September 24, 2014

(10) Bana Evimi Hatırlatan Bir Kitap

Ev deyince aklıma İzmir-Karşıyaka'da evimiz geliyor tuhaf bir şekilde. Ailemizin ilk "kiralık olmayan" evidir, ne özenerek yerleştik ve yaşadık o evde.

İlkokul 3. sınıftaydım taşındığımızda, yüksek lisans yapmak üzere Ankara'ya gelene kadar çıkmadım o evden. Bana bütün kitaplar evimi hatırlatıyor ama en çok annemin okumam için önüme itelediği kitaplar hatırlatıyor galiba.

Annem "Güney Gotiği" sevdiği için ben de otomatik olarak sevdim, o sevmelere bu yandaki kitapla başlamıştım. Bizim evdeki baskısı, bu güllü-örümcek ağlı olan.

Bunun gibi yazılar yazarken, tam da şu anda annemden şikayet etmeye başlıyorum, "İnsan el kadar çocuğa acıklı kitap verir mi? Hayatımı çürüttün!" diye. Bu kitabı okumasaydım, diğerlerini de okumasaydım; annem evin salonunu kitaplıklarla değil de içi kristal dolu büfelerle dolduran bir kadın olsaydı, ebleh olurdum ben. Çünkü asla kendi kendime çabalayıp öğrenen bir çocuk olmadım. Sanırım annem bunu çok erken farketti, o yüzden önüme kitaplar itelendi, resim sergilerine sürüklendim, sinemalara taşındım sepet gibi. Yani düşünüyorum da, Adapazarı depreminden sonra mesela, annem gecenin 4'ünde kıçımdan iterek bir otobüse tıktı beni. Bana kalsa evde ağlaya ağlaya otururdum, "Ama elimden ne gelir ki?" diye. Gittim oralara, gördüklerim yüzünden ruhumda dev bir yırtık var. İyi mi oldu peki? Çok iyi oldu.

Vicdan, adalet, insanlık meselelerine bir hassasiyetiniz varsa ve okumadıysanız, lütfen okuyun Bülbülü Öldürmek'i. Gözüm kapalı tavsiye ediyorum. İnsanlığın binlerce Atticus Finch'e ihtiyacı var.

10. sorunun cevabı bu, bana hem İzmir'deki huzur dolu evimi hem de annemi hatırlatıyor.


(Fotoğrafı şurdan aldım, 25 lira bence çok pahalı yav.)

28 comments:

  1. Annene hayran oldum. Tebriklerimi gönderiyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Okuyor buraları, gelsin alsın tebriğini :D

      Delete
  2. Gözyaşları dökerek okudum.(Bülbülü Öldürmek' ten bahsediyorum) Annen gerçekten harika şeyler yapmış. Sonuç ortada. (O kadar da zorla olduğunu sanmıyorum)
    Ben de müziği şiiri hatta İngilizceyi hem de gönüllü olarak babamın dizinin dibine oturarak öğrenmeye başlamıştım ki zamanımız yetmedi. Benim katabildiklerim ise yarım kalmamı engellemeye yetmedi.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Asuman Hanım, üniversitedeydim, evi karıştırırken annemle babamın mektuplarını buldum deste deste. Babam yurtdışında çalıştı hep, ben küçükken. Mektuplardan birinde annem resmen "Arif, bu çocuk tembel olacak." yazmış, tarihine baktım mektubun, ben 3 yaşındaymışım yazıldığında ahahhahha! İnsan bozuluyor :)
      Ben de sizin yarım kaldığınızı sanmıyorum. Sevgiler gönderiyorum :)

      Delete
  3. Annen gibi bi anne olmak istiyorum ve galiba öyleyim:)) deyince aklıma geçen sene böyle bir şey yazdığım geldi dejavu mu derler?
    http://gununcorbasi.blogspot.com.tr/2013/10/buyuyunce-boyle-bir-anne-olmak-istiyorum.html?m=1

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben uzaktan çok beğeniyorum seni :) Arca büyüyünce arkadaşlarına "Benim annem deli mehehhe" der, belki arkadaşları anlamaz ama ben anlarım :)

      Delete
  4. Çok severim, anlatmışımdır ortaokulda teyzemin kızı hediye etmişti. Sonra kayboldu gitti aklım onda kalmıştı ki bir blog arkadaşım kendine ait olan aynı baskıyı bana hediye etti, hem de tamamen habersizce. Döndü dolaştı geri geldi yani Atticus :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay hangi baskı ki o? Antalya'ya dönünce bir fotoğrafını koysana, çok merak ettim.
      Atticus'un geri geleceğine her daim inancım tam benim de :)

      Delete
    2. Yav yaptığım yorumlar niye uçuyor? İlk baskıdır muhtemelen, parlak cilt üstüne lake kapak, üzerinde alakasız sarışın bir kız resmi var, gidince koyarım fotoğrafını...

      Delete
  5. Şahane bir post.
    Senin ebleh olma ihtimalin bence sıfır.
    Benim de öyle bir annem olsaydı keşke...Ne kadar farklı bir insan olurdum kimbilir. İdeal anne. Madem buraları okuyormuş benden de ona sevgiler o zaman.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Dışı seni, içi beni yakar durumu tam :) Hayatımın erken dönemlerini annemin neden alman pastası yapmadığını, neden dev topuklu beyaz rugan ayakkabılar giymediğini falan düşünüp üzülerek geçirdim. Bu dönem aynı zamanda dansöz olmak istediğim dönemdi. Kafam her çok karışıktı küçük Joecuğum :) Bence annelerin hepsi aynı, çocuklar farklı. Hepimiz aşağı yukarı aynı yerde buluyoruz kendimizi sonunda.

      Delete
  6. "To kill a mockinbird" :) Harika bir kitaptır. :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Harika bir kitap valla, ne eksiği ne fazlası var :)

      Delete
  7. SOUTHERN GOTHIC DEDİİİİİ !!! Faulkner (bilincimi akıtan hain adam), Capote, McCullers,.. Hepsini seviyorum. En sevdiğim alttürlerden biri :) Harper Lee seven kankası Truman Capote'a deli olur. Ufak bir öneri :) Capote okurken ağzımdan sular aktığını bilirim :D

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay aşkolsun Zihnibeyciğim ya, anneden güney gotikçisiyim diyorum, okumaz mıyım hiç Capote? :D Bu yazıyı yazarken Bülbülü Öldürmek ile Başka Sesler Başka Odalar arasında kaldım, tamamen aynı hislerle Başka Sesler Başka Odaları da yazardım, nedense buna meylettim.
      Truman Capote kahramanlarımdan biri, blogun derinliklerinde olması lazım şahsına düzülmüş bir takım methiyeler :)

      Delete
    2. Son yarım kalan eseri Kabul Edilmiş Dualar'ı çok merak ediyorum ya. Okumuş muydun, nasıldır o ? :/ Gerçi Capote'inin henüz kötü bir kitabına rastlamadım ama :D Çılgın parti insanı, yanlız adam Capote. Çimen Türküsü'nün sonunda baya baya ağlıyordum :D

      Delete
    3. Aylar önce kitap fuarından aldım Kabul Edilmiş Dualar'ı ve hala okumadım iyi mi. Bu utançla bari ona başlayayım. O bir kenara itilmiş çocuk hali çok dokunuyor bana Capote'nin, gidip sarılasım "Sende tuhaf hiçbir şey yok, baban tuhaf" diyesim geliyor.
      Şunu yazmışım bir yerlere, çok haklı olduğunu düşünüyorum;
      "People who are having a love-sex relationship are continuously lying to eachother because the very nature of the relationship demands that they do, because you have to make a love object of this person, which means that you editorialize about them. You know? You cut out what you don't want to see, you add this if it isn't there. And so therefore you're building a lie. But in a friendship you don't do that. You do exactly the reverse. you try more and more to be as completely pure and straight as you can be."

      Delete
    4. Çimen Türküsü ne güzeldir yav, ben de çok sevmiştim, adı bile yeter...

      Delete
    5. Çimen Türküsü'nün evdeki kopyası ufak tefek, dağılmak üzere bir kağıt yığınıydı, bir onu hatırlıyorum. Ufak bir oğlan akrabalarının yanına yollanıyordu di mi? Güney kasabası falan. Sel Yayıncılık çok güzel kapakla basmış, alayım bari, okurum bir daha. Neden insan gibi hatırlayamıyorum ben okuduğum kitapları? Yerel Renkler'i almışım, şimdi buldum kitaplıkta. Onu okudunuz mu?

      Delete
    6. Evet iki yaşlı akrabasının evine gönderiliyordu çocuk. Sonradan bir tanesi ve arkadaşıyla birlikte isyan bayrağını çekip ağaç eve çıkarak kasabalılara ve ne kadar düzen insanı varsa kafa tutuyorlardı :D Baya etkilenmiştim. Sel bir kez daha kurtardı bizi. Capote'nin külliyatını baştan sonra güzel çeviri ve kapaklarla bastılar 2-3 yıl önce.

      Okumadım ne yazık ki :(

      Merak etme o konuda yanlız değilsin. Ben de okuduğum çoğu kitabı unutuyorum yıllar geçince. Sadece ana hatlarını ve sevip sevmediğimi anımsıyorum :/

      Delete
    7. Bu çelıncın attığı tokatlardan biri de bu oldu, "Ay hatırlamıyoruaaam" yaza yaza bir hal oldum yahu. Zaten soruların cevapları da hep son 4-5 yılda okuduğum kitaplar, bir de işte nadiren Bülbülü Öldürmek gibi unutması zor bir kitap.
      Şu anda oturduğum evde alt tarafı 3 tane kitaplık var, bunların arasından bile elime alıp "Bu neydi ya?" dediğim kitaplar çıktı ya, inanamıyorum.

      Delete
  8. Annene ayrı bir hayranlığım var Mina, sen gibi kız yetiştirmiş. Darısı başıma, amin. (Bu konuya girince kitap arada kaynadı :))

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yaaaa okuyunca duygulanacak bak :) Hemen o havayı dağıtmak için annemin bir hayli kaçık olduğunu da yazayım, en son beraber yurtdışına çıktığımızda yorgunluktan ishal oldum. Kendimi bir halka açık tuvalete attım, bir baktım lenslerimden birine de bir şey olmuş, bir gözüm kızarıp şişmiş. Ben içli içli ağlarken annem kabinin kapısını omuzlayıp "Hadi ayol, daha bilmemne katedraline çıkıp bit pazarından porselen bakıcaz" diye tehdit ediyordu. Hava da soğuktu, ertesi gün grip oldum sokaklarda dolaşmaktan. Annem terminatör olduğu için ona bir şey olmadı, beni ordan oraya sürükledi 40 derece ateşle. 18 yaşından büyük olmasaydım Alman polisine sığınacaktım, "Annem beni istismar ediyor, yardım edin" diye :D
      Senin yavruyu da özledik yav, ne maceralar yaşadı kimbilir bütün yaz :) <3

      Delete
    2. Ahahaha :D Benim annem de çizdiğin "terminatör" portresine harfiyen uyuyor. Gerçi beni de öyle yetiştirdi. En son arkadaşla günü birlik Eskişehir'e gitmiştik. Kız bilmiyormuş oraları. Tamam dedim gezdireyim. Sabah her şey çok iyi başladı. İkimiz de enerjiğiz, hevesliyiz. Saat 2-3 oldu kız pert :D Ben de sürekli "X'ciğim daha şuraları görücez oturmayalım şimdi, tramvaya binicez daha" diye diye akşam hızlı trene öyle yorgun argın bindi ki.. Ölü gibi uyudu yol boyu. Bense hala camdan dışarı bakıp yeni şeyler görme derdindeydim :D O yüzden pek benle gezmiyor insanlar. Yazın da Kapadokya'da milleti telef ettim. Saat olmuş 6. Artık yavaş yavaş otele dönesi var insanların. Ben hala "nereye be, daha şu tepeye çıkıp gün batımı izlenecek" modunda.

      Alman polisi kısmına çok güldüm :DD:D

      Delete
    3. Hiiii yemin ederim annemin ideal seyahat partneriymişsin sen! Ahahhahaha :D Ben de biraz alıştım, gözyaşlarımı içime akıtıp yürümeye devam ediyorum peşinden :D
      Kardeşimle Berlin'e gitmiştik, kış ortasıydı. Şehrin içinde bir yerden bir yere gidiyorduk, camdan bakarken şu meşhur Marx-Engels heykellerini gördüm, "Allahhhh kaçırıyoruz!" diye inmeye yeltendim, bir baktım kardeşim usul usul ağlıyor "Artık yeter abla. Lütfen abla." diye ahhahahhha :D Acıdım çocuğa, göremedik Marx-Engels Forumu'nu. Annem olsa acımazdı :D

      Delete
    4. :) :) Cok yasasınlar insallah :) Ben bir türlü yazamıyorum Mina, bir kafayı toplayıp basına oturamıyorum bilgisayarın. Hatta bu aralar tek aktivitem seninbloguna yorum yazmak :) Burdan devam edeyim en iyisi, blogunun yorumcusu olarak.

      Delete
  9. Şu kitap meydan okuması fikrine bayıldım. Ben de çok istiyordum yapmayı ama bırak bloga bir şeyler yazacak konuşacak halim bile yoktu. Yutkundum ben de! Sizlerin yazdıklarını okumaktan pek keyif alıyorum ama :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ne iyi fikirmiş hakikaten di mi? Ben de bugüne kadar neşeyle geldim ama moralim de bozulmaya başladı biraz :D Eskiden okuduğum kitapları hatırlamıyorum, başka bloglara bakıyorum ve okumadığım ne çok kitap var diye bozuluyorum, kendimle itişmeye başladım :D

      Delete