September 11, 2018

Tostlar, Kitaplar, Bir Kedi

Eveth, neredeyse bir ay sonra yeniden çöktüm kompüterin önüne. Valla o süreyi, hatta bütün yaz mevsimini asgari miktarda kıpırdayarak geçirdim. Daha fazlası içimden gelmedi, mahalleden dışarı çıkmadım, aslında pek dışarı çıkmadım. Olan biten her şey bir yana, hayat, hastalık, ömür, yaşlılık gibi şeyleri düşünerek geçirdiğim bir yaz oldu. Herkesin irili ufaklı aile dramları var, zaten kimseyi tanımıyorsunuz, bu bahsi kapatıp devam ediyorum.

Haftada 3 kere spora, gün aşırı da sokağımızdaki sahafa gittim, bu ikisini düzenli yaptım. Dün sabah spor salonunun önüne kadar gidip aniden sağa kırdık, Kızılay'a gidip kahvaltı edelim dedik, okul ekmiş çocuklar gibi şendim. Ne zamandır Kızılay'a gitmemişim, meğer bulvar kapalıymış, haldır huldur kazıyorlardı iş makineleriyle. Bir pastaneye oturduk, iki kaşarlı tost, üç çay, iki Türk kahvesine 70 lira hesap verdik. Normal Kızılay pastanesi, normal kare tost, yanında iki adet çeri domates, yarım salatalık, yarım avuç da buruşuk marul vardı. Yani okuyup da "Ne var ayol, adam başı 35 lira hesap?" diyecek olan vardır belki, belki ben kafayı yemişimdir, bilemiyorum.

Karanfil Sokak'taki sahaflara baktık biraz, annem bir kitap istemişti, baskısı yok, onu sordum. YKY basmış, tükenmiş o baskı. Doğan Kitap da basmış, o var internet kitapçılarında. YKY olanı sordum, yok dediler. Bir sahaf abi "Doğan Kitap olanı bulabilirim, size 12,5 olur," dedi. Evde bakmıştım, eganba'da 10 lira 22 kuruşa satılıyor o baskı. Abi de herhalde oraya bakıp fiyatı yuvarlayıverdi.

Rossmann'dan leke çıkarıcı aldım, eli yüzü düzgün iki yazlık pantolonumdan birine humus döktüm çünkü. Yıkayınca çıkmadı, Domol'e güvenmek istiyorum bu konuda.

Kurban bayramının kaçıncı günüydü hatırlamıyorum, apartmanın bahçesindeki bir mazgalın içinde tek başına bir yavru kedi bulduk, daha gözleri yeni açılmış, küçücük. Annesi vardır, ha şimdi gelir ha birazdan gelir derken akşam oldu, anne gelmedi, yavru yeri göğü inletiyor feryatlarıyla. Yoldan geçen genç bir kızla oğlan da dahil oldu, fener mener tuttuk, oğlan çıkardı yavruyu. Naapıcaz aman allahım diye kıvranırken "Bu apartmanda kedici birileri yok mu acaba?" diye sordular. Bu apartmandaki kedici birisinin ben olduğumu üzüntüyle idrak ettim. Gençlere kaçıp bu sorumluluktan kendilerini kurtarmalarını söyledim, yavruyu çaresiz bir ana gibi göğsüme yapıştırdım, sahafa koşmaya başladım.

Gecenin o saati açıktı sahaf, dükkanın içinde kendi yavrularını emzirmekle meşgul sahaf kedisi Zorro'nun üstüne attık öksüz yetim yavruyu. Yavrumuz diğerlerini ite kaka kendine bir meme buldu ve sustu. İki-üç hafta oldu herhalde, canavar gibi büyümeye devam ediyor çocuk, iki saniye sabit durduğu bir an yakalayıp fotoğrafını çektim:


Artık isim koymam gerekiyormuş, aklıma isim gelmiyor. Sahafa dadandım o arada, içtiğim çayın kahvenin haddi hesabı yok. Tek dadanan ben olmadığım için, çok şükür, enteresan insanlarla tanışıyorum. Bir akşamüstü denk geldiğim emekli finans uzmanından polisiye tavsiyeleri aldım. Sahafta Dashiell Hammet bulup almıştım, "bunu seven bunları da bilmeli" kapsamında bana Ellery Queen, Hammond Innes, Alistair MacLean önerdi. Damadımıza anlattım, o da Raymond Chandler okumam gerektiğini ifade etti. Bunlar hep oldschool tabir edilen, fötr şapkalı detektifler. Pardesüler uçuşuyor, sigaralar yakılıyor, ağlayan kadını sakinleştirmek için tokat atılıyor filan, öyle yıllar.

Everest bir ara Raymond Chandler basmış:


Ama tükenmiş bu baskı. Damat Efendi Bükreş'te bir sahafta birkaç tane bulup almış bana, ben de bakınacağım burada. Chandler dışındakiler hiç yok ortalıkta, hiç basılmamış gibi. Biraz kurcalayıp o serilerin ilk kitaplarını İngilizce e-kitap olarak buldum. Bu arayış hayatıma biraz heyecan getirdi ne yalan söyleyeyim.

Dadandığım bir diğer şey de radyo oldu. Gündüzleri TRT Nağme, TRT Türkü ve TRT Radyo 3 arasında dolanıyorum. Henüz programların saatine gününe alışamadım. Bedri Ayseli'nin türkü programı var mesela, bu akşamüstü 18:05'te. Geçen salı ya yoktu ya ben kaçırdım, emin değilim. Ay TRT3'te Yeni Başlayanlar İçin Opera programı varmış meğer, türkü dinlerken kaçırmışım hay allah. Benim bunları yazmam lazım, kendime program çıkarmam lazım.

Gene akşamüstleri 17:30'da Radyo Sputnik'te Yavuz Oğhan'ın haber programı var. Valla çok arandım doğru dürüst muhalif haber programı bulmak için, yorum morum dinlemek istemiyorum, haberleri dinlemek istiyorum. O haberin tarafları konuşsun istiyorum. Yavuz Oğhan'ın Bi De Bunu Dinle programı tam böyle. Üstelik doğru düzgün bir gazeteci olduğu için her taraftan insanı alıyor programa. Şu geçenlerde Kayseri Ticaret Odası başkanı, dolardı dövizdi bunlar literatürden çıkarılsın dedi ve meğer döviz bürosu varmış ya adamın. Onu bağladı programa. Dinlerken adamın zırcahil bir "çomar" olmadığını, ağzı iyi laf yapan tam bir tüccar olduğunu farkettim. Dönemin ruhuna ayak uyduruyor sadece. Yavuz Oğhan'la konuşurken dövizle iş yaptığımızı, hayatımızdan çıkarmamızın mümkün olmadığını, demek istediğinin başka bir şey olduğunu ifade etti. Bir şey farketmiyor tabii, adam yanlayacağı yere yanlamış ama yanlayan birini ve bir haberciyi böyle medeni bir diyalog içinde dinlemek hakkımız. Laf sokmadan, ucuz ucuz alay etmeden, gerçekten ne olduğunu anlayarak.

Aladağ yurt yangını televizyon haberlerine çıkabildi mesela ama ailelerin avukatının sesini duyduğum tek yer bu program oldu. Ana haber programları böyle şeylere gerek duymuyor artık. Bir davayı avukatından dinlemeyeceksek neresi haber programı onun allahın belaları.

Neyse işte, bunlar oldu son zamanlarda. Annemin elektrik süpürgesi bozulmuş, bir yandan buraya yazarken bir yandan da süpürge bakıyorum saatlerdir. Daha geçen ay aynı işi kendim için yaptım, tam bir karadelik, içinden çıkamıyorsunuz. Gözümü kapatınca insanların yorumlarını görüyorum, birinin mükemmel ürün dediğine bir başkası "Paranıza yazık!!!" diyor.

Gideyim ben, terasta bir tur atayım, akşamüstü ehliyet kursunun ilk dersi var. Teorik ders. Kendimi bu işe de soktum ama nasıl soktum, yazayım ilk fırsatta. Haydin öbtüm <3 p="">

13 comments:

  1. Aman yarabbi! Ne kahvaltıymış o. Sanki açık büfe. Aslında evimizin suyu çıkmadı ya. Hem sağlıklı hem ucuz.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya valla, zavallı bir tosta bu kadar para veremem ben. 70 liraya evde coşabilirdik :) Havalar hala güzelken en iyisi termos, ev keki-sandviçi ve park bence.

      Delete
  2. O kedi ne güzelmiş yahu. Annem kedi aranıyor sokakta artık ( Efki'ye bakıp nasıl cesaret ediyor bilmiyorum ) keşke burda olsa bizde kalsa artık.

    Hayat pahalılığından o kadar çok bahsediyorum ki insanlar etrafımdan kaçıyor , benimle program yapmıyor artık gibime geliyor. İçtiğim suyu hesap ediyorum , suyu.

    Ehliyet olayına acayip sevindim. Nasıl soktun Allah aşkına anlat. Çok merak ediyorum. ( Altından kesin köpek çıkacak ) Ama o ehliyette çok pahalıya mal oluyor. Konuyu yine paraya getirdi.

    Öpüyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Kedinin eli yüzü düzeldi biraz anne sütü ve bakımla :) Ya valla çoğu kedi Efki'yi bile yola getirebilir, iki pati çakmasına bakar bütün iş.
      Biraz önce elektrik faturası geldi, geçen aykinden 70 lira fazla. Herhalde köpenkler sabaha kadar disko çalıştırmaya başladı, bilemiyorum.
      Ehliyete beni arkadaşımın 18 yaşındaki kızı soktu, babası ikimizi kaydettirdi kursa. Liseyi yeni bitirmiş bir grup çocuk, bir tane sinirli kel abi, bir tane neon kızıl saçlı kadın ve ben oturuduk dün akşam, "Hı hı evet, turnike yapılır, tabii koma pozisyonu verilir" diye.
      Ben de öpüyorum, annene, Efki'ye selam. Ay sen geliyo musun Ankara'ya ya? Hani öyle bir durum vardı, tencere alacaktık?

      Delete
    2. Geliyorum geliyorum. Arada gelip tadilat falan uğraşıcam o zaman ararım ki senin de tadilat maceralarını biliyorum bence çok yardımcı olursun bana :)

      Delete
    3. Tabii, o kadar anlıyorum ki tadilattan kapılardan birini yeniden yaptırmamız gerekiyor ahhahhha :D Durduk yere kırılan yer seramiklerinden bahsetmeden kapatıyorum bu konuyu. Gelir sessizce dururum bir kenarda :)

      Delete
  3. Raymond Chandler'in en önemli kitabı "Büyük Uyku" var bende, hayli yıpranmış bir baskı, birisi temin etmişti bana ama sahaf mı, kitapçı mı unuttum şimdi. Kitaptan haberim de yıllar önce Antalya'da düzenlenen Edebiyat Günleri'nde Ahmet Ümit'le yaptığım bir sohbetten sonra olmuştu. Polisiye üzerine konuşurken Oglak polisiyelerini sevdiğimi söylemiş, karşılığını müstehzi bir gülüş ve dudak bükme olarak almıştım. "Raymond Chandler" demişti bana "Big Sleep"i okumayan polisiye severim demesin. Onun üstüne utanmış(!) ve kitabı buldurmuştum. Sayın Philipp Marlowe ile tanışmış ama ne yalan söyleyim kitabı pek sevmemiştim. Bulamazsan Antalya'ya dönünce yollarım sana, tabii yerini bulabilirsem. Son tadilattan beri kitaplık çarşamba pazarına döndü zira.
    Ben süpürgemden çok memnunum Philips'di ama modeli için bakmam lazım ama alet Antalya'da haliyle. Pek eski sayılmız piyasada bulunabilir, oğlum itina ile seçmişti bana.
    Böyle işte...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahmet Ümit'le tanışmadığıma çok memnun oldum bu hatıran üzerine :) Buldum Büyük Uyku'yu, e-kitap olarak. Ondan sonrası yok ama ecnebi sahaflardan umutluyum. Olmadı gene e-kitap peşine düşerim, zaten çok pahalı yahu kitaplar. Gerçekten seçerek alıyorum, okumazsam ölmem, kütüphanede bulurum, birinden alırım filan diye azaltıyorum listemi.
      Bakayım bir Philipslere de. Annem orada bayiiye gidiyor, ben internetten bakıyorum. Fiyat farkı dehşet aradaki, anamı ikna edersem internetlerden süpürge alınabileceğine, umarım bitecek bu macera.

      Delete
    2. Biz internetten almıştık mesela, denenmiş bir markayı sipariş vermenin bir sakıncası yok. Burdaki süpürge de zortladı bu sene, Fakir marka küçük süpürge sipariş ettim, yeter buradaki eve, ondan da memnunum. Fiyatlar feci haliyle, evdeki her şeyi itinayla kullanmak lazım artık.

      Delete
  4. Önce süpürge konusunda yardımcı olayım🙋şaka bi yana,philipsler dolardan önce bile pahalıydı şimdi anasının nikahı durumu olabilir.karcher ın bir tane hazneli modeli var,Ben yazın ortalarında 500 civarı bi şey verdim.memnunum kaliteli ufak tefekligi ne bakma 135 mk çoğunluğu halı kaplı bir evde haznesi zor doluyor

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de kullandım Karcher, gayet güzel süpürgeler. Ya bizim ev 75 metrekare, eşya dolu, yerlerde dev saksılar var, evin içinde ayı gibi iki köpek var. Ben naapsam olmuyor zaten :D Annem de tamir ettirmeyi deneyecekmiş bozuk süpürgesini. Ama ben bakayım Karcherlere de, onlara ufak tefek lazım zaten.

      Delete
  5. Bu apartmandaki kedici birisinin ben olduğumu üzüntüyle idrak ettim.
    Hahahaha çok tatlısın :))
    Ne güzel olmuş ama bak sayeden tosuncuk olmuş mimmak

    Ben de şöyle tarafsız, haberleri olduğu gibi anlatacak bir yerler atıyorum ama nafile. Ne günlerdeyiz inanamıyorum.

    **Bana da fazla geldi hesap. Çok mu cimriyisss acaba? :p

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya valla, bu yazın en acıklı idrak anı o oldu :D Tosun oldu çünkü son derece planlı programlı bir canavar çıktı içinden, karnı davul olana kadar süt emiyor, sonra uyuyor, sonra kalkıp ağaçlara tırmanıyor. Sonra gene başa dönüyor.
      Ne bileyim, cimri bulan olur tabii, bir şey diyemem :D Ama yani kafamda her şeyin bir ederi var, o kadar sıradan iki tost ve bir miktar demleme çayın karşılığı 70 lira değil. İki dilim tost ekmeğinin arasında kaşar vardı sadece, ne bileyim bir değişik soslar, enteresan peynir, bol garnitür filan olsa içim yanmayacak.
      Neyse, dışarıda yemezsem sinirlenmem diye düşünüyorum :)

      Delete