February 9, 2018

6. Hafta, SiAyEy Şalanj Birimi, Sümerbank Sergisi

52. haftalık şalanjda 6. haftaya geldik, bu haftanın en güzel hadisesini yazacağım. Ama o arada bir şey farkettim, önce onu yazayım.

Bana hiç gelmedi ama komşuları dolanırken arada yorumlar görüyorum böyle kişisel sorular soran şalanjların mimlerin altında, "İşini bilen birinin eline düşse bu cevaplar...", "Sorular batı kaynaklı, arzularımızı ve zaaflarımızı anlayıp sömürme planı olabilir" filan gibi. Kimseyi de kırmak istemem ama kıracağım galiba, güzel kardeşim sen kendini ne zannediyorsun?

Yani gerçekten. Gerçekten Si Ay Ey'in filan senin oturup yazdığın "Sevdiklerimi kaybetmekten çok korkuyorum"larını, "En sevdiğim yemek kuru fasulye"lerini filan takip ettiğini düşünüyor olabilir misin? Bu kadar önem arz eden biri olduğun kanaatine nasıl varıyorsun? Nükleer füze kodlarını mı saklıyorsun, neyi ağzından kaçırabilirsin?

Peki acaba o 3 kuruş indirim olacak diye aldığımız mağaza kartlarını bize sevabına mı veriyorlar? Haftada kaç rulo tuvalet kağıdı harcadığını biliyor olabilir mi Karfur, Migros, Kiler Market? Cep telefonundan check-in yapıyor musun? Arkadaşına mesaj atıp bahsettiğin çorap aynı gün Facebook sayfanda reklam olarak çıkıyor mu? Ya adını unuttum, bir anket sitesi var, "Sürülebilir çikolata kreması araştırmamıza davetlisiniz" filan diye email geliyor, gidip soru cevaplıyorsun, puan topluyorsun, tava filan alabiliyorsun puanlarınla. Ben de gittim "Aaa tava var!" diye, aradıkları tüketici değilim galiba, bir yere varamadım.

Ama yoo, tabii ki olmadık yerde şüphelenelim, batı kaynaklı çelınc yapıp bütün yerli ve milli sırlarımızı saçıyoruz ortalığa. Elimden gelmediği için katılamadığım bir granny square battaniye karesi çelıncı var mesela, o sanırım en fena şekilde BOP'a filan bilgi sağlıyordur. Her güne farklı bir motif, hepsini çalacak o motiflerin batı. Bugün battaniye karesi, yarın uranyum, böyle başlıyor her şey.

Ay neyse. Dün bir miktar gecikmiş bir tez izleme komitesi jürisi tertipledik. Herkes memnun kaldı, haftanın en güzel hadisesi bu oldu. Çünkü ben bir ivme almışım, onu farkettim, bu şekilde çalışmaya devam edersem hep içime sinecek hem de bitecek bu tez. Bir yandan da atlattığım için rahatladım, jüri gayet makul ve tatlı üyelerden oluşuyor, ben bölümün eski asistanıyım ve bir hukukumuz var filan gibi bir miktar avantajım olsa bile o jüride doğal olarak bir doktora ciddiyeti var, insan hazırlıklı çıkmak istiyor.

Kendime 3 gün tatil verdiğimi ilan ettim, tamam dediler. Boşluğun verdiği sevinçle koltuğa yatıp kitap mı okusam yoksa seyretmediğim Rupaul's drag race bölümlerini mi seyretsem karar veremiyorum. Ne güzel bir kararsızlık.

Çankaya Belediyesi'nin Çağdaş Sanatlar Merkezi'ndeki Sümerbank sergisine gittik bugün, 12'si son gün. Çok beğendim, hem fikri hem uygulamasını. Gerçekten nefis bir sergi olmuş. Yıllara yayılan modayı ve kumaşları ve fabrikaları takip ederken bir yandan nostalji basıyor insana, bir yandan da arzu ve istekle doluyorsunuz. Kumaşlar ne güzelmiş, elbiseler ne güzelmiş, evde dikmek ne güzelmiş. O ÇUBUKLU PİJAMALAR NE GÜZELMİŞ!

Mağaza kartı, çorap reklamları filan, alıştığım ya da normal karşıladığım için yazmadım. Tam tersi çok sinir oluyorum. Hepimiz aynı şeyleri alıp giyiyoruz. Her şeyin ömrü çok kısa, atıp yenisini alıyoruz. Yani batı zaten donumuza kadar her şeyi ayarlamış vaziyette, sebebini şu gariban şalanj sorularından ziyade kapitalizmde arasak belki biraz aydınlanma yaşarız ama aramıyoruz çünkü devasa güçlülükte en birinci bir ülke olduğumuz için bizi çekemediklerinden oluyor her şey. Sonra kayınvalidem beni gece 10'da arayıp "Ahmet Hakan senin komünist başkanı övmüş bugünkü yazısında" diyor. Çünkü nohut ve komünist deyince aklına ben geliyorum. Ben komünist değilim. Ahmet Hakan'dan da zerre hoşlanmıyorum. Sanırım benim yaşlarımdaki Vatan Partili yeğeniyle kıyaslayınca ben radikal bir uca savruluyorum kayınvalidemin dünyasında. O yeğen o dandik kitapları alıp getirdikçe ben de nohut ve fasulye ve Hopa Çay götürüyorum. Kayınvalidemi Perinçek'e yedirecek değilim. Kitapları da sahafa satacağım, parasıyla kedi maması alırız.

Sergiye filan gitmişim, tek kare fotoğraf koymadan (çünkü çekmemek, düşünememek) bitiriyorum satırlarımı. Giderken Kesha'nın yeni şarkısını koyayım, şarkı da değil, tokat gibi bir mektup aslında. Pop müzik bazen hiç pop değil, kadın olmak her yerde korkunç bir mücadele.

8 comments:

  1. Of ahahahahah o kadar haklısın ki. Kimsenin zerrece ilgilendiği yok özel hayatlarımızla ama tükettiklerimizle var. Yarabbim ben deli oluyorum o pıt diye çıkan reklamlara, gözetleniyorum hissine. Sadece Arkadaş kartım var. Aslında Mavi ve Penti kartlarım da var ama kullanmıyorum yanımda cüzdan taşımadığım ya da içinden çıkarmaya üşendiğim için. Zaten sıklıkla pantolon, don ve sütyen alan birisi de değilim. Swarm'ı hayatımdan çıkardım. İlerde Instagram'ı, Twitter'ı ve Feysbuk'u da çıkarabilirsem çok mutlu olacağım ama insanlarla bu özellikle feysbuk üzerinden iletişim kuruyorum. Gerçi radikal bir karar alsam "bana ulaşmak istiyorsanız sms atın" desem dostu düşmanı daha rahat ayırt ederim gibi de geliyor ahahah ama şimdilik götüm yemiyor. Kadın olmak her şartta zor galiba.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bu yazıyı yazıp yolladıktan sonra 2 gün boyunca Carrefour kartı reklamı çıktı Instagram sayfamda. Sen düşün artık, bir de yazıda Karfur yazmışım, nasıl oluyor bunlar gerçekten aklım almıyor.
      Ya valla hepimiz için sosyal medyasız bir hayat temenni ediyorum. Bak bence otobüs-kazak bu yolda attığımız dev bir adım.

      Delete
    2. Instagram'ı da sildim telefonumdan. Adana'ya gittim, wifi yok, internet paketim bitmesin diye sürekli kapatıyorum telefonun internetini, AY KAFAM NE KADAR RAHATTI ANLATAMAM. Dün Ebru'ya kızdım hoşlandığı oğlanı stalklıyor diye. Bu kadar ruh hastası olmamızın nedeni her boku bu kadar görmemiz ve her şeyi herkesin gözüne sokma çabamız, bir tane insan yok stalkladığım, bu yüzden de kafam çok rahat.

      Delete
    3. Ay stalklayınca gördüğü şey de oğlanın kendisini nasıl teşhir ettiği zaten, yarısı gerçekle bağdaşıyorsa gene iyi. Ben ergenken bir şarkısını bildiği grubun tişörtünü giyiyor diye insanlara hakaret ederdik, bilememişiz ne hale gelecek hayat. Gerçekten herkesin Stefan Zweig okuduğu, plaktan caz dinlediği, en güzel kahveleri içtiği filan bir yere geldik.
      Bir ara herkesin eski daktilosu vardı. Ne oldu o daktilolar?

      Delete
  2. Muhittin Topalak from Kazlıçeşme :))

    ReplyDelete