June 7, 2013

Söyleyecek şeylerim var

Gene yazıp yazıp sildiğim bir noktadayım, sade bir şekilde kendimi anlatmak istiyorum, ne zormuş.

Farkettiyseniz cümle başı büyük harfler geldi, bi'nin yanına eksik olan r'si geldi, şu yazdıklarımı son derece ciddiye alıyorum. Bu blogu "Ne ki bu blogger?" diye açmıştım, sonra bütün hayatımı yazar oldum, otobüs şirketlerine çatar oldum, domates fideleriyle kavga eder oldum. Arkadaş olduk, bir çoğunuzda açık ev adresim var, çay-kahve içmişliğimiz var, her gün mesajlaşmışlığımız var. Benim gibi düşünseniz de düşünmeseniz de ses verdiniz, destek verdiniz, yanlışlarımı düzelttiniz, çok minnettarım küçük blogger aileme.

Tanışmadığım ama buraları okuyanlara merhaba! Benim adım Mina, 34 yaşındayım, arkeoloğum, evliyim, bir adet köpek annesiyim, adı Koko. Bir adet de evlatlığım var, onun da adı Kahve. Bu "fermina daza", Gabriel Garcia Marquez'in Kolera Günlerinde Aşk'ından geliyor, çok sevdiğim bir kitaptır, her yaz tekrar okurum.

Bütün kalbimle şuna inanıyorum; inançlarımız ve fikirlerimiz, nasıl davrandığımıza şekil vermek zorundadır, her koşulda, her gün. İnsanın, uğruna bir şeyler feda edebileceği bir hayat görüşü, bütün davranışlarını bir arada tutan bir omurgası olmalıdır. Size çay getiren garsona nasıl davrandığınızdan tutun da, önemli olaylara verdiğiniz tepkiye kadar.

Tek bir tanıdığımın ne etnik kökeniyle ilgilendim, ne dua edip etmediğiyle, ne de mezhebiyle. Yakın arkadaşlarımın hepsi son derece zeki, komik, orijinal ve etraflarında olup bitene tepki veren insanlardır, kendilerinin ne olup ne olmadığının farkındadırlar ve bununla barışık yaşarlar. Bu sebeplerden yakınlaştım onlara ve kendime yakın tutmaya çalışıyorum, kedi osuruğu insanlarla harcamak için çok kısa hayat.

Kendimi apolitik sandım uzun zaman, sonra farkettim ki sadece varolmam bile politik bir duruş bu topraklarda. Sokakta çevirip sorsalar "Kendini nasıl tanımlarsın?" diye, "Merhametli biriyim, bir arada varolabilmeye inanıyorum" derim. Sonra naif diyorlar arkamdan, burjuva murjuva diyorlar, kaderimde bu varmış ne yapalım.

Beni çok rahat büyüttü annemle babam, evde resim sergileri açıp aile dostlarına satarak küçük bir servet yaptım, masalara çıkıp ördek rontları sahneledim, bir kişi de dur demedi bana. O yüzden kaale alınmadığımda bozulurum, sesim duyulmadığında sinirlenirim.

Kazık kadar insanım, kimseye zararım dokunmadan yaşıyorum yıllardır. Düzeltilmesi gereken bir konuymuşum gibi davranılması beni rahatsız ediyor. Demokraside yaşamamızın bana tek getirisinin oy kullanmak olması beni rahatsız ediyor. Yasaların ha bire kanırtılması, esnetilmesi, daraltılması ve buna müdahale edememek beni rahatsız ediyor. Cehalet beni rahatsız ediyor. Görgüsüzlük, dayılanmak, karşındakini bağırarak susturmak, sürekli konuşanların hep erkek olması, mütevaziliğin enayilik haline gelmiş olması beni rahatsız ediyor.

Ankara'da doğdum, İzmir'de büyüdüm, 2001'den beri memleketin güneydoğusunda çalışıyorum yazları. Buraları çok seviyorum ben, iki gözüm önüme aksın başka yerde yaşamak istemem, Urla Mezarlığı'nda anneannemin üzerine gömülmek istiyorum. O gün gelene kadar da bu memleketin insanlarının fakirlikten kırılmadığını, işlerinden atılmadığını, birbirlerini yemediklerini görmüş olmak istiyorum.

Sesim duyulsun diye sokaklara çıktım, yukarda bahsettiğim bütün arkadaşlarım da sokakta. Öyle fotoğraf paylaşıp "cık cık cık" diye evde oturmuyorlar, aman işimden olurum diye seslerini kesmiyorlar, her birinin söyleyecek sözü, yakacak köprüleri var. Hepsiyle gurur duyuyorum.

Pasif direniş, en güzel direniştir diye düşünüyorum. Şarkı söyleyerek, zıplayarak, çöp toplayarak. Pasif direniş, geldiğini bile görmeden gaz yememize, üzerimize tomalarla gelinmesine engel olamadı. Bizi kapıcılığını yaptığı binaya saklayan ablayı düşünüp kendinden utanır umarım evden çıkmaya üşenenler.

Sokağa dökülen insanlar çapulcu oldu, terörist oldu, şu oldu, bu oldu. O yüzden, yukarda yazdıklarım yüzünden ve şimdiye kadar size her şeyi olduğu gibi anlattığımdan bu yazıyı adımla imzalıyorum. Merak eden burdan geriye doğru okur, ölen bahçe bitkileri, kimsenin umrunda olmayan müzik grupları, günlük şikayetler falan arasında marjinalliğimin izlerini arar.

Tomalı Hilmi'den sevgilerimle,

Mina.



10 comments:

  1. Çok güzel bir post olmuş,yüreğinize sağlık,yalnız değilsiniz,sizin gibi düşünen çok insan var,ama hala meseleyi anlamayan saptıran insanlarda var,umarım çocuklarımıza güzel,
    demokratik ve kardeşçe yaşanan bir memleket kalır.

    ReplyDelete
  2. Ne diyeyim sana canım ya; iyi ki varsın, iyi ki varsınız...

    ReplyDelete
  3. Ara sıra blogunu girip okuyorum. Benim yaşım (62) Cümleye büyük harfle başlar, sonuna nokta koyarım. Yazarken "r" siz "bir" kullanmam "ki" yi "de" yi doğru şekilde kullanırım. Ama ayırdedebildiğim bir şey daha var. İnsan olabilen ve olamayan. Uçuk Fermina Daza' nın içinde böyle bir Mina olduğunu hemen anlayabilirim. Seçtiği isimden, espri anlayışından, doğallığından, hayvan sevgisinden vs.vs...

    Leylak' cığımın dediği gibi iyi ki varsın.
    Aydınlık günlere...

    ReplyDelete
  4. Canım süper ifade etmişsin kendini. Bu sıra ben de yazıp yazıp siliyorum, az buluyorum yazdıklarımı bazen de çok oldu diyorum. Bugün yazacağım yeniden sanıyorum. Yazdıklarını sevdim zaten seni de çok seviyorum, seni yazdıklarınla düşündüklerinle seviyorum. Keşke bu günlerde yan yana olabilseydik ne çok isterdim ama olsun içimizdekiler ve kendimiz bizi zaten birbirimize yakın tutuyor:)
    Cezayir'den bir direnişçi:)

    ReplyDelete
  5. Uzaklardan anca "izlemek" geliyor elden ama o da yetmiyor pek.. Bu direniş bize, bizim gibilerin de olduğunu, beraberken güçlü olduğumuzu öğretti. Hiçbirşeye yaramazsa bile, bu çok büyük birşey bence, çünkü yıllardır susuyorduk..

    ReplyDelete
  6. Senin hep söyleyecek şeylerin olsun.. Bu arada Ankara'dan yola çıkan bıyıklı abi uğradı.. Yarın geri döner:))

    ReplyDelete
  7. Başbakanın yurt dışı gezisinden döndüğü gece, hava alanında yaptığı konuşmayı dinledikten sonra en çok olmak istediğim yer Kızılay'dı. Ama orada olamıyorum, olamadım, olamam da herhalde... :/

    ReplyDelete
  8. mesajlarda kaybolup gitmesin bir de buraya not düşelim... bu sokaklardaki biz'in yanağından bir makas almak istiyoruz ;)

    ReplyDelete
  9. Buraya kadar okudum. Okumaya devam. Tanidigima cok memnun oldum. Tanismak dilegiyle.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Vay canına, hayatımın 3 yılı resmen buraya kadar. Hayatımın hiç unutmayacağım 3 yılı üstelik. Buradan geriye doğru daha az acılı diyecektim ama şöyle biraz baktım yazdıklarıma, pek değilmiş. Daha az acılı değil belki ama hissedilir şekilde daha neşeli yazılar var, öyle diyeyim bari.
      Ben de çok memnun oldum tanıdığıma, belki bir kahve içmeyi başarırız, neden olmasın :)

      Delete