January 13, 2017

Dikkat! Kitaplar Olabilir! Dikkat! Köpekler Zaten Hep Buradaydı!

Dün kitap fuarına gittik. Derdim kitap filan değildi, Evrensel Basım Yayın'ın defterlerinden almaktı. Defter ararken bez çanta da buldum, pek sevindim.


İki desen daha vardı defterlerde, internette görmüştüm bunları, bir aydır filan kuruyordum kafamda. Standı dolanıp bir tane de kitap aldım. O arada iki kız yanaştı standa, ortaokul talebesi yaşlarında. "Bu kitapların yazarlarından şu anda burada olan var mıa?" diye sordular, stand görevlisi oğlanlar olmadığını söyledi. Elimde Asım Bezirci'nin kitabı, mesela onun neden burada olamadığını kızlara söylesem mi diye düşündüm. Kızlar biraz düşünüp bir soru daha sordu, "Peki sizde Sevgili Peygamberim kitabı var mıa?", oğlanlar gene olmadığını söyledi, başka bir yayınevi tarif ettiler, kızlar gitti. Oğlanlara "Ay neden refüze ettiniz, aha bunu ben yazdım diye verseydiniz şuradan bir kitap? Akşam evde skandal patlak verirdi belki?" dedim. "Mihi" diye çok az güldüler. Oğlanlar nazik ve kibar çıktı, ben olanca hödüklüğümle alacağımı alıp ayrıldım yanlarından.

Çocuğu olan ya da benim gibi çocuk kitaplarına meraklı komşularıma fikir verir belki, Evrensel'de çok güzel çocuk kitapları var. Şunları geçen sene almıştım:


Gizemli Mona Lisa, Düğününde Saklanan Damat, İlginç Ailenin Bilgiç Köpeği, üçü de çok meşhur birer tablo üzerinden biraz resim sanatı filan anlatıyor. Resmin Baş Yapıtlarına Yolculuk Serisi'nden bunlar, başka güzel çocuk kitapları da var, ben ara ara alıyorum.

Geçenlerde YKY'dan bir tane Osman Hamdi Beyli çocuk kitabı aldım, bulamıyorum şu anda evin içinde, bayağı ilkokul yıllarıma geri döndürdü beni o özensiz ders kitabı illüstrasyonlarıyla. Onu almayın. Üstelik pahalıcaydı, Evrensel'dekiler hem ucuz hem çok güzel.

Sevda, çalıştığı yayınevine uğrayacaktı, gidip onu buldum. Bulmamla masaya oturtulmam ve önüme çay gelmesi bir oldu. Şunları koyayım önce:


Ay fotoğraf ne dangalak oldu, neyse, kusura bakmayın. Bunları Sevda çevirdi ama nasıl çevirmek, Avrupa'da yapılmış Woolf tezlerini filan indirip onları da okuyarak, Türkçe basılmış bütün kopyaları kontrol ederek filan. Kan, ter ve gözyaşı var yani bu iki kitapta. Biz satın alamadan birer tane hediye etti hepimize, "satın alamadan" bu yazının ilerleyen bölümlerinde anahtar bir konsept haline gelecek, sabrınızı istirham ediyorum. Virginia Woolf hayatıma girsin istemiyorum aslında ama işte böyle kapıdan kovuyorsun, bacadan giriyor. Hala okumadım bunları.

Çayımı içtim, baktım Sevda daha oturacak gibi, paltomu ve çantamı yığdım standın içine. "Yığ yığ! Lütfen yığ!" dediler. Bir tur daha attım fuarda. Alacak bir şey bulamadım ne yalan söyleyeyim, Rahşan Ecevit'i gördüm, kitap imzalıyordu. Geri döndüm Aylak Adam standına. Sevda, Aylak Adam Bey Erkan Aslan Bey'le sohbet ediyordu, yanlarına iliştim. Ne zamandır bu kadar heyecanlı, konuşurken "Ay adam ne güzel anlatıyor" diye dinleyeceğim biriyle karşılaşmamıştım, tanıştığımıza çok sevindim. Erkan Bey de sevinmiş, elimde yazılı belge var:


Meğer böyle bir öykü kitabı varmış Erkan Bey'in. Sevda okuyup çok beğendiğini söylemişti, imzalatmak için yanına almış kitabı. Ben de dönüşte ondan alırım, okuyup geri veririm diye plan yapmıştım. Aylak Adam Yayınları standında dururken satın alamadığım ilk kitap oldu bu. Sonra üstümüze kitap atmaya başladılar. "BİZ ARKADAŞLARIMIZA KİTAP SATMAYIZ!" diye diye önümüze kitaplar yığdılar, kolumuzun altına sıkıştırdılar, bez torbalara doldurup verdiler. Allah biliyor, iki tane çocuk kitabını elime alıp standın dışına çıktım, çalışanlardan birine kısık sesle "Ben bunları satın alayım hemen. Satın. Şuracıkta. Eveth." dedim, gene olmadı, büyüyen gözleriyle "AAAAA YOOOO!" diyerek o iki kitabı da çantama soktu. Sevda bir, ben iki, bir de Tolga vardı yanımızda. Üçümüzü de neşeyle kitaba boğdular, biraz da mahçup olduk, bana bir yaşama sevinci bastı.

Bazı büyük yayınevleri endüstriyel bir hale geldi gibime geliyor, para verdiğime üzülmekten bıktım. Hepsi birbirinin aynısı yeni yazarlardan da bıktım, taşra bunaltısı-şehir bunaltısı-bunalmaktan bunalmalar okumaktan da yıldım bir hayli. Bari araştırma-inceleme okuyayım diye oturup onlarda da hunhar yazım yanlışları bulmaktan, ilkokul seviyesinde analizlere fenalık geçirmekten sıkıldım. Bir tane büyük yayınevini bayağı kara listeye aldım, öbürlerine de temkinli yaklaşıyorum.

Neyse, Aylak Adam Yayınları'nda bir iş yapma sevinci ve heyecanı vardı, mutlu bir samimiyet vardı. O ve diğer yolun başındaki, ne bileyim bastıkları kitaplarda seçici filan yayınevlerine daha çok destek atmak lazım diye berbat bir kamu spotuymuşçasına bitiriyorum sözlerimi. Kitapları da okuyup öyle yazarım, kuru kuru övmüş olmayayım bari.

Ay durun bitirmiyorum, berbat deyince aklıma geldi. Ne şunda bir zeka pırıltısı var:


Ne de bunda:



Zeka pırıltısı aramak tabii benim beyhude çabam, pırıltı mırıltı bir yana, bir tanesinde bayağı güldür güldür nefret, diğerinde de yersiz ve bayat ve zeka yaşı 3 bir dangalaklık var. Yarabbi.

Keşke han'fendiler hayatlarına birer köpek soksa, keşke bey'fendi de biraz kitap filan okusa, ne bileyim. "Binali-Cinali" adeta kaldırımda unutulmuş bir öbek köpek kakası gibi.

Bir de şarkı atayım şuraya, gözlerimi devirerek değil de süzülerek gideyim. Spotify bulup çıkardı, beğendim hemen.



Ankara'da güzel, güneşli bir gün. Daha da güneşlilerini göreceğiz, elbette göreceğiz.

12 comments:

  1. Uzun zamandır sinsi sinsi tüm postlarınızı okuyorum, şimdiye kadar ses etmediğim için özür dilemem gerek sanırım :) özellikle politik mevzulardaki usturuplu çemkirmelerinize bayılıyorum, dibine kadar da katılıyorum ayrıca. Gerçekten bir yerlere elemimizi boşaltmamız lazım yoksa memleket ahvali yüzünden göz devirerek can vereceğiz.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay olur mu yahu, ne özürü, estağfurullah :) Ahhahhahha yemin ederim gözümün önüne geldi şu anda, göz devirerek hayata veda edişim, başka türlüsü acayip olurdu zaten :D
      Ben de sende gördüğüm Hunt for the Wilderpeople'ı arıyorum şu anda, sanırım tam bugün için aradığım şey.

      Delete
    2. :)) Tam "kendini iyi hisset" filmi. Dağ, bayır, orman, doğa... çok da güzel iç açıyor. İyi seyirler :)

      Delete
  2. Sevda Aylak adam'da mı çalışıyor? Söyler misin ona Antalya Konyaaltı Kitap Fuarı standından aldığım "Taşlaşan Dünya"nın 30 sayfaya yakını hiç basılmamış çıktı. Piyasaya sürmeden bir kontrol etsinler kitapları :) Onun dışında stand görevlilerinin sempatikliğine katılıyorum, ben de memnun kalmıştım kendilerinden. Sen o standa gidip "Kuş Kadın" almadın mı? Yoksa daha önce almış mıydın? Finy Petra bana komisyon verecek bu gidişle :)
    Çocuk kitapları güzelmiş yav ama evdeki kulelere bir de onları eklemek istemiyorum. Bez çantalar da öyle, güle güle kullan. Bizim fuar pek fakir oluyor yok böyle bir oricinallik. Buna da şükür diyelim. Alef'in standı yok muydu? Onun kitapları da pek şükela oluyor.
    Meclisten usandım, kocam hala usanmadı her akşam beynim ortaya salata oluyor. Bir kalem ve ayraç düzenlemesi yaptım, tüm öğleden sonramı aldı, salatadan arta kalan beynim de böylece yandı. Şu anda ele gelecek bir şey yok kafamın içinde.
    Hadi bakalım, güneşli günlerde buluşmak dileğiyle...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Çeviri yaptı Sevda Aylak Adam'a. Ay yenisini yolladılar mı kitabın? Yollamadılarsa şaapalım elbirliğiylen. Beni de kitap kontrol edicisi olarak işe alsınlar mesela, yaparım ben öyle iş.
      Kuş Kadın'ı önceden senden görüp aldıydım, okumadım daha. Standda da bir kız bakınıyordu, ona dedim "Ay bu Kuş Kadın çok güzel galiba ama okumadığım için tavsiye etmeye de utanıyorum" diye :D
      Alef var mıydı yok muydu bilmiyorum, yüzlerce çocuk vardı dün fuarda, her yaştan. Tansiyonum düştü, kompakt bir fuar gezisi oldu, görmemiş olabilirim. İnternetten bakiyim Alef'e şimdi.
      Ben bu akşam yalnızım, neşeli film filan seyredicem mısır patlatıp. Herhalde CNNTürk'ten arayacaklar "Hayırdır, sizin evde her şey yolunda mı?" diye.
      Mektup yazayım bari sana, başka türlü buluşamıycaz :D

      Delete
    2. Ay yaz Allaaaşkına :)Epeydir mektup almıyorum.
      Kitabın sayfalarının boş çıktığını instagramda taglayarak paylaştım ama yayınevi oralı olmadı. Ben de kitabı okudum bitirdim zaten, boş sayfaları kendim yazdım :) Kocam az evvel geldi ve gelir gelmez kumandaya davrandı, yandım ben :)

      Delete
  3. :) Siyasetçiler kafayı yemiş ben başka bir şey diyemiyorum . bu arada ben çok sevdim bez çantasına :) güle güle kullan ve keyifli okumalar diliyorum

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yemişler valla. Teşekkür ederim, çantalara ben de çok sevindim, bahar gelse de rahat rahat taksam :)
      Sevgiler, selamlar sizin oralara :)

      Delete
  4. Fuara gitmeye ne enerjim vardı ne param. Hasta da oldum üstelik, ama bez çantalar pek güzelmiş. Güzel insanlar da görmüşsün. Virginia Woolf'a bulaşma, tavsiye etmiyorum. Bu baskıları merak ettim, belki ileride bir de Aylak Adam'dan okurum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Valla çantalar ve defterler dışında dikkat çekici pek bişiy yok gibi geldi bana. Ama bilmiyorum, belki evde okunmamış çok kitap var diye suçluluk hissediyorumdur.
      Virjinyalar için de doğru bir zamanı bekliyorum, en azından bahar filan gelsin.

      Delete
  5. o meclisteki fotoğraf ve video olayı başkası adına utanmak lafının tam karşılığı benim için. karşılıklı nasıl bir pespayeliktir bu yahu. ama gerçekten karşılıklı!

    1930ların pera palas balo salonundaki kadınlar ve 2000lerde bağcılar'da bakkala falan giden türbanlı teyzelerin fotolarını kolajlayıp "işte geldiğimiz nokta" falan gibi salak salak cümlelerle facebook'a atan gerzek chp'liler adına da çok utanıyorum mesela. bunlardan biriyle yüz yüze gelip kavgasını etmek zorunda bile kaldım bir keresinde. bu arada tipin anası danası bütün sülalesi bildiğin yazmalı, basmalı analar, teyzeler..

    sonra vazgeçtim ne dediğini anlamaya ve yaptığı salaklığı anlatmaya çalışmaktan. büyük ihtimalle artık kimse onlara bir şey anlatmaya çalışmıyor. o yüzden kendileriyle muhatap olan tek kitlenin "dikkat köpek giremez" zevzekliklerini falan sonuna kadar hak ediyorlar.

    ama biz hak etmiyoruz bence yaa.

    aylar sonra sana koşup böyle bet bet yorumlar şaapmam çok can sıkıcı oldu. bari kapanışı şununla yapayım da yüzümüz gülsün.

    https://twitter.com/pelinozis/status/810417263383891968

    öptüm gül yanaklarından.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay dün 3 kere cevap yazdım, bilgisayar kendini kapattı, evden çıktım, yok geri geldim derken yollayamadım bir türlü. Şimdi yeniden başlıyorum.
      Seni gördüğüme o kadar sevindim ki anlatamam! Yihhuuu! <3
      Valla bu memlekette, mesela 2 kuşak geri gitsen kimin anası danası yazmalı değildir bilmiyorum ben. Kaç milyon insanız, herkes mi şehirde yaşıyordu? Ananem bildiğin saban süren filan çiftçiydi, babanem İstanbul'da yaşamış ama o da örterdi kafasını. Sonra bunların torunları gidip mesela Urla'nın köylerine dubleks villa yaptırıp yerleşiyor, etrafını dikenli telle çeviriyor villanın ve gübre kokusundan rahatsız olup belediyeye şikayet ediyorlar. Urla'dan bir köy muhtarı yazmıştı, adam ne kadar haklıydı, köy hayatı isteyip köyümüze geliyorsunuz, inekler var burada, naapalım istiyorsunuz diye. Bu ne derin bir ezikliktir, ne şaaşalı bir görmemişliktir, pes.
      Velhasıl yok birinin diğerinden farkı, aşağılık kompleksi içinde yüzerek buralara kadar geldik. O yüzden zaten bütün yabancı ülkeler bizi kıskanıyor Sonik Hanımcığım.
      Sevdirmeyen kedi de girmesin hakikaten. Sevdirmeyen köpek girebilir, saf olduğu için anlamamıştır sevdirmesi gerektiğini o, anlaşırız bir şekilde.
      Öpüyorum ben de güzel gözlerinden.

      Delete