September 23, 2014

(9) Sevmem Sanıp Sevdiğim Bir Kitap

Gene kitap yanımda değil, biraz yalapşap olacak, kusura bakmayınız.

Arada bir bahsediyorum, Urla'daki ev diye, yazlık falan zannetmiyorsunuzdur umarım. Kasabanın içinde, en yakın denize çok uzak, bahçeli bir evdir.

Annemle babam her yaz, "Urla'daki evimize gidilecek, çok mutlu olunacak, 3.2.1." komutuyla annaneleri, babaneleri, kedileri ve beni arabaya yükleyip Urla'ya taşıdı. İlk bir-iki sene, ev hala yarı inşaat halindeydi fakat benimkiler o kadar heyecanlıydı ki sesimi çıkaramadım. Çimento torbalarına oturup babamın piknik tüpte yaptığı yağda yumurtaları falan yedim.

Benim bir türlü içim ısınmadı Urla'ya, 20 sene sonra ancak "Ev güzel de çevresi kötü" noktasına gelebildim.

Anlayacağınız kaçabildiğim her fırsatta kaçtım Urla'dan, kaçamadığım yazlardan biriydi, 1998 olması çok muhtemel, yanımda getirdiğim kitapları ve bir adet çarpı işi masa örtüsünü işlemeyi bitirdikten sonra benimkilerin kitaplıklarına dadandım. O kadar sıkılıyordum ki bir kamikaze gibi daldım kitapların arasına, kendimi daha fazla sıkıntıyla imtihan edeyim istedim.

Böyle başladım Nurullah Ataç'ın Günceleri'ni okumaya. Olaylar umduğum gibi gelişmedi. Sabahlara kadar okudum, yazdığı ne varsa okudum, ağzım kulaklarımda dolaştım ortalıkta.

Nasıl gıcık, nasıl inatçı allahım. Hayal meyal doğa gezintileri hakkında yazdıklarını hatırlıyorum, "Çayırsa çayır, dağsa dağ, ne lüzumsuz bir iş saatlerce dolanmak" diye isyan ediyordu ahhahhaha!

Açıp bakamadığım için kitaplara, internetten bakındım biraz. Ankara'da kış mevsimi, beni de aynen böyle üzüyor.

"2 Mart 1953
Neydi o dünkü kar! Durmamacasına yağdı. Önce bir keyif veriyor, sonra iç sıkıyor. Kitap bile okuyamadım, gözlerim hep penceredeydi: “Şu bir dinse!” diye bakıyordum. Ama o sessiz sessiz dökülüyor, hiç dinmeyecekmiş gibi geliyor insana. Hani Yahya Kemal Bey “Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.” diyor, sesi bir yana bırakın, doğru. Bin yıl sürecek sanılan bir sessizlik, bunaltıyor. Bugün de sokaklarda yürüyebilirsen yürü! Korkunçtur Ankara’nın donu! Kaldırımlarda buz, demir kesilir sanki. Düşünce de bir yandan can acısı bir yandan ötekinin berikinin gülmesi. Düşü-vermek beklenmedik bir şeymiş de onun için güldürürmüş. İnanmıyorum buna. Gülenler kötülüklerinden gülüyorlar. Kendileri de bilmiyorlar belki yüreklerinin kötü olduğunu, ama var içlerinde kötülük, bir kimsenin bir yanı acıdı diye gülüyorlar. Ben düşmedim, yavaş yavaş, dikkatli dikkatli yürüdüm. Öyle yürümek, canımızın pek kıymetli olduğunu düşünmek de insanı kendi gözünde gülünç ediyor."

İstememiş arkasından methiyeler düzülmesini, ağıtlar yakılmasını, ağıtlardan tiksindiğini yazmış. "Kaybettik, yitirdik" denmesin, "Öldü" densin istemiş. İlla ki arkasından iyi bir şey yazmak isteyen olursa iki yıl beklemelerini, iki yıl sonra hala yazmak istiyorlarsa o zaman yazmalarını tavsiye etmiş. Bu şekilde yazarlarsa ölçüyü aşırmazlarmış. 

Büyülü gerçeklik gibi, Nurullah Ataç'ınki de nalet gerçeklik, o kadar beğeniyorum ki anlatamam. Nerdeyse 60 sene olmuş öleli, gönül rahatlığıyla methettim, gidiyorum. 

10 comments:

  1. Ankara'da kar öyle işte.. Önce güzel görünüyor sonra insan paniklemeye başlıyor. En kalabalık yere bile kurt inecekmiş zannediyor. Bozkırın ortasında, hiçbir şeyi olmayan yapayalnız, ıssız bir şehir olmasından kaynaklanıyor bu. Ankara'da "yer" veya "manzara" değil "ortam" var. (Şehir içinden bahsediyorum, Gölbaşı, Çamlıdere, vs değil.) Ortam varsa hayat var, yoksa hiçbir şey yok. Güzel anlatmış Ataç. İnsanlardaki "bilinçli kötülüğü" de çok güzel ortaya koymuş.

    ReplyDelete
    Replies
    1. O kadar çok düştüm ki buzda, buzlu günlerde evden çıkmamak için elimden geleni yapıyorum. Mecbur kalıp çıkınca da ne yürüdüğümü anlıyorum ne nefes aldığımı, o soğukta ter içinde kalıyorum. Kar da sevmem zaten, Ataç kalbimi kazandı hemen bu yazdığıyla.
      Ankara'da "ortam" bulamazsa ölür insan, çok haklısınız.

      Delete
  2. Ankara diyor kar diyor.. Alıyorum hemen :D

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bana seversin gibi geliyor bu Günceleri. İki cilt olması lazım, biri 1953-1955 arası yazdıkları, öbürü 1956-1957.

      Delete
  3. Ben de kızının ağzından okumuştum Nurullah Ataç'ı sevesim gelmişti ama kendimi tutmuştum :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahhahhaha :D Yaaa, ben gözlerimi kapatıp seviyorum, naapiyim :D "Babam Nurullah Ataç" di mi o kitap? Okumadım, onu da okuyayım bari.

      Delete
  4. aldım notumu, öyle tatlı anlatmışsın ki , imkan olsa da hemen açıp okusam ...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay çok sevindim :) Benim de tekrar okuyasım geldi, en azından kenarda tutsam, her gün bir yazısını okusam ne güzel olur.

      Delete
  5. ay nurullah ataç türk eleştirisinin duayeni yaaa. tabii sevilmez miii. :) oo neler vaar daaaa. fethi naci memet fuat :))) ataç sert adam :)

    ReplyDelete