November 19, 2013

Ece Hanım'ın Müzelerle İmtihanı

Bir köşe yazısı okuyup biraz sinirlendim, ondan bahsedeceğim. Ece Temelkuran müzeler üzerine yazmış en son, ben de yazmak istiyorum çünkü çok tuhaf buldum bazı şeyleri. Atlaya atlaya aktarıyorum aşağıya.

"Müze iptilası olanlar yazının bundan sonrasını okumayabilirler. Yola, müzelerle başa çıkamayanlarla devam edeceğiz."

Öyle olmuyor o maalesef, iptilam olduğunu iddia edemeyeceğim ama belli bir takım iddialarla çıkan ve sürekli bizden destek isteyen bir gazetenin yazarı olarak beni yazınızdan postalamak gibi bir lüksünüz yok. Matbaa değiştirdik diye ortalığı ayağa kaldırdınız, hala çamur gibi fotoğraflar, ben olay çıkardım mı? Hayır.

"Gerçekten heyecanlanarak gezdiğim son iki müze New York'taki MOMA (Modern Sanatlar Müzesi) ve Beyrut Müzesi'ydi. Pekala, itiraf ediyorum bir de Zagreb'deki "Bitmiş İlişkiler Müzesi" var. Bir de Petesburg'da Hermitage'da heyecanlanmıştım, ama kaybolduğum için."

New York'a uçak biletleri binlerce lira, höt deyince başka ülkelere seyahat edemiyoruz biz sıradan halk olarak. Mesela İngiltere'ye vizesiydi, uçak biletiydi falan her gidişim bir aylık maaşımdan fazlasına çıktı benim, kredi kartı patlattım falan. Tam olarak kime hitap ediyorsunuz anlamıyorum ben? İşçi sınıfı? Asgari ücret? Ayaklandık biz hep birlikte geçen yaz, siz en önlerde ağlıyordunuz? Günlüğünüz mü bu köşe sizin, liseden beri görmediğiniz arkadaşınıza hava mı atıyorsunuz?

"British Museum'da da duygular yaşadım ama daha ziyade dünyanın orasından burasından apartılmış eserlere baktıkça yaşadığım sinirdi."

Müze gezmekten kaçan biri olarak böyle şeylere sinirlenmenizi de bir tuhaf buldum, bırakın müze iptilası olanlar dertlensin. Ayrıca Türk müzelerinde de başka ülkelerin topraklarından gelme eserler var, kaçmayaydınız müze kapılarından, haberiniz olabilirdi belki. Ben arkeolog olduğum halde yurtdışındaki müzelerde bulunan Anadolu kökenli eserlere çok yüksek sesle çemkiremiyorum, kendi müzelerimizden habire çalınan eserler yüzünden duyduğum utanç daha ağır basıyor. Bakın memleketin arkeoloji politikalarına girmiyorum bile. Ben de duygular! yaşıyorum.

"Bir kaç gündür yine kendi başıma sardığım bir müze belası var Amsterdam'da. Rijk'ı (Louvre ya da Del Prado'nun muadili) zaten atladım. Zira Avrupa'da o büyük müzelerden birini gördükten sonra geri kalanı üç aşağı beş yukarı aynı."

Eksküüz mi? Bütün müzeler aynı mı? Sanırım yüksek entellektüel Ece Hanım'ı kaçırmışlar yerine bir avm kızı oturtmuşlar.

"Allahım yalnız öleceğim! Yalnız ölmeden önce "tek başına yaşayan neşeli ve kısa saçlı yaşlı kadınlar turlarına" katılacağım! Aman tanrım!"

Ay, herneyse.

"Dünya bana bir müze gibi geliyor zaten. Bakmalık bir şey."

Bu saptamaları yapın diye para aldığınıza inanmakta güçlük çekiyorum. 

"Şu ısrarlı bir biçimde kötü giyinen -hiç kimsenin kendi ülkesinde böyle safariye çıkmış gibi ya da palyaço kadar renkli  giyindiğini sanmam- turistlerin bakmaları için işaret edilen şeylerin camekana alınmış şekilde durduğu bir müze gibi değil elbette. Daha ziyade interaktif bir müze. Belgesel tadında."

Neden elalemin kıyafetlerini aşağılıyorsunuz? Ya da bize ne başkalarının renkli kıyafetlerinden? Kıyafetleri çirkin ve müzeye gidiyorlar diye mi gitmiyorsunuz müzeye? Ve bu mu yani sizin için müzenin tanımı, turistlere baksınlar diye işaret edilen şeylerin camekanlarda durduğu yer? Kültür nerde, kültürel miras falan? Arkeoloji deyince aklınıza o çok aşağıladığınız başkaları gibi turistler mi geliyor hemen? Müze adı nerden geliyor biliyor musunuz mesela? Yıllardır herkes ağzınızın içine bakıyor, bir çok kadına ilham verdiniz, bu mu yani müzeler gibi hassas ve kırılgan şeyler hakkında edeceğiniz laf? Kapısından giremeyip çok sıkılıp falan kahve içmeye gitmek iyi bir şey mi?

Klasik müziği anlamıyorum ben mesela, kaçayım mı bundan bahaneler uydurup "ayyy içim kıyılıyor" diye yoksa oturup neden milyonlarca insan bir şeyler buluyor da ben bulamıyorum diye anlamaya mı çalışayım? 

"İstinasız bütün ülkelerde ve her seferinde olduğu gibi beni o ülkeden sanan garsonlarla konuştum."

Bu ettiğiniz lafın elle tutulur hiçbir tarafı yok. Bir, Türk'e benziyorsunuz gözünüzü seveyim. İki, biz kendi aramızda gülüyoruz böyle laflar eden insanlara "Hı hı evet, tabi seni Hollandalı-Fransız-İtalyan sanmışlardır, evet." diyerek. Üç, etkilenmemiz mi lazım bundan?

Arada bir yerde karısı müze gezerken onu beklemekten dişleri dökülen Hintli adam metaforu falan var ama onu geçeyim artık. Biraz utandım ben Ece Temelkuran yerine. Madem karşılıklı itiraf ediyoruz, ben de evde çalışan yardımcısından ve domateslerden bahsettiği bir yazısından beri okumuyorum yazılarını. Aynı yazı içinde hem yardımcısının sosyal güvencesi olmadığından hem de yardımcısının bir aylık maaşını bir çift ayakkabıya harcayabildiğinden bahsediyordu. Sinirlerim bozuldu, şuursuz bir durum olduğunu düşündüm. 

Elbette istediğini yazmakta serbest, ben de müze kapısından kaçmayı övdüğü ya da yardımcısına sosyal güvence sağlamayıp ayakkabı aldığı için teessüflerimi belirtmekte serbestimdir herhalde. Aslında yazmaya da üşenirdim ama o kadar iddialı, o kadar halkının yanında, o kadar duygusal kadın falan ki, bu yazılar nerden çıkıyor o zaman diye şaşırıyorum.

33 comments:

  1. Zaten Temelkuran'ı sevmezdim, yazını okuyunca güne bir enerjik başladım, altıma imzamı atarım bu yazının.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Biri "Ece Temelkuran'ın orta sınıf şımarıklığı" diye yazı yazmış, dün gece bir de onu okudum, haklı yazan, şımarıklık bu. Yemin ederim anlamıyorum neden bu kadar beğenildiğini, hadi bahsettiği mevzuları geçeyim, iyi yazıyormuş gibi de gelmiyor bana. "Belgesel tadında" falan, edebiyatçısın bir yandan yahu, bu "tadında" madında, ergen kızlar gibi ne acayip.

      Delete
  2. Şu son cümlene bir "like" butonu olsa da bassam. AHAHAHAH

    ReplyDelete
    Replies
    1. Allahım çok şükür en azından bir de sen varsın, yoksa bu sanal çölde tek başıma debeleniyorum diye üzülecektim :D

      Delete
  3. Epeydir okumuyordum ben de ama çok özel bir sebebi yoktu. Bu yazıyla bir sebep bulmuş oldum.İçeriden isimli bir kitabı vardı onu severim ve zaman zaman pasajlar okurum. Şu çok konuşulan son kitabını da gelirken almıştım ama henüz kapak açamadım. Bahsettiğin yazının tamamını açtım okuyacağım az sonra. (okudum da sinirlenmekte çok haklısın saçmalamış) Şımarıklık konusuna katılmamak elde değil ki. Ne acayip şey şu egomanya(böyle bir kelime gerçekte var mı bilmiyorum öyle çıktı ağzımdan öyle yazıverdim) Hımmm müze iptilam da daha önceki yıllarda hiç bu kadar tavan yapmamıştı hatta müzeye gömülme, müzede inzivaya çekilme, müze kurma hayalleri içerisindeyim. Ama ece hanım ancak şunu diyebilir kanımca bu yazıdan sonra : benim hiç iptilam olmadı.' (ilkokul cümlelerine selam olsun:)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Tüm müptelalara da selam olsun :)
      Bilmiyorum insan müzelerin havasından nasıl etkilenmez, hele yurtdışındakilerin. Çizim çalışan öğrenciler, çocuklar; insanın yüzlerce binlerce yıllık hikayesi var müzelerde. Objelere yüklenen değerlerden ben de hoşlanmıyorum ama müzelerin ilham verdiğini her koşulda savunurum. Hayat çok tekdüze, haberler hep can sıkıyor falan; insan arada bir "vay be dahil olduğum insan türü bazen harika şeyler de yapıyor!" demek için bile olsa yüzünü dönecek bir yer aramaz mı?
      Biraz düşündüm de sanırım Ece Temelkuran "sıradan" bir turist olmadığını, gittiği yerlere sanki oralıymış gibi uyum sağladığını falan anlatmak istiyor. Bu üstü başı tuhaf, ordan oraya koşturan turist sınıfına dahil olmak istemiyor entellektüel kesim, Parizyen olmak istiyor, Londoner olmak istiyor. Oysa en güzel anılarımdan biri soğuktan geberdiğim için ikişer eldiven giyip kazağımı pantolunumun içine soktuğum, buzların üzerinde kaya kaya müzeden müzeye koştuğum, sergi kapalı diye görevlilere sümüklerim aka aka ağladığım Berlin seyahatim. Tam olarak safariye çıkmış palyaço tanımına uyduğumu düşünüyorum :) Demek ki Ece Hanım'la karşılaşsaydık o kahvesini yudumlarken ben kafenin önünden donmuş sümüklerimle geçiyor olacaktım ahhahahah :D Bence ben daha mutlu öleceğim.

      Delete
  4. Ece ,sınıfsız domatesleri iyi ki yazmış.Ece genellikle gerçekleri yazıyor.Hayallerini değil.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yaa sevgili 4'üm, bana hep aynı şey oluyor okurken, evdeki ablanın domates yollaması ve o domateslerin çok kıymetli oluşu falan gerçekten güzel, yemin ederim anlıyorum ben o domates meselesini. Ama abla için her ay sigorta pirimi yatırıp sosyal güvence sağlamak mümkünken "lanet olsun ayakkabılara" diye yazının güzergahı alıyor başını gidiyor bir anda. Ben de ayakkabıya çok para verdim bazen, seviyorum ayakkabıları, bak iki ortak noktamız var Ece Temelkuran'la, domateslerin kıymeti ve ayakkabı düşkünlüğü. Ama ben gazetede köşe yazmıyorum, yazsam bile kadının çocuğunu iyi hastanelere götüremeyişini yazıp üzerine de ayakkabılara çok para verdiğimi ilan edemezdim herhalde. O ablanın pirimlerini yatırmaya çalışırdım, tanıdık doktor bulup çocuğunu ona götürmesini sağlardım, ne bileyim bir şey yapardım ve bundan da bahsetmezdim yazı yazıp. Sana gerçek gelen bana tuhaf geliyor, bunları yakın bir arkadaşına anlatırsın ama memleketteki adaletsiz gelir dağılımından falan bahsetmek için gazeteye yazmazsın gibime geliyor, bilmiyorum. Domatesler sınıfsız ama yazıda geriye kalan her şey buram buram sınıf farkı kokuyor, domatesleri taşıyan Oxford'daki siyaset doktoru da dahil olmak üzere.
      Belki de tarzını anlamıyorum ya da geçen yazdan sonra daha hassasım bu konularda. Kısacası ne anlayacağımı bilmiyorum Temelkuran yazılarından.

      Delete
  5. üstteki yorumumu okuyunca ece taraftarı gibi algıladım kendimi.
    taraftarı değilim.doğruları yazıyor evet.kendi doğrularını.
    sonuçta herkesin doğrusu kendine doğru.
    Ece'yi okurken onayladığım yazıları da var.onaylamadıklarımda.
    fazla da okumuyorum zaten.
    öyle pahalı ayakkabılar giymektense,sınıfsız domates olmayı tercih ederim.:)

    ReplyDelete
    Replies
    1. :) Ay ben de kendimi paraladım beni yanlış anlama diye :)
      Yaşasın ucuz ayakkabılar ve sınıfsız sebzeler meyveler! :)

      Delete
  6. ben cevabını okumadan ikinci yorumu yazmıştım ferminam ama .
    ece'nin farlı bir tarzı var anlatmak istediklerini dolaylıca anlatıyor anladığım kadarıyla.
    ben entel kesimini çoğunlukla anlamam ama.
    hiç bir kitabını okumadım.arada köşe yazılarını okuyorum.
    bazı yerlerde hadi ordan diyorum ama bazen de hah !işte bu da diyorum.çokta takmıyorum da açıkcası.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya işte benim bazen çok tepem atıyor, belki de senin gibi sakin olmak lazımdır. Dur sana bi yorum yazacağım ama mesaj gibi, bir şey sormak istiyorum :)

      Delete
  7. Ay bir türla sevememiştim, herkes övdükçe de kendimi eksikli hissediyordum. Neyse o da müzeleri sevmiyormuş ödeştik :) Geçen gün Ercan Kesal'la ilgili yazdığı bir yazıya benim Kitaplık Kurdu'na koyduğum fotoyu başlık yapmışlar. Yer mi anadolu çocuğu, hemen twit attım kendisine, yazı güzel de foto bana ait, keşke kaynak belirtseydiniz dedim. Anında özür twiti geldi, pek şaştım. Gazete koymuş hemen kaldırın diyeceğim diye ama foto hala yerinde duruyor :) Neyse o gezmesin, beğenmesin biz gezer ve beğeniriz müzeleri, hatta gel Antalya müzesini beraber gezelim. Lahitler salonu ve heykeller salonu pek bi şairanedir:)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bir fotoğraf krizi daha var gibime geliyor, bu aralar yazdığı bir yazıda su kenarında büyükçe bir balığı kucaklayan kız fotoğrafı var, su Munzur'muş, yer de Dersim'miş diye gidiyor yazı. O fotoğraf aylardır bütün internette komikli sitelerde var ve bırak Munzur'u, Türkiye sınırları içinde bir yer olduğunu bile zannetmiyorum. Umarım yanılıyorumdur :)
      Ya valla, ödül gibi Leylak Dalı'yla Antalya macerası, düşündükçe heyecanlanıyorum :)

      Delete
    2. Aa o balıklı kızı ben de görüp şaşmıştım, bence de bırak Dersim'i Türkiye'de bile değil. Öf ya neler prim yapıyor bizim melmekette...

      Delete
  8. Bu ülkenin en büyük dertlerinden biri de aydın görünümlü aydın olamayan isimleri bence. Gerçekten bu ülkede aydınımsı o kadar çok ki.. Temelkuran da bu isimlerin başında geliyor. Hiçbir zaman yazdıklarını sevmedim. Kendisinden sürekli olumsuz bir enerji aldım. Sebebiyse şu; Warhol'dan farkı yok. Resmen "Ooo ben Kürt'lerden, kadınlardan ve ötekilerden bahsediyorum. Süperim ayol. Aydınım ben." diye dolanıyor ortada. Tek yaptığı kendi reklamını yapmak. Kimse kusura bakmasın. Benim gözümde Temelkuran budur.

    "Günlüğünüz mü bu köşe sizin, liseden beri görmediğiniz arkadaşınıza hava mı atıyorsunuz?".. O kadar doğru yazmışsın ki !! Eskiden çocukken yapardık böyle şeyleri. "Yazın şu ülkedeydim, şurada tatil yaptım". Dünya turları son zamanlarda iyice el yakar oldu ve dediğin gibi İngiltere başta olmak üzere bazı ülkeler hala vize kuyruklarında kaba tabirle bekleyenleri kanırtıyorlar.

    Artık azalarak bitsin aydınımsılar. Bıktım böylelerinden.

    Müze konusuna gelince ben müze gezmeyi seven biriyim. İçeriği çok da önemli değil. Gezerim yani. Çok kafama takmam. Özellikle açık hava müzelerini seviyorum. Şöyle bir dolanacaksın. Havayı içine çekeceksin. Pergamon'dan çok etkilenmiştim mesela.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay evet, istiyorum ki gazete alınca okuyacaklarım bir gece önce sosyal medyada okuduklarımın üzerine bir şeyler eklesin. Sırf ana akım medyaya gıcığımdan alternatif haber kanallarını destekliyorum, Halk Tv'den hortum falan almaya kalktık, Birgün'ü de aynen hortum gibi alıyordum, bir süredir bıraktım artık batmazlar herhalde diye düşünerek. Karşıt fikirleri de okuyorum, ne bulursam okuyorum, benim için inanılmaz bir öğrenme ve empati süreci oldu geçtiğimiz aylar. Ama yani "Garsonlar beni hep yabancı memleketli sanıyor"un hayatıma ne katkısı olacak bilmiyorum. Haklısın, aydınımsılar sonumuzu getirecek.
      Ki bak dün geceden beri hanımefendiden bahsediyoruz, daha bir kere Özgür Mumcu demedim, Sıla demedim; öyle de efendi davranacağım tuttu, halbuki sığ ve yüzeysel biriyim ahhahah :D
      Haftaya Ulus'taki PTT Pul Müzesi'ne gitmeyi planlıyorum, o da benim avamlığım, hödüklüğüm, palyaçoluğum olsun.

      Delete
    2. Neee PTT Pul Müzesi mi ayy çok banaaaal, Louvre gezmek varken :(( Artık bu avam blogu takip edemiciiim hanımefendi :p

      Sosyal medya geldi mertlik bozuldu aslında. Dediğin gibi ba(ğ)zı yazarlar bir gün öncesinin sosyal medya konularını, oralarda yazılanları çok iyi takip ediyor ve onlar üstünden bir şeyler yazıyor. Ama kendinden koymadan. Adeta kolaj yapanlar var.

      Keşke bu topraklardan Chomsky gibi adamlar çıksa.. Sanırım ona daha çok var :/

      "Biz aydınız be" :p :p

      Delete
    3. Bu toprakların Chomsky'lerini öldürüyorlar, daha iyimser bir tahminle de akademik değirmende öğütülüyorlardır. Buraların değirmenleri Chomsky'nin kendisini bile öğütmeye kalktı, "everything that milk port"u hatırlatmak isterim yeri gelmişken :)
      Bu aralar ilan etmekle her şey olunabildiğinden ben de fırsatı kaçırmayayım dedim ve burdan haykırıyorum; "Ben Çankaya kontesiyim be. Ulan!" :)

      Delete
  9. Yazilarinin veya kitaplarinin müptelasi oldugumu söyleyemeyecegim, hatta arkadas arasinda duygularimi daha net kelimelerle de ifade ediyorum ama üzülüyorum da bir taraftan Ece'ye, cok yalniz kaldi, kadin geri basmadi ama, bagira bagira (icsel celiskileri vs de olsa) ben buyum dedi. Bugünlerde az bulunur bir özellik. Bu biraz cüretkar ve ukala bir dil edinmesine de neden oldu zaman zaman, ama gecer herhalde zamanla..
    Edebi olarak bana hitap eden bir yazar degil, söylediklerine bazen hak veriyorum, cok zaman "hmm, pek öyle degil bence o isler" diyorum.. Ama öyle bir zamanda yasiyoruz ki, bu kadinin kendisi olmaya cesaret etmesini yine de takdir ediyorum, pek cok zaman görüslerini paylasmasam da.
    Cok zengin oldugunu da zannetmiyorum, yurtdisinda müzeler oldukca ucuz, konferanslara filan gittiginde ugramistir diye tahmin ediyorum. Belki de arkads gazabina ugrayip zorla hic merak etmedigi bir müzenin kapisina sürüklenmistir.. :-)
    Müzeler konusunda ise karmasik duygular yasiyorum, ben de sehirlerin yanina bir "check" atilir gibi gezilmesine icerliyorum dogrusu. Istanbula gelen yabancilar 3 tane bilinmis müze var, oralari geziyor kebap yiyor, geri dönüyor, oysa Istanbul bu degil, buradaki hayat disarida, yolda. Bir sehrin turistik haritada olmayan arka sokaklarini gezmeyi hep sevmisimdir. Gerceklik orada sanki.
    Müzeler özel olarak vakit ayirilmasi gereken yerler sanki, ilgi alani cercevesinde..
    Istanbul Arkeoloji Müzesi'ne gitigimde cok renkli bir kalablaik vardi, bu kadar farkli insanlarin geziyor olmasi hos bir görüntüydü, ama cok insanin birsey okudugunu da görmedim, "Aaaameett, aslanla beni cek" diye bagrisan kizlar filan vardi.. :-DD Yani... bir yanim insanin tarihe olmasi hos diyor, diger yanim...
    Cook cok karisik duygulara sahibim ben müzeler konusunda :-) .. British Museum'da ben de tuhaf duygulara kapilmistim, yani icinde british olan hicbirsey yoktu... Ece gibi sinirle cikmadim ama "piskinligin bu kadari" diye düsündüm. Kolonilerine medeniyet getirdigine inanan cok ingiliz var, ve bunu sana bir yemek esnasinda hos bir sekilde aciklayiveriyorlar, kolonilesme dünyaya iyi gelmis yani :-) , o sebeple o eserleri de haklari görüyorlar.. vs vs..
    Ayni sekilde, sanat eserlerinin degerlermesi, kolleksiyonculuk vs.. bunlarin da tuhaf bir gecmisi var.. Bu konuda da karisik duygulara sahibim.
    Ece bazen keskin bir dil kullaniyor.. Ama yalniz.. Ve cok üstüne gidildi onun... Cok hirpalanmis bir sokak kedisi gibi de dogal olarak hircin.. sinirlenmiyorum onun böyle laflarina, cünkü yine de tanidigimiz cok insandan daha iyi gibiymis gibi geliyor..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bana bir ara yazsana bu üzerine gidilme meselesini, ben gündelik takip etmediğim için bilmiyorum ne olduğunu, neden yalnız kaldığını. Oturup okurum.

      Yurtdışında bazı müzelere giriş bedava hatta, mesele geriye kalan masraflar :) Farkındayım gidip gelmek kolaylaştı, belki biraz ucuzladı bile, işte turlar falan var. Yazının geri kalanına bir anlam veremediğim için o "gittiğim yerler" listesi beni sinirlendirdi. Bir de yani o kadar çok sınıfsal meselelerden, halklardan ondan bundan bahsediyor ki, bana biraz çiğ geldi bu yakınmaları.

      MOMA'dan bahsetse mesela, gittim, şunlar vardı, çok etkilendim diye; ya da British Museum'da şunlar vardı ve beni bu yüzden sinirlendi diye yazmış olsa ve dahi kolonyalizme bağlasa, olmaz mıydı öyle? İngiliz kolonyalizmine kaptığım gıcığın haddi hesabı yok, orda buluşurduk :) Ya da bak şuna da razıyım, müzeler ölü yerler aslında, bu eserleri sonsuza kadar saklayacak mıyız, sonu var mı bu işin, ne anlıyoruz müze gezmekten falan, bunlar hep ilgi çekici fikirler. Yani illa ki müze taraftarı olsun demiyorum, Bahsi geçen yazıdan müzeyi çıkar, hipodrom koy mesela, gene hiçbir şey anlatmıyor bana. Üstelik de yalapşap yazılmış.

      Kötü kalpli biri değildir, niye olsun zaten. Muhalif bir ses olsun, canıma minnet ama sırf muhalif diye de pohpohlanmasın, adil değil bu. Benim aradığım gazete yazıları bunlar değil diyerek yoluma devam edeceğim sanırım, Ece'aaanımı da rahat bırakarak :)

      Delete
  10. haklisin, cok haklisin, köse yazisi okumadigim zamanlardayim. Arti bir yorum getirebilen köse yazari kaldi mi? FB'ta surda burda en cok paylasilanlar da, insanlar tarafindan "düsüncelerime yazi olmus" diye paylasiliyor sanki... büyük bir farkindalik, bilgi edinme yasamiyoruz okurken.. 3 kelimeyle cümle yapan tribün yazarlari popüler. Sonra da o muhtesem yazilari toplayip kitap yapiyorlar.
    Ben üzülmüstüm Ece'ye, isinden kovuldugu, tehdit telefonlari aldigi, annesi icin kan ararken "git sana o kani kürtler versin" diye sosyal medyada linc edildigi günlerde.. Televizyonda biz ne zaman bu kadar zalim olduk diye bagirdigi günlerde, ben de icimden öyle diyordum.
    Ama kitaplari cezbetmiyor, köse yazilarini okumayali sene gecmis zaten.. Gecen sene yeni kitabinin röportaj cekimleri icin karaköyde bir cafedeydi, insanlar bize bakiyor diye fisildiyordu cekim yapan kisa, cok gerilmisti, naif bir hali vardi..
    Sanirim su siralar, eger bir insan iyi kalpliyse, ve 60% iyi seyler yapmaya calisiyorsa, kusurlarini biraz umursamiyorum..
    "koyunun olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi denir" diye bir laf vardi ya... iste..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Düşününce biraz, ben de sana hak verdim, herkes ezildi büzüldü son zamanlarda, ne acıklı. Kimseden ses çıkmıyor, öyle bir küçük listem de var, "büyük hayalkırıklıkları" başlıklı :)
      Anlattığın şeyler çok korkunç, farkına varmış olsaydım yazardım burda, böyle ırkçı feveranlar duyunca kendimi kaybediyorum. İşinden kovulduğunu biliyordum ama o aralar çok insan işinden olduğu için ayırmadım onu diğerlerinden; bu işten atmaların sebebi belli zaten, Ece Temelkuran'a da ayrıcalık yapmadılar haliyle.
      Vera'cığım, şiir mi okusak ne yapsak, belki o lazımdır biraz.

      Delete
  11. Ben hiç tanımıyorum bu kadını.

    ReplyDelete
  12. Ne güzel söyledin Fermina'cim, Nazim Hikmet'in de dogumgünüymüs bugün zaten.. :-)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Hadi ya? O zaman ben bir kadeh bir şey koyayım kendime madem, öyle okuyayım.

      Delete
  13. Yarasin, ben de burada bi kadeh bisiy koydum.. (Robinson'un internet dükkaninda diyordu, orada gördüm.. )

    ReplyDelete
  14. hizli bir yorum (duzensiz, sig bir iki not: su an beynimin loblarini ellerimde tutuyor gibi hissediyorum da) yapayim istedim "muze temelkuran" yazina, tam o sirada twitter'a su tweet'i dustu:
    https://twitter.com/ETemelkuran/statuses/403294804484063233
    herhalde, az önce, "istisnasız bütün ülkelerde ve her seferinde olduğu gibi 'o'nu o ülkeden sanan garsonlarla konuştu" dedim. neyse...
    -garsonlarin ece'yi o ulkeden sandigini, hele bati avrupa ulkeleri garsonlari iseler, hic sanmiyorum! bilincalti ona oyun oynamis, ele vermis - istedigini gercek yapiyor. bizim topraklarin insanlari fenotip olarak (genotip olarak da) ic ice gecmis durumda: balkanlar ve iran arasinda dolasan sekans datasi ile ilgili yayinlar cikiyor - bilim saf irk kavramini da cok guzel geriletiyor bu arada. o dagilim icinde ece daha cok iran tarafinin yapisini andiriyor bana, tanidigim 2 iranli kizi hatirlayinca.
    -birgun takip ettigim, onem verdigim gazetelerden birisi. fakat su 'veda ediyoruz' reklami felaket itici gelmisti bana. fakat neyse deyip sineye cekmistim. baski versiyonunu degil pdf versiyonunu takip ettigimden, o itici reklami telafi edecek kadar baski/dizgi kalitesini arttirdilar diye umuyorum, ve fakat durum bu mudur, bilmiyorum.
    -muzeler konusunda ekleyecegini eklemissin zaten, diyecek fazla birseyim yok, seninkinin yaninda pek bir tecrubem de yok. enis batur seyahat anilarinda muze kuyruklarindan ve grup gezilerinden yakindiginda bana itici gelmiyor idi. cunku kendisi muzelerde zaman harcayan, anlayan, yaptigi sanata yediren bir insan. fakat ece'de bir samimiyetsizlik var. sevdigim yazilari da oluyor, eklemeliyim - ne bileyim sevilay yukselir, nihal bengusu, nagehan alci, meryem gayberi var iken baskanin tarafinda...
    az once gozume carpanlar ile ilgili:
    not1: camila vallajo'yu da yazmissin, ve sanirim erkek arkadaslarinin sili'ye gitme hevesi/esprisi de vardi icinde. camila'nin guzelligi icin sadece olumlu seyler soyleyebilirim, fakat, gezi'nin kizlari o kadar guzelken bir an da unutulmalarina anlam veremiyorum.
    not2: kings of leon severi olarak, albumun tamamini cok begendim, biraz zaman harcamak gerekiyor, ve KOLun ruh haline girmek gerekiyor, ama cok guzel bir sekilde dinleyici ugrasina degiyor.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ouuv hayırdır inşallah beyin lobları yerlerinden fırlamış?
      Senin sekans datasının üzerine teyze çemkirmesi eklemek istiyorum; bu tamamen garsonların kibarlığı ve sohbet klişesi de olabilir. İngiltere'de burnumu delen dövmeci kardeşimle bana Norveçli olup olmadığımızı sordu, Urfa'da sigara aldığım bakkal Türkçe konuştuğum halde İskoç olduğumdan gayet emindi; skala bir hayli geniş ve bir o kadar da sürreal zira ben de kardeşim de koyu renk saçlı, gayet de buraların tipi insanlarız. Ya da benim Türkçem bir tuhaf, bilemiyorum :)
      "Veda ediyoruz"u çoğu okuyucu itici buldu, benim çevremdekiler en azından. Baskı kalitesi için de ancak "mehh" diyebilirim, var hala bulaşık suyu gibi fotoğraflar ve daha fenası imla hataları var.
      Nagehan Alçı ve benzerleri hakkındaki hislerimi ancak dört duvar arasında telaffuz edebiliyorum, burda onlardan bahsetmeye kalkışmam bile, anlıyorum ne demek istediğini.
      Camila'ya çay taşımak için birbirini ezen arkadaşlarımın hepsi gezi kızlarını da içli içli kesmişti zaten, arada bir korelasyon var :)
      King of Leon albümünü daha sindiremedim, dinliyorum döne döne, söyleyecek kötü bir şeyim yok, güzel albüm olmuş. Pearl Jam'i de merakla dinleme aşamasındayım, yazacağım iyice anlayınca.
      Gene gel :)

      Delete
  15. 'beyin loblari,' uzun bir laboratuvar mesaisinin gecesinde, cok da tatmin etmeyen deney sonuclari uzerine dusunme/okuma sirasinda belirginlestiler - bir de o gun deney yaparken acik radyo'nun 'cuma adli adamlar'inin 3 bolumunu ard arda dinlemek de sanirim beyin hucrelerimi yakmada etkili oldu.
    ingiltere'de norvec'li sanildiysan o zaman elbet vardir bir temeli!.. ece'de oyle bir durum yok iste:-)
    neyse, zaten bir anda dunyanin obur ucunda olma durumunun, seyahat hizinin artmasinin, insanlarin daha karma hale gelecegine dair insan evrimi calisanlarin ongoruleri var (inbred duserken vs. outcrossing artiyor vb.).
    kings of leon 'beautiful war'a video yapmis bu arada; kiskanclik, kavga, kardes katilligi, ask(?) vb. uzerine. cok sevdigim bir sarki, videoyu da bekliyordum, fakat aptalca hareket eden bir adamin hikayesini, klip sonunda onu alkislayan insanlara bagladiklarini gorunce, bosuna beklemisim, dedim.
    pearl jam ile ilgili yazarsan sevinirim, belki bana da yardimin olur anlamada:-)
    cok tarafli oldugum, albumu 4 yildir (son 2 yili yogun) bekledigim, ve album gelince muzik dergilerinde ki negatif yaklasimlari okudugumdan, konusamiyorum. ilk kez bir pearl jam albumu ile arama bir ton bilgi girdi, onyargilarla dinlemeye basladim, kendi algim ile muzik dergilerinin acimasizligini birbirinden ayiramiyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Tek kelime okumadım Pearl Jam'in albümüyle ilgili, biliyorum senin de ne kadar sevdiğini. Öyle eskisi gibi çarpılmadım, bir kere baştan sona dinledikten sonra bir daha play'e basmak aklıma gelmiyor. Güzel başlıyor ama allah için, Getaway'i beğendim. Sirens'a ağladım biraz, itiraf edeyim. Şimdi videosuna bakmak aklıma geldi, Eddie Vedder'ı görünce duygulanıyorum, hep böyle olacak herhalde. Sanki severek ayrıldığım eski sevgilimi görmüş gibi oluyorum, posterlerine baka baka büyüyünce bir yerlerde algısı yamuluyor herhalde insanın. Ben kötü bir şey söyleyemeyeceğim anlaşılan :)
      Beautiful War videosuna da bakayım.
      Ay yemin ederim Herhangi bir Norveçli'yle uzaktan yakından alakam yok. Türküz dedik, bu sefer de "eee ama aranızda konuşurken Norveççe gibi geliyor" dedi dövmeci. Belki de kafası iyiydi, bilemeyiz tabi :) Ya da ben yavşak bir Türkçe konuşuyorum, bu da Urfalı bakkalı açıklıyor kısmen :)

      Delete