December 21, 2016

Metaforsuz Tünel

Sabah sabah şuna güldüm:



Aferin Sebastian, karanlık tarafla aynen böyle mücadele etmek lazım, çok takdir ettim. Zaten aklıma diyecek laf gelmiyor, herhalde söylenecek her şeyi söyledik. Bütün metaforları filan paspas ettik, "sözün bittiği yer" olsun, "yetti artık demenin yettiği yer" olsun. Bazılarınızın doğru tahmin ettiği üzere metafor havuzumu sosyal medyadan dolduruyorum, kendimi de dolduruyorum, dolduruşa geliyorum, sonra köpenklere anlatıyorum car car car. Çünkü mesela her gün hayvan ilanı paylaşıyor, sirklerin karanlık yüzü videoları atıyor üstümüze, sonra da gidip bir arkadaşının yunus parkında yunusun birini alnından öperkenki resmini beğeniyor. Ekran görüntüsü alamadım, şimdi de bulamıyorum ama yemin ederim yunus hepimizden nefret ediyordu fotoğrafta. Kadının tombul elleri ve gürbüz yanakları arasına sıkışmış, hepimizden nefret ediyordu.

Kendimi biraz o yunusla özdeşleştiriyorum ne yalan söyleyeyim, yunusun benden daha elle tutulur sebepleri olabilir gerçi, en azından boktan bir havuzun içinde yaşamıyorum. Büyük dertler var, haftada kaç kere televizyonun karşısında dehşetten donakalıyorum, artık saymayı bıraktım. Küçük dertler var, her taraftan terör uyarısı yağdığı için Tunalı'ya inip kahve alamıyorum, internetten söylüyorum, çok hipster paketli ve çok iddialı şekilde eve geliyor kahve ama bayat çıkıyor kahve. Mecburen giyinip koşarak Tunalı'ya iniyorum, ter içinde kahve alıyorum, ter içinde eve dönüyorum. Mahalleden tekbir getirerek insanlar geçiyor, elçilik önünde protestoya gidiyorlar, bunu tahmin ediyorum ama beynim bu bilgiyi işlemiyor, beynim duruyor, dizlerimin bağı çözülüyor. Rüyamda intihar bombacısı kızlar görüyorum, o yelekleri görüyorum, bir yerlerden kaçıyorum. Rus elçisini öldürüyor herif, neredeyse naklen izliyoruz. Öylece sönüyor bir hayat. Bitmiyor yani felaketler fırtınası. Bitmediği gibi sanırım Ankara'da bütün bunlar daha da ağırlaşıp omuzlarımıza biniyor. Bir de üstüne kar yağıyor. Kalkamıyoruz düştüğümüz yerden. Düştüğüm yerde tarhana çorbası yapıyorum, kitap okuyorum, nefes alıp veriyorum. Böyle bir varoluş.

Devamlı yazmışım, tünelin ucunda ışık yok efendim tünelin karanlığı, tünelin başı sonu filan. Ay ne hisli, ne imalı, ne kadar da aydınlatıcı. Halbuki öyle ışık mışık yok, tünel hödük gibi betondan imal edilmiş, karşımızda içinde adamlar olan bir araba duruyor.


Biz onlara bakıyoruz, onlar bize bakıyor. Farlar gözümüzü alıyor, ne yapacağımızı bilemiyoruz. Elimizdeki naylon torbadan pırasaların sapları çıkmış, manava gitmiştik, neden tüneldeyiz anlamıyoruz. Adamlar bize bakmaya devam ediyor. Sonra arkamızdan Levent geliyor, diyor ki:


"Ne diyorsun Levent, manyak mısın?" demek ile dememek arasında karar veremiyoruz. Süngünün kime gireceği konusundaki derin şüphelerimizi içimize atıp kenara çekiliyoruz. Araba olduğu yerde durmaya devam ediyor. Levent susmuyor. Pırasaların boynu bükülmeye başlıyor. Zaman geçmiyor. Manav ne tarafta, ev ne tarafa düşüyor, daha ne kadar dikileceğiz burada bilmiyoruz.

Bahsi geçen tünel işte, aynen böyle bir yer.

6 comments:

  1. bence biz de boktan bi havuzun içinde yaşıyoruz. her tarafımızın sularla çevrili olduğu gerçeğini küçükken öğretmenler vermeye çalıştı ve umutla anlayalım diye beklediler ama uyanamadık sanırım henüz.

    ReplyDelete
    Replies
    1. O zaman bir gürbüz kadınların gelip sıkıştırmadığı eksik kaldı, yemin ederim dayanma sınırının bir diğer tarafında bir bu tarafındayım. Gidip üç tane yufka aldım, yufkacıyla yarım saat sohbet ettik, şimdi bir yandan börek yapıp bir yandan küfür edicem sağa sola. İyi ki yalnızım gündüzleri evde :/

      Delete
  2. Kieslowski'nin son dekaloğunu izlerken Mert'le, Cansu öteki odadan gelip "Rus büyükelçisi öldürülmüş." dedi. Ben gülmeye başladım. Verdiğim ilk tepki bu oldu. Yemin ederim hiçbir şeyi hiçbir şeyle bağdaştıramıyorum, bu adam niye öldürüldü?

    Sonra kasvetimizi daha da arttırmak için Mert'le Haneke'nin bir filmini izledik, Kurdun Günü diye türkçeye çevirmişler, Time On The Woolf mu ne artık bilmiyorum. Adamın en umutlu filmi falan şu ana dek izlediklerim içinde, onun da sonunda taş patlasa 8-9 yaşlarında bir oğlan anadan üryan soyunup kendini ateşe atmaya kalkıyor. Benim taşıdığım umut da tam olarak böyle bir şey. Çok hastalıklı olmasıyla birlikte son üç-dört senedir içimde. Sonunda anadan üryan soyunup insanlığın kurtuluşu için kendimi ateşlere atmaya kalkmaktan da biraz endişe ediyorum zira zekâ yaşım hâlâ 5.

    Kızılay patladığında ben de evde börek yapıyordum. O kabuslar bir şeyler o kadar normal ki. Bir gün farkla yırttım o patlamadan. O dönem deli gibi savaş kâbusları görüyordum, pencere kenarlarında ağlıyordum. Ben yaşamadan bu hislere sürüklendim, seni düşünemiyorum.

    İki kuruş para için salak manevi mastürbasyonlar için falan insan insana şunu yapmazdı, yüz yıllardır yapıyoruz. Allah da hepimizin belasını versin.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben televizyon seyrediyordum, Şafak terasta köpeklerle koşturuyordu. 5 saniye içinde hepimiz koltuklara çökmüştük, ben eyvah eyvah diye dizlerimi dövüyordum. Bu adam, burası berbat bir yer olduğu için öldürüldü. Ben bu kadarını anlayabiliyorum. Fetöydü, cihaddı, dış güçlerin bize oyunuydu filan anlamıyorum; karısı hıçkıra hıçkıra ağlıyordu adamın tabutunun başında. Anlaşılacak başka bir şey yok bence.
      Zeka yaşın 5 değil, hem akıllı hem iyi kalplisin, o yüzden böyle endişelerin var. Benim de travmam herkesinkinden ne daha az ne daha çok, yani artık öyle bir fark yok bence. Bak saat gecenin 1'i, korkunç bir video dolanmaya başladı, twitter'a ulaşım gitti. Veriyor allah hepimizin belasını.

      Delete
  3. Güzel gunleri gelecegine her gecen gun daha cok inaniyorum. Dibi gormemize az kaldi. Gidecek yol kalmayinca toparlaniriz mecburen :)

    Gerci bazen kendimi "dunyanin bu tarafinin yok olmasinin onundeki tek engel ben olsam o an orada intihar ederim" derken buluyorum.

    Guzel insanlar var oldukca guzel gunler de gelir elbet di mi ama???

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bir dip de olmayabilir :) Yani tünel meselesi elimde patladıktan sonra dibe olan inancım da bir hayli sarsıldı. Ama bir mucize olabilir, allah biliyor mucizelere inancım var, hiç kaybetmedim bunu.
      Güzel insanların güzelliklerine de ağlayıp duruyorum. Burada yaşamayan ve 2 senedir görmediğim arkadaşlarım geldi dün gece, "Yok ayol, depresyonda değilim" dedim konuşurken. Sinirlerim bozuk sadece. Bilmiyorum tabii normal yerlerde normal hayatlar yaşayan insanlara nasıl görünüyoruz.

      Delete