December 10, 2015

10 Aralık - İki Aylık Kişisel Gelişim Raporumu Takdim Edeyim

(Çok iç sıkıcı şeyler anlattım, ben olsam tam şu anda tüyerdim buradan. Uyarmadı demeyin.)

Bu sabah kalkıp Gar'ın önüne gitmeyi istedim, kalktım ama evden çıkamadım. Geçen cumartesi On Ekim Dayanışması'nın düzenlediği bir panel vardı, kalktım ama evden çıkamadım. Her ikisinde de evden çıkmak için sessizce giyinmem ve uyumakta olan barbar kocamı dürtüp nereye gittiğimi söylemem gerekiyordu. O kadar da çok yaşandı ki bu sahne evde, "Şşş ben adliyenin önünde durmaya gidiyorum", "Ben 1 Mayıs'a gidiyorum", "Ben bir Güvenpark'a bakıp gelicem". 10 Ekim sabahı da böyle çıkmıştım evden, sonra böcekler gibi döndüm. İki aydır da ne bir anmaya ne de bir toplanmaya falan gidebilmişliğim yok.

Panelin olduğu sabah iki saat boyunca birilerinin salonu basıp insanları tarama ihtimalini düşündüm. Biliyorum çok saçma ama kendimi durduramıyorum. Gar'ın önüne gidemememin sebebi korkunç anıların yanı sıra orada ağlamaktan boğulacağımı bilmem. Orada dimdik duran insanların arasında bu şekilde paçavraya dönüşmek istemiyorum. 10 Ocak'ta, umarım yapabilirim.

Hala haftada bir ya da iki kere kabus görüyorum, silahlı adamlar saldırıyor, farklı yerlerde, farklı silahlarla. Bir kabusumda savaşa girmiştik, Suriye gibiydi mahalle, Filistin gibiydi, durmaksızın koşuyordum, arkamdan ateş ediyorlardı. Hala doğru dürüst ağlayabilmiş değilim, geçenlerde ölenlerin fotoğraflarına bakarken boğazım tıkandı, gözlerim doldu; iki ay sonra nihayet normal insanlar gibi tepki verdim. Artık yas tutabilmek istiyorum. "Ne güzel insanlara kıydılar, bizi mahvettiler" diye uzun uzun ağlamak istiyorum. Henüz olamadı bu, tuhaf bir yerde kaldım.

Geçen ay markette alışveriş yaparken nefesim kesildi, korkunç bir mide bulantısı ve baş dönmesiyle eve attım kendimi. Ve uludum. Kısa kısa nefesler alarak böğürdüm kendi kendime. Ağlamaya en çok yaklaştığım durum buydu, herkesin paniğe kapılmasına sebep oldum bir yandan. Bir de son seçimlerde oy kullandıktan sonra kendimi dışarı attım, okulun bahçesinde bir banka çöküp kendime gelmem gerekti, bir miktar gözyaşı ve derin nefeslerle ayağa kalktım. Kapalı yerde durmaktan değil bütün olanlardan sonra gidip gerizekalı gibi oy kullanmakla ilgili bir sıkıntıydı bence o.

Yine geçen ay içinde Sevda ile Kızılay'a yürüdük bir cumartesi, meydana yaklaştıkça dizlerimden aşağısı uyuşmaya başladı. Ter içinde kaldım ama almamız gerekenleri alıp, hatta birer bira da içip eve döndük.

Ara sıra kulaklarım ağrıyor, "Ay acaba patlamada mı bir şey oldu?" diye kendi kendime dertleniyorum, sonra hemen unutuyorum ve kesinlikle doktora falan gitmiyorum. Ağrılardan daha çok sıkıntı veren şey ise kulaklık takamıyor olmam. Ya kısa sürede kulaklarım ağrımaya başlıyor ya da tuhaf bir boğulma hissi başlıyor, kafamdan atıyorum kulaklığı. Derdim bu olsun, geçer nasıl olsa.

Böyle yani iki ay sonrasında fiziksel vaziyetlerim, "hallarımı böyle yazayım, rivayet sanılır belki" dedim, yazdım. Biraz da terörün nihai amacının bu olduğunu düşünüyorum, onu anlatmak istedim. Günlük hayatı hiç düşünmeden yaşama refleksinizi kırıyor ve şehri elinizden alıyor. Kızılay'a inip kumaş ve düğme mi almak lazım, iki ay önce otobüse biner, alacaklarımı alır, kitapçılara falan bakar, belki de yürüyerek eve dönerdim. Şimdi şöyle oluyor: "Gerçekten gitmek zorunda mıyım Kızılay'a? Buralardan alamaz mıyım? Kızılay çok kalabalık, binlerce insanın arasından yürümem gerekecek. Kalabalık dükkanlara girip çıkmam gerekecek. Otobüsler çok kalabalık" ve hemen ardından da şu pis fikir gelip yapışıyor: "Ben olsam Kızılay'ı patlatırdım". Terör size böyle her gün kendini hatırlatıyor, bir şekilde elinden ölmeden kurtulmuş olmanın böyle bir neticesi var. İki aydır her evden çıkışım öncesinde bu rutini yaşıyorum, önceleri eşime dostuma da söylüyordum ama artık utanıyorum. İki ay geçmiş, ayıp artık. Zaten şiddeti azalıyor yavaş yavaş.

Vicdan kısmı daha fena, en fenası o. Çünkü her ne kadar herkese "Yapabileceğim tek şeyi yaptım, oradan çıkıp eve geldim" desem de, herkes beni onaylasa da biliyorum ki geri dönebilirdim. Kimseyi kurtaramazdım ama birinin elinden tutup yanına oturabilirdim, birini taksiye bindirip hastaneye götürebilir, orada yapılması gerekenleri yapabilirdim. Yapmadım ve artık bununla yaşamak zorundayım. Ve bu çok yalnız bir şey. Çünkü orada yanımda olan Nadire dışında kimsenin tamamen anladığını düşünmüyorum.

Geçenlerde kocam ve bir arkadaşımızla otururken anlatmaya çalıştım, dedim ki "İyiyim ama sizin gibi iyi değilim. Şurada kaldırımda bira içerken ihtimalleri düşünüyorum, gelen geçenin göğsüne ve sırt çantasına bakıyorum. Sonra dikkatim dağılıyor ve herkes gibi gülüp konuşup bu masaya dahil oluyorum. Bazen aklıma intihar bombacısı gelmeden kalkıp eve döndüğüm oluyor, bazen de yeniden ihtimaller denizine açılıyorum. Gündelik hayatım bu." Baktım anlıyor gibiler beni, bir de şunu dedim "Vicdan azabı çekiyorum arkama bakmadan kaçtığım için. Ben uzun süre anlamadım bombalandığımızı, birileri ses bombası attı ve sonra gelip ateş edecek gibi nereden çıktığını bilmediğim bir korkuya kapıldım. Sonra feci şeyler görüp anladık bomba olduğunu ama geri dönemedik".

Bir süre anlayışla kafalarını sallayıp sonra şunu dediler aynı anda, "Ben olsam kesin geri dönerdim". O kadar üzüldüm ki bir şey diyemedim. Başka zaman olsa masayı devirip hakaret ederdim ama baktım yüzlerine, hiç bilmedikleri bir şeyden bahsediyorlar, en ufak bir fikirleri yok, bir şey diyemedim. Ve umarım hayatları boyunca bilmezler. Umarım kimse hayatı boyunca bilmez bunu.

Bütün bunları anlattığıma göre şu küçük bilgi kırıntısını da ekleyebilirim bu yazının sonuna; Işid Ankara bombalarını üstlenmedi, farkında mısınız? İki bombacıdan birinin kimliği hala belli değil, belli olanın da sınırı geçip bunlara biat ettiği ve sonra geri döndüğü falan dışında hiçbir şey bilmiyoruz. Soruşturmaya da gizlilik geldi.

Neyse işte böyle iki aylık vaziyet raporu. Yazıp yazıp biriktiriyorum, çöplük oldu burası, bunları yayınlamadığım gibi neşeli bir şeyler de yazamıyorum çiçekti köpekti, ayh kendimden yıldım şu anda. Bunu yollayayım, daha yeni yıla çemkireceğim bir fırsatını bulup. Çemkirdikçe düzelirim ben. Siz de üzülmeyin lütfen, şimdi kalkıp kahve içmeye falan çıksak normal insan gibi oturup konuşabiliyorum. Valla.


37 comments:

  1. Kalakaldım, bilmiyordum. Geçmiş gönderilerine gittim, başlangıç noktasını bulmak için.
    Ne desem boş, ne desem saçma gelecek belki. Hariçten gazel okuması kolay, ben de o şokla evime giderdim herhalde ya da orada yığılır kalırdım. Vücudumun, beynimin ne tepki vereceğini kestiremiyorum ki...
    Atlatılmaz, unutulmaz ama dilerim zamanla daha az acıtır canını. Ve asla benzer bi' deneyim yaşamazsın. Keşke ağlayabilsen, bağıra bağıra, sümüklerin aka aka. Biraz olsun atardın ruhunu boğan birikmişleri.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yazıp yazmama konusunda çok itişiyorum kendimle çünkü o gün oradaki en şanslı insanlardan biriyim, bir çiziğim bile yok, bir de üstüne tanıdığım herkes sapasağlam çıktı oradan. Bu dehşetli utanç duygusuyla da yaşıyorum iki aydır. Sonra yazdım tek tük buraya, siz yorum yazınca iyi geldiğini farkettim.
      İnan hep kafamda böyle senaryolar vardı, bu kadarı değil de ne bileyim bir protestoda falan gözaltına alınır mıyız diye. Şöyle yaparım böyle yaparım diye hesaplar falan. Şimdi gülüyorum o hesaplarımı düşündükçe.
      Umarım azalır acısı, umarım sümüklerim aka aka ağlarım, başka bir şey istemiyorum zaten.

      Delete
  2. Ya o kadar güzelsin ki, canımsın. Seni hiç anlamadığımın farkındayım ve ben de uzun süredir bunları düşünüp duruyorum. Daha önce bahsetmiştim galiba, yaklaşık beş yıldır falan zaman zaman kafamda savaş senaryoları kuruyorum. Günlerdir de hemen her gece en az bir kabus görüyorum, bunlar benim sevimsiz ve bozuk psikolojimin ürünü, ben teröre o kadar içeriden dahil olmadım. Senin yaşadıklarını düşününce, bu halde olman ne ayıp ne de utanılacak bir şey. Burada sana "sana bunu yapmalarına izin verme, sokaklara çık yapabilirsin hede hödö" diye atıp tutmayacağım. Geri dönmediğin için utanmanı biraz anlıyorum, benzer utançları hep duyuyorum çünkü. Ama seni tamamıyla anlayamayacağımı biliyorum ve kusura bakma ama arkadaşların da bok dönerlerdi geri. Madem o kadar duyarlıydılar neden orada o insanlarla birlikte değillerdi. Ben sana söyleyeyim ben olsam geri dönemezdim. Ne olduğunu anlasam da dönemezdim, belki altıma işeyerek kaçardım. Çok net söylüyorum bunu. Oturduğumuz yerden akıl vermek de kahramanlık yapmak da çok kolay, feysbuktan terörü kınamak da çok kolay, empati kurmak (!) da çok kolay. Ben gerçekten kim olduğumuzu bilmenin bazen sandığımız kadar kolay ve mümkün olmadığını düşünüyorum. Bazı durumları kafamızda canlandırıp şöyle yapardım böyle derdim diyoruz ama o olayın içine düştüğümüzde görebiliyoruz aslında ne yapabileceğimizi, ya da yapamayacağımızı. O yüzden... çok konuşmasınlar -.- Sen masayı dağıtmamışsın ama ben burdan çemkirdim, kusura bakma.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Belki dönerlerdi geriye, belki de yapamazlardı. Bu ikisine mesela şu küçük hadiseyi anlatmadım ben, o gün bir süreliğine Türkçe'yi anlamadığımı. Bir amcanın avaz avaz bağırdığını, benim dönüp Nadire'ye "Ne diyor amca?" diye sorduğumu, Nadire'nin "Herkesi öldürdüler, her şeyi mahvettiler diyor" dediğini ve benim kısa süre öncesine kadar amcanın Kürtçe bağırdığını ve Nadire'nin bana çevirdiğini zannetmemi. Geçenlerde anlaşıldı ki amca Türkçe bağırıyormuş, ben o anda anadilimi anlamaz haldeymişim. Kızlara anlattım bunu, kızlar anlıyor. Nadire zaten o anda anlamış, hiç üstelemeden halletmiş durumu. Ah o gün zaten Nadire olmasaydı bilmiyorum ben eve dönmeyi becerebilir miydim tek başıma.
      Valla aslında kimseyi böyle yargılayacak halim yok ama ben de düşündüm hemen aynı şeyi, neden bunlar da o gün orada değildi? Sonra hemen vazgeçiyorum çünkü Nadire ile beni herhangi bir paralel zaman boyutuna koysan gene aynen o gün yaptıklarımızı yapardık, ay şurada bi sigara içelim, çay mı bulsak, ay şurada duralım, daha önlere gitmeye üşendim falan. Bu denkleme herhangi bir kişi eklendiği anda ölme ihtimalimiz yükseliyor. Elif mesela, bizi kesinlikle kortejin önüne sürükleyecekti çünkü halaya bakmak isteyecekti. İşte böyle bir çöplük kafamın içi. Ne gerek var di mi artık bunları düşünmeye ama olmuyor işte, duramıyorum. Azalıyor gerçi gün geçtikçe.
      İnsan olmak çok zavallı bir şey, bence hepimiz sandığımızdan daha zavallıyız. Keşke bunu kabul etsek de birbirimizi üzmesek en azından.

      Delete
    2. Cessie'nin yaşı küçük ama en gerçekci yorumu yazmış güzelim. Bilincimizin derinliklerinde yatan ama toplu iğne başı kadar bir delikte pat diye ortaya çıkan o "hayatta kalma dürtüsü" var ya bütün mesele bu. Belki yanında yörende "beni kurtar" diye elini uzatan biri olsayda o şoku atlatır dönerdin geri ama sen herkesin yapacağı şeyi yapmışsın, bir an önce tehlikeden uzaklaşmak. Bu konuda vicdan yapmana hiç gerek yok, üstelik seni tanıyoruz, duyarlılığını biliyoruz. Neyse geri kalan diskuru pazartesi çekerim :)

      Delete
    3. Şu anda bu bağıran amca hadisesini Cessie'ye çoktan anlattığımı hatırladım, ohoyy.
      Biliyorum, çok korkmuştum zaten, bir an önce çıkmak istedim, yüzlerce insan benimle aynı şeyi yaptı. Belki de kafamın içinde düzeltmeye çalışıyorum olanı biteni. Öyle olmuyor tabii.
      Hazırım her türlü diskura :)

      Delete
    4. Haddimi aşmak hiç istemiyorum ama kan tepeme sıçradı. O saatlerde yatağımda uyuyordum, kimseyi yargılayacak halim yok aslında. Yargılamak da istemiyorum zaten ama bu sıralar çokça nemrutum, gerçekten ben de hepimizi çok zavallı görüyorum, çok ikiyüzlü görüyorum. Arkadaşlarına istinaden de söylemiyorum, genel olarak söylüyorum. Nereye baksam ikiyüzlülük görüyorum artık midem bulanıyor, çok bunaldım. Bunların içine kendimi de katıyorum, kendi içimde de görüyorum, bu da daha fena. Çok atarlı giderliyim bu aralar, haddimi aşacağım diye de korkuyorum. Kimseyle doğru düzgün konuşmuyorum konuşunca içimden yaratık çıkıyor çünkü. Biraz sussam herkes için de benim için de en hayırlısı olacak gibi geliyor. Bunları yaşadığın için çok üzülüyorum. Diğer insanlar bunları yaşadığı için de çok üzülüyorum. Bunları izlemek görmek zorunda kaldığım için de çok üzülüyorum. Düşündüğümde kendi küçük meselelerimden utanıyorum, düşünmediğimde unuttuğumda daha çok utanıyorum. Geçen gün Gezi'nin üzerinden iki yıl geçtiğini farkettim, 2013'te olmuş. Ben utancımla ve eylemsizliğimle o 2013 yazında kalmışım. Özellikle son yıllar bana en çok utanmayı öğretti Mina. Tamamen kaybolmuş durumdayım, kendimi nereye koyacağımı nereye oturtacağımı bilmiyorum. Ben kendimi bulmaya çalışırken dışarıda bunlar oluyor, dahil olamıyorum, uzağında kalıyorum kabuğumdan çıkamıyorum. Sonra hep üzüntü hep utanç kendimi affedemiyorum. Galiba bu yüzden herkes sussun istiyorum, hakkımız yok gibi geliyor. Biz orada değildik ki, yaşamadık biz bunu. Senaryolar üretmeye ahkam kesmeye hakkımız yok gibi geliyor, çok basit. Hiç değilse susalım istiyorum, en azından uğultuyu arttırmış olmayalım. Böyle şeyler, kafam çok karışık, her şey çok üzücü.

      Delete
  3. seni çok özledim. bu olan biteni yazdıkça iyileşir misin bilmiyorum ama başka şeyler de olup bitiyordur mutlaka. onları okumak ve senden hep iyi haberler almak için burada ve daha başka bir sürü yerlerdeyim biliyorsun.

    keşke yakın olsaydık da seni çekiştire çekiştire kahve içmelere falan götürebilseydim. ama onu yapacağımız gün de gelecek. hayatımı hep bu "olacağına inanmalara" borçluyum resmen.

    güzel gözlerinden hasretle öperim.


    ReplyDelete
    Replies
    1. Çok da bir şey olmuyor valla, kitap mitap okuyorum, ne bileyim, normal hayat işte. Sokağa da çıkıyorum bakma sen sızlandığıma, biraz yarıçapı dar sadece alanımın. İlk bir ay olduğu kadar acıklı değil halim ama keşke yakın olaydık hakikaten. Sen, ben ve evanası mesela, bir oturuşta düzeltirdiniz beni :) Aaa dur bak şimdi aklıma geldi, Şubat'ta bir şey için Gebze'ye gitmem lazım, daha önce gelemesem bile bu var. Şubat da eminim harika bir zaman İstanbul gibi yerde buluşmaya çalışmak için ama neyse :)
      Ben de öpüyorum hasretlen canım Sonik Hanımcığım.

      Delete
  4. Saat 02:30 ve diyecek söz bırakmadın.
    Ne kadar çocuksu ve saçma gelirse gelsin tek bir önerim olacak; ufak -ama mutlaka da renkli- bir kağıda büyük büyük "keep your head up, keep your heart strong" yaz ve görebileceğin bir yere koy. Böyle salakça şeyler bana her zaman iyi geliyor. Hoş, tüm bunlardan sonra insana ne iyi gelebilir tartışılır. Ama denemeli ve yaşamalı.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay inanmayacaksın, benim de aklıma zaman zaman "Don't let the bastards grind you down" diye takılıyor. (Tam bu anda yere çöküp yumruğumu gökyüzüne sallıyorum ve "Güdükk!" diye haykırıyorum.) Yazayım, her şeyin faydası var, her şey önemli.
      Aslında şöyle ülke çapında bir Işid operasyonu, efendime söyleyeyim tutuklanan sorumlular, şiddetli bir empati ve yas dalgası ne iyi gelirdi. Olmadı, olmayacak. Hiçbir şey yok ama bak gene ben şunları yazarken polis helikopteri dolanıyor havada, köpekler cama yapıştı. Herhalde sonunda helikopter garajı mıdır nerede tutuyorlarsa bunu oraya gidip rica edeceğim, lütfen yeter artık diye.

      Delete
    2. Bir Paris'e bakıyorum bir de Ankara'ya. Bir yanda birlik olmayı başarmış bir topluluk görüyorum herkes kenetlenmiş, ipini koparan meydanlara çiçekler bırakıyor, acıyı paylaşıyor; öbür yandaysa maçta ıslıklayanlar, oh olducular vs.vs. Gelecek için hiç umutlu değilim aslında. Hep umut umut diye geziyorum fakat birbirimize tahammülümüz kalmamış.
      Her şeye rağmen Güdük iyi ya :)

      Delete
    3. ben de motive olmak adına sigara paketinden "sigara içmek öldürür" yazısını kesip duvarıma asacağım ^^
      şaka şaka.
      yani, aslında değil aslında günlerdir aklımda da üşeniyorum, bir yapayım.

      Delete
    4. Önce "Ne sigarası yahu?!" diye bir haykırayım. Bak sonra koşman gereken anlarda koşamıyorsun, hayat çok daha acıklı oluyor.
      Paris beni iki türlü mahvetti, neden yapıyorum bilmiyorum, ne varsa okuyup seyrettim, hemen kendimi insanların yerine koydum. Sonra bir de ne güzel birbirlerine sarıldılar, ne güzel karşı koyuyorlar diye kendi halimize üzüldüm. Yani yalandan bile olsa insan yerine konulduğumuzu görebilseydim keşke. Neyse.

      Delete
    5. Ya ama öyle düşünmeyin, biz de böyle bir avuç insan birbirimizi sarıyoruz. Sonra birileri görüp gelecek onlar da sarılacak çoğalacağız işte. Hiç fark etmeden birbirimizi çok, inanılmaz çok etkiliyoruz. Sizleri tanımadan önce olduğum insan değilim en azından ben kendi adıma bunu söyleyebilirim. İnsanlar hiç fark etmiyor, öylesine konuşurken, kendisini ifade ederken sadece, bir şey söylüyor, söylediği onun için çok çok sıradan bir şey. Ama karşısındakini silkeliyor, değiştiriyor. Hepimiz farkında olmadan birilerine yapıyoruz bunu. Mesela ben ne zaman bu bloga girsem kendimi daha az yalnız hissediyorum çünkü sen varsın, hatta buraya yorum yapan insanlar var. Oralarda bir yerlerde var olduğunuzu bilmek bile güzel.

      Delete
  5. ne yazsam bilemiyorum...sadece.. buradayız...bil istedim.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Biliyorum, yalnız değilim, çok teşekkür ederim <3

      Delete
  6. Ne düşünüyorum biliyor musun Mina, insanlar "o gerçekleğin içinde" olmadıklarında yorum yapmaları da bir o kadar kolay oluyor. Koy o kişileri o patlama anının içine de göreyim. O ölüm korkusunu, o paniği, o -yaşamayanın yani bizim- asla bilemeyeceğimiz tanımsız, çılgın, korkunç ortamın içine bir girsinler de göreyim. O anda onların da ister istemez tüm şuurları uçsun da bir göreyim ahh ah. Çünkü, yaşamadım, bilmiyorum ama tahmin ediyorum ki o an insanda ne şuur kalır, ne kafa! Sadece, doğuştan sahip olduğumuz en ama en güçlü ve en doğal içgüdümüz durumu ele alır diye düşünüyorum, ki o da hayatta kalma içgüdüsü.
    Konuşmak ne kolay.
    Ben açıkçası ne yapardım bilemem, bilmem mümkün mü? Ama çok büyük ihtimalle, korkunç bir şeyler oluyor, öleceğim diye düşünür ve koşabildiğim kadar hızlı koşup kurtulmaya çalışırdım. "O an" herkes bunu yapar.
    Şuurun ve mantığın devreye girdikten sonra ise ne istersen onu yaparsın.

    Diğer yazılarını da hep okudum bu konuyla ilgili. O günden itibaren senin ruhunda, seninle birlikte geziyor gibi oluyoruz hepimiz.
    Sen iyileşirken de hepberaber iyileşmiş olacağız.
    Sevgiler. :)
    (Yavruları öper ısırırım.)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Çok teşekkür ederim Eylül, valla o kadar iyi geldi ki yazdıkların. Zaten öyle rapor vermiş olayım gibilerinden yazdım, stresin bu kadar çok fiziksel etkisi olabileceğine inanmazdım. O kadar stres içindesin ki miden bulanıyor, başın dönüyor, nefes alamıyorum sanıyorsun, çok acayip bir şey insan vücudu. Neyse işte, azalıyor bunlar hep. İlk dört hafta pek feciymiş, şimdi dönüp bakınca anlıyorum.
      İyi günler göreceğiz tabii, çok hakettik. Ben de senin yavruların kafalarından öpüyorum, sevgiler selamlar :)

      Delete
  7. Hayat asla aynı olmayacak, olmamalı da zaten düşünebilen hissedebilen insanlar için aynı olamaz... Ama biraz olsun iyi olduğunu duymak iyi geldi..

    ReplyDelete
    Replies
    1. İyiyim iyiyim, yapacak bir şey yok zaten, cebime koydum bütün bu olanı biteni, öyle devam ediyorum hayatıma. Çok selam, çok sevgi buralardan oralara :)

      Delete
  8. Yazıyı okudum ardından yorumları. Seni hafifletecek fikirler aradım. Kendi geçmişimden örnekler geldi aklıma. Ama kıyaslanamaz o yüzden onları yazmayacağım. Sadece faydası olursa diye şunu söyleyeceğim: hani ben en şanslılardandım bir çizik bile almadım diyorsun ya. Yanılıyorsun. Çiziğin büyüğünü ruhuna almışsın. O sırada yaralandın, şiddete maruz kaldığın için, fizikselinden kurtuldun ama ruhsal olarak yaralandın. Kimseye yardım edecek halde değilmişsin Fermina hiç kendini hırpalama bunun için. En doğrusunu yapmışsın bence şimdi düşünecek olursak. Ki o sırada insan düşünerek karar vermiyor zaten. Otomatik pilota geçiyor ruh ve beden. Kocaman sarılıyorum sana uzaklardan. <3

    ReplyDelete
    Replies
    1. Valla ben kendimi o gün bir soğukkanlılık abidesi olarak hatırlıyorum, değilmişim pek. Ama Nadire'ye dönüp "Bizim buradan çıkmamız lazım" dediğimi hatırlıyorum çok net olarak, tek aklı başında lafım bu olmuş anlaşılan.
      Geçti artık evet, geriye dönüp hiçbir şeyi düzeltemem. Uçağa binebileceğimden emin olunca geleyim diyorum sizin o tarafa ya da belki Şafak arabayla gider, ona yapışırım. Şöyle güzel bir kahvaltı ederdik, konuşurduk, valla özlüyorum :) Ben de sarılıyorum çok <3

      Delete
  9. Ben internette bambaşka bir konu ararken görsellerde dolanırken birden bire bu yazıyı okurken buldum kendimi.Önce hangi foto yüzünden blogunuza girip dolaşmaya başladığımı hatırlayamıyorum şu an.Köpekleri gördüm sonra,hani entelasyon yapmışlar falan.Sonra oradan oraya gezdim,dedim,ya ne güzel yazıyo,sevdim ben bu kişiyi;sonra bu yazıyı okudum.İtiraf etmeliyim ki dağıldım biraz.Tam da tarif etmişsiniz Travma Sonrası Strae Bozukluğu'nu.Aşamalarını anlatmışsınız belki de farkında olmadan.Suçlu hissetmeniz de o aşamalardan biri aslında sadece.Ne suçunuz olabilir ki??Elbette geri dönmeyecektiniz,zaten dönemezdiniz ki.Alt benlik korumaya alır vücudu travma anlarında,siz bilinçsiz yaparsınız o durumda yaptıklarınızı.Oradan kaçmamak için profesyonel hayatında travmayla başetmeyi öğrenmiş bir kişi olmanız gerekir,kaldı ki o profesyonellerin de bir çoğu geri dönmezdi.Doktor,sağlıkçı,itfaiyeci,asker,polis gibi bir profesyonel ancak o durumda ne yapacağını kestirebilirdi.Ha,onun da garantisi yok tabi.Yani kendinizi suçlamayın boş yere.Kaçmamışsınız ki,altbenliğiniz vücudunuzu korumaya almış sadece.Hem geri dönseniz ne yapacaktınız,yo,birinin elini tutmanız ona iyilikten çok kötülük de olabilirdi.Nasılsa biri başında ilgileniyor diye belki de bir sağlıkçı tarafından muayene ve yardım almasına engel olabilirdiniz kim bilir.İnanın böyle toplu travma vakalarında ilk bakışta herkesin başında biri var mı diye bakarız biz(pardon yazmadımya,ben hekimim,yıllarca acil hekimliği yaptım,oradan biliyorum).Aslında gitmekle en iyisini yaptınız,toplu travma alanlarında ne kadar kalabalık olursa müdahale şansı o kadar azalır,başarı şansı da düşer.Üzmeyin kendinizi,yaptığınız şey canlı olmanın bir gereği.Hareket edebilen tüm canlılar stresten uzaklaşmak üzere programlanmıştır,bu yaşamın gereği,canlının korunabilmesi için geliştirilmiş bir düzen.Ay vallahi çok üzüldüm,siz muhteşem bir şey yapmışsınız barışa destek vermişsiniz.Bundan ötesi var mı.Ben de gezilerde kaçtım çok,çook sonra döndüm geri ama yapacak işim vardı,yapacak işi olmayanları da eve yolladım yani.En güzel kahramanlık güzel insanları hayatta tutmak.Kendinizi hayatta tuttuğunuz için zaten kahramansınız siz.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Üç kere okudum yorumunuzu, gerçekten çok teşekkür ederim uzun uzun yazdığınız için, çok sağolun. Farkındayım Travma Sonrası Stres Bozukluğu yaşadığımın, herkesle beraber üstelik, eşten dosttan da duyuyorum, aşağı yukarı bu vaziyetteymiş herkes. Bir hekim arkadaşımız o gün gelip şöyle bir bakmıştı zaten bize, bekliyordum bütün bunları da tabii insan ne kadar hazırlıklı olabilir. Çok çok azaldı bu baş dönmeleri, nefes kesilmeleri filan. Hiç bir mantığı olmadığını bilsem de suçluluk duygusu devam ediyor, geri dönmemiş olmak bir yana, sağ kaldığım için de gizli gizli suçluluk hissediyorum. Halbuki o an ne ölmek ne de kalmak benim elimde değildi, bunu da biliyorum.
      Geri dönenlerin büyük bir çoğunluğu hekimdi, sağlıkçıydı; biraz ilerimizde Gar binasının önünde toplanıyorlardı, görmüştük. Çok yakındılar patlamalara. Halkevciler de ayrılmamış alandan, sonradan gördüm videolarda. Babamla konuşuyordum geçenlerde, "Bir arkadaşının o taraflarda olduğunu bilseydin dönerdin geri, onu bulmaya" dedi, bunu böyle kabul etmem lazım herhalde. Hala o anları birine anlatırken bütün vücudum titriyor ama ben çok şanslıyım, gerçekten inanılmaz destek alıyorum çevremden, yalnız değilim, beni anlayan insanlar var yanımda.
      Tekrar teşekkür ederim yazdıklarınız için, bana çok iyi geldi okumak. Köpekler tabii ki ekmek çalmaya ve terlik kemirip evin çeşitli köşelerinde sergilemeye devam ediyor :) En kısa zamanda yeni çalışmalarını koyarım buraya :)

      Delete
  10. Mina;
    Seni hep düşünüyorum. Bunca stresin arasında durduk yerde bir an aklıma geliyorsun, uzunca düşünüyorum. Sana yazdım ufak birkaç şey dönmeden yollayayım diye o sevdiğin çiçekli pullardan bir kez daha. Yazdım ama yazamadığım öyle çok şey var ki aslında.
    Anlayamıyor yaşayan çok açık, biliyorum ben de yeteri kadar anlayamam. Ama hislerini biliyorum, benzerdi çok deprem zamanı yaşadıklarımız. Deprem lanet gibiydi ve o yıldan bu yıla hala iyi değilim. Hala uyuyamıyorum, hala korkuyorum, hala ağlıyorum, titriyorum. Bazen kendi nefesimin vücudumu sarsmasıyla uyanıyorum. Kaybettiğimiz tanıdık yüzlerin detaylarını unuttuğumu fark ettiğim her an kendimi duvarlarda parçalayasım geliyor. Burası inziva biraz ama depremden beri ölmek korkusu geldi yerleşti içime, şehre gitmekten, eve dönmekten, evde uyumaktan, sevdiklerimi bir yerde bırakıp yalnız başka bir yere gitmekten ölesiye korkuyorum ve ilk kez ifade ediyorum bunları. Bir iki kez ettim ama anlaşılmadığı için vazgeçtim. Biliyorum bu yüzden başkalarının sözlerinin ne derece anlamlı veya iyi geldiğini yahut gelmediğini. Karşılaştırma yapmak değil elbette ki derdim ve sana gelip kocaman sarılmak istiyorum. Sanki seni görünce japon çizgi filmlerindekiler gibi ağlarım gibime geliyor ama olsun. Biz hiç birbirimizi görmedik ama çok kez derman olduk kelimelerimizle. O yüzden öyle yakınımda hissediyorum ki seni, abla gibi kardeş gibi yüzyıllık bir dost gibi. Hani her şeyi söyleyebileceğin, hep hayalini kurduğun insanlar gibi.
    İyi olur muyuz bir gün bilmiyorum, korkmadığımız ve oh dediğimiz bir an gelir belki günün birinde. Yine de birbirimize sarılıp hayal ettikçe güzelleşeceğiz. Bunu çok iyi biliyorum. Bir hafta sonra kilometrelerimiz yakınlaşacak ve kelimelerimiz daha yakından duyulacak.
    Seni çok seviyorum benim güzel kalpli, güzel gülüşlü,zeytin gözlü arkadaşım...İyi olacağız, birlikte!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ah Tuğba, karnıma yumruk yemiş gibi oldum okuyunca, ne acı allahım. Bunlar hiç kontrolümüzde olan şeyler değil, başımıza geliyor, sonra bununla yaşamak zorundayız işte. Bazen gerizekalı gibi düşünüyorum, kırıntı kadar da olsa iyi bir şey çıkarabilir miyiz bu olup bitenden diye. Herhalde tek iyi şey geriye kalan hayatlarımız. Çünkü ne depremden sonra titreyip kendimize geldik ne de bombalardan sonra. Depreme hazırlık yalan oldu, terör aldı başını gitti, ölenlerin acısı sadece hissedebilenlere kaldı. Her ikisinde de sorumlular ya ceza almadı ya da yalapşap yargılandı. İnsan kendini değersiz hissediyor, öfkesi geçmiyor, bir sonraki felaketi bekler vaziyette sıkışıp kalıyor.
      O yüzden iyi ki tanıyoruz birbirimizi, valla, üç kişi, on kişi, otuz kişi, ne kadarsak artık, çok şükrediyorum. Siz bir gelip yerleşin evinize, kedoşa kavuşun, sonra her şey daha iyi olacak. Biraz ağlarız belki Japon çizgi filmleri gibi ama o da önemli :) Çok öpüyorum sarı kafandan, sarılıyorum canım arkadaşım benim <3

      Delete
  11. yaşamamış bir insan olarak ne desem boş. o günlerde yazılanları okudum ve aslında şu anda hissettiklerin bence çok insana dair şeyler, sağlıklı mı bilemem ama insani şeyler hissediyorsun. Sıradan insansın yavrum sen tabii ki en sıradan şekilde davranacaktın. ve biliyorum ki ben de senin gibi evime giderdim. belki de çok boş yazdım bilmiyorum, sen benim burada olduğumu bil yeter. sarıldım, sevgiler

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay ya valla, küçük sıradan hayatıma çok ağır bütün bu olanlar, kaldıramayınca bükülüyor iskelet. Hepimiz bükülüyoruz, allahaşkına, biraz haberleri takip eden her insan ruhen çöküyordur.
      Ben de sarılıyorum, çok teşekkür ederim ses ettiğin için, biliyorum oralardasın hep. Ankara'dan kalpler <3

      Delete
  12. Cicekli paketin geldi. Whatsapp'ten yazmaya cabaladim haber vermek icin ama eline gecti mi bilmiyorum. Yazdiklarini okudum. cevap yazmak adina bir kac mektup baslangici yaptim, elimden gelmedi. Ne desem bos geldi. Benim cözümüm, bu gibi sorunlari plansiz programsiz yola cikip, kendini yollara vurup, yollarda arinmaya cabalamak. belki kacistir, belki disaridan bakip analiz edip sonuclandirmaktir, bildigim benim ilacimin bu oldugu. yoksa tikanip kaliyorum gündelik hayatimin icinde.
    insan böyle durumlarda kendini neden bu kadar suclar bilmiyorum, belki yapi meselesi, belki yetistirilis, belki travma psikolojisi. Zira bunu ben de yapiyorum bazen, ama gecmiste cok daha asiri yapiyordum. Ama doktor arkadasin dedigi üzre, bence de o meydandan ayrilarak, saglikcilara yer acmak en rasyonel secimmis zaten...
    ah bilmiyorum fermina... su siralar hic birseye söyleyecek birsey bulamiyorum aslinda. buraya kadar yazdiklarim da sacma geliyor bir yandan... ama iyi ol istedigimi bil sadece. yoksa zaten insan uygarligi cildirmis durumda, iflah olmayiz demek de icimden gelmiyor, umudu yitirmemek adina. kacmak istersen ben buradayim, bunu bil isterim. sevgiler!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay biliyorum, gördüm mesajını, uzun cevap yazayım diye sonraya bıraktım. Sonra açılmadı whatsapp, sonra açıldı, sonra gene dondu. (Merhaba iphone 4 kullanan kader ortağı kardeşlerim, merhaba size!) Yıldım sonunda.
      Ben de evin içinde kendimi gündelik işlere veriyorum, iyi geliyor. Çıkıp yürüyorum arada, arkadaşlarımla buluşuyorum falan. Şu anda evi bırakıp gitme fikri beni çok fena yapıyor :)
      Ama kaçacağım bu yaz, iki ayrı seyahat planladık. Sana yazacağım, bir yerlerde buluşacağımıza inancım tam.
      Sevda Hanım'ın yazdıkları beni çok rahatlattı, ne kadar mantıklı di mi, ne yapacaktım orada ben? Bilmiyorum niye uzlaşamıyorum kendimle. Herkes böyle suçluluk ile kıvranmıyor, çok tuhaf tipler var, yazmayayım buraya ama bayağı manyak dolu ortalık.
      Sen yazabilirsen yaz, çok mutlu olurum ama baktın ki yapamıyorsun o da olur. Ben biliyorum senin hep orada olduğunu. Ben yazarım sana, benim de çok söyleyecek bir şeyim yok gerçi ama olsun, yazmak de güzel, posta kutusunda bulmak da.
      Sevgiler, selamlar Ankara'dan, hiç buluşamadığımız halde seni özler gibi hisler içindeyim :) (Bir de elaleme manyak diyorum, yarabbi sen akıl ver bana.)

      Delete
  13. Öncelikle çok geçmiş olsun (mu denir ne denir bilemiyorum ki...). Dediğiniz gibi kimse yaşamadıkça bilemez. Sizi rahatlatmak vs için demiyorum ama insan beyninin bir tehdite, bir kayıba ya da bir tehlikeye verdiği tepki ve sonrası için hala bilimsel çalışmalar devam ediyor, yani öyle "ben olsam giderdim" demekle olmuyor o iş. Bilinçli/ Bilinçsiz hafıza kayıtlarımız özellikle bu gibi durumlarda büyük rol oynuyor. Herkesin, her beyinin oynadıgı rol farklı, kişiye verdirecegi karar farklıdır. Demek istedigim, istem dışı, şok anında verilmiş kararlar, davranışlar, tepkiler büyük çogunlukla sizin kontrolunuzun dışında, kimyasal ve sinirsel reaksiyon kombosu gibi. 

    Olayları tekrar düşünmek, muhakemesini yapmak, "-ebilirdim," li cümleler kurmak bu akışın dogal bir süreci zira tekrar hayatınızın kontrolunu elinize almaya çalıştıgınızın bir göstergesi. Yine bu süreçte hayata dair her şeyi sorgulamak çok normal, hatta bunu yaparken negatif düşüncelerin esiri olmak. 

    Umarım en kısa zamanda daha umut dolu hissettiginiz günlere dönebilirsiniz. Bunu söylemek ne kadar anlamsız ve acı olsa da, maalesef her uyanabildiğimiz gün bize verilen bir hediye gibi. Hele ki bu ülkede.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bana çok iyi geliyor bunları duymak, çok teşekkür ederim. Geri dönmezlerdi, belki de dönerlerdi, kızgınlığım geçti bu lafa. Belki onlar da böyle hesaplaşıyorlar dışarıdan dahil oldukları travmayla.
      Kontrolü elime almak, olanı biteni anlamlandırmaya çalışmak, inanın beş dakika boş durmadım, nerede biraz huzur bulduysam oralara saldırdım. Bazı günler iyi, bazıları ne yapsam kötü. Hiç de sevmiyorum kendimi böyle umutsuzken ama işte o bazı günler kolumu kaldıramıyorum. Tamamen çökmediğime seviniyorum, gene fena değil halim. Ne zaman laf buraya gelse hep şunu düşünüyorum; kolum bacağım yerinde, canımdan olmadım, daha ne kadar şanslı olabilirdim bilmiyorum.
      Ben normale dönerim, yani en azından her gün bunu düşünmeden yaşayacağım bir hale gelirim herhalde ama ne polisin ne istihbaratın, ne devletin ne de hükümetin parmağını kıpırdatmamış olması, bu iki bombacının sabah kendilerini patlatmadan önce oturup kahvaltı edecek rahatlıkta olması falan, bunları düşünüyorum. Bizim canımıza kimler kastetti, kimin ihmali var, kim başını öte tarafa çevirip görmemezlikten geldi, bunları bilmedikçe bana huzur yok. O insanlar teker teker yargılanmadıkça ben kendimi istenmeyen vatandaş, ha ölü ha diri, çöp gibi hissediyorum. Ve sanırım hoşgeldim aynen böyle acı çeken binlerce insanın arasına.

      Delete
  14. Bu şekilde hissetmeniz çok normal. Kimseye kulak asmayın. Zaten kendinizdeki iyileşmenin de farkındasınız. Size en iyi gelecek şeyi yine sizden daha iyi bilen olmaz. Okurken yazdıklarınızı aklıma şu geldi, paylaşmak istedim.

    https://s-media-cache-ak0.pinimg.com/736x/a6/69/b1/a669b1ba2d37bad1a89d6319ed642ab8.jpg

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ah çok fena, ne güzel yazmış kız, kardeşimle aynı yaştaymış. Yazamadığım çok şey var, bilmiyorum belki de daha iyidir yazmamak. Birazını da unutayım. Aksi gibi iki gündür sol kulağım ağrıyor, kendi küçük gerizekalı dünyamda, ağrıyan kulağımla duruyoruz. Şimdi de çıkıp Kızılay'a gidiyorum, küçük hayat, küçük işler, hiçbr şey değişmiyor, her şey değişti aslında.

      Delete
  15. Hiçbir şey aynı değilken değişmeyen küçük şeylere ek olacağım ben postalarla. Bi de çiğdemle...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bazen senin çatıkatı odanı düşünüyorum, sizde kaldığım geceyi filan, böyle hasretle kafamda canlandırıyorum yeniden. Çiğdem, rüzgar, deniz. Ben gene geleyim yazın :)

      Delete