January 10, 2017

Šta ima?

Yani diyorum ki "Naaber?" çünkü elimden gelen bu. Bir miktar da ayıp laf. Ayıp laflar mühim, Almanya'da doğup büyümüş kuzenim buraya ilk geldiğinde babama yapışmış, "Arif bana ayıp laf öğret" diye.

İkinci sefer kalktık gittik Sarajevo'ya, Balkan soğuğuyla da tanışmış olduk. Barbar kocam yerlere yapıştı, ben biraz boğaz ağrısıyla filan atlattım sanırım. Akıl alacak gibi değildi, gene de turistliğin şanındandır diye dolaştık sokaklarda.

Buradan çıkabilmek de hiç kolay olmadı. Çünkü Ankara-İstanbul uçuşu, uçuştan birkaç saat önce kar yüzünden iptal oldu, havayolları da "Eeee naapıcaz şimdi biz?!" gibi sorulara cevap vermediğinden iş başa düştü. Ben olsam evde büzülür kalırdım ama barbar kocam bu sıfatını alnının akıyla hakettiğinden delirmiş gibi araba sürerek kar fırtınalarını yardık, Sabiha Gökçen'e ve Sarajevo uçağına ulaştık. Sadece bir kere kusmak için durdurdum arabayı. "Tamam kustum, bas bas bas!" Sabiha Gökçen'de de kontuar görevlisine hislerimi anlattım, "Lütfen alın bu bavulu. Çok gitmek istiyoruz biz!" diye. Gerçekten gitmeyi hiç bu kadar istememiştim.

Sarajevo. Kocamın ifadesiyle "Süper model gibi kızların hatır hatır soğan yediği şehir."

Gene güzel kitap aradım okumak için, bu sefer buldum, yarısına geldim. Ozren Kebo'nun "Sarajevo-A Beginner's Guide"ında kuşatma sırasında tanık olduklarının etrafında şehrin oralılara ne ifade ettiği var, kaçmak ve kalmak ikilemi var, hatırlamak ve unutmak dertleri var, kara mizah var. Geleneksel olarak kara mizah; savaş hatırası delik deşik binalar yüzünden kendi şehirlerine "Peynir Şehir" diyen başka millet var mıdır bilmiyorum.

Ozren Kebo, bir şehrin güzelliğini ölçmenin şöyle bir yolu olduğunu anlatıyor; deli gibi yağmur başladığında eve kapanmak yerine şehir merkezine ineyim de bir kahve içeyim hissiyatına kapılıyorsanız güzel bir şehirde yaşıyorsunuz demektir. Ozren Kebo'nun elini görüyorum ve arttırıyorum, eksi 15 derecede, buz üstünde sekerek yılbaşı konserine gidiyorsanız sadece güzel bir şehirde değilsiniz, bir tür kolektif deliliğinin de içindesiniz demektir. Biz kendi aramızda buna "Balkan" diyoruz.

70bin kişiymişiz.



Diyor ki en meşhur Dino Merlin "Sarajevo bir zamanlar olduğu yerde mi hala?/Yoksa içime mi öyle doğdu?/Değişen bir şeyler var mı?"

Öğlen atmaya başladılar havai fişekleri bam güm, gece yarısına kadar alışmış oldum ben de bu vesileyle, sıçramalarım kesilmişti. Bir yanda katedral çanları, bir yanda lazer şeyleri, 10'dan geriye sayarken sadece 2'ye ve 1'e eşlik edebilerek, sarıla öpüşe girdik yeni yıla. Sonra da işte Dino Bey konserine yukarıdaki şarkıyla devam etti. Otele dönerken başkasının bacaklarıyla yürüyor gibiydim. Yani bacaklar yürüyordu ama benim bir dahlim yoktu. Yatağa girmeden barbar kocamı paşaportlarımızı yakmaya ikna etmeye çalıştım. Edemedim.

Dino Merlin'in bir plağını aldık, başına işler gelmesin diye bir bez çantaya koyup omzuma astım. Otelden fırladık, taksiyle havaalanına doğru yarı yoldayken haykırdım "Bez çanta yok!" Kocam bir plak için dönemeyeceğimizi beyan etti, taksici abi durayım mı döneyim mi bilemedi, zaten toplam üç kelimeyle ve birbirimizi dürterek anlaşıyorduk, pek de anlamadı patlak veren krizin mahiyetini. Yola devam ettik, ben arka koltukta çok bozuldum. Taksici abi aynadan bana bakıp bakıp üzüldü.

Havaalanının önünde bagajı açtık, bavulla beraber duruyordu bez çanta. Kim koydu bagaja, ne oldu bilmiyorum ama sevincimden zıpladım. Plağı çantadan çıkarıp abiye gösterdim, sinirleri bozuldu gülmekten. Dino Merlin buranın kimidir karar veremiyorum, Sezen Aksu'su belki. Gerçi bilemiyorum İstanbul 4 sene kuşatma altında kalsa Sezen Aksu hem kalıp hem de o arada iki albüm çıkarır mıydı. Kuşatma altındayken ülkesini temsil için Eurovision'a gider miydi, yarışmaya ulaşabilmek için havaalanında sniper ateşi altında uçağa koşar mıydı? Yarışmadan sonra dosdoğru şehrine döner, aynı uçaktan yine koşarak inip elektriği ve suyu olmayan evine gider miydi? Bunlar bir yana yarışmada 16. olmasını gülerek anlatır mıydı?

Neyse. Öğrenmeyi dileyeceğim cevaplar değil bunlar.
Sarajevo hala aynı yerdeymiş, bir şey değişmemiş. Ben de biraz ilham aldım, cesaret depoladım, soğuğu yedim ve güzelce kendime geldim.

Şarkıyı beğendiyseniz başındaki klarneti filan da kaçırmayın diye efsane Belgrad konserinden bir videoyu koyuyorum aşağıya.



Belgrad. Sırbistan'ın başkenti.
Kırılan şeyleri düzeltmek mümkün. Hayatta her şey mümkün.
Bizde de bu kadar insanlık olduğuna bütün kalbimle inanıyorum.


7 comments:

  1. Ya çok isterdim ki genlerimde azıcık da Balkan bulaşığı olsun, acaba var mıdır ki benim bilmediğim. Hem ben Meriç doğumluyum, sayılmaz mı :))
    Bir de klarnet çalasım var çok ama nefes kalmadı, annemler yeni evlenip Meriç'e gitmişler. Orada bir Gırnatacı Hasan varmış, babam genç ve kıskanç koca, gırnatacı da her gün evin önünden geçermiş. Babam bu benim hanıma mı göz koydu yoksa diye kıllanmış, bir gün adamın yolunu kesmiş. "Bir daha buradan geçmeyeceksin" demiş, adam şaşmış, "Niye abi" demiş, " o kadar söylüyorum geçmeyeceksin" demiş. "Ama abi arka yol çok uzun oluyor" demiş zavallıcık. Yıllarca anlatıp anlatıp güldü babam buna. Benim klarnet (gırnata romencesi) merakım oradan sanırsam.
    Sen iyi ki gitmişsin anacım zor şartlarda da olsa, sayende bir kuzumuz oldu, dün beraber film izledik, şimdi de bana bakıyor yandan yandan,sordum selamı varmış :)Niyeti bozdum, Sofya'ya gidersem oradan Bosna yapıcam.
    Bi ballandırdın ki :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Valla şöyle geriye doğru bir 600-700 sene düşünürsek, kimde Balkan bulaşığı yoktur bilemiyorum ben. Bir de neticede boylu boslu, güzel insanlar yani bunlar :D
      Klarnet çalan bir eski arkadaşım var, aynı kazıda çalışıyorduk 10-15 sene önce. Sabah nöbeti sırası bundaydı, sabahın 5'inde çadırların içine içine klarnet çalarak kahvaltıya kaldırmıştı. O gün öldürmedim onu, herhalde bir daha öldürmem.
      Kuzuya çok selamlar, iyi yere kapılandı çocuk :D Ay lütfen yap Bosna, hatta oğlanlı kızlı gidin araba kiralayıp, şehirden uzaklaşınca dağ köyleri var, göller var. İyi bir havada gidip oraları da gezmek istiyorum, çok içimde kalıyor her seferinde. Hem belkim biz de Sofya'ya geliriz :)

      Delete
    2. Ay boylu boslu güzel insanlar olduklarına göre ben kesin Balkanlıyım (sağdan soldan hahahaha sesleri)Bosna'da kızçenin arkadaşı varmış zaten görevli, ikimiz bir kaçamak planlamaktayız Sofya'ya kapağı atabilirsek. Tabikisi de sizi de bekleriz efenim...

      Delete
  2. Insallah Mina'cıgım, seni seviyorum...

    ReplyDelete
  3. Zdravo! "Tamam kustum, bas bas bas!" :))

    Bosna'ya gitmeyi düşünüyorum aslında son zamanlarda. Malum nedenlerden ötürü merak içindeyim. Gerçi Yugoslavya'nın her parçasını (parçalandığını kabul etmek istemiyorum) dolaşmak lazım. Her ne kadar Yugoslavya topraklarından gelmesek de yine bir Balkan çocuğu olarak oralara çekildiğimi hissediyorum :) Börekten midir nedir artık :p

    Sırbistan'ı çok beğendim aslında. Hani düşünüyorum, Avrupa şehirleri "ayarında" değildi, ne Belgrad ne Novi Sad. Neyse o ayar zaten? Fakat kendine has bir büyüsü vardı sanki. Tarihten kaynaklı sanırım gene. Novi Sad çok şirin bir yer. İnsanlarını da çok sevmiştim. Hiçbir şekilde problem yaşamadım. Hatta bilakis Türkiye dediğimde millet -özellikle taksiciler- sohbet muhabbet açtı zor kurtuldum :)

    Eylül'den beri geliyorlar ara sıra bana, açıyorum şöyle Yugoslavya müzikleri, keyifleniyorum hüzünleniyorum. Tito ölmeseydi belki böyle olmazdı her şey ? Kim bilir. Mezarına giderken saygıdan Yugoslavya renkleri kombinlemiştim-böyle de acayip herifim.

    Dino'yu iyi yapmışsınız bence :) Şarkımı koyup uzaklaşıyorum hafiften. https://www.youtube.com/watch?v=v33OyaymFz4

    ReplyDelete
    Replies
    1. Sretna nova godina!
      Ay beni zaten araba tutuyor, bir de böyle manyak gibi giderken telefondan check-in filan yapmaya kalktım, iyice fena oldum :D
      Git lütfen Bosna'ya, ben de sen yazdıktan sonra Belgrad'a çok niyetlendim. Geçenlerde başka bir arkadaşım da anlattı kendi Belgrad deneyimini, bence ben çok seveceğim orayı da. Takip etmeye çalışıyorum haberleri, Sırbistan'da bir sorun yok, Bosna'nın içinde kalan Republika Srpska kuduz bir hayli. İşin kötüsü annanemin köyü de orada kalmış, her seferinde aynı "Gidilir mi, gidilmez mi" sıkıntısını yaşıyorum. Neyse. Tito'nun mezarı Belgrad'da di mi? Ben de istiyorum saygılarımı sunmak :) Ne güzel bayraktı Yugoslavya bayrağı :)
      Demin annemle konuştum, "Madem dili öğrenmek istiyorsun, git bi Yugoslavya elçiliğine sor, kurs filan vardır" dedi. Kendimi Ankara sokaklarında Yugoslav elçiliği ararken hayal ettim, tuhaf bir film olurdu :)
      Şarkıyı dinledim, hemen kocama yolladım. Hayattan daha ne isteyebilir bilmiyorum, aradığı bir göz, Zihnibey verdi iki göz :D Lütfen bana yolla arada, ben çok cahilim bu konuda.

      Delete