Uyandığımda sol elimin başparmağı eklem yerinden şişmişti. Hala şiş, kıvıramıyorum parmağımı. Başparmak çok mühim bir şey. Neden mühim? Çünkü kıvırabiliyoruz, biz ve bazı diğer primatlar. (Maymun diyorum yani.)
Avuç içi üzerinden kıvırıp diğer parmaklarımıza doğru hareket ettirebildiğimiz için hayvanlar aleminin diğer üyelerinden daha kuvvetli ve daha hassas tutabiliyoruz ıvırı zıvırı.
Alet yapabilmemiz mümkün olmuş, işte oradan yürüyüp medeniyetler kurmuşuz, yıkmışız. Ama yani çok da şaapmamak lazım, kargalar da kendi işlerini görebiliyor, tek tük bazı şempanzelerin de basit aletler yaptığı oluyor.
Ecnebi memleket okullarında çocukların başparmaklarını işaret parmaklarına bantlayıp günlük hayatta neleri yapamadıklarını tecrübe ettiriyorlardı. Bir şeyler ararken bulmuştum, çok güzel bir deney. Neyse, başparmağım ağrıyor, hava çok sıcak, ince diye giydiğim pantolon bile üstüme yapışıyor, biraz da açım.
Az miktarda kitap bitirdim, biri şu yandaki.
Valla yanlış hatırlamıyorsam kargo bedava limitine yetişeyim diye alıp sepete attım bunu. Bir çiftlikte işlenen cinayet, cinayetin etrafında toplanan karakterler, iki çocuğun arkadaşlığı filan diye okuyunca "Belki biraz Capote gibidir," diye düşündüm. Hem öyle hem değil, William Maxwell'in kendine has bir anlatımı var, yer yer yavaşlasa da ilgiyle okudum.
Kapağını da beğendim, Jaguar'dan çıkan kitapların kapaklarını genelde beğeniyorum.
Bu kitap, Bizim Büyük Challenge'ımızın 17. maddesine tekabül ediyor, "Hiç okumadığınız bir yazarın bir kitabı".
Bir tane de Jo Nesbo okudum o arada, The Leopard, Harry Hole serisinin 8. kitabı. Sırayla okuyorum seriyi, bu en beğendiklerimden biri oldu. Bizim Büyük Challenge'ımızın 9. maddesine tekabül ediyor, "600 sayfadan uzun olan bir kitap".
Marousi'nin Devi'ni blog komşum Zihnin Arka Sokakları Bey tavsiye etmişti, bir türlü gerçekleşmeyen karayolu ile Yunanistan gezme hayallerim üzerine.
Ben sanırım hiç Henry Miller okumadım ya da o kadar ergenken okudum ki hatırlamıyorum. Ergenlikteki okuma hızımın onda biriyle filan okuyorum artık, çok acıklı.
Miller 20 sene tatilsiz çalıştıktan sonra nihayet 1 sene ara veriyor her şeye ve basıp Yunanistan'a gidiyor. 2. Dünya Savaşı'nın hemen öncesi, zaten Miller'ın tatilinin bir yerlerinde patlak veriyor savaş.
Valla kitap Yunanistan'a ve Yunan olan hemen hemen her şeye yazılmış bir övgüler destanı. Arada sırada karşılaştığı Amerikalı, İngiliz filan turistleri de yerin dibine sokup sokup çıkarıyor zaten kitap boyu. Okurken yer yer "Yarabbi daha ne kadar övülebilir?" diye gözlerimi devirdim ama sonra düşündüm, ben de kesin aynı böyle etkilenirdim. Gidip görüp insanını sevdiğim yerleri yıllarca anlatıyorum herkese, Henry Miller'a göz devirmek benim ne haddime.
200 sayfalık bu Yunanistan macerasında yoksul köyler, güneşin altında parlayan adalar, Seferis ve Durrell ve başka yazarlar-şairler, yeşil çayırlar, keçiler, çobanlar ve talihsiz bir ishal skandalına rağmen coşku dolu bir Henry Miller var. Bu kitap, Bizim Büyük Challenge'ımızın 20. maddesine tekabül ediyor, "Bir arkadaşınızın önerdiği bir kitap".
Kitabın bir yerinde pek hoş bir tespit yapıyor Miller, "Kendi olanaklarına terk edildiğinde insan her zaman Yunan usulü bir başlangıç yapar-birkaç keçi ve koyun, derme çatma bir baraka, küçük bir tarla, birkaç zeytin ağacı, bir dere, bir kaval ile." Zeytini hububat ile değiştirirseniz bütün Anadolu ve Ortadoğu'ya rahatlıkla uygulayabileceğiniz bir başlangıç paketi. Zeytin her yerde yetişmiyor ve deşifre edilen ilk Hititçe cümlede dediği gibi "Ekmeği yiyeceksin, suyu içeceksin". Medeniyet, kıvrılabilen başparmaklarımızın ve ekmeğin omuzları üzerinde yükseliyor. Ayrıca bizim gibi şehirde doğmuş ve şehirde 40 sene yaşamış zavallıları kendi olanaklarına terk etseler, bırak barakayı ve kavalı, olduğumuz yerde açlıktan ölürüz gibime geliyor ama bilemiyorum. Şempanzeler ölmez, kargalar hiç ölmez, biz kıvrılabilen başparmaklarımıza baka baka heder olur gideriz.
İpe sapa gelmeyen fikirlerimi ifade ettim, gidiyorum. Maksat dükkan açık kalsın. Tatil vesilesiyle yola çıkanlar umarım varmıştır, henüz çıkmayanlara bol şans diliyorum. Köye gidenlere tavsiyem şu; yağ, salça, efendime söyleyeyim kuru kışlık gıdalar, ne verirlerse alın eve getirin, sakın refüze etmeyin.
Gözlerinizden öpüyorum.


Daha eve gidemedik. İnşallah gideceğiz. Bakalım annem neler verecek. (Burada gözlerinden kalp çıkan emoji var.)
ReplyDeleteBen de geçen gün bunu düşünüyordum. Güya o kadar medeniyetin içine doğduk yaşıyoruz ama Serdar Kılıç gibi bir de Youtube'da bir adam var ormanda hiçbir alet edevata sahip olmadan barınak yapıp yemek bulan, yetiştiren, pişiren bireyler olamayız herhalde diye. Öylece olduğumuz yerde dura dura ölüp gideriz gibi geliyor hep.
Ya ne şanslısın, benim bile gözlerimden kalp çıktı okuyunca :D <3
DeleteYa olduğumuz yerde dura dura ya da panikle sağa sola koştururken, ama çok uzun süre sağ kalamayacağımıza eminim. Elektrikler kesilince tavşan gibi kalıyorum evin içinde, ormana bıraksalar ne olurum bilmiyorum :D Neyse ama bak belli de olmaz, belki baltayı elimize alınca ilham gelir, belki genlerimizde vardır :)
Miller <3
ReplyDeleteİnsan anatomisi çok farklı. Sürekli şaşırtıyor.
Miller Bey'in bir senelik epik tatili <3 Darısı başımıza, ne diyeyim :)
DeleteBiyoloji okuyamayacak biri olmama da düzenli olarak üzülüyorum :/
aşırı derecede bu kitabı okumam lazım. ne zamandır bakıp bakıp sepete atmıyordum, fuarda yanından geçiyordum. burada da karşıma çıktığına göre bunun artık bir işaret olduğunu düşünüyorum. içten içe de yunan'da yaşlanmak isteyen biriyim :)
ReplyDeleteAy bir oku o zaman ya, bak seni çağırıyormuş kitap kaç zamandır :) Anama yolladım, beklersen biraz o bitirince yollayıveririm sana. Valla Yunan olmasa bile en azından bir kıyı şeridine ulaşabilsek ne sevinirim belli değil :D
DeleteBu sıcakta ne giysek üzerimize yapışıyor zaten, resmen yazdan nefret ettim. Kış olsun... <3
ReplyDeleteBen geri dönüp de cevap yazana kadar gelmeye başladı bile kış :D
DeleteGeçti mi parmak ?
ReplyDeleteParmak geçti, sonra sırtımda hayatımda gördüğüm en büyük akne çıktı. Allahtan blogdan kaçmıştım, detaylarını yazma fırsatım olmadı, hepimiz kurtulduk :D
DeleteBlogunuzu çok beğendim. Yazılarınızı takip edeceğim. Sevgiler. B.
ReplyDeleteYeni yazıma bakmak ister misiniz?
https://benirva.blogspot.com/2018/09/atolyelerle-kafeler-bulusursa-ne-olur.html
Çok teşekkür ederim. Elbette isterim, hemen geliyorum o tarafa :)
Delete