Bir alt sokağımıza mezeci açıldı, sanırım Antakyalılar. Pazartesi öğlen bir koşu gidip 3-5 çeşit meze aldım, bir miktar da ben yaptım evde. Mezeci komşumuzdan aldığım atomun elimden uçması ve yarım saat kadar buzdolabından ve mutfak yerlerinden yoğurt silmek zorunda kalmam dışında büyük bir felaket yaşanmadı, küçük şeyler yaşandı.
Bana sorsanız, "Köpenklerden hangisi gerzek?" diye, hiç düşünmeden Kudi'yi işaret ederim. Ama zehir gibi acı atomu yerlerden yalayan tabii ki Koko oldu. Acıya rağmen kendini durduramadı, mutfaktan kovalamak zorunda kaldım. Bir süre evin içinde birbirimize bağırarak koştuk.
İlerleyen saatlerde burnuyla itmek suretiyle sehpanın üzerindeki rakı bardağını yere düşürüp kırdı. Koko gene. Gözlüklerimi takıp cam kıymığı topladım yerden. Ve tabii 6 saat kadar yemek dilendi masadan; ağlayarak, dev patileriyle yemek yiyenleri dürterek. Dilenerek bir yere varamadığı durumlarda çaktırmadan peynir yürüttü masadan, sehpalardan. O kadar uzun boylu ve öylesine göd darçın ki durdurmak mümkün değil.
Ufak bir pasta almıştık, gece yarısı olunca maytapları yakıp masaya getirdim. Maytaplar sönmek bilmedi, herkes ayağa kalkıp öpüşerek birbirini tebrik etmeye başladı. Valla yılbaşı benim içimi kıyıyor biraz, yalan söyleyecek değilim. Yanıma yanaşanı öptüm filan, gözüm maytaplardaydı "Bitse de söksem pastanın üstünden" diye. Söner sönmez göbeğinden tuttum bir maytabı çünkü gerizekalıyım. Sol elimin işaret ve baş parmaklarını dağladım.
Neyse işte, herkes gittikten sonra yatakta parmaklarım usul usul zonklarken, 2018'in son kitabını biraz gecikmeli bitirirken muhasebe yaptım. Başlangıç olarak hayatımda ilk defa yatmadan gecenin bulaşıklarını makinaya doldurup o makinayı çalıştırdım, sığmayanları elde yıkayıp kaldırdım. İnsanlık için küçük, benim için dev bir adım. Ev dağınık olduğunda çok mutsuz oluyorum ama temizlik yapmak da yaşama sevincimi yok ediyor. Bunu çözmeyi umuyorum bu sene.
Yıllardır mıyır mıyır "Alayım evet almalıyım tabii alsam iyi olur" diye ötelediğim ehliyeti nihayet aldığım sene oldu 2018. Trafiğe çıkıyor muyum? Hayır. Çıkacak mıyım? Bilmiyorum valla. Ama ehliyet aldım. Üstelik aradan 8 sene geçmeden gidip başvurdum, eve geldi postayla ehliyet.
Yine insanlık için küçük kategorisinden, bir fırın eldiveni almayı başardım. Bilmiyorum kaç sene önce, fırın eldivenini yakmayı başarmıştım, o günden beri mutfak havlusu filan katlayıp tutuyordum fırın kaplarını. Ben sakarım. Defalarca yaktım kendimi. 2018'in son haftasında aldım bir eldiven.
2018 Bizim Büyük Challenge'ımızı bu şekilde kapattım, 5 madde eksik kaldı. Valla hiç bozulmadım eksik kalanlara, okuduklarıma çok seviniyorum. Seveceğimi hiç sanmadığım kitapları sevdim, başlarda fenalık geçirdiğim kitapları neşeyle bitirdim. Bu şalanj olmasa Vanya Dayı'yı asla okumazdım ben mesela. Okurken cümlelerin kafamın içinde berbat bir tiyatrocu vurgusuyla yankılanması ve gözümün önüne neden bilmiyorum sürekli Cihan Ünal'ın gelmesi dışında çok hoşuma gitti.
Puşkin'in Erzurum Yolculuğu, Oscar Niemeyer'in Dünya Adil Değil'i, Aşiq u Maşuq ne zamandır evde duran kitaplardı; üçünü de çok severek okudum.
Winterson'un Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın'ını, Sevgi Soysal'ın Yenişehir'de Bir Öğle Vakti'ni, Werner Herzog'un Buzda Yürümek'ini Sevda'dan ödünç alıp okudum. Üçü de bitirdikten sonra bir süre hakkında konuşmaya devam ettiğim kitaplar oldu. O arada linocut baskı yapan eski bir arkadaşımdan şu geldi, Latince "yürüyerek çözülür" anlamına geliyormuş:
Herzog, yakın arkadaşının Paris'te ölüm döşeğinde olduğunu haber alınca Münih'ten Paris'e doğru yürümeye başlamış. Bir tür dua gibi, Herzog yürüyerek Paris'e varırsa arkadaşı ölmeyecek.
Çok etkilendim bu fikirden de, yürüyüşten de, Herzog'un tuttuğu bu günlükten de. Belki "yürüyerek çözülür" 2019'un mottosu olur. Bugün duvara çakacağım arkadaşımın hediyesini.
Fakat esas bir kitap beni çok çarptı, bir öykü kitabı, yazarın ilk ve tek kitabı. Ne zamandır okuduğum en kendine has, en kimselere benzemeyen yazar Breece D'J Pancake oldu.
(Fotoğrafı şuradan aldım.) Annem alıp okumuştu, "Bir yazarın ilk kitabı" maddesine uydurayım diye okumaya başladım. Gitmedi bir türlü, tökezleye tökezleye, elimden bıraka bıraka ilk birkaç öyküyü bitirdim. Sonra ne oldu bilmiyorum, kendimi delirmiş gibi okurken buldum. Ağladım, bazı öyküleri bitirince "Aaa yok olamaz?!" diye geri dönüp baştan okudum.
Pancake öyle bir şekilde yazmış ki "Ve sayın okuyucu durumlar bomboktu" diye gözünüze sokmuyor, sadece anlatıyor ve siz bundan daha bombok bir durum olamayacağını anlıyorsunuz. Ağaçları, mevsimlerin dağlara vuran ışığını, yolların karla kaplanmasını anlatıyor; karakterler kendilerini anlatıyor, gözünüzün önünde kararlar alıyorlar, durduramıyorsunuz, kaderlerine doğru gidiyorlar. Karanlık, melankolik, çoğu zaman umutsuz, yer yer şiddet dolu öyküler.
Son yıllarda o kadar çok "yeni yazar-ilk kitap" okuyup sıkıntıdan fenalık geçirdim ki elim gitmiyor artık. Olmadı mı olmuyor. Ama işte sonra biri çıkıveriyor, 20li yaşlarında bu öyküleri yazmış, 26 yaşında kendini öldürmüş, oturup okuyorsunuz, canınıza okunuyor. Kendini öldürmüş olmasının, öykülerini okuma deneyimine bir etkisi yok aslında. "Keşke ölmeyeydi de daha çok yazaydı" değil "Allahım şükürler olsun ki bunları yazmış!" diye düşündüm. Bu bir avuç öykü, yaşayıp da her iki senede bir kedi osuruğu gibi öykülerini üzerimize atacak bir sürü yazarın rüyalarında bile göremeyecekleri kadar iyi çünkü. Ama bir yandan da Pancake'in doğup büyüdüğü yerlerde geçiyor öyküler, ister istemez o kendiliğinden sona ermeyecek umutsuzluğu da düşünüyorsunuz.
Tek tük anlamadığım cümleler oldu; bahsi geçen araba garajda mı yolun kenarında mı, bu insanlar nereye bakıyorlar filan gibi. Bilmiyorum çeviride mi tıkanıklık olmuş yoksa orijinali de mi böyle, çünkü ölümünden sonra yayınlanmış kitap. Çok da önemli değil zaten, Yüz Kitap'a ve anneme Pancake'i hayatıma soktukları için çok teşekkür ediyorum. Daha da överdim kitabı ama masadan kalkmak istiyorum, belim ağrıdı, çayım bitti.
Olanca suratsızlığımla "2018 neydi ki 2019 ne olsun" diyerek bitirmek istiyorum aslında yazıyı. Fakat çok şükür ki gerzek tarafım durumu dengeliyor, iyi şeyler de olabilir. Çünkü neden olmasın?
(Eduardo Galeano-Hikâye Avcısı)
Davullu zurnalı, yürümeli çözmeli bir sene diliyorum hepimize.





Eline saglik harika yazı icin
ReplyDeleteTeşekkür ederim, çok naziksin.
DeleteMutlu yıllar... yürüyelim ;)
ReplyDeleteAy hadi işallah hep beraber yürüyelim :) İyi seneler <3
DeleteMuvaffak şekilde yeni yıla girildiyse devamı aynı güzellikte gelsin diliyorum:) Mutlu yıllar...
ReplyDeleteArkadaşının hediyesine bayıldım. Ve Kışın İlk Günü'nü hemen internet mağazasındaki sepetime ekledim. Durumları göze sokmayıp sadece anlatanlar başımın tacıdır. Severim.
Mutlu yıllar! Valla belki de doğru dürüst geçer önümüzdeki 12 ay, biraz umutluyum :)
DeleteAy umarım bunu da beğenirsin. Ben de bıktım göze sokanlardan, o yüzden daha da çok bağrıma bastım bu kitabı.
"Ev dağınık olduğunda çok mutsuz oluyorum ama temizlik yapmak da yaşama sevincimi yok ediyor."... Okuyunca bi gulme geldi bana. Her sey muntazam olsun isteyip muntazam hale getirmekten bu kadar ölesiye nefret eden ben :)
ReplyDeletePamcake i de okumus kadar oldum su an. Hep diyorum ki ben de neşeli, renkli, huzurlu seyler okuyup sevebilirim. Evet okuyorum ama bir balik kadar hizli unutuyorum. Nerede boyle ciger desen hikaye var hepsi aklimda. Sanirim korkunun ecele faydasi yok, mecburen okuyacagim...
Ya ama gelmişiz 2019 senesine, evin zeminindeki tozu çöpü yok etmenin yolu hâlâ bir boruyu yere sürttürmek. Gene ben efor harcıyorum, ne anladım ben bu teknolojiden inovasyondan carttan curttan? Uçan araba filan ne güzel de ev temizliği ne olacak? Bak buraya yazıyorum, temizlik böyle kadınların üzerine yıkılmış bir faaliyet olmasaydı eğer, Mars'a filan gitmeyi erteler, onun yerine elektrik süpürgesi ve ütü sorununu çözerdi insanlık. Kadınlar nasıl olsa süpürüyor, canına yandığımın rahat erkek dünyası :/
DeleteAhhahhahha ay yemin ederim okuyalı bir ayı geçmiş, hâlâ aklımda benim de öyküler. Bazılarımız sünger gibi gam keder çekiyoruz, bilmiyorum iyi mi, kötü mü.
Valla ev işleri meselesini nasıl çözdün, kutlarım, bu aklıma hiç gelmediydi. Yoksa çoktan düğmesine basılınca nevresim takan makine icat edilirdi. Hayin irkekler :) (Arkadaşım gibi konuştum erkek dimez irkek der)
ReplyDeleteKitabı merak ettirdin yahu, elimde bin tane yok gibi bi de bunu mmu alayım şimdi.
Bi de sen post girince ben bi mutlu oluyorum, arayı açma.
Dumanlı pislik postacı elime bir tane kart bile ulaştırmadı, haliyle seninki de gelmedi. Kendisini şikayet etmeyi planlıyorum artık ertelemekten vazgeçip.
Haydi mutlu, umutlu yıllara...
Geçen bir tıbbi alet belgeseli seyrettik, Amerika'da doğru dürüst test etmeden filan piyasaya sürüyorlar, insanlar bunlar yüzünden sakat kalıyor, onlarca ameliyat geçirmek zorunda kalıyor. Belgesele konu ettikleri 5 tıbbi aletten 4'ü doğum kontrolü içindi. Üstelik kadınlar "Ölüyorum, çıkarın bunu" diye gittiklerinde kimse inanmamış, doktorlar başlarından savmış çoğu kadını.
DeleteEv aletleri endüstrisi, sağlık endüstrisi kadar insanın canına kastetmiyordur herhalde ama aletleri yüzeylere sürttürmekten pek öteye de geçemedik :)
Ay anam geri aldı, almasaydı paslayıverirdim sana kitabı. Kartımı da geçen hafta içi postaladım, anca gelir gibime geliyor. İstanbul'a da gitmemiş daha.
Yazıcam işalla arayı açmadan :) Mutlu seneler, çok yazılı bloglar olsun 2019'da <3
2-3 haftadır kitap almıyordum aslında. Sıkı tutunuyordum. Lakin bu kitaba direnemem. Haftasonu bulursam alıyorum izninizle.
ReplyDeleteKoko'ya selamlar ya :( Çok alem şu köpenklerle kediler. Bizim kedi de nara atıyordu bugün. Neye kızdıysa.
Yılbaşı gecesi çok elit şeyler dinleyerek girdiğimi zannediyor herkes fakat gerçekte olan Müslüm şarkılarıyla oldu. Erken saatlerde fransızca bişiler dinlerken konu nasıl da buralara geldi anlayamadım. Haydar haydar, gökyüzü falan ne alakaysa hepsini dinleyerek girdim yeni yıla. Şuanda da dinliyorum kendisini. Rakısız. Sağlıklı yaşama devam.
2019da fazla kazık yemem umarım :/
Ay ben de önce halk kütüphanesine bakıyorum, etrafıma soruyorum, hiçbir yerde yoksa "Okumazsam ölür müyüm?" diye bir kere daha kendime soruyorum. Böyle böyle azaltarak mini bir liste yapmıştım, dün sipariş verdim. Çoğu da Jaguar ve Yüz Kitap kitapları zaten, bir de Necmiye Alpay'ın Türkçe Sorunları Kılavuzu'nu aldım. Hâlâ yazım yanlışı yapıyorum, kendimden bunaldım.
DeleteKitabı övdüm övdüm, beklentiyi yükselttim, okuyup beğenmezseniz kendimi kötü hissedeceğim ahhahhhaha :D Ay hadi hayırlısı, umarım en azından okumaya değer bulursun.
Nara atacak kadar önemli bir şey olmuş muhakkak, cama saksağan gelip ileri geri konuşmuş olabilir. Kokolar en çok buna sinirleniyor.
Ahhahhha bizde de çok kısa Müslüm Gürses vardı, sonra Zeki Bey'e kırdık dümeni. Evde 16 yaşında yeğen vardı, çocuk herhalde geldiğine pişman olmuştur.
Lütfen kazık yiyeceğimiz bir sene olmasın, valla halimiz kalmadı artık.
Böylelikle benimde hayatıma girmiş oldu Pancake, öyle güzel övmüşsünki :))
ReplyDeleteMusmutlu seneler diliyorum :)
Ahhahhhaha valla kendi kitabım olsa bu kadar övmezdim, allahım lütfen hepiniz beğenin öyküleri, çok stres altındayım şu anda :D
DeleteMutlu seneler, 2019 çok güzel olsun <3
Necmiye Alpay'ın Türkçe Sorunları Kılavuzu'nu aldım ben de, ikimizden başka var mı acaba bu kitabı alan :))) Öykü fazla okuyamıyorum, nedense bir boşluk duygusu oluşuyor bitirince,ille de roman olsun diye bi blog vardı şimdi birden aklıma geldi.
ReplyDeleteNeyse daha fazla saçmalamadan bitireyim, mutlu yıllar :)
Ahhahhha ay ama her eve lazım bir kılavuz değil mi ya? Ben çeviri yapan arkadaşımın evinde görüp çok sevinmiştim, kardeşime de sipariş ettim, şu anda en azından 4 kişiyiz :)
DeleteBen seviyormuşum öykü okumayı, 2018'de yeniden farkettim bu durumu. İki öykü arası durup düşünebilmek hoşuma gidiyor galiba. Bu Yüz Kitap sadece öykü basıyordu, sanırım ilk defa geçenlerde bir roman bastılar ya da basıma hazırlıyorlar. Öykü basmaya inat etmiş yayınevini de seviverdim hemen.
Bazı blog isimlerini kıskanıyorum ahhahhha ay ne güzelmiş :D Mutlu yıllar, başımıza iyi şeyler gelsin bu sefer :)