November 1, 2016

Tolaz'ın Başına Gelenler

Meğer mahallemizde Cumhuriyet Gazetesi bürosu varmış, dün Sarıkafa'yla çay içecek yer bulma çabalarımız ve annemlerin evinden çöp tenekesi yürütme planım arasında bir yerlerde gazetenin önündeki destek toplaşmasına denk geldik. Başkent'ten bildiriyorum; burada hepimiz o kadar endişeliyiz ki havada bir tuhaflık var.

Kendi içimde küçük bir aydınlanma yaşadım, lütfen gülmeyin, sıfır altyapı üzerine safi sinir bozukluğundan müteşekkil biriyim, el yordamıyla oluyor aydınlanmalar. "Bunların hesabı sorulacak", "Kazanacağız" filan diyoruz ve elle tutulur hiçbir gelişme olmadığı gibi göçtükçe göçüyoruz ya, o hesaplar yarın ya da öbür gün sorulmayacak, bunu anladım. Ve bunda bozulacak bir şey yok. Büyük ihtimalle benim kuşağım yaşlanacak ve hala birbirimize "Kazanacağız" diyor olacağız. Hemen yarın kazanacağımızdan değil, hem biz hem bizden sonra gelenler mücadeleyi bırakmayalım diye. Ben de istemezdim bahtımıza bu itiş kakış düşsün ama ilk değiliz, son da olmayacağız anlaşılan. Susacağımıza birbirimizi yüreklendirmemiz lazımmış.

Sabah kalktım, twitter'a bakmaya başladım, büzüldükçe büzüldüm. Sonra papağan çıktı ortaya.


Biraz sinirlerim bozuldu, "Allahım ne biçim bir yer bu memleket?!" diye. Sonra Sezgin Tanrıkulu olaya el koydu.


"Yalnız", yalın gibi yani. "Yanlış", yanılmak gibi. Neyse, önemli değil, papağan aç, hava soğuk. Çankaya Belediyesi ekip yollamış kurtarmak için, bunu da duyunca artık bıraktım kendimi, gözüm yaşardı gülmekten.

Faşizm çöktü üzerimize, dertten sigara üstüne sigara yakıyorum filan, derken papağan mahsur kalıyor. Tolaz bir de iki dil konuşuyor. Olaylar büyüyor, çok beğendiğim ve saygı duyduğum bir milletvekili de olanca ciddiyetiyle dahil oluyor. Belediye dahil oluyor. Sonra neden bu memlekette Marquez bu kadar seviliyor diye soruyoruz.

Ben bunları yazarken Tolaz ha çıktı ha çıkacak mühürlenen ofisten. Kıyamam çocuğa, bir an önce kurtulur umarım, buradan "çok yaşa sen canım Tolaz/her biji cane mın" diye elimden geldiğince selam yolluyorum. Gideyim kuru temizlemeden paltolarımızı alayım, hart diye kış geldi.

2 comments:

  1. Marquezdi, papağandı derken derinlemesine bir aydınlanma yaşayarak Kolera Günlerinde Aşk'ın Fermina Daza'sını keşfettim, kendime yuh diyorum bunca zaman, gerçi ben o kitabı üniversite yıllarında okudum felan 80-84 arası bir zaman :-)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Hahhahhahhah yaaa ama olsun :D Ne güzel anlaşmışız bak :)
      Kaç gündür ne bir papağan ne bir muz ağacı, gene normal Orta Doğu oldu, içim sıkılıyor.

      Delete