Olay yerinden, minyatür videomla bildiriyorum; arsada yerde yığılı halde gördüğünüz şeyler, yan komşumuz apartmanın bahçe duvarı ve bahçenin bir metrelik filan kısmı. İnşaatçı ayılar öyle fütursuzca temel kazıyor ki elalemin apartmanının bahçesini göçerttiler.
İki daire var bu apartmanın zemin katında, arka bahçeyi de bir hayli kullanıyorlar çünkü iki dairede de köpekler var, zaman zaman çocuklar var. Kimse bahçede değildi allahtan. Allahtan hava çok soğuk ve ıslak.
Bahçe katında oturanlar fırladı, öyle bir gürültüyle çöktü ki duvar, zaten hepimiz balkonlara fırladık. Kavga kıyamet. Ben de zabıtayı aradım, kibar bir abiden neden hiçbir şey yapamayacağımızın açıklamasını dinledim. Özet olarak "yıksalar bile temin ederler" gibi bir prensip varmış, o yüzden bu allahın belaları canları nasıl isterlerse öyle inşaat yapıyorlar.
Bir uzman görüşü aldım (babamı aradım), (gülüyorsunuz ama uzman görüşü diye kocasına sorup yazan gazeteci gördüm ben), etraftaki apartmanları korumak için önce kazık çakıp sonra temel kazmaları gerekiyormuş bu sığırların. Ama pahalı olacağı için çakmıyorlarmış.
Polis geldi filan. O arada herifler yeniden çalışmaya başladı. Bilmiyorum hiç beş-on metre ilerinizde temel kazıldı mı, sandalyemin altına biri vuruyormuş gibi hafif bir titreşim halinde oturuyorum bütün gün. Bam güm, kepçe çalışıyor, hafriyat kamyonları işliyor, herifler birbirlerine bağırıyor, duvarlar yıkılıyor. Çankaya burası, bir zamanların hoş muhitlerinden Farabi Sokak. Şimdi kentsel dönüşüm panayırı oldu. Nereye kaçabilirsiniz?
Hiçbir yere kaçamazsınız. Dağa kaçsanız birilerinin gelip dibinize taş ocağı açmayacağının garantisi yok.
Şunu geçenlerde görüp ekran görüntüsü aldım:
Çevre düzenlemesi yaptı Çankaya Belediyesi; kaldırımları düzeltti filan. Yerde gördüğünüz de asfalt aslında. Döktükten sonra kaldırım taşı gibi görünecek şekilde üzerinden geçiyorlar, bir de neden bilmiyorum bu pembemsi kırmızıya boyuyorlar.
Herhalde taş döşemekten ucuzdur, bakımı kolaydır filan. Esas sinirlendiğim şey "Yepyeni bir kent merkezi inşa ettik" iddiası. Nereye inşa ettiniz o yepyeni kent merkezini? Haydi her şeyi bir kenara bırakalım, Kızılay'ın herrrr yeri tabela. Kızılay bir dükkan tabelası cehennemi. Her yer dönerci, bir milyoncu, fal kafe dolu. İşte hasbelkader aralarda varlığını sürdürmeye çalışan kitapçılar filan var. Kızılay'dan keyif alabilmek için etrafınızın %95'ini görmezden gelmeniz, insanı mutlu eden o %5'e odaklanmanız lazım.
Alper Bey'in coşkusu, iki dönemdir açık ara belediye başkanı seçiliyor olmasından geliyor diye tahmin ediyorum. Valla çok ayıp şunu yazmak ama yazacağım; CHP, Çankaya adayı diye patates gösterse onu da başkan seçeriz. O kadar korkuyoruz ki "sosyal demokrat" olmayan bir belediye başkanı ihtimalinden, sonunda bir çeşit ghetto olduk. Bakınız 2018 seçim sonuçları:
Cumhurbaşkanı seçimi haritası da bunun aynısı. Gene ortada kırmızı bir noktayız.
Ben Alper Bey'in yerinde olsam bu kadar coşmazdım. Kuğulu Park'taki ağaçları buduyoruz diye birer yapraksız kütüğe çevirdiler, mahalleli isyan edince "Yalnız derin budama bu" diye üstten üstten bir açıklama yapıldı. Ankara Üniversitesi'nden uzmanlarla çalıştıklarını söylediler, Ankara Üniversitesi'nden uzmanlar dedi ki "Biz ağaç kesin demedik, böyle budayın da demedik, zaten daha raporumuzu bitirmeden budadılar ağaçları."
Budama sonrası vaziyet buydu:
Budamanın yanlış olduğunu söyleyen uzmanların dediği gibi oldu, bazıları öldü bu ağaçların, bazıları da gövdelerinin alt ve yan kısımlarından cılız üç-beş yeni dal verdi. Biz bu ölü ağaçların ve belediye tarafından zerre kaale alınmamamızın üzerine gidip gene Alper Bey'e oy verdik.
İdeal bir hayat olsaydı bu, 4 tane canavar gibi belediye başkanı adayı çıkarırlardı, MESELA BAZILARI KADIN OLURDU BU ADAYLARIN, şehir plancısı olurdu, mimar olurdu. Bakardık vizyonları var mı, derdimizi anlıyorlar mı; 4 aday arasından seçer oy verirdik. Önümüze "Aha aday bu" diye bir adam iteliyorlar, gidip oy veriyoruz.
Ayh ömür törüpüsü yemin ederim. Neyse yani, şunu demek istemiştim aslında, sadece evde oturmak istiyorum ama onu bile istediğim gibi yapamıyorum. Onun bile içine kepçe operatörü giriyor, zabıta giriyor. Sadece parka gitmek istesem orada da kaşım gözüm seğiriyor. Sonra "Her şeyi politikleştirmeyin" diyorlar, nasıl politik olmasın, evde oturmak politik.
Ankara'nın eski bir mahallesinde sadece oturmak isteyen bir vatandaş olarak neden gündüzleri zabıtayı, geceleri bar kavgası için polisi aramak zorunda kalıyorum ben kaç senedir? Yerel yönetimler, verdikleri izinler ve saire bana diyor ki "Bacım bu mahalle artık böyle, mutsuzsan başka yere git." Önce ben geldim buraya, bu apartmanlar konuttu filan; cevap hep şu "Yapılacak bir şey yok."
Sosyal demokrasi paçalarımızdan akıyor.



Ülkenin temel sorunu, hayatın her alanında geri bildirim sisteminin ve cezalandırmanın ciddiye alınmaması bence. "Yıksalar bile temin ederler" her şeyi özetliyor... Cezalar ve uyarılar işletilse bunlara kimse cesaret edemez. Fütursuzların alıp başını yürüdüğü günler. Bahçeyi de yıkarlar, mazallah binayı da devirirler. "Pardon!" bile demezler artık.
ReplyDeleteAsfalt kaldırım işi hoşuma gitse de (eski küçük taşlar ilk yağmurda Mario'daki engellere dönüşüyordu ve langır lungur oynuyordu-tek fark on kere basınca mantar çıkmıyordu :D) o renk nedir allasen?? Sakarya'ya adım attım geçen gözlerim kanadı. İkonaya döndüm. Ne gereği var yani. Zaten Kızılay renk cümbüşü (!). Tabela cenneti. Işık panayırı.
Bence temel sorun belediyeciliğin geldiği nokta. "Düzgün ve kısa vadede bozulmayacak kaldırım yapmak" kadar temel bir iş bile artık inanılmaz işler olarak değerlendiriliyor. Ben de öyleyim yalan yok. "Aman neyse en azından kaldırım bozulmayacak bu sefer" diyecek kadar umutsuzuz. Beklenti eşiğimiz o kadar yerlerde. Müzmin bir Çankaya sakini idim son on yıla kadar ve ben kaç dönem kayda değer hiçbir şey yapıldığını görmedim. Önceki dönemlerde çöp yığınları oluyordu ana caddelerde (vallahi politik bir endişe gütmeden yazıyorum). Esat yahu! Bir dönemin popüler semti. Çöpler kokar akar. Öff. Alper Bey çöp kutusu koyunca buna bile tav olmuştuk. Düşün yani ne kadar umudumuz kırılmış. Çöp kutusu ve asfalt kaldırım işlerini dev proje olarak görüyoruz. Mesela Mansur Bey otobüslerin hepsine kart zorunluluğu getirdi.. aman yarabbi nasıl sevindim. Çünkü durmadan "müşteri"sine höt zöt çeken biletçilerden usanmıştım. Bir gün haberlere düşecektik otobüste kavga manşetiyle.
Bana çok kızdı arkadaşlarım son seçimde. Hatta biriyle tamamen görüşmeyi kestik. "Neden oy vermiyorsun Zihin". İşte bu yüzden. Yoklukta mevcut olanlara oy vermek de bir şey ama maalesef getirisi de ancak bu kadar. Normalde hiçbir belediyenin "kale" olarak görülmemesi lazım. Dediğin gibi farklı adaylar hatta farklı fikirler arasında el değiştirmeli. Fakat Amerikan sistemine dönmüş vaziyetteyiz. Ya o, ya bu. Ne ala. Ben bipolar siyaseti reddediyorum. Varsın kızsınlar. Ben ne dinozor görmek istiyorum şehrin meydanlarında, ne de ağaçların budanarak mahvedilmesini. Bunun seçimi olmamalı.
Ay tabii canım, apartmanı devirseler ne olacak? Dava açılır, yıllar sürer, gariban iki işçiye yıkılır bütün suç, biter gider. En fazla bu olur, hepimiz biliyoruz. Bugün kazmıyorlar, yıkılan bahçe tarafına ya kazık çakıyorlar ya da daha fenası temel atmaya başladılar. Onlar çalışmıyor ama bizim apartmanda bir dairede tadilat var bu sefer ahhahhha ohh allahım!
DeleteAhhahhha gözleri kanayan ikonaya güldüm kendi kendime :D Çok haklısın, bir hizmet kırıntısına sevinçten deliriyoruz. Benim haberim yoktu kart zorunluluğundan, halk otobüsüne binip de kart basma zımbırtısını görünce dizlerimin üzerine çöküp şükran gözyaşları dökesim geldi. Yemin ederim Kızılay'da otobüsten indiğimde hâlâ sırıtıyordum, herkes mesaj attım "HALK OTOBÜSÜNE KART BASTIM! MANSUR BAŞKAN KALP KALP" diye.
Valla Mansur Bey'in belediye başkanlığı yapma tarzı, umarım ilçe belediye başkanlarına da sirayet eder. Ben artık geçtim her şeyden, o belediye meclisleri çeşit çeşit insan dolu, çoğu da nemalansın diye oturtuluyor bence oralara. Öyle insan gibi davranarak, rica ederek filan bir yere varılacak gibi değil, bam bam bam taktiğiyle belediyecilik yapılsın. Ya allahaşkına, halk otobüsleri mafya gibi, yangın çıkıyor, kaza yapıyorlar, kimse höst demedi bunlara yıllardır. Sırf kart zorunluluğu bile dev bir adımdı, merakla bekliyorum başka neler olacak diye.
Ben anlıyorum seni ve hak da veriyorum. Aptal yerine koyulduğumuzu düşünüyorum, çok da sinirleniyorum. Ama işte o "biri gelip başımıza bela olmasın" korkusu daha baskın çıkıyor her seçim zamanı. Bence bu korkunun büyük bir kısmı Melih Gökçek yüzünden yerleşti içimize. Öylesine geldi ve öylesine gitmedi ve o kadar çok dinozor oldu ki ellerim titriyor seçim sandığının başında :/
Herşey usulune göre yapılsa bu ülkede....
ReplyDeleteUmarım görürüz o güzel günleri.
DeleteMerhaba.Oldukça kaliteli bir blogunuz var sizi takibe aldım.Zaman ayırmak isterseniz sizi de yeni açtığım blogumu takip etmeye davet ediyorum.Sağlıcakla Kalın.
ReplyDeletehttps://hepfragmanizle.blogspot.com/
Benimde seyirdi kaşım gözüm,a parti b parti o koltuklara oturunca aynı şeyin laciverdi oluyorlar.Dükkanına o levhayı asarken çirkinliğini fark etmeyen insanlardan belediyenin hizmetlerini görsel açıdan eleştirmesini beklemiyorum.Nasılsan öyle yönetiliyorsun ötesi yok.Evine kanalizasyon suyu taşmadıkça çöpü kapının önünden alındıkça Allah razı olsun belediyemizden diyen bir şehirde yaşıyorum çirkinlikte Ankaraya yetiştik sayılır elhamdülillah:)
ReplyDeleteBaşkent olduğu için tabii çirkinlik standardını belirliyor Ankara. Neon ışıklandırmanız var mı mesela? Böyle Toki bloklarına alttan alttan vurdurcaksınız, geceleri kasap akvaryumu gibi carıl carıl parlayacak betonlar.
DeleteYa parka çok üzülüyorum. Bir abide gibi duruyor bir de yani görmemenin imkanı yok. Çankaya'nın CHPli belediyelerinin bir adet bahanesi vardı, tarihin başlangıcından beri aynı bahane; "Biz yapacağız ama Büyükşehir izin vermiyor." Nihayet Büyükşehir de CHPli (aslında MHPliydi ama artık değil ama tabii adam ülkücü ama CHPye şaaptı ama parti rozetini çıkardı ama Mansur Beyğ), şimdi bekliyorum hizmetlere boğsunlar bizi, adeta Norveç filan olalım diye. (Bir adet cam kumbarası bulmak için 45 dakika dolanmıştı mahallede.)
Ah ah ahhh... O kazıkların çakılmamış olması bundan sonrası için de aynı riski devam ettiriyor aslında, n'apıp yapıp belediyeyi önlem aldırma konusunda sıkı sıkı uyarmak ve hatta Cimer'e yazmak gerekiyor, yazık bir sürü insanın hayatını olumsuz etkileyecek hatta feci sonuçlar doğuracak bir durum bu. Ayrıca inşaat alanı kenarlarında koruyucu bariyer ve perdeler de göremedim. Harbi sığırmış bunlar, çok feci sinirlendim bak yine... Bimer, Cimer vs her yolu denemenizi tavsiye ediyorum.
ReplyDeleteYa evet, bir uzman görüşü de öyle dedi. Bugün, bu yıkılan bahçe tarafında çalışıyorlar ama anlamadım temel mi atıyorlar, kazık mı çakacaklar. Ya üç metre var yok kazdıkları yerin derinliği, o kadar derinlik yetiyor mu 6-7 katlı bina için?
DeleteKoruyucu bariyer filan yok, bir tarafta perde var sadece, arsanın sağında kalan tarafta. Sol tarafta yok, bize yakın tarafta zaten yoktu, bahçe duvarı vardı sadece.
Bir anlayayım ne yaptıklarını, gidip yöneticiyle ve apartmanımızın tek inşaattan anlayanıyla konuşayım.
Zemin mekaniğine, yapı yüzey alanına, kullanılan malzemeye, toprak üzerine binecek yüke göre vs değişmekle birlikte çok genel olarak deprem riski olan ülkemizde 5 katlı binalar için 6-7 metre derinliğe kadar fore kazık dahil, desteklemek gerekir. Ama her bina böyle yapılıyor mu dersen? Maalesef. O yüzden yıkılıyor işte binalar da. Ve dediğim gibi tek kendisi yıkılmıyor, yanı yönü de payını alıyor ki almış bir kısım zaten. Yapı denetimi onayı almadan başlamamak da gerekiyor ama uygulanıyor mu orada, bilemiyorum.
DeleteAnladım, ay çok teşekkür ederim! Valla inşaat seyrettiğimiz için 7/24, var o kadar derin temel kazanı, kazık çakanı. Bir tanesi elçilik binası inşaatı, arzın merkezine kadar kazdılar mesela. Bu ayılar ne yapacak bakalım, bunları gözüm tutmadı.
DeleteYapı denetimi onayının uygulandığını tahmin ediyorum çünkü eski binayı yıkıp bir türlü inşaata başlamayanlar var, sağa sola sorunca "Onay alamadılar" dediler. Mahallemiz polisi, zabıtayı aramaktan hoşlanan bir mahalle; gelişmeleri bildiririm :)
Harika bir özeti olmuş Yeni Türkiye'nin..
ReplyDeleteAy Yeni Türkiye'nin canımıza kastı var resmen.
Delete