November 28, 2013

Sanatlı Mektup, Derya Apartmanı, Pasta Dükkanı

Bugün gelen postanın haddi hesabı yoktu, 9 kart, 3 mektup, bir miktar da kebapçı broşürü. Dün gece çeşitli ülkelerin posta servislerine çemkirdiğim için özür dilerim. Aşağıdaki Tuğba'dan gelen zarf, görünce küçük bir çığlık atmışım. Gelen kartlardan birinde de "The Raven"ın sözleri vardı, kağıttan küçük tesadüfler.

Dümdüz beyaz bir zarftan bu kadar güzel bir şey yarattığı için siz de görün istedim, üşenmeyip taradım.


Günün bir kısmı annemin peşinde dolanarak geçti. Annem boş binaların kapılarından içeri baktı. Bir gün başımıza bir iş gelecek, 34 yıldır bu huyuyla gerim gerim geriliyorum.


Derya Apartmanı Tunus Caddesi'nde, komünal hayaller kuruyoruz her önünden geçtiğimizde. Yıkarlarsa ağlarım. Çok da güzel bir arka bahçesi var, eski güzel Ankara apartmanlarından.


Gene Tunus üzerinde Pasta Dükkanı var, geçerken görürdüm, bugün oturalım dedik. Annemin çay içmesi gerekiyor çünkü. Açık çay.


Ne yalan söyleyeyim böyle uçuk pembeleri beyazları sevmem ben, eski ahşap severim; o çok süslü cupcake'ler falan da pek çekici gelmiyor bana. Ama bir çarşamba günü kasveti içinde şu beyaz banklara oturasım geldi çok. Pişman da olmadık. Hayatımda gördüğüm en temiz dükkandı burası, daha da önemlisi HAYATIMDA GİRDİĞİM EN TEMİZ TUVALET de burdaydı. Bakın bunu iddia ediyorum, yerlere yatılır, o kadar temiz.

Günlük pastalar, kurabiyeler falan var. Bir damla sakızlı-cevizli rulo, bir de şeftalili cobbler söyleyip paylaştık, ikisi de çok lezzetliydi.


Servis falan pek kibar; bu iki tatlı, kahve, çay ve su karşılığında 22 lira ödedik, Tunalı civarına göre ucuz bile. Salak gibi gidip durduğumuz başka bir yerde dandik bir dilim elmalı paya 18 lira verdiğimizi farkedince masayı yakasım gelmişti gaz döküp. 18 liraya küvete elma doldurur içine girerim.

Anneme bir Bob Dylan havası geldi, bahçedeki gülleri yanlış budamışlar, hemen müdahale etti. "Peçeteye yazıp gönder doğru budama şeklini" dedim, hiç üstüne alınmadı.


Hava dışarda oturmak için fazla soğuk olmaya başladı, allahtan güve gibi evde oturmaktan hoşlanıyorum. Gel gör ki annem aylar sonra Ankara'ya dönünce nükleer reaksiyona girdi, her türlü aktiviteye dahil olmak istiyor. Bugün aynı cümle içinde 8 kere AST dedi, çok korkuyorum.

16 comments:

  1. Derya Apt. şehir efsanesi halini almış anlaşılan :D Ben de ne zaman önünden geçsem merak ediyorum gözlerim o yana kayıyor >_> Bir tane de Esat-Dörtyol'da var böylesi. Adını unuttum şimdi de şu kenarda üç yüz yıldır terk edilmiş vaziyette yükselen pembe bina. Çocukluğum o binaya bakarak geçti be :D Hala boş sanırım ?
    Pasta Dükkanı'na hiç gitmedim; ama güzel bir yere benziyor. Gitmeli bi ara.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay Esat'takini de biliyorum, o da çok güzel. Ben soracağım galiba bir dahaki geçişimde etraftaki esnafa falan, tamamen mi terkedildi bunlar, neler oluyor, bilmek hakkımız :)
      Bir tane de Ulus'ta var, Erzurum Oteli olarak hizmet veriyor, onun da hali içler acısı. En son restore falan edilecekti, ona da bakmak lazım.
      Pasta Dükkanı sanırım genç bir kadının pasta macerası, varıyla yoğuyla giriştiği bir macera, takdir ettim o tarafını da. Bir git hakikaten, merak ediyorum beğenecek misin.

      Delete
  2. Benim de cümle içinde 8 kere AST diyesim var, hatta gidip oyun izleyesim var ama şimdiki kadroyla değil eski kadroyla. Bu bağlamda yaşasın Fermina'nın Annesi. Biliyorsun ki ben de Antalya'ya dönünce nükleer reaksiyona giriyorum, bizim gibi tazelerde böyle oluyor şekerim :)
    O binayı ben de çok seviyorum, yıkılırsa çok üzülürüm, sonbahar yapraklı dekorasyon da pek yakışmış. aramızda para toplayıp alsak mı ki, haydi kampanya başlatalım bloglarda :P
    O zaman ben gelince de Pasta Tükkanı'na gidelim olur mu, ne zamandır bir tuvalette yatıp yuvarlanmak istiyordum.
    Bu arada şeftalili cobbler ne oliy, hiç duymamış idim, ne ka sosyetiksiniz :)

    Not: Yorumu tekrar okumuşum da sürekli bir ben ben ben deme hali hasıl olmuş, egom şişmiş patlamış, sen onların hepsini biz olarak oku e mi canım :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Allah hepimize taze enerjisi versin, dün aslında Ulus'a gitmek istedi de ben biraz miyavlayınca bu rotaya razı oldu :) Binanın herhalde kapısına falan kendimizi zincirleyip direnmemiz gerekecek, pek umut vermiyor hali, girişe inen merdivenin demirlerini sökmüşler, arka bahçe ve yan taraflar çöplük olmuş. Ama daha güzel bir hayalde lotodan para çıkıyor, güzelce tamir edip yerleşiyoruz, batma korkusu olmadan zemin kattaki bir daireye kitapçı açıyoruz, balkonda oturup gelen geçene bakıyoruz :)
      Gidelim Pasta Dükkanı'na sen gelince, bir tane daha bahçeli kafe tespit ettim, Elizin Pastanesi'nin çaprazı gibi, orası da güzel.
      Cobbler gavur tatlısı, ben de bir kızın blogunda görmüştüm. Tereyağlı yumuşak bir hamurla meyveleri karıştırıp fırına veriyorlar; üstü kıtır, içi biraz daha yumuşak oluyor.
      Estağfurullah ayrıca, ne egosu, ne patlaması, hiç öyle okumadım ben :)

      Delete
    2. A o dediğin yeri biliyorum ben, Sardunya Cafe değil mi? Yazın gittim bir kere, pek hoş bir yer, ev yapımı limonatası da süper...

      Delete
    3. Hah evet, Sardunya. Ara sokaklara hiç bakmıyorum, neler varmış halbuki :) Ben de yasemin çayı içtim dün, o da güzeldi. Hemen yanındaki şarap dükkanından da şarap aldım, pek isabetli oldu :)

      Delete
  3. Hımmm sohbetlerinizi okudum da sanki bir kafe de oturmuşum arkadaşlarımla konuşuyormuşum gibi oldu. Böyle karşılıklı diyalog şeklindeki yorumlaşmalar bir harika:) Mektup üzeri resimlemelerimi beğenmene sevindim:) Can sıkıntısı beni bolca boya kalemi almaya itiyor şu sıra, hababam da bir şeyler çizittirip duruyorum. Bu kütüphaneyi senin o en son gittiğin kütüphaneden sonra oluşturdum. Şimdi yine çizme durumlarındayım:) Ankara'daki o eski apartmanlar bir hayal dünyasına açılıcak gibi hissettiriyor insanı. Ben de annen gibiyim biliyor musun hep gider bakarım içeri:) Bazen Cezayir'de de yapıyorum ama korkarak çünkü buradaki binaların içleri çok ürkütücü elektrik de genelde yok, harlem gibi yahu:( Annen de bohem bir hava sezdim bilmem ki hoşuma gitti.. Kim bilir ne adar güzel hikayeleri vardır anlatacak. Anneler de hep farklı hikayeler oluyor annelerin gizli hikayeleri, saklı mektupları, biriktirdiği bolca anısı oluyor:) Anıttepe tarafında esatta sevdiğim bir sürü eski Ankara evi vardır ve tabiiii Ayrancı'da. Ben de hep param olsa da alsam restore etsem hayalleri kuruyorum önlerinden geçerken. Hatta bazen misafirliğe gittiğim evleri kendi zevkime göre dekore ediyor iç geçiriyorum benim olmalı bu ev diye:) Ankara evlerinin balkonlarını ve gizli geçitleri varmışçasına sihirli bahçelerini seviyorum. Yeni kafeleri hiiiiç bilmiyorum ne yazık bana:( Ama bu tuvaleti bal dök yala olan yeri okudum bir blogda. Ben gençken hep siyahlara büründüğümden sonraları pembe ve diğer renkleri sevmeye başladım. O yüzden böyle toz pembeli beyazlı şeyleri seviyorum. Son zamanlarda parlak şeyleri de seviyorum gedize sorabilirsin:) içine fenalıklar getirmiştim hep simli pullu kıyafet ve aksesuarlara bakarak:) Sanırım yeniden dönüşüyorum,evriliyorum ama nereye doğru bilemiyorum:) Sonunda maymun olmayayım da:)
    Yeni kart ve zarflar yola çıkmaya hazır gibi bişey yarınki tatili iyi değerlendirip tamamlamak düşüncesindeyim. Cumartesi burada hafta tatili oluyor Cezayirliler için ama pazar günü yola çıkar sanıyorum. Yine haber veririm zaten. The Raven'a atıfta bulunmak iyi olmuş hemde aynı anda. Kitapları da senin için ofiste gizlice basıp elcağazımla özenle ve ofiste gizli gizli kestim:) Ayrıca tabaktaki muntazam çileği görünce de bi kısacık yalandım :) off ya canım ne çok çilek istemiş hemen gidip alabilsem keşke...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay çok beğendim zarfı da mektubun kendisini de, aklıma da gelmedi değil bunları ofiste gizli gizli yaptığın :)
      Annemle çok şahane gezme partneri olurmuşsunuz birbirinize, bazen yolda giderken bana "şu evin içi çok güzel" diye pencereleri işaret ediyor, bildiğin röntgenlemiş camdan, eşyalara bakmış, avizelere falan bakmış. Bahçelere de bakıyor böyle. Var bir bohem havası, eski çılgınlardan, hiç ayakkabı giymediği yaz tatilleri, tuhaf yerlerden atılmış kartpostallar falan var. En tuhaf hikayelerden biri anneannemin kırık koltuğa destek olarak kullandığı bir fotoğraf, kalın suntaya basılmış, 1 metreye 1 metre falan gibi siyah-beyaz bir fotoğraf. Bir adam saban sürüyor. O kadar kanıksamıştım ki koltuk desteği olarak, hiç aklıma gelmedi kimin fotoğrafıdır, neden gözden düştü böyle diye düşünmek. Sonra biraz büyüyünce sordum, cevap şuydu: "Amaan Sinan'ın genç ve solcu zamanlarında çektiği bir fotoğraf işte." (Sinan diye bahsi geçen Sinan Çetin bu arada.) Yıllaaar sonra Cihangir'de yürürken yanımdan cipiyle geçti bu Sinan, şöyle bir baktı bana, meheheheh diye güldüm içimden, annemin gençliğinin karbon kopyası olduğumdan kelli acaba bir yerlerden gözü mü ısırdı diye fanteziler kurdum :) Fotoğraf şu anda nerde bilmiyorum, annem üzerinde kedilere mama vermiyorsa ne olayım.
      Benim de oldu öyle parlak renklere meyletttiğim bir dönem, bak hala da çingene pembesine bir zaafım var mesela. Bir de nerden çıktığını bilmediğim bir leopar-panter deseni merakım var ki en çok o yüzden dalga geçiyorlar benimle. Ay bak, bir Marks&Spencer rezaleti var ki, onu sana emailde falan anlatayım, çok komik.
      Ben de sana zarf yapacağım bu haftasonu, hava kapalı ve soğuk, yapılacak en iyi şey kağıt kalemle meşgul olmak galiba :)

      Delete
  4. güzel oluyor o apartmanlarin ici, genis koridorlar, eski karolar, ve trabzanlar... Bana huzur veriyor sanki biraz. Bir de balkonlarini seviyorum, hele bir de sokagin kösesinde ve köse balkonlari varsa... oohh.. ne güzel olur orada yaz aksamlari.
    Bu pembeli tasarimi olan dükkanlarin tasarimlari bana hep bir örnek mis gibi geliyor.. Bir de böyle barbie bebeklerle oynayan cocuk görüntüleri geliyor gözümün önüne. Sonra icerdeki hatunun cocukluk zamanini pek asamadigini düsünürken buluyorum kendimi. Acaba diyorum, 40 yasindaki kadn, telefonu calinca, cocuk dilinde mi konusacak annesiyle simdi? :-) Ama pastalar güzelgöründü gözüme.
    Fazla kritik yapmis olmamin bir sebebi de saatlerdir kendimi bilgisayara baglamis olmam. Hintlilerle medeni bir sekilde yollarimizi ayirdik da bugün.. Miyu uyuyor uyaniyor, masanin üstüne cikiyor bana bakip esniyor, söyleniyor.. Bir ara omzuma cikti miyavladi miyavladi, oradan kapi tepelerine atladi.. Sonra kapi tepelerinden masanin üzerine atlayip kagitlarin üzerinde kayarak asagi zipladi filan... sesimi bile cikarmadim... en son avizeye bakarak miyavliyordu, "biraz merhamet kizim ya" dedim, nasil acikli dediysem artik gitti yine uyudu.
    Annenle ne kadar da cok benziyorsunuz gercekten de, cok tuhaf derecede durusunuz dahi benziyor..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Aaaa bak görüyor musun, oysa eninde sonunda anlaşırsınız Hint usulü diye düşünüyordum ben. Her işte bir hayır varmış Veracığım, belki de bilişim imparatorluğunun temelleri böyle atılacaktır senin adına :) Miyu Inc.
      Ben de Kudi'yi sokağa çıkardım, arkadaşıma oturmaya gittik, evin kedisi çok gıcık kaptı duruma. Kudi de kedinin mamasını yiyip suyunu içti, üstüne de bir tane bisküvi, küçük bir parça ekmek üstü fındık ezmesi yedi. Evde zorla yemek yiyen köpeğin iştahı açıldı, mutfağın önüne paspas gibi yatmalar falan :) Dönerken babamın sipariş verdiği ahşap verniğini alayım dedim, dükkana giremedik Kudi'yle, kapının önünde ağladım kimseye sesimi duyuramadım, yan dükkanın çırağı Kudi'ye "it" dedi, çok sinirlendim, o sırada biri küçük köpeğini gezdirmeye çıkmış, yanımızdan geçerken Kudi iki ayağının üzerine kalkıp ulumaya başladı. Vazgeçtim vernikten falan, ter içinde annemlere götürüp bıraktım, "aa vernik almadın mı?" dediler.
      Bu Derya Apartmanı'nın yeri de çok stratejik, geçen yazın meşhur caddelerinden Kennedy'ye çok yakın, koşarak 30 saniyede evde olmak mümkünmüş apartman sakini olsaydık mesela :)
      Ya pastaydı cupcake'ti falan nedense bir pembe referansı var galiba herkesin kafasında, bu dükkan benim bu civarda gördüğüm ikinci pastacı-kekçi, öyle bir avantajı var, buralarda yayılmadı pek bu dükkanlar. Normal pastane var her yerde. Bu kızı iki tane yüksek sesli ve tuhaf müşteriyle ilgilenirken gördüm, ÇOK ACELEMİZ VAR ÇOK ACELEMİZ VAR TATLI VER diye terörize ettiler ortalığı, sabrını takdir ettim, baya insan gibi siparişlerini aldı, kahve verdi falan :) Ama o bahsettiğin kadın tipini biliyorum, içlerinde seri katil var bence :)

      Delete
  5. :-))) Kudi cok eglenmis bugün sanirim! Kedi de mi seviyor o ya, ne güzel seysin sen Kudi! Umarim salak ciragin dedigini duymamistir. Keske o dükkana girseydiniz de Kudi bisiyleri devirseydi filan intikam olaraktan..

    Dogru söylüyorsun Fermina'cigim, cupcake ve pembe... ve ayni tasarim.. evet, amerikan tarzi cupcake ciler gibi. Büyük ihtimalle tasarimin isini bir yere vermistir, onlar da webden topladiklari tasarimlardan, yapmislardir hatta amerikada hep böyle filan diye tavsiye vermislerdir, öyle olmustur o.. Kiz buralari okursa incinmesin ya, benim öyle daraldigim anima denk geldi, yoksa benim de vardir tuhaf zevklerim, :-) ayrica kedimle konusmalarim filan da hic normal degil, gecende telefonumu mikrofon yapip ona sarki söylerken iki döndüm öyle gectim masaya, eve kamera yerlestirseler neler cikar neler...

    Evet.. bugünlerin bir yerlere cikmasi iyi olur artik... geceleri rüyalarimda hintlilerle pazarlik yapip filipinlilere development yaptiriyorum... Ukrayna mafyasina da karisabilirim yakinda..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Aksiyon dolu bir gün oldu, ekstra gıdalar da yanına kar kaldı :) Tanıdığı kedilerle arası iyi ama bahçeye dışardan kedi gelince kovalıyor, nasıl bir ayrım bilmiyorum. Arkadaşımın kedisi tıslayıp mesafe koyunca Kudi de sanki ortada hiç kedi yokmuş gibi havalara bakıp uzaklaştı :)
      Kız buraları okursa incinmez bence, pasta yaparak geçimini sağlayan biri iyi biridir gibime geliyor.
      Ben de konuşuyorum devamlı Koko'yla, şu bitişiğimizdeki yamalı işhanının terasına sigara içmeye çıkan çalışanlar görüyor bizi galiba, biraz tuhaf hissediyorum :)
      Rüyamda bardaklar kırıldı dün gece, o da bir tuhaftı.

      Delete
  6. Çok tatlısınız yea. İstanbul'da mı ne bi' yerde öyle kullanılmayan bi' binaya çıkartma yapmışlar, temizlemişler, boyamışlar. Biz de yapalım!

    Biz de bu gün Mert'in doğum günü şerefine pasta yedik, pastayı burcu yaptı. Çok lezzetliydi *.*
    Senin blogundaki yorum kısmını blog olarak kullanabileceğimi de böylece fark etmiş oldum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya okudum ben de, Amerikan Elçiliği'nin burnunun dibinde yaptırmayabilirler yalnız :)
      Mert'in doğum günü kutlu olsun, bütün blog senin, istediğin gibi kullan :)

      Delete
  7. ben de bir üstteki yorumun dediğinden bahsedip link koyacaktım lakin madem herkes okumuş, tembellik benim hakkım! :)
    salı günü de posta açısından bana sürprizli bi gündü ama niçin bu kadar üşeniyorum ben anlatmalara... hayır madem ne açtın o blogu! şu köşede sinirleneyim ben... :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya valla İstanbul'da mahalleli falan da benimsemiş, başarmışlar resmen ama burda ikinci gün tomayı dayarlar kapıya gibime geliyor :) Tapuyu elime almak istiyorum, gayrımenkul konusunda sağlamcı biriyim :D
      Bak sen bir, Zeynep iki, kaldı o bloglar boynu bükük, yazsanıza la, haftada bir falan bari.

      Delete