November 7, 2016

Kömür

Önce şunu bırakayım, blog komşum Zihnin Arka Sokakları ile koleksiyonumuza ekleyelim diye. Zamanında böyle bir imkan varmış. 900'lü hatları bizden daha genç kuşak hatırlamaz herhalde. Ben de Perinçek'in Sosyalist Parti Genel Başkanı olduğunu hiç hatırlamıyorum. 12-13 yaşlarındaymışım.


Yıllaaar önce istemeden bir İşçi Partisi kongresine katılmışlığım var. Ankara'dan İzmir'e dönmem lazımdı, bir sınıf arkadaşımın peşine takılıp kendimi Perinçek'in bitmeyen konuşmasını dinlerken buldum. Sonra da parti otobüsüyle İzmir'e döndük. Otobüsten inerken unuttuğum çantamı haftalar süren ısrarım sonunda bu arkadaşım bulup getirdi, tamamen soyulmuş halde. Para, çakmak, sigara, eşarp; ne varsa içinde, hiçbiri yoktu. Otobüstekilerin bir kabahati yok, benim tanıdığım tek İşçi Partili olan bu sınıf arkadaşımda ahlak yerine devasa bir boşluk olduğunu sonraları anladık. Facebook'ta bulup ekledi beni, çocuk doğurmuş filan. Suriyelileri çok çocuk doğuruyorlar diye aşağılıyordu. "Keşke sen de çocuk doğuracağına şu ön tarafta eksik olan 4 dişini yaptırsaydın" demek istedim, diyemedim.

Türkiye'de doğmamış büyümemiş kuzenlerim 15 Temmuz'dan bu yana düzenli olarak "Orada kalmaya devam edecek misiniz?" diye soruyorlar. İlk başlarda uzun uzun anlatıyordum, şimdi "Evet" diyorum sadece. Onlara da "NEREYE GİDELİM ULAN? KOLAY MI GİTMEK?!" diyebilmek istiyorum ama o kadar naifler ki sorarken, diyemiyorum.


(Tumblr'da dolanırken buldum. Koltuğun arkasında yere kadar cam olsa; jetler uçuyor, seslerden cam içe bükülüyor, helikopterler ateş açıyor, binalardan dumanlar yükseliyor olsa filan tamamen 15 Temmuz gecesini nasıl geçirdiğimin fotoğrafı bu. Bir de dizlerimin oradaki boşlukta kıvrılmış köpek hayal edin. Bir de ağladım ben bütün gece korkudan.)

Kuzenlerimin naif beyaz endişelerini gideremiyorum bir türlü, ecnebi damadımıza da kahverengi olduğumu anlatamadım. "Sen benden daha beyazsın" diyordu, "Coğrafi olarak kahverengiyim gerizekalı" dedim en son, anlar gibi oldu. Ben onun memleketine girebilmek için hazırola geçip bir dosya evrak sunuyorum, parmak izi veriyorum, videolu görüntü veriyorum; herif elini kolunu sallayarak gelip havalimanında dandik bir vize alıyor. 8 ay kaldılar Ankara'da, gelmeden beni deli etti "Çok abartıyorsun. Bu söylediklerin komplo teorisi" cart curt diye. 8 ay sonunda (2 adet bombalı araç saldırısını ve bir askeri darbe girişimini bizzat yaşadıktan sonra yani) oturdukları sokaktaki yol çalışmasına ağlıyordu; "Kamyondan kaldırım taşı boşaltıyorlar, her seferinde bomba sanıp sıçrıyorum" diye. Bir şey diyemedim, bir yandan çay içip bir yandan taşlar boşaldıkça beraber sıçradık.

Geçenlerde bir grup adam idam cezasını, terörü, tutuklamaları filan tartışıyordu televizyonda. O kadar çok çıkıyorlar ki televizyona, bir tanesi saçlarını boyamaya başlamış. Biri 10 Ekim'den bahsedecek oldu, diğeri "Ne yapalım, canlı bomba ölmüş gitmiş, ne yapalım daha?" diye susturdu. Adaletin kendisi değil ama kağıt işleri kaldığı için mecburen bir dava açıldı 10 Ekim hakkında, ilk duruşma biraz önce başladı. Benim tahminim, suçluları cezalandırmaktansa geriye kalan hepimizle alay edecek bir süreç olacak bu. Adliyeye gidecek gücü bulamadım, kalabalıkmış bayağı, oturduğum yerden buna seviniyorum. Bir de helikopter dolanıyor adliyenin üzerinde, oturduğum yerden ona bakıyorum. Güçler ayrılığının olduğu bir ülkede en azından ihmalden filan çatır çatır kamu görevlileri yargılanırdı, bizde canlı bomba ölüp gittiği için vicdanlar rahat. Saçlar boyalı.

10 Ekim davasının başladığı anlarda CHP'nin parti meclisi toplantısı bitmiş, o çok önemli insanlar şu çok önemli sonuca varmışlar, hazır mısınız?


Adliyeye gidemedim ama CHP'nin önüne gidip her dışarı çıkanın elini sıkıp tebrik etmek istiyorum. 3 gün sonra yaptıkları açıklama gerçekten tarihin akışını değiştirdi, biz de bir şeye aykırı bu ama neye aykırı diye dövünüyorduk. Ben kaldırdım çünkü dokunulmazlıkları, o yüzden içimde bir sıkıntı vardı.

Bugün 7 Kasım 2016 Pazartesi, demokrasi demokrasi dediğimiz şey hakkında elimle tutabildiğim tek numara olan oy hakkım çöpe gitmiş vaziyette, her türlü hakkımızdır diye gittiğimiz meydanda patlayan bombaların davası 13 ay sonra ite kaka başladı, sosyal demokratım diyen ana muhalefet partisi sanırım tuzlu kurabiye yiyip çay içerek uyukluyor.

Bu aşağıdaki videoyu 1. yıldönümünden anca 10 gün sonra gidip o Gar'ın önündeki derme çatma anıta karanfil bırakan Kemal Kılıçdaroğlu'na armağan ediyorum. Hazırladıkları 10 Ekim pankartlarına, belgesellerine sadece Gar'ın önünde öldürülen CHPli çocukları koyan şuursuz parti çalışanlarına armağan ediyorum. Sizin particiliğinize sıçayım.




Acı ve öfke böyle elle tutulur hale geliyor, 13 aydır yandığı için bu kadın. 13 aydır kimse içine su serpmediği için, adalet namına hiçbir şey görmediği için. Suyu çıkmış bir sistemin içinde kardeşinin hesabını sormaya çalıştığı için. Bedduasının adresi için ben bir şey eklemeyeceğim. Kadim topraklarda yaşıyoruz; buralarda beddua, sahibini eninde sonunda bulur.

7 comments:

  1. Bir süredir nur topu gibi nervous breakdownumla cebelleşiyorum (doktora gitmekten de korkup evime kapandım tek başıma ama telefon melodimi saçma salak eğlenceli bişilerle değiştirdim maksat moral motivasyon-ne parlak fikir), hala da düzeldiğimi sanmıyorum ya.. tabii şu manşeti görene kadar. Kocaman bir teşekkürler. Gerçekten uzun zamandır bir şeye gülümsedim :) Ve hemen çağrışım yaptı o meşhur tv kavgası. "Abdülhamidi savundun" "savunmadım!!!".. Bugün de isterdim alo siyasetçi hattını çünkü bütün hepsine tek soracağım şey olacak, "neden?"

    Ülke ve dünya gündemi de bana yardımcı olmadı son aylarda. Hala 15 Temmuz gecesi yaşadığımız travmayı atlatamadım. Çöp kutusu sesini bile bomba sanıyorum. Her uçak, helikopter sesinde pozisyon almaya, camları korumaya almaya falan çalışıyorum. Baya paranoyak oldum evlere şenlik görmelisiniz. Görseldekine benzer kendimi aklımca korumaya alıyorum. Kedi de umarısız. Delirdi galiba bizimki diye içinden geçiriyor herhalde. Özel hayatımda yaşadığım sıkıntıları unutmak için öylesine televizyon açayım diyorum, "idam isterüük idaaaağmm" çığırtkanı takım elbiseli siyaset "uzman"larını görüp kanalı uçuruyorum (kilitlemediğim kanal yok sanırım), yabancı kanallarda da Amerikası Rusyası sivilleri vuruyor, özür bile dilemiyor üstüne. Gene çıldırıyorum. Sonunda televizyon kapanıyor. Gazete okumuyorum zaten. Mis gibi sürgün yaşam. Böyle yaşamak istemiyorum. Kendi kabuğuma kapalı. Aptalca olsa bile televizyonu açıp bir şeyler seyretmek istiyorum; fakat tek aldığım korkunç haberler. Elim ayağım uyuşuyor. Televizyonsuz, sosyal medyasız yaşıyorum öyle. Hiçbir şeyi iyi bulmuyorum artık.

    Bence ülke ve bölge çapında şamanların toplanıp kötü ruhları kovma ayini yapması lazım. Bu kadar elem ve dehşetin rasyonel açıklamak güç. Paranormal bir takım güçlerin eseridir herhalde tüm yaşananlar.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Eve kapanmakta bir sakınca yok bence, ben de gene 2-3 kilometrelik bir alan içinde yaşıyorum. Kişisel bakım, ilgi alanları filan, bunları bırakmazsak halen sağlıklı birey kategorisine giriyoruz. Yani helikopterden korkup koltukların altına giriyor bile olsak her gün duş aldığımız ve temiz kıyafetler giydiğimiz sürece klinik vaka değiliz :) Kendi terapi tecrübemden bunu anladım ben :)
      Açma televizyonu, haber saatlerinde açma en azından. Kitap, müzik, kedi; şu anda sağlam durmak yapmamız gereken en önemli şey. Geçecek bunlar hep. Bana da paralel boyutta yırtık var, buraya yaratıklar akıyor gibi geliyor. Ama geçecek.
      Abdülhamit deyince aklıma geldi, dün farkettim, Hillary 69, öbürü 70 yaşındaymış. İki dönem üst üste başkanlık yapsalar Beyaz Saray geriatri kliniğine dönecek, ne biçim iş bu? Bizde de durum çok farklı değil tabii de içim dışım Amerikan seçimleri oldu, bir de o gerizekalıyı yollamış CNNTürk takip etsin diye. Atsurat.
      Lady Gaga'nın yeni albümünü senden okuyamayacak mıyız? :)

      Delete
    2. Stoğumda deodorant bitmiş, panik içinde markete koştum (istediğimi de bulamadım, dertlendim hiç yoktan). Neyse markette ciddi sıkıntılar var. Temizlik falan hak getire. Uzun zamandır da türlü aksaklıklar var. Müdürle konuşayım dedim, "hıı öyle miymiş hmm hööö" dedi ve geçiştirdi. Hemen oracıkta gözlerimden ateşler çıkardım müdüre doğru. Sonra eve hışımla gelip merkezlerine şikayet ettim. 3-4 gün sonra baktım, mum olmuş. Sanırım hala iyiyim :)

      Televizyon iki aydır bende Gardırop Savaşları demek. Allah başka dert vermesin, kızlarımız ağlıyorlar. Çünkü kıyafet bulamamışlar. Vah vah. En azından siyaset ve ölüm yok. Kombinlere ağlıyorum.

      Ahahahaha. Geçen de birisi yazmıştı, "neyse ki ülkeyi potansiyel alzheimer Bernie'ye (75) emanet etmediler, mazallah adam bir ziyarette ülkeyi karıştırıp siyasi bir kriz çıkarırdı" diye :D

      Zizek'in Trump açıklaması çok mantıklı geldi bana. İki partiye hapsolmuş "ileri demokratik" sistemin tekrardan düzelmesi için (ne kadar düzelecekse..) bu tarz bir adamın seçilmesi lazım ki afallayan sistem kendisini formatlasın. Sanatçıların bir çoğunun Clinton'ı desteklemesi kadar komik bir şey de görmedim hayatımda. Sorsak anti-establishment falan diye gezerler ama. Wall Street'in gölgesinde solculuk oynamalar. Bir de başımıza "eğer o adam seçilirse ülkeyi terkederim, Kanada'dan ev tuttum ;)))"cular çıktı. Ya sabır. Birbirinden kötü iki namzetin yarıştığı bu maratonda en güzel açıklama eski aşkım Sarandon'dan geldi. Kadın alenen "ben vajinamla oy vermiyorum, Clinton'ı fonlayanlar şuan sularımızı zehirleyen firmalar yani kısacası birbirinden farksız adaylar, hiçbirine oy yok benden "dedi. Yeşilci Jill Stein'a verecekmiş. Kim tutar seni Susan Sarandon <3

      Moby de "these systems are failing" diye müthiş politik ama müzik olarak maalesef tekdüze bir albüm çıkardı. Öneririm Fermina :) Gaga, Leonard Cohen off herkesi yazmam gerek biriktiler dağ gibi, haftaya başlarım :)

      Çenemin sadece burada açılmasına kaç puan ? Blogumda yazamazken.

      Delete
    3. 100 puan :)
      Hemen baktım Gardırop Savaşları hangi kanaldaymış diye, yana yakıla İşte Benim Stilim bekliyorum, o gerzekliğe çok ihtiyacım var :/
      Ben de köşedeki kargo şubesiyle itiştim bu sabah. Çalışanları çok seviyorum, gerçekten çok tatlılar ama adıma gelen paketler nedense eve gelmiyor. Ben inip alıyorum. Kapıda not yok, sms yok. Şarladım bugün, kakara kikiri savuşturdular beni. Bir daha bu şirketi seçmeyeceğim internet alışverişlerinde filan, yıldım. İyi ama bak, senin market, benim kargocu, demek ki gerçekten iyiyiz :)
      Ne güzel demiş Susan Sarandon, öbür iki adayın adını duymadık dünyanın bu tarafında. Versin hakikaten Yeşiller'e, içi rahat uyur en azından geceleri.
      Bakiyim Moby'nin albüme. Gaga'yı Carpool Karaoke'de seyrettim, sonra oturup dinledim albümü, devlet büyüğümüzün deyimiyle "360 derece fark var" ahhahhhaha :D Ay kendi kendime güldüm ergenler gibi :)

      Delete
  2. Bloğundaki paylaşımın da yorumlar da bir merhem gibi iyi geldi yarama. Ciddi konularda da yazabilmek ve mizahi bir formatla dalga geçmek de güzeldi doğrusu.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya gerçekten biraz bile merhem olduysa ne mutlu bana. Mizahi format varsa eğer, bilerek yapmıyorum, oturup bir sinirler yazdım :) Fıtratım müsaade etmiyor herhalde tamamen ciddiyet içinde dert anlatmaya. İşte bunlar hep itlik kopukluk :)

      Delete
  3. o koltuk fotosu sevimli ama senin sölediklerin hüzünlü tabii :)

    ReplyDelete