September 26, 2011

organik pazar

pazar günü kalkıp çankaya belediyesi'nin organik ürünler pazarına gittik. benim şüphelerim vardı aslında, acaba hala kuruyorlar mıdır diye, kuruyorlarmış, domatesler, biberler, her şey yerli yerindeydi. biz öğleden sonra gittik, esas kalabalık sabah oluyor anlaşılan, bazı tezgahlar boşalmıştı, yumurta satan amcada tavuk da varmış mesela, biz yetişemedik.
şampuandan kıymaya, elmadan şekerpancarına bi yığın şey var, itiş kakış yok. ne aldıysak bi avuç da kendileri ekledi torbalara, sevimli bi alışveriş faaliyeti oldu. olimpos'taki tatilini yarım bırakıp gelmiş gibi duran oğlanlar da vardı domates satan, namaz takkesi kafasında amcalar da. bi kenarda yaptıkları elişlerini satan teyzeler vardı, ordan da küçük bi çanta aldım. tabi ki gözleme imkanı da var ama bizim kekli planlarımız olduğu için es geçtik.
fiyatlar normal pazardan pahalı ama çok astronomik de değil. yandaki öbeğe 40 lira falan verdim, fotoğrafta 3 adet mısır eksik. zeytinyağı 12 liraydı, aldığım en pahalı şey o oldu. elmanın kilosu 4 liraydı mesela. bizim evde kimse meyve yemiyor, kırk yılda bi yedikleri elma da bari hormonsuz, ilaçsız olsun. mürdüm eriği hayatımda yediğim en lezzetli erikti. tezgahlardaki bazı şeyleri tanıyamadık, sora sora ilerledik. en acayip şeylerden biri şekerpancarı çıktı, satan amca da kesip verdi elimize tadalım diye. şekerpancarı yenecek bi şey değildi ama o tezgahtan alışveriş yapmamız gerekiyordu bu ikram üzerine, biz de normal pancar aldık.
mini dolmalık biberler sanırım bütün pazar boyu gördüğümüz en sevimli şeylerdi. biberlerin asker gibi aynı boy ve aynı renk olmaması içimizi mutlulukla doldurdu, deniz bi torba aldı, pembe yanaklı pöti dolmalar yapacak.
netice itibariyle aşağı yukarı herşeyin kilosu 4 liraydı, sürekli bi ikram hali var, her hafta pazar günü ayrancı pazar alanında organik ürünler pazarı kurulmakta. artık yavaştan pırasalar falan gelmeye başlayacakmış, güzel fasulyeler vardı, bi dahaki gidişimde onlardan da almayı planlıyorum.
pazardan sonra denizlere gittik, önce mısırlar haşlandı düdüklüde. deniz'inki hayatımda gördüğüm en insancıl düdüklü tencereydi bu arada, bi takım akrabaları gibi dünyayı ele geçirme planları yoktu. mısırları kemirirken aklıma ananemin anlattığı bi hikaye geldi. ananemin köyünde mısır hasadı bitince toplanan bütün mısırlar köyün meydanına yığılırmış. gece ateşler yakılıp şarkılar falan söylenirmiş. bunun hasat şenliği olduğunu bu yaşımda farkettim, o zamanlar ağzım açık dinlerdim sadece, ananemin anlattığı bi çok şeyin ne kadar pagan olduğunu da yıllar sonra anladım zaten. neyse efendim, bu mısır toplaşmasının genç nüfus için başka bi önemi daha olurmuş, kızlar ateşin etrafında oturup mısırları koçanlarından ayırırken oğlanlar beğendikleri kızların arkasında dururmuş. eğer kızın da gönlü varsa mısırı sağ omzundan geriye atarmış, yok eğer oğlan çıbanlı, sevimsiz bi şeyse sol omzundan fırlatırmış. ananem bizi bırakıp gideli çok oldu, bu hikayeyi bi miktar yamultmuş olabilirim yıllar içinde ama anahatlarıyla böyle bi şeydi.

mısırdan sonra mevsimin ilk elmalı keki için kolları sıvadık, tarif deniz'in annesinin eski bi tarifi. elmaları iri iri kesip kek hamuruyla karıştırdık, bi de üzerine kıtır olsun diye bi "crumble" hazırlanıyor tereyağı ve unla. bi yandan çay içip bi yandan mutfağın altını üstüne getirdik. kek çok şahane oldu her zamanki gibi. yerken de fantastic mr. fox seyrettik, böyle meyveli-sebzeli tilkili bi pazar oldu. sanırım bu sayede pazartesiyi de gayet iyi bi ruh haliyle geçirmekteyim. aşağıya bi kısım kek fotoğrafı koyup gidiyorum.




2 comments:

  1. ben (rahmetli) ananenin, "eğer bir yerde yağmur yağıyorsa bulutların üstünde peri kızları (mıydı melekler mi) saçlarını tarıyordur" hikayesini de pek sevmiştim.

    ReplyDelete
  2. aynı anda hem güneş hem yağmur varsa peri kızları saçlarını tarıyordur :)

    ReplyDelete