November 21, 2014

Sıradan Televizyon İzleyicisi Olarak Durumumu Takdimimdir

Bu yeni televizyonların ekranları hassasmış, uzun süre aynı kanalı seyretmemek lazımmış. Beni bıraksanız hala tüplü televizyonla yaşıyor olacağımdan pek anlamıyorum böyle şeylerden. Geçen akşam bir baktık ki CNNTürk logosu ve alttan geçen "Son Dakika" bantı iz bırakmış ekrana. Nereyi açarsak açalım, köşede CNNTürk'ün hayaleti.

Neyse. Dün akşam Şirin Payzın'ın programında Dersim konuşuldu, bir gözüm televizyonda, bir gözüm başka işlerde, öyle seyrettim. Program kapanırken yaşanan küçük hadise yüzünden ayak parmaklarım büzüldü. Başkası adına utanmak çok tatsız bir his.

Adını kesinlikle hatırlamıyorum, genç bir adam, zaman zaman hükümet savunucusu olarak katılıyor bu programlara. Giderayak "Atatürk de böyle böyle demişti" diye bir şeyler söyledi. Ne söylediği önemli değil, başka bir duruma işaret edeceğim çünkü. Programın bir diğer konuğu Kürşat Bumin müdahale etti:

Bumin: Nerede söylemiş bunu?
Diğer Adam: Söylemiş, elimde belgeler var.
Bumin: Nerede geçiyor bu cümle? 
Diğer Adam: Nutuk'ta geçiyor.
Bumin: Hayır, Nutuk'ta geçmiyor.
Diğer Adam: Söylevlerinde var.
Bumin: Hayır, yok.
Diğer Adam: Konuşmalarında geçiyor. Elimde belgeler var.
Bumin: Hangi belgeler, söyleyin, ben de gidip okumak istiyorum.

Diğer adam panikle, Kürşat Bumin ısrarla konuşmayı sürdürdü. Belge melge çıkmadı. En sonunda Şirin Payzın, adama dönüp "Sizi İstanbul Üniversitesi'nde akademisyen olduğunuz için programlara davet ediyoruz, söylediklerinizi belgelerle desteklemenizi beklemek hakkımız" gibilerinden bir şey söyledi, program bitti.

Adını hatırlamadığım bu adam, benim en büyük dertlerimden birinin vücut bulmuş hali. Akademisyeninden tut gazetecisine, milletvekilinden tut twitter'daki sıradan bir dangalağa kadar fütursuzca çarpıtıyorlar, manipüle ediyorlar ve zaman zaman yalan söylüyorlar. Çoğu sefer de karşılarında "Hayır öyle değil, tam olarak böyle. Aha belgesi." diyecek biri olmadığından, biz sıradan halk tarih falan bilmediğimizden, hem hükümet destekçileri hem karşıtları olarak tamamen klişeler ve sloganlar üzerinden tartıştığımızdan, alıp başını gidiyor o çarpıtılmış argümanlar.

"Kabataş'ta çocuklu kadına işediler" falan gibi hadiselerden de bahsetmiyorum, en uyuzundan güncel tartışmalardan bahsediyorum. 2013 yazında, bazı internet sitelerine erişim kısıtlandığında, bir takım tipler çıkıp şunu dedi, "Londra'da G8 zirvesi yapılırken protestolar oldu, İngiliz hükümeti güvenlik sebebiyle interneti kesti." Bu iddia kıyamet gibi beğenildi, paylaşıldı ve bütünüyle yalandı. 

Bahsi geçen zaman ve mekanda bizzat bulunan kardeşim üşenmeyip altına cevap yazdı, "Hayır interneti falan kesmediler, neden yalan söylüyorsun?" diye ve anında "O.pu. Senin gibileri İsrail'e karşı domaltmak lazım!!" diye cevaplar yağmaya başladı. Cevaplardan biri aynen buydu, o günden beri neden özellikle İsrail diye merak içindeyiz. Yunanistan'a karşı domaltmayı vaadedenler de vardı ve en sonunda bir abla olarak sayfanın moderatörüne mesaj yazdım, bana kibarca cevap verip küfürlü yorumları sildiler. Al Jazeera'nın Türkçe sayfasından bahsediyorum. 

Yani küfür yemekten gocunmayı da bir kenara bıraktım, karşılıklı konuşamamak tam bir kabus. Herif yalan da olsa "Hayır, internet kesikti." demeye bile üşeniyor, çünkü gerek yok kendini savunmasına. Çünkü kimse saygıdan, edepten, kültürden falan ekmek yemiyor artık. Tuhaf bir şekilde hiç kimse de gerçekleri çarpıttığı ya da yalan söylediği için itibar kaybetmiyor.

Bir gazeteci çıkıp mıyır mıyır "Faili meçhuller çözülsün, Uğur Mumcu, Madımak, o zamanki hükümetler hiçbir şey yapmadı çözmek için, AKP çok çalışıyor" dediğinde, karşısında oturanlardan en az birinin, elinde belgeleriyle, Madımak faillerini savunan bütün avukatların, geçen zaman içinde AKP'den milletvekili, belediye başkanı, parti meclisi üyesi, parti il başkanı olduğunu gösterebilmesini istiyorum. "Çarpıtıyorsun" demek yetmez, ne şekilde çarpıtıldığı söylensin istiyorum. 

Bu doğrultuda canımı sıkan bir diğer grup ise kıymetli fikirlerini hem gazete köşelerinden hem de sosyal medyadan üzerimize saçanlar. Sanırsınız ki bir işe yarayacaklar çünkü kağıt üzerinde aynı taraftayız bu insanlarla. Yaramıyorlar, bütün gün konuşula konuşula sakız edilmiş fikirleri bir kere de bunlardan dinliyoruz, arta kalan zamanları da "Şimdi ağlıyorsunuz ama yarın unutacaksınız! İşte siz hep böylesiniz!" diye gözümüze parmak sallayarak dolduruyorlar.

Sizi kim, ne zaman kanaat önderi ilan etti?

Fırça yemeye üzülmüyorum ama cehalet konusunda benimle aynı kategoride insanlardan akıl öğrenmekten sıkılıyorum. Evimin salonunda, sonsuza kadar CNNTürk'le damgalanmış televizyonumun karşısında bana da herkes suçluymuş geliyor ama başkalarına akıl öğretene kadar oturup bir şeyler öğrenmem gerektiğini de biliyorum.

Böyle yazıları genelde, "Naapıcaz inanın ben de bilmiyorum" diye bitiriyorum. Bu sefer iki gazetecinin ismini yazacağım, tek akıllı ben değilim tabi, eminim siz de takip ediyorsunuz. Belki farkında olmayan vardır diye, İsmail Saymaz ve Fehim Taştekin. Fehim Taştekin dış politika, Orta Doğu falan yazıp konuşuyor. İsmail Saymaz ise memlekette ters giden her şey hakkında. Günüyle, saatiyle; tam o saatte kimin eli kimin cebindeydi, detaylar vererek tartışıyor, sorular soruyor. İhtiyacımız olan şey, tam olarak bu. Bu gazetecileri layklamak, ritviitlemek, falov etmek lazım.

Ben bir hışım bunları yazarken İsmail Saymaz da şunu tweetlemiş, "kalp kalp kalp" diye cevap yazmamak için kendimi zor tutuyorum.


Köpenksiz, çiçeksiz, kitapsız kaçıncı yazı oldu bu. Hala buralardaysanız çok teşekkür ederim. İyi hafta sonları, güzel yağmurlar, iç açan insanlar temenni ediyorum, böylece gidiyorum.

19 comments:

  1. hatta bişey diyim mi ben bunları daha mı çok seviyom ne:))

    ReplyDelete
    Replies
    1. En önce sana kalp kalp kalp :) Ay yaşasın o zaman ya, şüpheler içindeydim, şimdi düzeldim.

      Delete
  2. her kanalda bunlar ne çok biliyorlar kimseyi de beğenmiyorlar neyin kafası anlamadım.Geçenlerde Fikriye den söz etti birisi haftalarca sürdü sanki, ne vakit açsam o amca konuşuyordu:)ne vardı dedim tarih kitaplarına da koysaydınız bu ekranlara sakladığınız incileri.Kim bilir, hilal şekilli bıyıkları olan tarih hocasını bile sevebilirdim

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bizde coğrafyacıydı hilal bıyık. O tarih kitaplarıyla da origami yapılır, anca öyle faydalı olur. Ya valla, aslında biraz gözlerimizi kısıp baksak, hep aynı insanlarla hep aynı program var televizyonda. Ama bu akşam Kadir İnanır varmış, fikir saçmak için sıra ona gelmiş.

      Delete
  3. ismail saymaz'ı severek takip ederim. sorulması gereken soruları soruyor her defasında. bu arada dersim mevzusuna kafa yoruyorsan, bir dersim hikayesi'ni okumanı tavsiye edebilirim nacizane, yazarların dersim'le ilgili hikayelerinden oluşan kolektif bir kitap. sevgiler

    ReplyDelete
    Replies
    1. Çok takdir ediyorum ben de İsmail Saymaz'ı, kitaplarını da aldım, okuyacağım. Bir Dersim Hikayesi'ni okudum geçen yaz, sonra da biraz araştırma, anı filan okuyayım dedim, bir-iki kitap aldım. Onları da okuyacağım da o kadar yavaş okuyorum ki kaç zamandır, kendimden bezdim resmen. Bizden de sevgiler :)

      Delete
  4. "Îmâmın osurduğunu yerde, cemaat sıçar" diye atasözü var. Koskoca "cumhurbaşkanımız" dünya tarihini bile yeniden yazmaya kalkışırkem, tv lerde herkesin herşeyi götünden uydurması doğal değil mi?
    Bunların alayı konuları çarpıtmakla görevli. Geçmişe gitmeyeceğim, bugünden örnek; pembe köşk- bilardo masası.. Alakaya çay demle.. Bardağı taşırsan son damla ne olur bu halkta bilemiyorum.. Ikinci bir gezi de mi acaba?

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de öncelikle imamı suçluyorum, o sebep oldu bu "her yol mübah" kültürüne. Bardak da bir daha taşar mı bilmiyorum, pek öyle bir hali yok ortalığın. Ama küçük ölçekte de olsa etkisi sürüyor bence, işte İstanbul'da koruya sahip çıkıyorlar, burada satılan tiyatro sahneleri için bir şeyler yapılır diye umuyorum. Diğer %50'nin bardağını ne taşırır, onu gerçekten hiç bilmiyorum :)

      Delete
  5. Senin programın bir benzeri de ntv de vardı. Önce itinayla dinleyeyim dedim, babam ilgili annem haşindi ne olduysa sonra bir abla ki kendisi epey meşhur oldu gezi sürecinde, nagehan alçı hanımefendi, beni bezdirdi. Dinlediklerimi algılayamaz hale geldim. Birileri hep birşeyleri savunuyor, benim fikrim şu ne zaman birileri kendinden olmayanı savunacak, kendi gibi düşünmeyene söz hakkı verecek ya da onun hakkının peşine kendine rağmen düşecek o zaman bizler pişmiş olcaz. Sondaki elif şafakımsı alıntı adına özürlerimi sunuyorum, bol cnn logolu gunler efenim.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Nagehan. (Derin nefes verdim. Sonra susmaya devam ettim.)
      Valla söylediğinde yere göğe kadar haklısın. Gezi zamanı orda burda gördüm, şöyle bir argüman vardı, "Başörtümle çok acı çektim, sizin umrunuzda değildim, şimdi tamamen özgürüm ve sana aşığım uzun adam" gibilerinden. Bu intikamcı hisleri hiç anlamadım, "ben çektim, şimdi de siz çekin ve geriye kalan hiçbir şey umrumda değil" benim içime sindirebildiğim bir durum değil, tahminimce iyi müslümanlık da böyle bir şey değil. Olanca bencilliğimle şunu sorarım, "Bacım peki ben noolucam?". Aynı anda hem vatan haini hem laiklik düşmanı oluyorum, bir yandan dinsiz terörist filan. Bana kimse üzülmüyor.
      Ay neyse yani, geçenlerde konuşuyorduk böyle şeylerden, şu karara vardık; bu memleketin yeri, barış ve kardeşlik için gereğinden fazla doğuda. 10 bin senedir gelmemiş huzur, herhalde benim ömrüm yetmeyecek görmeye.

      Delete
    2. Memleketin bulunduğu fazla doğu sanırım çoğunlulukla kafamızda. Kendine özgü olmayı arzulayan bir toplum olamıyoruz maalesef ya sürekli batıya öykünüyoruz ya da doğuya ama asla tümüyle değil de işimize geldiği gibi. Burdan kalkıp avrupanın göbeğine yerleşsek tüm ahlaksızlığımız, bencilliğimiz ve vicdansızlığımızla giderdik. İnsaniyeti ve sistemi yozlaştırmak o kadar yerleşik bir düşünce ki oralara gidip adamların sistemlerinde koskoca gedikler açıyoruz. Ne bileyim genetik kodlarla mı ilgili, yoksa sonradan beliren bir bozukluk mu inan hiç bilemiyorum. Zaten artık düşünmek de istemiyorum yoksa beyin yerine bir pelteyle hayatıma devam etmem gerekicek.

      Delete
  6. Ahhhaaha hatırladıkça gülüyorum bir yandan ama, geçenlerde bir programa denk geldim televizyonda haftanın annesi mi ne, orada arıza birkaç tane kadın var birbirlerinin annelikleri üzerine yorumlamalar yapıyorlar haftanın annesini seçiyorlar. Sanki sanırsın hepsi uzman pedagog, psikolog allahım bir çemkiriyorlar birbirlerine. Televizyona kafa atacaktım sinirimden. Biri eve gelen oğluna yemek değil de gün için yaptığı zeytinyağlı dolmadan yedirdi diye gömdüler kadını. Lan ben okuldayken eve gelince hep yerdim gün'den kalma pastalar böreklerden, bu şimdi sorumsuzluk mu, anne olamamak mı, gerizekalı mı oldum ben yedim diye onlardan, hem kime düşmüş annelikleri sorgulamak, herkes kendi ilgisi bilgisi sevgisi dahilinde annelik yapar.
    Ama sadece onlar değil herkes artık herşeye muktedir, ohh valla ne ala memleket. İnsanlar hayali meslek edinmeye çok meraklılar bizde, bir kere tenis oynar devamlı tenis oynuyorum der, bir defa yemek yapar aşçı olur, boş ahkamlar kesmeye öyle alışkınız ki, hoca sanılıp aslında olmayanlar bile çıkıyor yahu şaka gibi, o adam nasıl gelebilmiş oraya kadar da oturmuş hocalık koltuğuna peki? Düşündükçe delirmemek işten değil yahu, topluca delireceğiz en sonunda sanırım. Kanser olursam içine doğduğum toplumu suçlayacağım! Ve kesinlikle sana katılıyorum 10 bin senedir gelemeyen huzur bundan sonra gelse de görmeye ömrümüz yetmeyecek, ki geleceğini de sanmıyorum.
    Ahh mina şuradaki şantiye hayatını anlatsam inan tiksinirsin! Muhabbetleri bir görsen. işte insanların gerçek yüzü diyorsun! İşte bizim insanımız diyorsun...Cezayirliler bazı konularda bizden çok ilerideler aslında biliyor musun...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Oha ne acayip programmış! Ay keşke evde gün artığı yemek olsa da yesek, dolma, kısır falan. Annemler bir ara toplaşırdı öyle gün gibi. Ben okuldan gelip kalanları yerdim, babam da işten gelip benden kalanları rakı mezesi yapardı ahahhhahaha :D Valla gün kısırına bozulmak bir yana, annem o ara dağ başında bir okulda çalışıyordu, sabah gün doğmadan çıkıp akşam dönüyordu, ne ara yapıyordu o kısırı mısırı, ona hayret ediyorum.
      Bu kadınların çocukları iyi insanlar olur umarım. Anneleri geçtim, yetiştirdikleri çocuklar için endişeleniyorum :)
      Ben sana söyleyeyim o adamın nasıl hocalık koltuğuna gelebildiğini, doğru zamanda doğru ilişkiler kurmuş. Biraz içine girip çıkmış biri olarak gönül rahatlığıyla söylüyorum bunu. Ben ilk girdiğimde "Abovv de'leri da'ları ayıramıyor, nasıl hoca bu?" diye dehşete kapılırdık, o dehşet nasıl naif kaldı şimdi.
      Kurtulacaksınız şantiyeden eninde sonunda, o insanlarla konuşma, kedinle konuş. Ben öyle yapıyorum.

      Delete
  7. Üslubunu ve programcılığını seversiniz sevmezsiniz, ama Murat Bardakçı yukarıda sözü edilen tiplerin panzehiridir bence. Tamam, kendi programında sürekli konukların sözlerini kesmesi ve bazen gereksiz çıkışlarından rahatsız olsak da adam her zaman "belge"li konuşuyor. O yüzden her zaman takdir etmişimdir. Bir konu mu var, "göster kardeşim" diyor. Ki olması gereken budur. Çoğu kişi onu tarihçi sanıyor, oysa gazeteci. Ama çoğu "belgesiz tarihçi"den daha çok belgeyle dolanıyor.

    Ne yazık ki "belgeli gazetecilik" hatta "belgeli tarihçilik" yapanların sayısı azaldı. Bu sırf hükümet yanlısı gazeteciler için de geçerli değil. Muhalifler bile öyle. Adam orda muhalefet edecek, karşıdakinin tezini çürütecek belgeyle gelmemiş, eveliyor geveiliyor lafları. Olmaz. Bir iddian varsa, kanıtlamakla yükümlüsün. "Atatürk bunu dedi.." belgeyi göster ? Yok, kedim yırttı. Elektrikler kesikti. Sel aldı götürdü. Böyle şey olmaz.

    Gazetecilerin belgesizliği neyse de (aslında hiç neyse değil!) tarihçilere ne oluyor ? Tamamen belgeler üzerinden ilerleyen bir alanda neye göre "tarih yazılıyor" ? "Şu kişi böyleydi". Hani belgesi ? Yok. Veya napıyorlar, çeşitli anılardan faydalanıyorlar ki anıların da güvenilirliği çok tartışılır. Öfff bilmiyorum. İlber Hoca'ya bağlamak istemem ama cehalet toplumun her katmanına yayılıyor hızla. Sokaktaki insan bilmeyebilir ama artık gazetecisi, tarihçisi, sosyoloğu falan bu işleri bilemiyorsa en iyisi kapatıp gitsinler.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Murat Bardakçı'ya ne zaman ve neden gıcığı kaptığımı hatırlamaya çalışıyorum. Galiba Osmanlı hanedanına karşı hisleri beni bayılttı, çoğu zaman objektif tarih yazımını geçip ağdalı bir hayranlığa dönüşüyor bu konuyla ilgili yazdıkları. Programını beğendiğini daha önce yazdın, o yüzden merak ediyorum, bir gün denk getirip izleyeceğim.
      Ya bak, bugün hönküre hönküre öğretmenler günü kutlanıyor, bütün hayatımı öğrenci olarak geçirdim, otursam ancak 4 kişiden falan minnetle bahsederim. İngilizce konuşamayan İngilizce öğretmenleri, bir kere bile kitap okuduğunu görmediğim edebiyat öğretmenleri, çocuk psikolojisini bırak insanlıktan anlamayan öğretmenler. Hepimiz anamızdan babamızdan çok bu insanları gördük yıllarca. Tarih bilmenin ne kadar önemli olduğunu çok sonraları farkettim ben. Ne hatırlıyorsun tarih derslerinden? Ben şunu hatırlıyorum; şimdi Osmanlı kuruldu, oha ne biçim de güçlendi, herkesleri dize getirdi, şimdi Osmanlı çok kötü, düşmanlarımız da çok kötü, Atatürk geldi, bizi kurtardı, şapka devrimi.
      Hepimizi gerizekalı ettiler.

      Delete
    2. Şöyle ki, bazen programları çok keyifli oluyor. Sabah 3-4'e kadar sorunsuz izleniyor. Ben sabahın 5'inde hala izlediğimi bilirim programı. Ama kimi zaman da Bardakçı, gelen maillere, hakaretlere takılıp konuyu dağıtıp onlara laf yetiştirmeye çalışıyor. Mükemmel bir program olduğunu iddia edemem ama şu da bir gerçek, artık bu ülkede "tarih programı yapıyoruz" kisvesi altında -Bardakçı'nın deyimiyle- nefret tarihçiliği yapılıyor. Belgesiz ya da dayanağı olmayan uydurma belgelerle Atatürk, Cumhuriyet veya başka şeyler, birileri sürekli kötüleniyor. O yüzden mevcudun en iyisi diyebilirim. En azından olabildiğince tarafsız davranmaya çalışıyorlar ve belgelerle konuşuyorlar.

      Hanedana bakışı aslında iki türlü. Evet, genelde objektif baktığını düşünüyorum (biraz sonra fazla açacağım) ama bazen kendileriyle fazla tanışıklığı, muhabbeti olduğundan biraz sübjektif tarafa kayabiliyor. Ama yine de kendisi için "Osmanlıcı" demek haksızlık olur. Ekranlardan alıştığımız "biiiiz Osmanlı torunlarıyız heheeeyt, Atatürk yahudiydiiiğ" diye gezenlerden değil kendisi. Hatta körü körüne Osmanlıcılık yapan bir "tarihçi" (ismini vermyeyeyim, tahmin etmişsindir) için "fesli Tanzimat zamparası", "Maraş dondurmacısı kılıklı" tabirlerini kullanır.

      Objektif baktığını nereden çıkarıyorum.. Bir kere adam Osmanlı üzerine onca şey yazıp çizmesine rağmen çıkıp II.Abdülhamit'e hiçbir şekilde toz kondurmayanları yerden yere vuruyor. Kaç defa şahit oldum. Adam bu "Abdülhamit olmasaydı şu şu olmazdı"cıları belgelerle çürüttü. Başkası olsa -kendi tabiriyle- "Abdülhamit pazarlamaya" devam ederdi. Neticede rüzgar o yönden.

      Atatürk konusuna gelince. Kendisi denildiği gibi damar bir Osmanlıcı olsa yedi yirmi dört türevleri gibi çıkar "Atatürk, şöyle, böyle kötüydü" der. Ama adam kaç defa Atatürk'le ilgili "adam gibi" programlar yaptı. Önemli belgeler çıkardı. Fakat şurda da parantez açmak lazım kendisi Atatürk'ü uydurma belgelerle karalamaya çalışanlara ne kadar çok karşıysa, "Atatürk olmasaydı, evren olmazdı" kafalarındaki insanlara da karşı. Hatta bir tabiri var; "Kemal teyzeler". Yani aslında vitrinde görünen o iki kutupun ortasında yer alıyor diyebiliriz. Uzun yıllardır programını mümkün olduğunca takip eden biri olarak çıkarımlarım böyle :)

      Tarih dersine gelirsem (sıkılmadın inşallah).. Zaten tarihi kazananlar yazdığından dolayı, okuduklarımızın ne kadar doğru oldukları tartışılır ;)

      Delete
    3. Ya çok teşekkür ederim valla böyle açıklaya açıklaya yazdığın için hiç üşenmeden. Aslında geçenlerde bir gece denk geldik programa, tost yiyiyorlardı. Murat Bardakçı kendisi girişti tosta, bir konuk çekingen kaldı biraz, ona "Yesene yahu!" diye tezahürat yapıyordu ahahhahha :D Bakacağım programa, bağrıma basarım ya da basmam, kendi fikrim olsun. Bir de feci şekilde Osmanlı tarihi cahiliyim, belki faydası olur.
      Hanedan kalıntılarına kesinlikle objektif bakamıyorum, her okuduğum haberde kan beynime sıçrıyor. O arka arkaya dizilen ünvanları falan görünce gidip kapılarına naylon torba içinde kaka bırakasım geliyor. Gıcığım sadece Osmanlı'ya değil, bütün monarşilere. Gelmişiz 2014 yılına, kafasında saç kalmamış prenseslerin peşinde koşulmasına bir mana veremiyorum. Daha bir tane de fakir hayat yaşayanına denk gelmedim üstelik, neden üzülmemiz lazım, onu da anlamıyorum. (Ortaya söylüyorum bunu, Bardakçı'ya demiyorum. Ama dediğim gibi, galiba bir tarihte bu yüzden ilgimi kaybettim adama. Kendimi biliyorum çünkü, bir adet kötü yazılmış cümleye bütün yorganları yakmaya meyilliyim.)
      Ay tarihi kaybedenler de yazıyor mecburen, çoğu zaman onlar da yanlış yazıyor. Bir nevi kangren olarak tarih yazımı.

      Delete
  8. Medeni insanlar gibi tartışmayi bilmiyoruz.Tartisma diyince illa kavga kiyamet geliyor aklina insanin.Ah ah akademisyeni de oyle normal vatandasi da icimi dokmussunuz resmen.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Of tartışma kültürünü bırak, dinlemeyi bile bilmiyoruz. Kimse kimseyi dinlemiyor, herkes kendisi konuşsun istiyor, vallahi ikrah getirdim insan ilişkilerinden. 3 arkadaşım var, onları görmek istiyorum, bir de bakkalla ayak üstü konuşmaktan hoşlanıyorum. Geriye kalan her şey eziyet gibi geliyor.

      Delete