November 30, 2013

Meyhane, Hello Kitty, Kuşlara Ekmek

Dün gece annemler bizi meyhaneye götürdü, Çevre Sokak'ta Üsküp Meyhanesi. Güzel bir yermiş, canlı müzik de yok, bunu hanesine artı puan olarak ekledim zira canlı müzikli yerlere yakın oturuyorum ve bu mesafeden bile çok gıcığım. Annem biraz söylendi, meyhane dediğin yerde arkadan hafif müzik çalar, oturur yer içersin diye. 50 kişilik bir doğum günü vardı, bir saatten sonra her şeyi alkışlamaya, "vuhuuuu"lamaya falan başladılar. Bilemiyorum, ya doğum günüm olsa çağıracağım 50 kişi yok diye kıskanıyorum ya da böyle kutlamaları anlamıyorum. Bazı kızlara da burdan seslenmek istiyorum, hala mı maşayla lüle yapılıyor saçlar gece çıkarken lan?

Şener Şen geldi meyhaneye arkadaşlarıyla, heyecanlandım. Utandım yanına gitmeye, uzaktan da sapık gibi fotoğraf çekmek istemedim. Gözümün ucuyla baktım biraz, neşeli görünüyordu. Bir de Sol Gazetesi'nde yazan Metin Çulhaoğlu vardı, masamıza meyve tabağı yolladı. Bir süre "biz ne yollıycaz? biz de yollayalım? yollamıycaz mı?" diye sayıkladım, hiç adap bilmiyormuşum, öyle hemen iade-i meyve tabağı yapılmazmış, bir dahaki karşılaşmada yollanırmış bir şeyler. Hayatının erken dönemini bitiştirilmiş sandalyelerde uyuyarak geçiren biri olarak bilmem gerekirdi.

Bu fotoğrafı geçen hafta çektim. 3 yıldır The Crow posteri altında uyuyup Hello Kitty'li havluyla kurulanan adam babam olur. Burası benim eski odamın bir köşesi, gördüğünüz her şey de bana ait. Audrey Hepburn'i beğendiğini biliyorum ama Hello Kitty bana da sürpriz oldu.

İlk dövmemi yaptırdıktan beş sene sonra falan parmağıyla fıtı fıtı silmeye kalkıp "Aaa çıkmıyor mu yahu bu?" diye şaşıran da babam olur, o yüzden üzerine gitmemeye karar verdim.

Pazar gününden beri eve giremedim, bugün yerimden kıpırdamamaya karar verdim. Barbar kocamın işi varmış, biraz önce çıkarken ütü siparişi verdim. Kendini kaybedip sanayi tipi bir şey almamasını rica ettim. Ütü almanın dünyanın en sıkıcı alışverişi olduğunu beyan ederek gitti.

Bayat ekmekleri kuşlara vereyim diye ufaladım, Koko her saniyesini teftiş etti. Videosunu çektim, aşağıya koydum, dünyanın en yalapşap pati veren köpeğiyle birlikte yaşıyorum.



28 comments:

  1. Ayy ayy yine yazmak istediğim ne çok cümlem var bu yazın için. Ben sanırım her gün cümleler doğuruyorum uyandığımda yeniden. Ne biliym başkalarının da böyle sarf etmek istediği çok cümlesi var mıdır acaba diye düşünmeden edemiyorum şu anda?
    Meyhanaye gitmeyi özledim. Üniversitedeyken sakarya caddesinde tavuk ve meyhane pilavı ile meşhur salaş mı salaş bir meyhane vardı. Orada hava güzelken dışarıda rakı içer tavuk pilav ve meze falan yerdik. İçeri girmeye hiç yeltenmemiştik:) Orası geldi aklıma sen meyhane deyince. Şimdi çevre sokak neresi onu bile bilemedim ben zaten:) Ne iyi etmişsiniz de gitmişsiniz ya. Çok sevdim. Ahh bir de o meyhanede içtiğimiz bir gün sokakta bir sarhoş beni çevirip roka var mı roka diye sormuştu, ben de cebimde sakladığım rokalardan bir parça vermiştim amcaya, meyhane çıkışı yolda yerim diye avuçlamıştım çünkü salatadan. Kimileri o günden sonra bana hep roka demişti:) Şener şen'i ben görsem senin kadar sakin davranamazdım herhalde. En olmadı yanına da gitmesem o an oturur mektup yazar çıkarken eline tutuştururdum. Böyle hemen kakıp gitmelere bazen hoş bakmıyorum ama yine de içinden nasıl geliyorsa öyle yapmalı insan. Yine de böyle tesadüfi durumlarda insan ne söylese bilemiyor ne söylese yetmeyecek gibi geliyor, büyüsünü bozmaya da korkuyor. Güzel bir karşılaşma olmuş sizinki. Arada giderim ben oraya ikinci ihtimal için senin yerinde olsam:) Babana pek kanım kaynadı:) Sevimli tonton bir imaj çizdi kafamda, hulusi kentmen misali. İlk bakışta korkulan ama sevimli, nev-i şahsına münhasır derler ya öyle işte. Hello kity'i de sevmiş demek içten içe..Aynı ben:) Şu dövmene fiti fiti yapmasına da çok güldüm, benim de anneannem üniv. burnumu deldirdiğimde inanmayıp parmağıyla ittirivermişti daha birkaç günlük hızmamı:) Komikler yahu:) Sonra ufak çapta bir kriz yaşamadık değil hani:) Ben yine her zamanki gibi videoyu açamadım ama evden açabilirsem izlemek için heyecanlanıyorum. Bu internet ne zaman düzelicek onu da anlamış değilim..
    Sevgilerimi yolluyorum demet demet uzaklardan:):)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Acaba Sakarya'da neresi orası? Net Piknik olabilir mi? Biz de babamla giderdik, bir ara Kızılay civarında oturuyorduk, akşam yemeklerini oralarda yedik sık sık. Sarhoş abinin roka istemesi mi daha güzel, senin cebinden roka çıkması mı, karar veremedim ama çok beğendim bu hikayeyi! :)
      Bak mektup yazmak iyi fikirmiş, bir daha utanıp konuşamadığım bir meşhurla karşılaşırsam öyle yapacağım.
      Babamı bütün arkadaşlarım pek sever, gerçi hiddetli hali ürkütücü oluyor. Beraber çalışması biraz dertli; çevirmek istediği bir kitap var, kaçtım kaçtım, en sonunda kolumun altına sıkıştırmayı başardı. Her gün en az 4 kere arayıp soruyor, "Baktın mı? Bakmadın mı? Nasıl kitap? Bir internete baksana kitap eleştirisi var mı? Baktın mı?" diye, bir kaç saate bir telefon daha bekliyorum :) Aramızda baba-kız ilişkisi olmasaydı çoktan gürül gürül gürlemişti de işte biraz sempatisi var bana :)
      Annem benimle 1 sene konuşmadı dövmem ortaya çıkınca. 1 sene.
      Sana mektup yazmaya başlayayım azıcık bu gece. Öpüyorum çok çok.

      Delete
  2. su meyhane olayinizi cok kiskandim, cok canim cekti gercekten... istanbul'da öyle otantik meyhane ya yok, ya da ben bulamadim...
    Sener Sen'i de cok severim, seneler önce akmerkezde görüp gidip konusmak isteyip, konusamayip karsidan kacamak bakislar atmakla yetinmistim..
    Bugün Miro sergisine gittik.. Biraz hayalkirikligi oldu, topu topu 20-30 kagit üzerine litografi imis sergi sergi dedikleri, onlar da vakti zamaninda fransada basilan bir derginin parcalariymis, yani tek parca degil, bi kac da poster vardi.. Böyle bir serginin baya bir müze giris fiyatindan fiyati olmasi, bir de haftalardir gazetelerde vs miro istanbulda miro istanbulda yazilmasi tuhafima gitti.. bir de yine "aamet beni bunlan cek face'e koyacam modeli kizlar vardi" kendilerini cekmis oldular iyi oldu..
    Koko masallah sana Koko, bi dilim ekmegi yuttun, hic bisiy yapmamis gibi bakabiliyorsun bi de... :-)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Vardır kesin İstanbul'da otantik meyhane, anavatanı orasıdır diye tahmin ediyorum ben :) Bu Üsküp Meyhanesi'nin tam karşısında CHP binası var, maazallah insan içip içip neler yapmak istiyor :D Ankara'ya gelirsen gideriz, mezeler de fena değildi.
      Şener Şen'i sevmemek mümkün değil galiba, oynadığı rollerden mi yoksa etrafına öyle bir hava mı yayıyor, bilemiyorum.
      Burda da Munch-Warhol sergisi var ya bu aralar, senin Miro sergisi için yazdıkların bunun için de geçerli anladığım kadarıyla, biraz baskı varmış sadece. Ama gene de gidip bir bakacağım.
      Dün gece meyhanedeki doğum gününde de ne fotoğraf yüklediler facelere belli değil, herkesin yüzüne mavi bir ışık vuruyordu telefona bakmaktan. Hepimizin huyu değişti, çok gerizekalı bir fikrim var ama hiç destek bulamadım; bir tane normal telefon alsam, sadece mesaj atıp sağı solu arayabileceğim, fotoğraf makinamı taşısam yanımda. Gün içinde internete girmezsem ölür müyüm acaba gerçekten?

      Delete
    2. Koko'yu bir somun ekmekten aşağısı kesmiyor. Ya da yarım kalıp kek :) O dururken ben kim oluyorum da başkalarına veriyorum ekmekleri?!

      Delete
    3. meyhane diyince, benim aklima da hep izmir geliyor nedense... :-)

      Aslinda 15 sene önce hayatimizda ne cep telefonu vardi ne de laptop... Internet bile baya kisitli birseydi. Hayatimda bir eksiklik hisstemiyorum, o dönemlere dair.

      neden dünya her anlamda erkek popülerligini yasiyor. Popülerli meraklisi degiliz ama, sanatta bile bu böyle.. bu sabah böyle uyandim...bi kahve yapiyim, gecer herhalde..

      Delete
  3. Kız sen ne tatlı şeysin, öremeyince alıp yollamışsın Ataletin kampanyasına gördüm. Vazgeçtim sen beni evlat edinme, ben seni edineceğim. Fazla ebeveyn göz çıkarmaz, ben de Snoopy'li havlu kullanırım :)
    Demek Şener Şen'i gördüm, şu sinema aleminde tek geçerim ben onu, öyle severim, bayılırım. Keşke gidip Nurşen aplam seni pek severmiş deseydin, hem kendi adına konuşmamış olurdun, utanması bana ait olurdu :)
    Likörümü yaptım, portakal reçeli de tamam. Yılbaşı gelebilir artık :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay içime de sinmedi aslında, atkı bulamadım, şal aldım, onlar da ne kadar ısıtır Van'ın soğuğunda bilmiyorum ki. Neyse, bir yerlerde anneannemin şişleri vardı, yün mün alıp bu örgü işine çalışacağım.
      Valla önemli olan nüfusa yazdırmak :) Evlenirken "amaaaan alt tarafı soyadı pfff" diye barbar kocamın soyadını aldım, şimdi kendimi gugıllıyorum, 300 kişi falanmışız biz bu ad-soyad kombinasyonuyla. Oysa eski soyadımla bir tek ben vardım; babamın soyunu kuruttuğum yetmezmiş gibi en yaşlısı 14 yaşında olan bir ergen kızlar grubuna da dahil oldum.
      Şener Şen hepimizin kalbini kazanmış zaman içinde, ne acayip. Bir daha denk gelirsem en azından küçük bir mektup yazarım artık bu gazla :)
      Liköre girişesim var benim de. Portakal reçeli 3 gün 3 gece sürüyor galiba, halay da çekiyor muyuz? Mehihihiihih :)

      Delete
    2. Ekmekli kart da geldi bu arada, artık yılbaşı kartıyla kestane kebap-aheste cevap yaparım :)

      Delete
    3. Liköre giriş, şapşaaane oluyor, portakal reçeli de çok kolay aslında ve çok lezzetli oluyor. Angaranın bağlarında olsam verirdim sana accık ama burdan yollamak zor. Sana yılbaşından önce bi kart daha gelebilir. Bu ara çok kart aldım, atacak yer arıyorum :)

      Delete
  4. bir zamanlar ankarada okuyan biri olarak yazını ilgiyle okudum. ne kadar
    güzel anlatmışın :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Gözünün önüne maşalı bukleler mi geldi? :)

      Delete
  5. tam, yan masadan bana bugüne kadar hiçbir şey göndermediler diye hüzünlenirken Koko'yla kahkaha attım... "haa al verdim patiyi verdim, hadi ekmek ver!" :))

    ReplyDelete
    Replies
    1. Başından savıyor beni ama kendi kendine tost yapmayı öğrenene kadar maalesef bana muhtaç, olmaz olsun böyle ilişkiler! :)

      Delete
  6. Şener Şen mi o_O En sevdiğim aktörlerden :) Şekerpare filmi gelir hemen aklıma.

    Ben canlı fasılları çok seviyorum. Böyle vur patlasın çal oynasın olacak. Ama masamın dibine çöreklenip gözümüzün de içine bakarak çalmayacaklar. Geriliyorum o durumlarda. Ne yapacağımı şaşırıyorum :D

    Miro sergisi keşke Ankara'ya da uğrasa. Benim en sevdiğim iki isimden biridir Miro (öbürü Dali amca) ve vakit/nakit sorunları yüzünden şu aralar İstanbul yolları bana kapalı :/ Kıskanmıyor değilim hani. Geçen gün Güvenpark'ın oradaki reklam panosunda Miro'nun ismini görünce "Allaaaah ankaraya da mı gelecek yoksa" diye geçirdim içimden ama birkaç saniye sonra cevabımı aldım: "Şu şu tarihler arasında istanbulda" damn it ! -_-

    Koko çok sevimli duruyor :) Köpekleri sevsem de kediler kadar ısınamıyorum onlara. Hani dışarda filan sevilir ama aynı evi paylaşamam gibi geliyor. Neden bilmiyorum. Biri dese evinde kaplan besler misin, beslerim derim. Ama köpeği besleyemem :D :D Öyle de salak bir adamım. Vee dost naylonu gözlerden kaçmadı :P Her ankaralının evinde en az bir tane dostun küçük naylonlarından var sanırım :D :D

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ruhi Bey var, Arjantin'i kesen sokaklardan birinde, orası daha hareketli, fasıllı falan, kadının sesi de çok güzeldi.
      Yaaa bazen beni de çok sinirlendiriyor kültür-sanat aktiviteleri için İstanbul'a gitmek zorunda olmak, nasıl başkentse artık burası? :) Bir de yani "Çok büyük ressam Ankara'da!" diye ilan ediliyor, sonra gidiyoruz 3 tane baskı, 1 tane eskiz var, biraz ayıp oluyor. Kocam the barbarian hala geçen seneki Van Gogh Alive'ı atlatamadı, "Van Gogh diye geldik, projeksiyon gösterisiymiş!" diye :D
      Neyse, müzelerin, sanat merkezlerinin de bir şekilde geçinmesi lazım tabi, çok da bok atamıyorum :)
      Koko aslında pek sevimli bir köpek değil dışardan bakınca ama tanışınca kendini sevdirmek için cebren ve hileyle her yolu deniyor. Eve su getiren abi gitmiş, yerine genç bir çocuk gelmiş, 5 dakika birbirlerinin gözlerinin içine bakıp romans yaşadılar, kendimi üçüncü teker gibi hissettim :D
      Valla eve kiracı almak gibi köpek almak, bir de üstüne her şey için sana muhtaç, devasa bir yer kaplıyor hem evde hem insanın hayatında :) Koko benim ilk köpeğim, alışmam uzun sürdü.
      Hehhee Dost naylonları sağlam oluyor, içinde depozitolu şişeler var, bakkala götürmem lazım :)

      Delete
    2. "Bir de yani "Çok büyük ressam Ankara'da!" diye ilan ediliyor, sonra gidiyoruz 3 tane baskı, 1 tane eskiz var, biraz ayıp oluyor." Aynen !

      Van Gogh Alive'ı kaçırdım diye üzülmüştüm. Ama giden bir arkadaşım "hiçbişi kaçırmadın çünkü Van Gogh falan yoktu ortada" demişti. Kocanın şoku atlatamaması doğal. Projeksiyon nedir yahu ? Alırım bir projeksiyon cihazı, açarım en büyüğünden Google görselleri, elimde kahvem, sıcacık evimde bakarım resimlere doya doya. Al sana Van Gogh Very Alive :P Ahahaha :D Gene Munch/Warhol'da bir şeyler vardı. Bir kez daha önermiş olayım burdan.

      Geçinmeleri lazım katılıyorum; ama insanları da gereksiz yere galeyana getirmesinler. Mesela ben Cermodern'deki (2012) Dali sergisini yetersiz buldum. Tamam güzel eserler vardı; ama İstanbul Sabancı Müzesindeki (2008) Dali sergisi kadar kapsamlı değildi. Yarım gün harcamıştım İstanbul'daki sergide. Cermodern'deki 1 saatte bitivermişti. Sabancı Müzesindeki Picasso sergisi de çok başarılıydı. Böylesi sıradışı ve ünlü isimlerin sergisini açacaksanız hakkıyla yapmalısınız. Bunlar tabii kaynaklarla ilgili. Eğer yeterli kaynak yoksa, bence bu işlere hiç kalkışılmasa daha iyi. Yarım yamalak bir Van Gogh'un bir manası yok sonuçta.

      Ben yine de evde kediden şaşmıyorum :) Dediğin gibi köpeklerde muhtaç olma durumu var. Kediler öyle mi.. İki dakika kendini sevdiriyor üçüncü dakikada "hadi ordan" deyip çekip gidiyor evin bir başka yerine. Ama kediyle yaşamak da güzel bir duygu. Evde gerçekten bir birey daha yaşıyor sanırsın. O kadar karakterli ki..

      Delete
    3. Van Gogh Alive sanki daha küçük bir yaş grubu için tasarlanmış gibiydi ya da benim gibi çabuk etkilenen tipler için :) Biraz bozulup hemen "aaaaaaa ne biçim oldu, her yer yıldızlı gökyüzü" diye havaya girdim. Evde çok daha alive'ını yapmak mümkün haklısın, ay çok güldüm :D
      2 yaz önce Pera Müzesi'ndeki Goya da güzeldi bak, Ankara'ya sıkıp sıkıp suyunu mu getiriyorlar acaba her şeyin?
      Of valla hiçbir şey evde kedinin yerini tutmuyor, alamıyorum bu eve, geçtiğimiz 7-8 sene içinde 3 tane kedi aşağı uçtu terastan, artık bir tane daha alırsam ve uçarsa tamamen benim suçum olacak. Ha aklımdan çıkarabiliyor muyum, çıkaramıyorum; geçenlerde yol yapayım dedim, SEN BETONDAN KEDİ YAVRUSU KAZIMAK NE DEMEK BİLİYOR MUSUN?! diye bir cevap aldım, sustum. Ben kazıdaydım, günlerce ağlayarak dahil olabildim o son trajediye. Sokaktakileri besleyip severek avunuyorum, bir gün elbet taşınacağız bu evden.

      Delete
  7. Annene katılıyorum, şöyle arka fonda müzik olmalı, yemeli, içmeli, sohbet etmeli.. Hele sevdiğin bir şarkıya o kafa bir sağa bir sola kayarak eşlik etmeli.. hiç müziksiz olurmu ayol?:)
    Bende Şener Şen nerelerde son zamanlarda diyordum.. Onu kim sevmez ki? O konuda bende senin gibi davranırdım herhalde, bir ünlü görünce "bir fıtıraf çekinelim mi" diyemem.. Yıllar önce Emel Sayınla birlikte Almanya'ya konsere gelmişlerdi.. Kızkadeşim çok fena taklit yapar, En güzel taklitlerinden biri de Şener Şen dir.. Onunla birlikte bir çok güzel bir fotoğraf çekmiştim.. Kardeşim o fotoğrafı kaybettiğine hala üzülür..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Nuri Alço kimseyi geri çevirmiyormuş, herkesin fotoğrafı var, Nuri Alço gazoza ilaç atar gibi falan yapıyor, görürsem giderim yanına, çok özeniyorum :)
      Babam da fellik fellik bir Zeki Müren fotoğrafı arıyor ne zamandır, evin içinde kaybolmuş, insan çok üzülüyor.

      Delete
  8. meyve tabağı olayına takıldım ben. biz evlerimize tabaklarla ikram geldiğinde tabak boş verilmez diye tekrar evden bir şeylerle doldurup yollarız, meyhane falan fark etmez :) içine masada ne var ne yok bir karma yapıp yollasaydın keşke :) eline sağlık, hoş bir yazı olmuş...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Teşekkür ederim :) Ya valla çok ısrar ettim boş tabak büyük skandal olur diye ama kaale alınmadım, göz kontağı kurdukça kadeh falan kaldırdım, manyak sandılar beni diye tahmin ediyorum. Bir dahaki meyhane macerası için notlar:
      1. Şener Şen'e küçük bir mektup verilecek, herkesten selam söylenecek.
      2. O tabak illa ki dolu geri gidecek. (Cebinde rokayla dolaşan arkadaşım varmış, ordan ilham alabilirim.)
      3. Yanıma maytap alayım, en kötü elmaya saplar yollarım cızır cızır.

      Delete
  9. Mina, her zamanki gibi çok tatlısınız. *.* Ailene bayılıyorum.

    Ben dün annemle telefonda konuştum. Ona bir kez daha dövme yaptıracağımı söyledim, kendisini ve babamı hazırlasın diye. Önce tabii ki izin vermiyorum diye esip gürledi. "Anne, kararımı verdim!" diyince, "Bari gözümüzün görmeyeceği bi' yere yaptır" dedi. "Elime yaptırmayı düşünüyorum anne, üzgünüm" dedim fakat o bunu "dilime yaptırmayı düşünüyorum" olarak algılamış. Ömründe hayatında dile dövme yaptırıldığını duymamış bir insanım, mümkün mü bilmiyorum. Annem büyük bir panikle "Kızım sen deli misin? Eline yaptır, koluna yaptır, bileğine yaptır..." diye dövme yapılabilecek uzuvlarımı sıralamaya başladı. Ben bu telefon konuşmasını "İstediğini yapabilirsin bebişim" olarak algıladım.

    Bir de bana "Mert'in odasına da yalnız gitme öyle" diye başlayan "çerkez olmayan biriyle olmamı onaylamadığını" belirterek devam eden ve "aman ha yeni birini bulma!" diye sonlanan bir konuşma yaptı. Ne yazık ki bunları Mert de duydu ve yanımda kıs kıs güldü.

    Oha burayı yine blog gibi kullandım!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahahhahah "İstediğini yapabilirsin bebişim" :D Ben haber de vermezdim hiç, sen gene hayırlı bir evlat olarak ilan etmişsin, o arada şoku atlatırlar herhalde :) Ele dövme de iddialı aslında, bir an ilerde ne iş yapacağını falan düşündüm, sen düşünüyor musun? :)
      Genel olarak anneni delirttiğin bir telefon konuşması olmuş, iyi ki çocuğum yok :) Çok da akıllısın, insan kızamaz ki :D

      Delete
    2. İlerde ne iş yapacağımla bunun ne alakası var bilmiyorum ama herhalde biraz sorun çıkarabilirlermiş. Pazarcı olucam muhtemelen, bu yüzden umursamıyorum. Yeterliliğime değil dövmeme bakarak karar veren bi' işveren de istemiyorum zaten. -.- Çok atarlı ve ergenim ben bu günlerde.

      Delete
    3. İdeal bir dünyada hiç alakası yok tabi, orda insanlar istedikleri gibi görünüp yetenekli oldukları ve sevdikleri işleri yapıyorlar. Biraz umutsuzum anlaşılan önümüzdeki günlerin nasıl olacağı konusunda, biraz da muhafazakar bir yer oldu burası, ne bileyim belki akademik olmak istersin, dövmeli ellerin sorun olur, çok başarılı ve faydalı olacağın bir ortama girmen mümkün olmaz falan diye düşündüm demek ki.
      Yıllaaar önce, ben senin yaşlarındaydım, İstanbul'da bir barmeni sokakta öldürdüler. Sırtında Arapça "allah" dövmesi var diye. TGRT televizyonu hedef göstermişti dini duygularla dalga geçiyor diye, ertesi gün vurdular. İnançlı biriymiş, iyi kalpli biriymiş, arkadaşları çok ağladı arkasından. Oğuz Atak, hiç unutamıyorum, bana bu memleketle ilgili yanlış olan her şeyi hatırlatıyor onun başına gelenler.
      Atarlı ve ergen değilsin, çok haklısın. Neysek o olmalıyız. Belki organik sebze meyve yetiştirir pazarda satarız, ne kadar tatmin edici ve dürüst bir hayat olur, neden olmasın?

      Delete
    4. Ay ben de asla akademik olamayacağım diye endişeleniyorum. Bölümü hiç sevmiyorum artık. Her gece şevkimi toparlıyorum her sabah kırılıyor. Hiç çalıştığım da yok -.-

      Oğuz'a olanlar üzücü. Bu ülkede insan hayatı ne kadar ucuz gördük zaten, görüyoruz. Bana da geçtiğimiz yaz olanlar ve ölenler hatırlatacak herhalde ömrüm boyunca burayla ilgili yanlış olan her şeyi. Gerçi hatırlatıcıya da ihtiyaç yok.

      Muhafazakar demişken. Dün odamıza yurt görevlisi geldi ve biraz sesli konuşup konuşmadığımızı sordu. O esnada ben omurgasız okuyordum Burcu da kendi kitabını okuyordu sanırım. Alt kattakiler şikayet etmiş, sesin kaynağı muhtemelen yan odaydı ama bizim oda numaramız söylenmiş. Bunun tek nedeninin Mert'in odamıza girip çıkmış olması olduğunu düşünüyorum. Dün kendi kendimize de anladık ki Mina, bizi şikayet etmelerinin Mert'in yanımızda olmasından rahatsız olmalarının nedeni de belli ki Mert'in erkek olmasıymış. Gerçekten ses yaptığımız için olsa, dün akşam olduğu gibi, Mert odamızdayken de birileri gelip bizi uyarırdı diye düşünüyoruz. Hiç yaşamadık böyle şeyler.

      Baya darlanıyoruz bunları düşününce, üzülüyoruz. Yan odada gecenin üçünde flüt çalışılıyor mesela, bizden başka kimse rahatsız olmuyor bu durumdan. Koridorlarda sürekli bir bağırma hali. Bu da sorun değil. İyice iğrençleşti buralar.

      Mert'in kuzeni kasapta çalışıyormuş, kurban bayramında onlara gelmiş. Et kesmişler falan. Bundan çok hoşlanmıştı, işini bilen birinin yanında bu şekilde çalışmanın çok huzur verici olduğunu düşündüğünü falan söylemişti. Çok tatmin edici ve dürüst olur herhalde, pazarda sebze meyve satmak, kasapta et doğramak, hepsi aynı... Bi de, çağımızın en büyük eksiklerinden birinin usta-çırak ilişkisi olduğunu düşünüyorum.

      Delete
    5. Bilmiyorum ki kendim kaçarken sana akademiyi tavsiye etsem ne kadar samimi olur? Okulu bitirince belki daha iyi bir fikrin olur.
      "Kızlı-erkekli" esprileri yapacak hal kalmadı bende, bu şikayet alışkanlığı beni çok rahatsız ediyor ki yani keşke sadece yurtlarla sınırlı olsa, yüksek mevkilerden teşvik aldıkça şikayetten keyif almaya da başladı millet. Ya da bana öyle geliyor. Gün olur, devran döner diye kendimi avutuyorum.
      Sabır, sabır.
      Usta-çırak ilişkisi konusunda haklısın, mahallede bir adet kasap dükkanı kaldı, kasabın kendisi de çok yaşlı. Herhalde önümüzdeki 10 yıl içinde eller havaya meyhanesi olur orası da, umarım o zamana kadar ben kaçmış olurum şehirden.

      Delete