Valla aslında normalde gelir buraya "Sevgililer Günü, kalpli yastık, sonsuz sevimsizlik" diye car car carlardım ama sabah ilk gördüğüm şey Mari Antrikot Hanımcığımın günün anlam ve önemi dahilinde paylaştığı Zeki Müren videosu oldu. Zeki Bey'i görünce yumuşadım.
Amaaan hakikaten ne farkeder? İçinde hâlâ Sevgililer Günü kutlayacak heyecan ve aşk filan kalmışlarımız varsa tenkit edeceğimize desteklemeliyiz bence. Her zamanki tavsiyemi yazarak geçiyorum, çorap alınız birbirinize arkadaşlar. En güzel hediye çorap.
Bugün ayrıca üç günlük Hızır orucunun da son günü. Yani yarın Hızır lokması pişiriliyor memleketimizin çeşitli yerlerinde. Üç sene önce Dersim'den taş el değirmeninde öğütülmüş buğday ve tereyağı gelmişti, kavurup kavut yapıp yemiştik. Üç sene önce bu zamanlar hâlimiz hâl değildi pek. İşte ben o ara spiritüel refom hareketi başlattım kendi çapımda ve dar çevremi kapsayacak şekilde; kavutlarla, aşurelerle, konuşarak ve dahi kendi hâline bırakarak düzelmeye çalıştık. Düzelmek mümkün peki? Değil bence. Dönüşmek mümkün. Valla bilmiyorum, 20'li yaşlarımın saflığını ve gerzekliğini özlüyorum aslında, ne güzel bir boktan haberim yoktu ama her şeyden emindim.
Şunları okudum o arada, Bizim Büyük Challenge'ımızın çeşitli maddelerine denk getirip defterime not aldım.
Alan Savunması Atina'da geçen polisiye, Komiser Kostas Haritos serisinin ikinci kitabı. İkinci kitap olduğunu bilmiyordum, öğrenince fenalık geçirdim çünkü sırayla okumak istiyorum böyle serileri. Benim gibi kendinizi yerlere atıp yuvarlanmıyorsanız eğer sıra bozulunca, bir şey farketmiyor aslında, sırasız da okunur.
Neyse, beğendim Alan Savunması'nı, Komiser Haritos'u da çok sevdim, diğer kitapları da okuyacağım. Önce ilk kitaptan başlayarak. Çünkü sıra diye bir şey var ve bu şeye gereken önem verilmiyor kanaatindeyim.
The Cat Who... serisine kaldığım yerden devam ediyorum, Qwilleran ve siyam kedileri bildiğiniz gibi, olaylar olaylar. Yeni bir eve taşındılar, eski elma deposu-yeni havalı konut. Bu 12. kitap kuşlu ve tiyatroluydu. 13'e de başladım, bu sefer yaz mevsimini geçirmek üzere bir dağ evine gidiyorlar. Henüz kimse ölmedi.
Kadın Düşmanlığı Üzerine Küçük Öyküler'i ve Sürücü Koltuğu'nu arka arkaya okuyunca biraz insanlıktan çıktım. Birbirinden tuhaf iki kitap, nasıl tarif edebilirim bilmiyorum; Sürücü Koltuğu'nun kurgusu, diğerinde ise öykülerde olup bitenler ecnebilerin deyimiyle bir miktar "fucked-up"tı. İkisinde de kadınlar başrollerde, Kadın Düşmanlığı Üzerine Küçük Öyküler'de durum daha karışık aslında, her öyküde en az bir kadın mevcut diyeyim, uzatmayayım.
Kabuk'u çok geç okudum, halbuki bir ara Instagram'dan üzerime üzerime yağıyordu. Geçenlerde Sevda okuyup övünce ondan alıp okuyuverdim. Valla ben de beğendim, ne güzel yazmış Zeynep Kaçar. Kabuk'ta da başrollerde kadınlar var; analar, kızlar, teyzeler var. Bu "ilk kitap-yeni yazar-genç kuşak" furyası içinde okuduğum en orijinal romanlardan biriydi. (Ay siz beni dinlemeyin bence, 3-5 tane okuyup yıldıktan sonra öyle kitapları almayı bıraktım ben. Ayrıca iki yayınevi karalistemde, bastıkları hiçbir şeyi almıyorum. O yüzden bu konudaki tecrübem kısıtlı. Sadece bok gibi kitaplara, yazım yanlışlarına, kötü çevirilere para vermekten bıktım.)
Saat 14:30, hâlâ cehaletimi alsın diye caz listeleri dinliyorum, iki kahve ve iki çay içtim şu saate kadar, hava kapalı ve soğuk. Terziye gidip bıraktığım pantolonları almam lazım ama kargo geleceği için gene evde mahsurum. Kalkayım dolanayım biraz, çiçekleri sulayayım. Naapıyorsunuz, iyi misiniz?
Aaaa Alan Savunmasi! 2014'te burada birlikte bir kitap meydan okumasi yapmistik. Katildigim tek 30 days cellinci idi. Orada Alan Savunmasi'ni yazmistim. Yillar sonra senin listende okuyunca bir mutlu oldum. Petros Markaris'in kitaplari, tatli krizinde bir kasik Nutella yemek gibi. Az ve guzel.
ReplyDeleteAy hadi ya? Keşke o zaman uyanıp okusaymışım, bunu da zaten babam yolladı, gene kendi kendime bulmuş değilim. Bu arada Komiser Haritos serisi 11 kitap olmuş fakat çeviren yok :/
DeleteNeyse bu da kendi içinde ayrı bir çelınc, Haritos çelıncı, belki o arada bir allahın kulu bari en azından İngilizce'ye çevirir.
Ilgili turkce kitap sitelerinde turkce kitap aramayi artik biraktim, kendimi ingilizce okumak icin zorluyorum. Oyle olunca da tembellikten uzak kaliyorum. Baska kitaplarini aramadim bile. Ama bilmiyordum yazdigini. Ama su kedili seri cok ilgimi cekti, Amazon'un ben de kopegi oldum gelir gelmez, bir bakinayim oraya. Konusu geregi dilinin de cok zor olmayacagini dusunup, bu yazidan ne kadar da kitap okumaktan uzak kalmisim diye sitem ederek sayfandan cikiyorum )))
DeleteKitap serilerinde bilmeden sıra atladıysam ben de fenalıklar geçiriyorum:) Ayrı ayrı okunacak tarzda olsalar da asla içime sinmiyor.
ReplyDeleteBenim de sinmiyor içime, kaşım gözüm seğiriyor. Bir şey 1-2-3 diye gidecekken neden başka türlü gitsin di mi? :D
DeleteŞu kedili seriye bayılıyorum ama Türkçe'ye çevrilmiş 3 ya da 4 kitap var, onları da yuttum ve seni çok kıskandım şu anda. ingilizce mi öğrensem ne yapsam :)) Şu Yunanlı komiserle takılayım bari...
ReplyDeleteOf ne geç cevap yazıyorum yahu gene :/ Yunan komiser güzel valla, sıkılmadan okursun gibime geliyor.
DeleteBilgi sahibi oldum
ReplyDeleteTeşekkür ederim.
Merhaba, rica ederim, ilginizi çektiyse ne mutlu bana.
DeleteSırf kafa yazarlar basıyorlar ve çeviriyorlar diye hangi yayınevlerine müsamaha gösterdik zamanında. Rezalet redaksiyonlar, eksik basılmamış harfler, birbiri üstüne basılan sayfalar, Türkçe mi Marsça mı anlaşılamayan bazı ifadeler. Bazılarına da hala sabrediyorum ama illallah.
ReplyDeleteBen seri kitap okuyamıyorum. Proust belasına düştüm en son, pişmanım (kitapların niteliğine dair değil bu pişmanlığım haşaa :D). Karakterleri ve konuları unutacağım endişesi saolsun iki üç ay aralarla kitaplarını okuyorum. Bitti bitiyor halaya duracağım.
Ya valla, yarım bırakmayayım diye ne rezalet redaksiyonlar, ne kötü çeviriler okudum. Yalnız değiliz bu sıkıntıda, etrafımda da var "O yayınevi çok özensiz, bu çeviri okunacak gibi değil" diyerek seçerek kitap alanlar.
DeleteAhhahha Proust dolaylı yoldan hayatıma dahil oluyor sürekli. Yakın arkadaşım da tanıştığımızdan beri duramadı o halaya bir türlü, beni de çekmek istiyor o Proust belasının içine. 7 senedir direniyorum :D
Sıra bence de mühim !
ReplyDeleteSayımız artıyor, çok seviniyorum! Yaşasın sıraya inananlar, sırasız yapamayanlar <3
DeletePaylaşımlarınızı severek takip etmeye çalışıyorum daha nice paylaşımlarınız olur inşaallah...Sıkılmadan dirayetle :)...Selam ve Dua ile...
ReplyDeleteSelam ziyareti :)
Merhaba, selam!
DeleteÇok teşekkür ederim, dirayet lazım gerçekten bana :)
Bizden de çok selamlar.
Merhaba, Değerli Blog Arkadaşım; İnsana Davet sitesinde "Blog Keşif Etkinliği ve Önemli Duyuru" başlıklı yazımızda size de yer verdik. Hemde önemli bir duyuru içeriyor... Bakmak isterseniz beklerim...Selam ve Dua ile...
ReplyDelete