserler karsisinda insan kendini kaybolmus hissediyor, ona ne tür bir anlam atfedildigini tam anlayamadan, öylece bakmak.. sihirli birsey gibi..

    Dün ilk defa istanbul arkeoloji müzesine gittik, istanbula tasinmamin üzerinden bir sene gectikten sonra.. Bekledigimden büyükmüs, iki saat gecirditen sonra, bir gün sabahtan aksama kadar vakit gecirmek üzre ayrildik. Hatta o bir gün haftaya olabilir. Sabah erken gidip, bu sefer daha hazirlikli (eserleri arastirarak) bir sekilde gezicez... Yeterli aciklama yoktu eser yanlarinda...

    Bu eserlerin ana vatanindan uzakta sergilenmesi kismi bana da anlasilir gelmiyor... Istanbul arkeolojide de, cogunluk ege helenistic döneminden, bir de lübnan gibi yerlerden gelmis eserler gördük... Istanbula getirilmeleri bile gereksiz sanki, ama zaten Berlin'e, British Museum'a, Metropolitan'a kadar tasinmak üzere calinmalari zaten tuhaf...

    ReplyDelete
    Replies
    1. İstanbul Arkeoloji'deki Lübnan'dan falan gelen eserler Lübnan'ın Osmanlı toprağı olduğu zamanlardan kalma, imparatorluk kazılarından çıkma yani :) Aslında buralardan dışarı giden eserlerin bir kısmının da izin belgesi var (gene Osmanlı dönemi) ama bana kalırsa bu "o zaman öyleydi, şöyleydi, izin vardı" falan hep hikaye, anavatanlarına dönmeli eserler. Tabi biri de çıkıp bana "Şekerim aldınız denizatı broşunu anavatanına, müze müdürü kopyasını yaptırıp orijinalini sattı ama?" derse ben ne cevap veririm bilmiyorum. Müzecilik konusunda hislerim çok inişli çıkışlı :)

      Delete