April 23, 2014

Emanet Şehir

Çıkar çıkmaz aldım. Nihayet dün gece, hafif gripli ve parasetamollü hülyalar içinde okuyup bitirdim. Emanet Şehir, çok güzel.

Emanet Şehir from iletişim yayınları on Vimeo.

1940'ların sonu, Ankara. Şekip var, hem yalancı hem de kötü bir yazar. Bir yandan memuriyetle sınanıyor. Arkadaşı var, Orhan. Orhan popüler, üstelik şair. Meyhaneler, Ankara'nın sokakları, sokaklarda gösteriler. Komünistler, komünizm karşıtları. Yazarlar, bohem hayatlar, vatan hainleri, fahişeler. Bir rüya gibi Şekip'e görünüp kaybolan pantolonlu kadın, Ankara. Ankara kime ait, hangimiz buranın sahibiyiz?


Ne grafik romanlar ne de 1940'ların-1950'lerin Ankara'sı hakkında ahkam kesecek biri değilim, pek bir fikrim yok. Emanet Şehir bana bir pencere açtı, dün gece burnumu sokup baktım. Dünyanın bütün gıcıkları içinden en sevdiğim, Nurullah Ataç; o da vardı içerde, birkaç karede, olanca naletliğiyle.


Levent Cantek yazmış, Berat Pekmezci çizmiş; üstelik titizlikle, çok özenerek çalışmışlar. Her çizgide, her kelimede belli ediyor kendini. Kitabın arkasında 9-10 sayfalık bir sonsöz var. Levent Cantek, hikayenin geçtiği dönemi, karakterlerin kimlerden ilham aldığını; mesela benim hiç bilmediğim bir olayı, Ankaralı Yahudilerin İsrail'e göçünü falan anlatıyor.

Daha önce de yazdım, zaten ne zaman Ankara'dan bahsetsem aynı şeyi yazıyorum, burayı sevmem çok uzun zaman aldı. Doğduğum şehir ama burda büyümedim, çocukluğumun ve erken gençliğimin bütün kökleri İzmir'e sımsıkı bağlı. Annemle babamınsa bağı hiç kopmadı Ankara'yla. Yerleşmemin 13. yılında başka bir gözle bakıyorum bu şehre, artık benim ayaklarımın da kendi hafızası var sokaklarda yürürken. Futbol takımlarını biliyorum, meydanlarını biliyorum, havasını ve huyunu biliyorum. Geçen yazı burda yaşamak, başıma gelen en güzel şeylerden biriydi. Ankara'nın İstanbullu kardeşleri için sokaklara döküldüğünü görmek benim için çok şeyi değiştirdi. Karşılık beklemeden yaşamanın, bu şehrin hem en berbat hem de en harika tarafı olduğunu düşünüyorum. Zaten istediğiniz kadar sevin, karşılığı genelde enseye bir tokat, ayağa bir çelme oluyor. Ama her zaman kolunuza girip, "Aman boşver, gel iki kadeh bi' şey içelim" diyecek biri çıkıyor.

Çıkmadığını düşünmek bile istemiyorum ve iddia ediyorum, Ankara'da yalnızlık, hiçbir yerdekine benzemiyor.

24 comments:

  1. ankara'yla fiziksel bir bağım olmamasına rağmen her zaman en sevdiğim şehirler arasında gelir. o naif hava, her yerde sanki bir tanıdıkla karşılaşacakmışım hissini çok severim. kitabı çok merak ettim ilk fırsatta alacağım sevgiler.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Her yerde bir tanıdıkla karşılaşılıyor hakikaten, istesen de istemesen de :) Bizden de sevgiler.

      Delete
  2. Ben bugün 23 Nisan münasebetiyle Seymenler Parkı'na gittim. Cocuğu götürdük.
    Ve Ankara'nın görmediğim yüzünü gördüm. Parkta oturmak, insanlar, hayvanlar, (tasmalı bir Ankara kedisi) hepsi çok güzeldi.
    Ben de bugün Ankara'yı sevdim azıcık. İzmir'i de çok az özlüyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de az özlüyorum İzmir'i, gidince hoşuma gidiyor ama. Bu aralar galiba Ankara'nın en sevimli zamanları, hafif baharımsı.
      Çocuğun ilk 23 Nisan'ını en kalbi hislerimle tebrik ediyorum.

      Delete
  3. ahhh son iki paragraf ile kalbimi dağladınız, söyletmeyin beni sevgili fermina, söyletmeyinnnnn.....

    ReplyDelete
    Replies
    1. Kalbi usul usul yanan insanların şehri Angara :)

      Delete
  4. Benden önce okumuşsun valla, ben beklemedeyim, kitap beni ziyarete gelecek :) Bunu sevdiysen Dumankara'yı da oku o zaman okumadınsa.
    İzmir güzel şehir tabii ki ama Ankara bir başka yav, her şeye rağmen :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. İkisini aynı anda aldım zaten, Dumankara'yı neden okumadım bu saate kadar bilmiyorum :)
      Ankara'nın havası başka hakikaten, seviniyorum 30'Lu yaşlarımı buralarda geçirdiğim için, bence bana iyi geldi :)

      Delete
  5. Ahh fermina keşke daha sık yazsan hep yazsan sürekli bakıyorum acaba yeni bir yazı yazmış mi diye bir solukta okuyorum yazdıklarını yetmiyor öncekileri tekrar okuyorum. Daha çok anlat hep anlat :) ben hep burda okuyor olucam . Ben taze ar.gör. doberman leydi nin ablası, koko nun burnunu sık bıyıklarindan öp yerime :) sevgilerle.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay ne sevindim bu yorumuna anlatamam! Leydi iyi mi? Koca kız olmuştur artık, taa ne zaman fotoğraflarını gördüğümde bile büyümüştü bayağı. Ben de kafasından, gıdısından öpüyorum onu. Koko, 23 Nisan havai fişeklerinden nereye kaçacağını şaşırdı, yarım saat kadar dram yaşandı evde :) Hemen gidiyorum burnunu sıkmaya :) Bizden de sevgiler, selamlar.

      Delete
  6. Sanirim bir karışıklık oldu :) sizin sosyal medyada takip ettiğiniz leydi vardi sanirim ben o leydi nin ablası değilim :) aksine biz sizi takip ediyoruz blog yazmayınca pek yorum da yazmıyordum egreti olur diye lakin uzun zamandan beri okuyorum sizi :) ama teşekkür ederim bizim kuzu kulak iyi 7 yaşında ama hep bir minnoş :) yazınız ile alakasız oldu kusura bakmayın. .

    ReplyDelete
    Replies
    1. Aaaa! Birkaç sene önce bir yorum bırakmışlardı bir yazının altına, "Bizim de dobimiz var, Koko'yu okuyoruz, Lady'nin de sayfası var" diye. Facebook'tan takip ediyordum, evet :) Ne zamandır sesleri çıkmıyordu. Ay kusuruma bakma ne olur.
      Allahımmm biz 7 yaşı görebilecek miyiz acaba?! 4'e kadar nasıl gelebildik bilmiyorum :) Çok teşekkür ederim bunca zamandır okuduğun için, cidden çok teşekkür ederim, benim için çok kıymetli. Minnoş'u da sarılıp öpüyorum tekrar, o da bana hülyalı hülyalı bakardı eminim :) Ne olur yorum da yaz içinden gelince, eğreti falan olmaz asla.

      Delete
  7. Bana, Ankara'ya gitmem için ciddi ciddi düşündüren kadın.. Bi davet bekliyorum artık:))

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay her zaman, ne zaman istersen, başımın üstünde yerin var :) Buranın yaz geceleri de pek hoş olur :)

      Delete
  8. Hayatımda hiç bir çizgi romana (hele de gerçek yakın geçmişi anlatan) zaman ve bütçe ayırmamıştım, çok güzel bir yorumlama olmuş, gidip alacam galiba bu akşam istiklal'den.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Şuraya "çizgi roman candır" falan yazacak atarım olaydı keşke :D Ben de en son ilkokulda okuduğum Mister No'da, Zagor'da falan kaldım. Bir de taa o zamanlardan başlayan Gırgır okuma maceram, dergiden dergiye seke seke Uykusuz'a kadar geldi, her hafta onu alıyorum.
      Gerçi Emanet Şehir başka bir kulvarda, hem kahramanların çoğu kaybedenler takımından. Ankara'ya da öylesi yakışırdı :)

      Delete
  9. Az önce idefix'te bu kitabı inceledikten sonra burada karşıma çıkması güzel tesadüf oldu. Alacağım mutlaka.
    Şu Ankara'yı da bir göremedim içime dert oldu. :D

    ReplyDelete
    Replies
    1. Aaaa ne demek Ankara'yı göremedim? :D Bak Mayıs-Haziran pek hoş olur, sonra gündüzleri bozkır sıcağı bastırıyor. Ankaralı biriyle gezmek lazım, öyle biri yoksa haber et, ben sana tur attırırım :)

      Delete
    2. Aa süper'! Tamam o zaman gelmeden haber veririm mutlaka (YİNE GELEMEDİ). :D

      Delete
  10. Annem çok anlatır çizgi romanları. Hatta yazlıkta bir sürü de var, yazları karıştırırım gittikçe. Bir de zagorları birleştirmişler kocaman ciltli bir şey yapmışlardı ona bakmayı seviyorum. Merak ettim ben de bunu çok:) Belki gelmeden alırım netten, öylesi iyi oluyor. Hep yaptığım listelerle kitapçıları dolaşmaktan ve aradıklarımı bulamamanın verdiği ruh kırıklığından sıkıldım. Geldiğimde onları dizi dizi beni beklerken bulmak hoş oluyor. Bu sıra pek okuyamıyorum çünkü kafamı toparlayamıyorum, aklımda binbir şey var. Ruhum epey dar...Şimdi bana iyi gelecek tek şey kocaman bir denize bakmak ve dalgaların sesinden kendi sesimin duyulmayacağına kanaat getirdikten sonra böğüre böğüre ağlamak olurdu herhalde. Ama böyle resimli bir şeyler de iyi gelebilir. Burada sevdiğim bir kitapçı var ve zaten bildiğim tek kitapçı, orada güzel çizgi romanlar var, sana getireyim gelirken Cezayir hatırası olsun:) Öptüm çok

    ReplyDelete
    Replies
    1. Tuğba, o Zagorları falan şimdi tam takım almaya kalksan nasıl paralar istiyorlar biliyor musun?! :D Bizim evden de neler atıldı çöpe, düşündükçe üzülüyorum.
      Bahsi geçen resimli kitap, büyük ihtimalle ruhunu biraz daha darlayacaktı, iyi ki bulamıyorsun oralarda :) Olmadı ben sana getiririm yazın, bir de Dumankara var aynı yazarın, gene resimli Ankara hikayeleri.
      Öpüyorum ben de çok!

      Delete
  11. Ankara'da 4yaşıma kadar kalmışız ve sonra kader mi şanssızlık mı bilinmez üniversitede de kesişti yollarım bu gri şehirle. Sevemedim başta. Artık 5. senem burada ve diyorum ki burada kalayım ben köklerimi salmışım sanki,aşık olmuşum bu şehirde ailemi özlemişim 'öteki denilen' insanları tanımışım çok sevmişim hatta onları.
    Geçen yaza ben de burada tanık olup omuz vermişim özgürlüğe inananlara. Bir de geçen sene bir blog okumuşum, çok sevmişim yazılanları. O yazılardaki sevinçleri, hayal kırıklıklarını, kızgınlıkları ben de duyumsamışım. Hatta o yazıların sahibesi bana bir kitap göndermiş blog etkinliğinde, çocuk gibi mutlu olmuşum.
    sonuçta ankarayı özleyenlere de ankarayı seven minoshkaya da selamlar olsun.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Hülya! Panolarımıza bir şeyler yollayalım etkinliğiydi di mi? Hızımı alamamışımi bir de kitap yollamışım :)
      Üniversiteden sonra kalan çoktur gibime geliyor, bizim gibi. Tuhaf ama, ne İzmir'e dönmeyi istiyorum ne de bir level atlayıp mesela İstanbul'a falan yerleşmeyi. Yemin ederim objektif bakınca hala elle tutulur bir sevilecek yan bulamıyorum, tam tersi kabusu çok buranın :) Şu bir saat önce yağan yağmur, normal bir yağmur muydu allahaşkına? :D
      Geçen yaz, şehrin en güzel hallerinden biriydi gerçekten. Beklentilerimi yükseltti, sanırım biraz da o yüzden daha çabuk üzülür, bozulur oldum bu aralar. Bilmiyorum.
      Selamlar bizden, çok sevindim sesini duyduğuma :)

      Delete