February 25, 2020

Judit

Yer yer kitapla kavga ederek İşin Aslı, Judit Ve Sonrası'nı bitirdim hafta sonu. Üç bölümden mürekkep romanın ilk bölümünde bir kadın evliliğini anlatıyor, ikinci bölüm ise kocasının anlattıkları, vallahi bu kocalı bölümü biraz ite kaka okudum çünkü uzun uzun Macar burjuva sınıfı tarifleri vardı. Sonra üçüncü bölümde "diğer kadın" Judit kendi gözünden anlatıyor olan biteni. Judit hayatıma bir güneş gibi doğdu.

İlk iki bölümde Judit'in bahsi geçiyor tabii bol bol, evin hizmetçisi Judit ve olayların da bir hayli merkezinde bir karakter. Ama sıra Judit'e gelip de kendi hikayesini anlatmaya başlayınca bayağı çarpıldım. Sanırım Marai'nin iyi yazarlığı tam da burada patlak veriyor. Yüzlerce sayfa bir burjuva çiftin hayatını okumuşuz, gözümüzün önünden kolalı gömlekler, ölçülü gülümsemeler, devasa davet sofraları, hazırolda edilen kahvaltılar geçmiş. Judit buralarda sadece kenarda bekleyen bir hizmetçi, konuşmadan gözleriyle aşk yeminleri eden bir kadın.

Sonra Judit ağzını açıyor ve kısmen onun yüzünden kısmen de ondan bağımsız, halihazırda dökülmeye başlamış olan her şey çöküyor komşular, o zengin evleri çöküyor, ilişkiler çöküyor, dünya çöküyor. İki dünya savaşı arası başlayan hikayenin son bölümünde Judit hem kendini hem de 2. Dünya Savaşı sırasında Budapeşte'yi anlatıyor. Valla o kadar sade ama o kadar güçlü tarif etmiş ki Marai o kuşatma altındaki şehri ve hayatı, son birkaç gündür aklımdan çıkmıyor.

Uzun alıntı yapacağım; savaş ve kuşatma sürmekte, Judit kendi tabiriyle bir "sanatçımsı"nın evinde, sanatçımsı diyor ki:

"Güzel olan herkesin şüpheli sayılacağı bir dünya geliyor. Ve yetenekli olan herkesin. Ve karakter sahibi olan herkesin" dedi sert sert. Boğuk bir sesle konuşuyordu. "Anlamıyor musunuz? Güzellik bir hakaret olacak. Yetenek bir kışkırtma. Karakter ise bir suikast. Çünkü şimdi onlar geliyor, sürüne sürüne dört bir yandan ortaya çıkıyorlar, yüz binlercesi, belki daha da fazlası. Her taraftan geliyorlar. At hırsızı tipliler. Yeteneksizler. Karakter fukaraları. Ve güzel olanın üzerine vitriol dökecekler. Yeteneğe zift, kükürt ve iğrenç iftiralarla zulmedecekler. Ve karakter sahibi olanı bıçaklayacaklar. Geldiler bile. Ve sayıları gittikçe artıyor. Dikkatli olun."

Sonra tekrar masanın başına oturdu ve iki eliyle yüzünü kapadı. Uzun süre böyle oturdu. Sonra birden sordu: "Kahve yapayım mı?"

Üç kere okudum burayı, o kahveye dair ani soru beni çok kalbimden vurdu.

Okumak da biraz idman gerektiriyor sanırım, bende öyle oluyor en azından. Ölülü Cinayet Gizemleri okuya okuya çaptan düşüyorum, biraz edebi bir şey okumaya kalkınca zorla ders çalışan çocuk gibi gözlerim sulanıyor, teflonmuşum gibi üzerimden kayıp gidiyor cümleler.

Judit'ten sonra araya tatlış bir şey sokayım dedim, kısacık bir öykü seçkisinin ortalarında sinir içinde kaldım. Gözüm seğirerek bitirdim onu, gecenin bir saatiydi, ne yapacağımı bilemedim, can havliyle gene bir Harlan Coben'e başladım. En azından başıma ne geleceğini biliyorum, seri katil var, o var, bu var.

Kitap Eki dergisinin Ocak sayısını okuyup bitirdim nihayet, bir miktar kitap not aldım kenara, üç tanesini dayanamayıp sipariş ettim bile. Kitap Eki'nin Şubat sayısını da sipariş ettim. Aslında Kızılay'da Turhan Kitabevi'nde satılıyormuş ama hazır eve kitap geliyorken araya sıkıştırdım dergiyi de.

Gideyim yoğurt alayım, biraz yürümüş olayım, cam şişeleri kumbaraya atayım. Nasılsınız, iyi misiniz?

16 comments:

  1. Paylaşımını okuduk feyzaldık. iyi okumalar.

    ReplyDelete
  2. Katılıyorum okuma konusunda idmanını yitirmiş birisi olarak, zorla ders çalışan çocuk benzetmesi öyle cuk olmuş ki :) ama pes etmeyişin bana da ilham verdi. Hırkayı bitirdim artık kitap idmanlarına başlıyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. "Şimdi yatayım, yarın erken kalkıp okurum" bile demiş olabilirim :) Valla bence ben edebiyattan filan anlamıyorum, kitabı basmış kossskoca yayınevi, bende bir problem vardır diye okumaya devam ediyorum. Bu kitap güzeldi zaten ama neler okudum yani ben pes etmeyip, aklı olan pes ederdi.

      Delete
  3. kitabı merak ettim etmesine de acaba dedim ilk iki bölümü atlasam :))
    Bu aralar kitap okumakta zorlanıyorum... İdman meselesi bence çok doğru bir tespit...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay ilk bölüm de güzel, iki kadının kendilerini ve olayları anlattıkları bölümleri beğendim. Ortadaki adam beni bunalttı. Öyle olması gerekiyormuş zaten, bütün olan bitenden hiçbir şey anlamayıp en sonunda uyanan adam :)

      Valla ben de zorlanıyorum, evin elektriğini kessem faydası olur gibime geliyor.

      Delete
  4. merkür kıvıra kıvıra etrafımda dönüyor gibi hissediyorum.Bir yerde okumuştum,hayvanat bahçesinde doğmuş deve yavrusu annesine soruyordu kirpiklerimiz niye böyle uzun?annesi çöldeki kum fırtınalarına karşı gözlerimizi korusun diye,yavru,ayaklarımız niye böyle?anne, çölde kuma batmamak için diyordu sonunda yavru dayanamayıp, bu boktan yerde işimiz ne diyordu.ruh halim aynen böyle.aidiyet duygumu yitiriyorum sanırım

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay gerçekten garibim deve yavrusundan ne farkımız var, valla aidiyet duygusunun yarısı insanın içinden geliyorsa kalanı da dışarının etkisi bence. Bizde dışarısı, içimizi de yedi, geriye bir şey bırakmadı.

      Ben de bazı sabahlar "Allahım gene mi uyandık?" diye kalkıyorum yataktan, bir şey yapmazsam o gün öyle bitiyor. Sonra böyle günler üst üste birikiyor. Dün böyleydi, bugün de aynı gidecek. Kendime müdahale edeceğim, kitaplık tozu almak olsun, çıkıp bir saat yürümek olsun, ne olursa. Önemsiz de olsa bir işi bitirmiş olayım, bir yere varmasam da adım atmış olayım. Yoksa yarın da dün gibi geçecek.

      Delete
  5. Replies
    1. İşleyen demir ışıldar efendim diyerek durduk yerde 10 yaş alıyorum, sessizce gidiyorum :)

      Delete
  6. Bu kitap fena halde radarımda ama evde okunacaklar biriktiğinden uzanamıyorum. Fakat şimdi bu yazıyla tekrar hevesim arttı. Her şey bir yana, bir de savaş sırasındaki Budapeşte var işin içinde. Henüz yazmadım ama birkaç ay önce Budapeşte'ye gittim ve çok sevdim. Of dayanamayacağım alacağım galiba :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya valla seversin gibime geliyor, şehri görmüşlüğün de var üstelik, ne güzel ♥ Belki kitabı okuyup bir de blog yazısı yazarsın, çok sevinerek okurum.

      Delete
  7. Kitabı dün aldım,Macar yazarları seviyorum,Magda Szabo gibi.Bu kitabı da severek okuyacağım,paylaşım için teşekkürler Mina.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yaşasın kitap okumalar! :) Hiç Magda Szabo okumadım, bakayım belki bu gazla okurum, merak etmiyor da değilim :)

      Delete
    2. Aaa sen hakkat Magda Szabo okumadın mı? Cık cık cık, kınadım valla. Ben seni nasıl darlamamışım oku diye. "Kapı" ile başla, "İza'nın Şarkısı" ile sağdan devam et. "Kapı"nın filmi de var, birebir aynı kitabın. Istvan Szabo çekmiş, övünmek gibi olmasın festivalde yönetmenin kendisi ile izlemiş idim. Magda ile akraba mısınız dediler, soyadı benzerliği dedi, bizdeki Öztürk, Yılmaz gibi çok rastlanan soyadmış ve terzi demekmiş.

      Delete
    3. Okumadım ve tabii ki bahsi geçti ahhahhhah :D Ya şu anda yazarken şüpheler içindeyim, acaba kitap da vermiş olabilir misin? Yani düşününce evde varmış gibi geliyor Szabo da, ben de almış olabilirim, her şey olmuş olabilir. Magda Hanım 2007'de terk-i diyar eylemiş, bu durumda bir imza alma ihtimalim yok, söyleşi izlemek namümkün. Bir gugıllayayım belki ben akrabayımdır, zira Szabo anlaşılan bir nevi Eroğlu'ymuş, belli mi olur. Akabinde okuyacağımdır, vallahi billahi :D

      Delete