September 28, 2011

çok acayipsin elizabeth

dün gece yatmak yerine televizyon seyrederken bbc hd'de bi belgesele daldım. normalde "çeyizimi sen düz" falan seyrediyor olmam gerekirdi fekat belgesel o kadar hızlı ve o kadar acayip ilerledi ki kitlenip kaldım koltukta. şimdi aramaya üşeniyorum ama sanat tarihçisi olduğunu tahmin ettiğim bi amca resimler üzerinden ingiliz tarihi anlatıyordu. ben 8. henry'nin sonlarına yetiştim. sonra elizabeth'e geçti. bu konudaki tüm entellektüel birikimim the tudors dizisini ve elizabeth filmlerini seyretmekten kaynaklanıyor ne yalan söyleyeyim.
resimlerin hikayeleri olduğunu, sadece güzel olsun diye değil, bi şeyler anlatmak için yapıldıklarını çok geç yaşımda kardeşim Z.'den öğrendim. o günden beri gözüm daha açık sanırdım ama yanılıyormuşum.
yandaki resim elizabeth'in gökkuşağı portresi olarak biliniyormuş. ihtişamlı çok. elinde tuttuğu saydam şey gökkuşağıymış, barışı sembolize ediyormuş. hemen üzerinde de "güneş olmadan gökkuşağı olmaz" yazıyor, yani elizabeth güneşin ta kendisi ve barışın koşulu. inciler saflığı, temizliği; kolundaki yılan da bilgeliği simgeliyormuş. bütün bunları "hı hı evet evet" diye dinledikten sonra bbc'ci amca dedi ki, "turuncu pelerinine dikkatli bakın". siz de bakın.
ben bi müzede önünde 5 dakka durur, çok beğenir, yürür giderdim, pelerinin üzerindeki gözleri ve kulakları da asla farketmezdim. kraliçenin gözleri ve kulakları krallığın her yerinde, o herşeyi duyar ve görür.
400 sene sonra tüylerim ürperdi, herşeyi duyup gördüğüne ankara'da oturan sıradan bi türk vatandaşı olarak yemin edebilirim biri sorarsa falan.
kardeşim Z. elizabeth'in memleketine doğru yola çıktı bugün, yeni macerası başlıyor böylece. ben gece 3'te pelerinde göz ve kulak görünce kime anlatacağım şimdi, onu hiç bilmiyorum.

No comments:

Post a Comment