October 15, 2015

Acıklı bir yazı yazmayacağım, aslında hiç yazmak istemedim ama çok öfkeliyim, belki faydası olur. Korkunç detayları da yazmayacağım, bence bilmeseniz de olur, gerçi şu saate kadar okumuşsunuzdur her şeyi, seyretmişsinizdir. Biz de seyrettik bütün videoları, bütün yazılanları okuyoruz. Biz dediğim, ben ve Nadire, Gar'ın önüne beraber gittik ve gene beraber çıktık oradan.

Çıkabildik çünkü önümüzde duran insanlar, hiç öyle bir niyetleri olmasa da, kendilerini siper ettiler. Genç kızlar ve oğlanlar, annem yaşında kadınlar, inşaat işçileri, hurdacılar, öğrenciler, emekliler. Biz onlara omuz vermek için gitmiştik, onlar canlarını verdi. "Biz neden ölmedik?" diye sorup durduk birbirimize, orada ölmemiş olmanın suçluluğu geçecek mi bilmiyorum ama sorunun cevabı bu. Bizim durumumuzda, arkalarında durduğumuz HDPli insanlar sayesinde yaşıyoruz.

Ve beni en çok bu ağlatıyor. Bunun dışında gayet kendimdeyim, aklımı kaçırmadım, ufak tefek arızalar dışında bir şeyim yok ki onların da zamanla düzeleceğini düşünüyorum. Çünkü hiç beklemiyorduk Ankara'nın orta yerinde iki canlı bombanın kendilerini patlatmasını ama bir yandan da bekliyormuşuz; Suruç'ta olan şey neden burada olmasın, Diyarbakır'da miting bombalayanlar Ankara'da neden bombalamasın. Biz kendimizi ne sanıyoruz? Kendimi hiçbir şey zannetmediğim için şok içinde falan değilim; bedel ödemişliğim yok, nispeten de rahat bir hayatım var ama bu toprakların solcuları, örgütlü direnenleri ve nereden baksanız sünni Türk olmayanları ezelden beri öğüttüğünü bildiğim için ne şaşkınım ne de serzenişler içindeyim.

İki şey kaldı geriye. Biz asla ödeyemeyeceğimiz kadar borçluyuz. Hayatımızı borçluyuz. Direnmeyi borçluyuz. Bir gün olsun susarsam ertesi günü göremeyeyim, bir gün olsun aklımdan çıkarsa acısı misliyle benden çıksın. Ve ben biliyorum bunun arkasında kimler var, öyle ya da böyle. Bana ikinci kere hediye edilen bu hayatın sonuna kadar bekleyeceğim bu hesabın görülmesini.

Allah için kendini patlatan siz iki cahil çocuk. Cennete giderim diye mi düşündünüz bilmiyorum ama ben size söyleyeyim nereye gittiğinizi. Binlerce parçaya bölünüp üstümüze başımıza yapıştınız, üstümüzdekileri çıkarıp torbalara koyduk, torbaları çöpe attık. Tam olarak oraya gittiniz.

Sempati duyanlara, "Oh olsun komünistlere, Kürtler'e" diyenlere de söylüyorum, sizin de gideceğiniz yer orası.

23 comments:

  1. Marifet gibi de konuşur eli kalem tutanları; "sonuçta burası bir ortadoğu ülkesi" diye. Her günü şansa yaşadığımız bir ülke. Diyecek şeyler var ama zaten "mal meydanda", everybody knows.

    Geçen haftaya dair hatırladığım şey,

    Patlamadan on dakika sonra -yürüyüşten ve yaşananlardan bihaber- iş dolayısıyla otobüsle garın yakınından kızılaya gidişim.. yolların kapanması.. insanların dağılışı.. patlama haberini alışım.. telefonumun yüz kere çalışı ve insanlara hayatta olduğumu açıklamam.. kızılayda yürürken insanların göğe bakışı.. oraya dönmem ve gökteki beyaz balonları görmem... yüzümü indirdiğimdeyse boş sokaklar ve ümtisizce bakan tek tük insanlar.. - Bir Ankara hatırası, 2015. Emeği geçenler.. İki cihanda lekelisiniz.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya valla, biraz pişman oldum yazdığıma, silmeyi de yediremiyorum. Hırsımı da alamadım yazarak, ne işe yaradı, bir işe yaramadı. Senin yorumunu okuyunca biraz dertleşmiş gibi olduk, o iyi geldi.

      Delete
  2. ankarayı duyduğumda aklıma geldin, gözüm buradaydı. senden haber almak biraz iyi geldi. diğer her satırına katılıyorum. hepimiz borçluyuz, barış isteyen insanlara bir ömür borcumuz var.
    sevgilerimle.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bir ses edeyim dedim, ne yapacağımı bilemedim başka. Bizden de sevgiler, selamlar.

      Delete
  3. off ya orda mıydın. bi tanıdığım öldü orda, idil adında. bütün sözlerinde haklısın. o canlı bombalar da bunu bilerek yapmamıştır yaa. ya uyuşturucu almışlardır ya da büyük bir beyin yıkama olayıdır. bu olay gösteriyor ki, bu şiddet gittikçe vahşileşecek.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Başın sağolsun, İdil'in adını ben de öğrendim, yüzü gözümün önünde.
      Canlı bombalar bunu bilerek yapmıştır sevgili deeptone, birinin kardeşi aynı şekilde kendini patlatmıştı geçen yaz. Işid'e örgü örmek için katılmıyor insanlar.

      Delete
    2. haklısın, biliyorum da, böyle bir şey nasıl olabilir diye kendimi kandırmaya çabalıyorum. yakınlarda bir yazı yazmıştım. michael haneke filmi vardı, ölümcül oyunlar, o filmde bir terör vardı ve haneke şunu diyordu o filmde, yaklaşık 20 yıl önce çevirmiş bu filmi, ilerdeki teröristler bu kadar beyefendi olmayacak, ben de hanekenin kehanetini doğrulayarak, artık terör gittikçe vahşileşecek, yakında bizim insanımız, direk silahı çıkarıp senden hoşlanmadım diyerek, öldürecek, gittikçe sertleşecek ölümler, demiştim. yani, bu bitmeyecek, daha kötüleşecek. bu şartlarda bu normal. çözümler mutlaka var ama sanırım biz halk çözecek durumda değiliz.

      Delete
  4. Merhaba, sizin de gideceğinizi tahmin etmiştim. Ankara'daki ilk görüntüleri gördüğümde siz geldiniz aklıma, ne yaptınız, neler hissettiniz, hep düşünüp durdum. Sizden haber almak iyi geldi bana. Yaşanan acı için söylenecek sözlerimiz bitti evet ama bundan sonrası için sesimizi daha gür çıkaracağız, öyle ya da böyle ölüyoruz, öldürülüyoruz! en azından sesimizi bir duyan olur! Acıyı anlamayan, anlamak istemeyen insanlara zalimlikleri için ancak acıyabilirim, bir gün hakikati öğrendiklerinde onların yerlerinde olmak istemem. Er ya da geç nasıl olsa hakikat ortaya çıkar, çıkması için elimizden geleni yapacağız. sevgiyle kalın

    ReplyDelete
    Replies
    1. Çok içten söylüyorum, gerçekten rahatsızım yazdığım için. Bir umut yazdım yukardakileri, sanki yaşananları hafifletmişim gibi geldi sonra, sanki ne yazsam anlatamayacakmışım kendimi gibi. Öyle bir utanç içindeyim. Haber almak iyi geldiyse size, ben de biraz iyi oldum şimdi.
      Acıyı anlamayanlarla ne yapacağımı da bilemiyorum henüz, hele bir de alay edenlerle. Bunların sessiz kaldığı günlerimiz meğer iyi günlerimizmiş.
      Bizden de sevgiler, selamlar.

      Delete
    2. Günlerdir fırsat buldukça bloguna bakıp duruyordum bir şeyler yaz, haber et diye. önceki yazının yorumlarını onayladığını gördüğümde içim rahatladı bir miktar ama emin de olamadım acaba önceden mi onaylamıştın diye.
      Bütün bu yaşadıklarımızdan toplumca ders çıkarmanın çok uzağındayız, hepimiz bir diğerimizden ayı gayrı olduğumuzu sanıyoruz. Dersimizi almadıkça bu olaylar devam edecek gibi görünüyor. Bu konuyla ilgili tek tesellim senden haber almış olmak.
      Anlıyorum ki anlatsan sayfalarca anlatacakların var, rahatlayamamanın nedenlerinden biri de bu sanırım. Hele ki orada o anı birebir yaşamış olmak bambaşka bir etki bırakır. "yaz geçer iyi gelir sözcükler" diyorum sana.

      Delete
    3. Bazen düşünüyorum, nasıl ucundan döndüm diye, ne kadar yakındım diye. Bazen de sanki orada duran ben değilmişim gibi geliyor. Yazamayabilirim, bilmiyorum yani orada duruyorduk, dönüp Nadire'ye baktım, sanki o elimi tutup çekmese ben hep orada duracaktım, ne olduğunu da anlamayacaktım.
      Sol yanımda genç bir kadın vardı, Aydın'dan mı geldim demişti, başka bir yer miydi, hatırlayamıyorum. Elinde Hacı Lokman Birlik'in resmi vardı, sağ tarafımızdaki iki kadın nereden aldığını sormuştu, "Yanımda getirdim" demişti. Biz de bir bayrak, bir flama bir şey mi alsak diye konuştuk o arada. Resmi soran iki kadın siren sesinden ürktü, onlara dönüp "Partinin arabasından geliyor, nümayiş olsun diye, endişelenmeyin" dedik, güldük. Nadire biraz önümüzdeki bir teyzede üç tane bayrak olduğunu gösterdi, "Gidip alsana bir tanesini" dedi, istemedim almak, neşeyle sallıyordu çünkü o üç tane bayrağı. Bizle beraber çıkmışlardır alandan diye düşünüyorum, bizim önümüzdeki 3-4 sıra insan geriye dönüp koşmaya başladı diye hatırlıyorum. Daha önleri göremedim tozdan, bir daha da arkama dönüp bakmadım. Korkunç bir ses, dev bir toz balonu, uçuşan renkli parçalar, ortalık bir anda boz bir renge döndü. Bu yani bütün olan.
      Gri bir araba vardı biraz ilerimizde, kaldırımın kenarına parketmiş. Beyaz Toros mu bu, niye burada bu araba diye biraz gülüşmüştük kötü kötü. Şimdi seyrettiğim her videoda o arabaya bakıyorum, bir mihenk taşı gibi duruyor yerde yatanların yanında.
      Neler yazmak istiyorum aslında, yani her saniyeyi filan. Ama bilmiyorum işte, burada oturuyorum, belki sonra daha iyi düşünürüm. Şöyle iyice bir sarılıyorum sana, iyi ki yazdın, bana da iyi geldi cevap vermek.

      Delete
  5. Merhaba, lütfen rahatsız olmayın yazdığınız için. Sizi çok uzun zamandır takip ediyorum ama hiç yorum yapmamıştım. Keşke daha keyifli ve de gülümseyerek okuduğum yazılarınızda yorum yapsaymışım... Orada yakınlarımı yaralandı... İlk başta ki kabus saatleri ben de anmak bile istemiyorum. Yakınlarım kelimesi de garip oldu biliyorum. Kaybettiğimiz canlar uzağımızmış gibi... Offf.... Ama biraz normale döndükten sonra (ne kadar dönülebilirse artık ) siz geldiniz aklıma. İki gündür uğruyorum sayfanıza orada olduğunuzu tahmin ederek, yazdınız mı acaba bi'şeyler diye... Ve az önce gördüm yazınızı... Dediğim gibi lütfen rahatsız olmayın yazdıklarınızdan. Zaten gördük ki hepsi hepsi bir avuç insanız, bundan sebep lütfen rahatsız olmayın bi'şekilde bulaşalım bi'yerlerde... İşe yarar mı bilmiyorum ama belki iyi geliriz birbirimize. Sevgiler.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ah allahım ah umarım hafiftir durumları, yapabileceğim bir şey var mı? Arkadaşlarım var hastanelerin önlerinde, kriz masalarında, bir şey lazım mı? Şu sağda, üstteki mesaj kutusuna yazınca benim emailime düşüyor hemen, haberleşelim olur mu? Ben otobüse binemiyorum bu aralar, kalabalık ve kapalı yerlere de pek gidemiyorum ama yürürüm, taksiye binerim. Tek tük okula gidiyorum hafta içleri, onun dışında evdeyim. Bir çay içeriz, biraz konuşuruz. Benden de selamlar, sevgiler. Çok geçmiş olsun, umarım iyidir herkes.

      Delete
  6. Geçen gün bir arkadaşımla konuşuyordum. Bunca şeyden sonra ölenlerin ve kalanların halini gördükten sonra nasıl da git gide radikalleştiğimizi hissettiğimizi anlattık birbirimize. Ben ılımlı bir insan(d)ım. Orta yolcu değildim ama kimseye karşı büyük bir öfke ve nefret biriktiremiyordum içimde, biriktirsem de muhafaza edemiyordum. Artık oluyor. Kızgınım, küskünüm, üzgünüm hatta biraz kinliyim. Kimsenin hayatına kastedecek şekilde değil elbet. Ama araya keskin bir çizgi çektim. Konuşmuyor, hoş görmüyor, tahammül etmiyorum.
    Geçen gün kadının biri 'Benim bu teröristlere üzülmemek, oh oldu demek gibi bir hakkım var, bunu da belirtebilirim, bu benim demokratik hakkım' dedi. Tam olayın üstüne sıcağı sıcağına. Ona göre, kendilerinden olmayanların yaşama hakkı, toplanma özgürlüğü, düşünceyi açıklama ve ifade özgürlüğü gibi evrensel insan haklarının hepsi yok sayılabilir. Ve kendileri nefret söylemini suç değil, demokratik özgürlük olarak görebilirler. Öyle cahil, öyle kötü, öyle iğrençler ki... İçimden küfürler geçiyor ama hiçbiri bunların sıfatlarını tam karşılamıyor. Çok susuyorum. Çünkü bir şekilde ifade etmeye çalışacağım her an kontrolümü yitirip saldırabileceğimi hissediyorum. Konuşulacak zamanları geçtik çünkü. Griler kalmadı. Ak ve kara var. İnsanın içini, kalbini, vicdanını ve ellerini temiz tutması ne büyük bir imtihan bu zamanlarda. Bir başka şey de başkalarının vicdansızlıklarının bizlerin vicdanında fazladan ağırlıklar oluşturması. Kenara atılan her vicdanı birimiz yükleniyor gibiyiz. Bu olanlar yalnız bizim omuzlarımızda yük. Başkaları ölümleri alkışlarken, ben yaşadığımdan utanıyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Kendimizi eve yeni atmıştık ki bir arkadaşım facebook'a yazdı, Kızılay Meydanı'nda kan vermek için sıra beklerlerken yoldan geçen bir kadın "Kürtler'e kan vermek için mi bekliyorsunuz, yazık size" demiş. 2 saat falan geçmişti patlamanın üzerinden. Bu, normal bir şey değil. Nefret suçu, çok haklısın. Ben de buralara kadar olabildiğince sakin geldim, kuduzlaşmadan, sağa sola saldırmadan ama artık ne yapacağımı bilmiyorum. Sen ne güzel anlatmışsın.
      Yapı olarak cevap verebilen biri değilim, yani günlük hayatta, böyle hadiseler karşısında. Yani ne demeli insan, biz terörist değiliz, öyle bir hakkın yok, zaten demokratik değil? Nasıl anlaşılır böyleleriyle, bilmiyorum ki? Dev bir çukura eğilip bağırmak gibi.
      Ben ta 2001'de ilk defa güneydoğuya gittiğimde bir kız daha vardı o kazı ekibinde, ilk defa oralara gelen, aşağı yukarı benle yaşıt. Geçen yaz buluştuk, bu tür lafları sıvadı yüzümüze. Aynı deneyim bana neler etti, ona ise çarpıp yere düşmüş. Kız teflon gibiymiş meğer. Sıfır empati. Neyse hakkını yemeyeyim, 100 kişi ölünce etki etti ona da, sanırım bir cenazeye de gitti.
      İşte eskiden cevap veremezdim, şimdi ne yaparım bilmiyorum. Biraz korkuyorum, ummadık bir anda içimden bir canavar çıkacakmış gibi.

      Delete
  7. sana yazdığım anı düşündüm yazını okuyunca. dönüp okudum şimdi whatsapp mesajlaşmamızı. niye öyle buz gibiymişim. haberi okuduğumda deniz otobüsündeydim. ne patlaması, nasıl yani diye aşağılara doğru sayfayı kaydırırken ana sayfama düşenlerden biri de senin iletindi. sonra yazdım sana işte. şoktaydım. şimdi daha iyi fark ediyorum.

    ben bile öyleyken sen neler yaşadın. oradaki herkes neler yaşadı. bilmiyorum hala. okuyorum, izliyorum falan ama anlayacak mıyım bilmiyorum. ama unutmayacağız bunu işte biz.

    iyi ki yazmışsın. ve umarım iyi gelmiştir. çok sarılıyorum sana. ve hep sarılıyorum sana ben biliyorsun.
    işte bu yüzden sarılmak kazanacak, barış kazanacak.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de çok hatırlamıyorum o gün neler dedim, neler yazdım herkese, babam ağladı telefonda, bir tek onu hatırlıyorum. Sen buz gibi falan değilmişsin hiç, ben cevap verdiğimi görüp sevindim esas. Bazı mesajlara çok geç cevap verdim, şimdi üzülüyorum. Benim Sarıkafa aramıştı biz eve dönerken, açamadım, ömründen ömür gitmiş. Aklıma gelmedi hiç öyle olabileceği.
      Yazı yazmanın bir faydası olmadı ama yorumlara cevap vermek iyi geldi, hem konuşmak gibi hem de tam olarak değil. Konuşunca hep aynı şeyleri söylüyorum, kendimden bıktım. Çok istiyorum sarılmak kazansın, ben de sana hep sarılıyorum.

      Delete
  8. Sonunda bir şeyler yazmışsın. Yazdığını görünce rahatladım.
    Ben şok oldum. Artık böyle şeyleri bekliyordum sanıyordum ama beklemiyormuşum. Hiçbir şey izlemedim, kendime gelemem. Duyduklarım yetti de arttı. Ay ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Çok bencil davranacağım, birkaç yüzyıl boyunca utanacak da olsan, iyi ki ölmedin. Keşke kimse ölmeseydi. Ben de bunları söylüyor olmaktan utanıyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Valla biliyor musun, hiçbir şey farketmedi aslında, ölmedim ama hayatımın sonuna kadar canıma kastedilmiş olduğunu bilerek yaşayacağım. Tek başıma da tehdit değilim, öyle olsa anlamak daha kolay, böyle biraraya gelmiş binlerce insan olarak hedef haline gelmişiz. Daha acısı da gözden çıkarılmışız, herifler kendilerini patlatmadan Gar'ın oralarda kahvaltı falan etmiş. Biz edememiştik kahvaltı, ben manyakça acele ettiğim, sabahın köründe kalkıp hazırlandığım, Nadire'yi yataktan çıkarıp sürüdüğüm için. Çantamda selpak yokmuş, yanıma su almamışım, öyle bakkala gider gibi. Sonra eve gelince çantalarımıza baktık, bende bizim evdeki paspas sopasına uymayan iki tane vileda paspas vardı, Nadire'nin paspası vileda diye ona verecektim, bir tane de Evrensel gazetesi, Gar'ın orada çocuklar satıyordu, onlardan almıştım. Bir de atkı satıyordu bir adam, Sarıkafa'ya hediyelik atkı aldık, Demirtaşlı, kenarında "Seni başkan yaptırmayacağız" yazıyor, parlak renkli. Onu da Nadire'nin çantasına sokmuştuk dürüp. Orada yerden kalkamasaydık, yanyana, yanımızda bu iki gerizekalı bez çantayla. Böyle de tehlikeli insanlarız, viledalı.

      Delete
    2. Çok güzel insanlarsınız. Hepimiz bileceğiz bu ülkede birilerinin canına kastedildiğini. Sıradakinin yüksek ihtimalle biz olduğumuzu bileceğiz. Keşke böyle olmasaydı.
      Ben çok kırıldım Mina. Sen ölebilirdin orda, kaç masum öldü. Hiç takatim kalmadı benim, bahsettiğin gibi kan vermeyin diye paralanan insanlar her yerdeydi, sosyal medyada da vardı. Onlara bile kızamıyorum. Bu nefret bu cehalet öldürüyor bizi asıl, inanılmaz çaresiz hissediyorum. Manyak gibi kafamda yankılanıp duran cümleler var, yerli yersiz tekrarlamaya başlıyorum içinden. Biri Cansever'den. Ne gelir elimizden insan olmaktan başka? diyordu, hep onu söylüyorum ben de. Ne gelir elimizden insan olmaktan başka? Bu çağın acılarını da birilerinin omuzlaması gerek. Bu çağın utancını da birileri duymak zorunda. İnsan olamadık çünkü.

      Delete
  9. Uzun uzun okuyacağım ama sonra:) Selam vermek istedim şimdilik.

    ReplyDelete
  10. İzlemedi iseniz Homeland izleyin. Para ve iktidar söz konusu ise hiç kimsenin zerre kadar değeri yok.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Merhaba, bizden de çok selam :)
      Homeland'i izliyorum, 4. sezonun bir yerlerinde kaldım, tuhaftır hiç aklıma gelmedi bugünlerde. Daha ziyade Türkiye'nin 70'li, 80'li ve 90'lı yıllarını düşünüyorum. Ve işte sesler, kokular, köfteci oğlanlar, bir ağaç, önümdeki kadının yemenisi filan, öyle detaylar hep aklımda. Ama tabii, zaten kimsenin umrunda olduğumuzu düşünmüyordum, artık anladım ki düşmanmış bize bunlar.

      Delete