November 21, 2013

Drink

Yıllar önce seyrettiğim bir eski Türk filminde Kartal Tibet oturduğu yalıdan fırlayıp üstü açık arabasına atladı, sevdiği fakir kıza gitmesi gerekiyordu acilen. Tam o esnada şımarık zengin kızlar olan arkadaşları onu engellemeye çalıştılar, "Oooo hadi gidip Hilton'da birer drink alalım" diye. Kartal Tibet drink almadı, sevdiği kıza gitti.

Bu yandaki akşam drink'ini çok hakettim ben bugün. Ruhum hırpalandı biraz. Bir yandan da gene bir helloradio listesi dinliyorum, sanki bilmiş de hazırlamış gibi kurban olduğum, o kadar güzel geliyor ki.

İyi bir haber bekliyordum bugün, bir arkadaşımdan. Ses çıkmayınca aradım, olaylar ummadığımız gibi gelişmiş. Ağladı telefonda, ben de ağladım biraz, beraber küfrettik. İnsanın adalet duygusunun üzerinde tepinilmesi kadar kötüsü yok.

Tost yer, çay içer başka bir arkadaşımın doğum günü hediyesini veririm diye Tunalı'ya inmiştim. Hepsi boğazıma dizildi, oturduğum kafenin ortasında "allahbelasınıversinosavcının"  diye ağladım tostun üstüne, çok güzel oldu gerçekten. Bu aralar bağzı şeylere yüksek sesle lanet etmemek gerekiyormuş, öyle diyorlar. Sonra arkadaşım geldi, hediyesini ve kartını verdim. O arada doğum gününün önümüzdeki cumartesi olduğunu farkettim. Gelecek sene daha da erken kutlamaya söz verdim.

Van'daki çocuklar için bere ve eldiven aldık birlikte, atkı bulamadık doğru dürüst. Örerim belki, bilmiyorum yetiştirebilir miyim.

Flamingo Pastanesi'nde kaçamak birer çay içtik. Yan masadaki kızların küçük bir köpeği vardı kucaklarında, karabaş bir sokak köpeği geldi masalarına. Oynamak istedi, bir şeyler istedi. Ben de onu alıp eve getirmek istedim. Öyle olamıyor maalesef, alamıyorum, komşular polis çağırmaya kalkıyor, köpekler birbiriyle anlaşamıyor.

Babama uğradım, kafasına kafasına üç tane sigara içtim. Bir çeviri işi varmış, babam kitabı ararken usulca kaçtım.

Eve geldim Cinnah yukarı yürüyüp, Koko'ya yemeğini verdim, benim canım bir şey yemek istemedi. Evanası'nın blogunu okudum baştan sona. Bir yerde Sabahattin Ali'den bahsedip alıntı yapmış:

“Sonra çıkıyorsun dışarı, bakıyorsun güneş hâlâ tepede. Bir cigara yakıyorsun ve yıllardır kurduğun cümleyi bilmem kaçıncı kez kuruyorsun: “ne yapalım, kısmet değilmiş…”

Nasıl ağladım anlatamam, Sabahattin Ali mahvetti beni bu gece, okudukça ağlıyorum. Ne kadar güzel bir insan olmak lazım bunu yazabilmek için? Sonra böyle bir adamı öldürdüklerini düşündüm. Sonra bunu nerden bildiğimi düşündüm. Annem anlatmıştı bana Sabahattin Ali'yi; belki de 12 yaşındaki çocuğunuza, hikaye anlatan güzel insanların öldürüldüğünü anlatmamanız gerekiyordur, başka annelere referans olsun diye söylüyorum. Bana olan oldu artık, annem de böyle şeylerden sızlanınca üzerine alınmıyor hiç. 

Neyse.

Telefonum kendi kendine sağı solu arıyor. Evde tek başımayken gaipten arkadaşlarımın, annemin ve Saka Su bayisinin seslerini duyuyorum. Çok arananlar alıştı sayılır, yüksek sesle adımı söylüyorlar, o zaman duyup telefonu alıyorum elime. Bu da bir nevi iletişim, bir mahsuru yok.

Yarın yeni bir gün, o yüzden bir an önce yatıp uyuyasım var. Aklımdan şunu geçirerek gidiyorum;

"Su başında durmuşuz.
Su serin,
Çınar ulu,
Ben şiir yazıyorum.
Kedi uyukluyor
Güneş sıcak.
Çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze..."


18 comments:

  1. şimdiye kadar seni tanımamış olmama mı üzüleyim canının bunca sıkkın bir gün tanımış olmana mı bilemedim... Ben de dün blogunu hatmettim üzerine kalkıp iki rekat şükür namazı kıldım böyle güzel yazılar yazabilen kafası başka türlü çalışan insanlar var hâlâ diyerekten :) Ece Tem. ve müzelerle ilgili yazını tweeterda Gülenay Börekçi rt etmiş. Orada fark ettim ve buralara oralardan gelmiş oldum. Sosyal medyada yoksun sanıyorum. Hep yaz böyle... Ulan dedim içimden geçen gün (ulandan da soğudum herifçioğlu yüzünden) her bi memlekette bi dostum yaşıyo da şu Ankarada hiç yok ne mene bi yer ki orası? Sonra bir blog çıkıyor karşıma sahibesi Ankara dolaylarından... hayat na garip vapurlar falan :) baki selam...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Hislerimiz çok fena karşılıklı :) Yatmadan "Bakırköy Akıl Hastanesinin Gizli Tarihi"ni sipariş ettim ağlaya ağlaya, hala ezilen kaplumbağayı ve seyko5'i düşünüyorum.
      Bir twitter hesabım var aslında ama beceremedim bir türlü orayı kullanmayı ben. Baktım da ilk girdiğimde şarap içip yerleri süpürdüğümden falan bahsediyormuşum ara ara. Sonra geçen yaz aktif kullanayım dedim, "Kennedy'de çevik.3.2.1.ühü." falan yazabildim sadece, millet nasıl öyle hem fotoğraflar hem lojistik, çatır çatır yayın yaptı hayretler içindeyim. Gülenay Börekçi'yi de tanımıyorum, bakacağım şimdi. Bir de facebook hesabım var, orası da aynı burası gibi "allahbelanızıversin" ve "buköpeğeevlazım" arasında gidip geliyor, bazen de dolma gibi çıktığım fotoğraflarımı tag'liyor arkadaşlarım :)
      Başkent'ten yanar-döner gri takımlı, çok ciddi selamlar, görüşürüz buralarda :)

      Delete
  2. çoooook tatlısınız. sizi okurken tanıdığım birinin satırlarını okuyormuş gibi hissediyorum :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay çok teşekkür ederim, çok kibarsınız, ağzıma geleni yazdığımdan böyle oluyor olabilir :)

      Delete
  3. Benseni çok seviyorum ya, nasıl güzel bir insansın sen...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de seni çok seviyorum, sen orda bir yerde varsın diye hiç korkmadan her şeyi yazıyorum ama imlaya falan dikkat etmeye çalışıyorum :)

      Delete
  4. Hımmmm bu posta üzerine pek çok satır yazabilirim yine ben. Bu sıra ben de akşamları fazlasıyla drink alıyorum diyebilirim. Neredeyse her akşam rakı içesim var. Rakının kokusunu içime çekiyorum ohh mis gibi sanki kibrit yanıyor gibi, uhu gibi, otları yakmak gibi, kurabiye gibi kokuyor sanki. Ben de hep bolca isyan ediyorum ama yüksek sesle edemiyorum. O güzel bir şey aslında. Bizim burada alkolik bir amca var içip ağzına ne geliyorsa söylüyor herkese sonra da o alkol almıştı alkol alırken söylenenler sayılmaz diyorlar. Belki de ben de içimdekileri yüksek sesle söyleyebilmek için içmek istiyorum hep. Seninle sokakları dolaştım. Karum artık eskisi gibi değil herhalde yıllar oldu görmeyeli. Tunalı deyince ilk orası gelir aklıma sonra da kıtır. Karumun merdivenlerinde oturduğum efkarlandığım ve gitar çaldığım zamanları hatırlıyorum. Kuğulu parktada bu tip anılarım var. Bir defasında bir kuğu çalınmıştı parktan onu bizim arkadaşımız çalmıştı sonra anlattı:) Yalan mı doğru mu bilemem:) O da kalp krizinden öldü geçen sene. Cinnahtan yürümeyi özledim. Hani bir de ankarada ara yan yollar bilinen güzel sokak veya caddelere çıkar ya onları keşfetmeye bayılıyorum. Şimdi çok yer var unuttuğum. Ama anılarımda Ankara hep güzel. Bir arkadaşıma doğum günü hediyesi seçmeyi özledim özenle ve arayarak, sonra böyle gidip çay içmeler bana pek dokunuyor. Ahhhh ahh..Ben de durup durup ağlıyorum bir de söyleniyorum. Geçen yemekhanede böğürdüm herkes şaşırdı. Tuvalette bile ağlıyorum bazen. İçimde bir ağlama duvarı yükseliyor adeta. Şiirleri özlüyorum. Bana annem anlatmazdı öyle şeyler ama anlatsın isterdim. Ben de biraz şiir okumalı biraz yazmalıyım aslında. Ruhuma en iyi gelen şeydir şiir. Bu yazdığını da sevdim. Ömrüme çokça bakıyorum bu ara bir de kediye...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Topluca mı girdik bu ömrümüze bakmalara bilmiyorum ki? Etraftan oluyor herhalde, biraz da havadan, bir miktar da yaşımız gereğidir, olabilir. Şiir Nazım Hikmet'in.
      Dün akşam kaldım o küçük kadehi içip, bu reflü hayatımı kaydırdı benim, eskiden böyle değildim. Bir tane şarap dükkanı gördüm, bu anlattığın gibi Tunalı'nın yan yollarının birinde, bir ara gidip bir-iki şişe şarap alacağım ordan. Bir de çok güzel bir kara kedi yaşıyor o dükkanda, onun da fotoğrafını çekerim. Gerçi şarap da çok iyi gelmiyor ama işte bir kadeh falan, özlüyorum öyle oturup sohbet etmeyi. Eskisi gibi dışarı da çıkmaz olduk geceleri, bu aralar her şey çok yorucu zaten, niye böyle olduk bilmiyorum.
      Karum'a son girişimin üzerinden bir yıl geçti galiba, eskisi gibi değil evet. Ama Kıtır aynen bıraktığın gibi. İlk gittiğimde 14-15 yaşındaydım, öyle kaçak bir öğlen birası içmiştik. Geçenlerde düşündüm, 20 sene geçti, hiçbir şey değişmedi Kıtır'da, lambalar bile aynı. Fakat bu içerde sigara içme yasağından beri herkes önündeki 3-5 masaya üşüşüyor, yer bulmak imkansız hale geldi. Ya gündüz herkes işteyken gitmek lazım ya da sabredip masa beklemek lazım. Zaten millet kaldırıma, basamaklara oturuyor ya da ayakta takılıyor. Biz hemen yandaki merdivenlerden aşağı inip Random'a gidiyoruz, Kıtır'ın bir alt katı, orda yer oluyor dışarda, iyi bir abi var, selamlaşıyoruz falan.
      Çalınan kuğu hikayesini biliyorum galiba ama öyle bir hayal gibi kafamın içinde. Deli arkadaşlar hep daha erken gidiyor, bana mı öyle geliyor?
      Uyandığımdan beri iki kere daha ağladım başka başka şeylere, geçer umarım bu halimiz, biraz yoruldum ben çünkü :)
      Annelere bir tavsiyem daha var, evde ayrı bir kitaplık yapsınlar çocuk için, o ordan alıp okusun. Bazı kitapları çok erken okudum; biri mesela Babi Yar, Ukrayna'da Naziler tarafından bir seferde öldürülen 33.000 yahudiyi anlatıyor, savaş bitene kadar 150.000 kişiyi daha öldürmüşler aynı yerde, çingeneler, muhalifler, savaş esirleri. Uzun süre kendime gelememiştim.
      Güneş batmaya başladı, ne kısa günler bunlar.

      Delete
    2. Aaaah kıtır. Geçenlerde bir filmde oradalardı içip dertleşiyorlardı. Sonra düşündüm hep müzik vardı ki fonda bangır bangır, ben hiç dertleşmedim orada. bir kere tuvaletinde kilitli kalmıştım epey süre onu hatırlıyorum. Karum ilk göz ağrısı gibi bir şey benim için, hala hatırlayıp seviyorum. O labirent gibi arka kısımlarında hep güzel dükkanlar keşfeder mutlu olurdum. Bazen kaybolup korktuğumu bile bilirim, o zamanlar acemi çaylak modundayım tabi, büyük gelirdi o yer. Bu erken kararan havaları sevmiyorum ben de. Hava dediğin hep 9 da falan kararmalı. Dün tatildik ya 11 de kalktım gayret gösterip, gün az biraz daha uzun sürdü gibi oldu ama yine yetmedi. İnan benim de hiç mecalim yok bu sıra. Yorgunum. Reflü yiğit'te de var. Zaten geçsin diye de çaba göstermiyor, o kafasında reflü geçmez diye oturtmuş bir kere. sigara kahve çay ve bol bol yemek de cabası. Her sabah ilacı var içiyor. Sende durumlar nasıl? Özel bir çaba sarfediyor musun reflü için. İyi gelen şeyler varsa deyiver bana da uygulayayım kocama yazık..Reflü zor bir şey ama çabayla çok iyi boyuta gelenler var ama sıkı bir çalışma gerekiyor ve başta az az yemek..Hastalıklar hiç olmasın hepimiz iyi olalım noluuurr, valla şu an burnumun akmasını bile kaldıracak durumum yok. Hep gülüp oynamalıyız, keşke hayat rengarenk lunaparklar gibi olsa:):)Kitaplık fikrini de sevdim ayrı kitaplık olması çok harika..Ve evet hem iyi arkadaşlar hem de azıcık deli dolu olanlar hep erken gidiyor. Dünya onların bu hallerini kaldıramıyor!

      Delete
    3. Ben de kilitli kaldım bir kere Kıtır'In tuvaletinde! Ahahhahaha :D Ama tuvaletleri yenilediler, ne zamandır korkmadan girip çıkıyorum :)
      Ben reflü olduğumu öğrendikten sonra kaçtım, endoskopi falan demişlerdi, boru moru sokacaklar. Pek bir şey de değiştirmedim aynen Yiğit gibi, sigara-kahve-çay öyle devam ediyorum. Çok kötü olunca Gaviscon tablet çiğniyorum. Sadece eskiden yaptığım gibi iki öğün arası saatlerce aç durmaktan vazgeçtim biraz, çünkü çok aç kalıp birden yiyince korkunç oluyor, öyle durumlarda ne yesem mahvoluyorum. Bir de baharatı azalttım.
      İyiyiz be gene de, fena değiliz :) Kafamızı sokacak evimiz var, kedimiz köpeğimiz var, bak kruvasan yemişsin çayla, instagram'da gördüm, valla iyiyiz :)

      Delete
  5. ben de sizi ve blogunuzu sessiz sessiz sevenlerdenim.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Merhaba!
      Teşekkür ederim okuduğunuz için, böyle biraz tanışmış gibi olduk, ne güzel oldu :)

      Delete
  6. Bugün bende de bi duygusallık bi öküz oturması mevcut. Hem de durduk yere. Böyle durumlarda pencere önündeki koltuğa yığılıp alnımı soğuk mermere dayıyorum. Yorumu gönder dedikten sonra muhtemelen gidip aynı şeyi yapacağım. Yazını okuduktan sonra daha da yerleşen o öküzü anca kaldırabilirim gibi.
    Yukarıda yazılanlara da ayrı bi katıldım. Hiç karşılaşmadık belki ama yolda görsem tanır, fermina diye yanına koşarım sanırım:)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben bu soğuk mermer terapisini çok ciddiye aldım, deneyeceğim. Niye böyle olduk yahu topluca? Bloguna gidip bikoz yor gorcıs dinlemeye başladım, gidip Koko'yla güreşeceğim birazdan, bu öküzler kalkıp gitsin istiyorum :)
      Yolda öyle karşılaşsak ağlarım ben. Sen de iyice emin olmuş olursun kime sarıldığından :)

      Delete
  7. Sabahattin Ali'nin ne hos bir insanmis gercekten de. Bazen cümlelerini okurken, öyle hos bir ruh hissediliyor ki o ifadede, yazdiklari dokunakli birseyle alakali olmasa bile, gözlerim doluyor benim..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben baştan okuycağım galiba bu kış, bir de bu yaşımla tecrübe edeyim Sabahattin Ali'yi.

      Delete
  8. Ben sadece susabilir miyim ?
    Sevdiğimi , ve benim için önemli olduğunu belirtmeden sadece susabilir miyim ?

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ne diyeceğimi bilmiyorum, utandım da biraz, bir süre susarak duralım o zaman. Sonra belki birer drink alırız :)

      Delete