July 8, 2020

Kitaplı Mim 7

"İmzalı kitaplara önem verir misiniz? Kitaplığınızda imzalı kitaplar var mıdır, hangi yazarların imzalı kitaplarına sahipsiniz?"

Önem verdiğimi iddia edemem, denk gelince yazarına imzalattığım kitaplarım var. 

Eskiden annemle babam beni kollarının altına sıkıştırıp kültür sanat festivallerine filan giderdi, oralarda imzalattığım çocuk kitaplarım var. Gülten Dayıoğlu'nun Işın Çağı Çocukları var mesela imzalı, çok heyecanlı bir bilimkurgu romanıydı. 

Bir süre tek çocuk olarak yaşadığım ve yaşıtlarımdan ziyade eve gelip giden yetişkinlere yapıştığım için bizimkilerin bazı arkadaşlarını çocukluk arkadaşlarım olarak hatırlıyorum. Güney Amca onlardan biriydi. İnternetlerde şu vesikalığını buldum. Çok güzel yaz tatili fotoğraflarımız filan var aslında ama Urla'da tabii eski fotoğraflar.

Güney Amca tanıştığım ilk bilim insanıdır; sakin, sabırlı, yumuşak sesli, dünya tatlısı biriydi. Bana hiç çocuk muamelesi yapmadı, beni hep son derece ciddiye aldı. 

Frederic Joliot-Curie'nin yaşamını anlattığı Hep Aranızda Olacağım adlı bir kitabı vardır. Onu da tabii ki anama babama değil, bana imzalayıp hediye etmişti. 

"Çocukluk arkadaşlarım"dan imzalı başka kitaplarım da var, anı kitapları, yakın tarih araştırmaları. Urla'da olsaydım, daha iyi cevaplayabilirdim bu soruyu. 

Yakın zamanlarda fuarlarda yakalayıp kitaplarını imzalattığım Şükrü Erbaş aklıma geliyor, Mehmet Eroğlu, gazeteci Fehim Taştekin. 

Canım kızkardeşim Birgül'ün Ev Anası, yanında bir dilim havuçlu kekle birlikte kargo yoluyla gelmişti. Nurşen Abla'nın Mutfağın Hatıra Defteri'ni çantama atıp imza gününe gitmiştim. 

Kalabalığa karışabildiğimiz, insan içine çıkabildiğimiz eski günler. Gerçi karışan gene karışıyor kalabalığa ama buraya kadar (bildiğim kadarıyla) hastalanmadan geldim, böyle devam etmek istiyorum. Terasta ayaklarıma hortum tutarak geçirmeyi planlıyorum yazın geri kalanını, annemlere de aynısını tavsiye ettim. Onların bahçelerinde su kuyusu var, kayısı ağacı var, erik ağacı var. Her halükarda bu beton kütlede yaşayan bizden daha iyi durumdalar. 

Geçen gün sabah kahvelerini alıp bahçenin bir köşesine yerleşmişler, beni aradılar. "Ay burası da yaşanmaz oldu, kafe-bar gürültüsünden yıldık" diye şikayet ederlerken arkadan sadece çipit çipit kuş sesleri geliyordu. Kaşım gözüm seğirdi inşaatlar arasındaki salonumda ama bir şey demedim, zaten gündüzlerden değil gecelerden şikayet ediyorlar. Çünkü diplerindeki eller havaya meyhane vallahi korona morona yasağı dinlememiş açmış dükkanı. 

Neyse, böyle işte. Gidiyorum ben. Öberek.

6 comments:

  1. Birgül canım bana da kek eşliğinde yollamıştı kitabını, zatürre olmuş mal gibi yatıyordum, ilaç gibi gelmişti o kitap, tatlı kadın. Nurşen hanımın imzalı kitabının olması çok önemli, kitaplığınız onurlanmış vallah :)
    Eski günleri çok özlüyorum, çabuk gelsin ya...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de dün akşam "Yav kek havuçlu muydu yoksa brovni miydi?" diye detaylarda boğuldum, yapacak başka bir işim yok çünkü.

      Ay bir de utanmadan "İmza gününe gittim" filan yazmışım, 1 saat kaldıysam o etkinlikte bunun 50 dakikasını Nurşen Hanım'ın geliniyle mutfakta saklanarak geçirdim ahhahhhah :D

      Delete
  2. Nasıl entelmiş sizin aile ve etraf! Kıskandım.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya valla ne güzel entellerdi hepsi, ben de arkadaşlıklarını kıskanıyorum. Uzun akşam yemekleri, beraber tatiller filan. Bizim eve gelip kalan da çok olurdu. Benim çevrem hiç öyle geniş değil, hayatım da hiç öyle değil, çok sessiz.

      Delete
  3. Ne güzel şanslı bir çocukluk dönemi <3. Ben arkadaşlığı bırak bir bilim insanına selam bile vermemişimdir herhalde :). Çok tatlı <3.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Güney Amca'yı tanıyıp da sevmeyen bilmiyorum olmuş mudur, çok nadide bir insandı. Kitap dışında bir bilim insanlığını da görmedim aslında, gözümün önüne plaj şemsiyesi altında oturan dev bıyıklar geliyor daha ziyade :D

      Delete