February 10, 2014

Bizim Helen

Yıllaaaar önce, hadi tam tarih vereyim, 1983'müş, annemle babamın "ay hadi ilk gelen otobüse binelim!" çılgınlıkları kapsamında Karaburun'a gitmiştik. Ben 4 yaşındaydım 1983'te, puslu bir hayal gibi hatırlıyorum. Çocukken gittiği yerleri kendi ebatlarıyla orantılı hatırlıyor insan, ben de öyle dev gibi dalgalar, uçsuz bucaksız sahiller falan hatırlıyorum. Bir de Helen var.

Helen'i Karaburun sokaklarında dedesinin evini ararken tespit etti annemler, gencecik bir kız. Kalkmış tek başına Türkiye'ye gelmiş, dedesinin evini de görürse içi rahatlayacak, biraz fotoğraf çekecek falan. Evi bulamadık galiba ama Helen'i de alıp İzmir'e eve döndük, bir kaç gece bizde kaldı.

Anneannem sağdı o zaman, ilk başta hiç anlamadı neden elin Yunan'ını eve getirdiğimizi. Sonra annem anlattı, "bak anne, yazık onun da ailesi yerinden yurdundan olmuş, kaç sene sonra köklerini aramaya gelmiş" diye. Hemen yumuşadı anneannem, göçmenler birbirini anlar çünkü. Helen'le birbirlerini dürte dürte, biri yüksek sesle İngilizce, diğeri bağıra bağıra Türkçe konuşarak anlaştılar. Ben Helen'i salondaki divanda uyurken hatırlıyorum, kalçasına anneannemin kara kedisi yerleşmiş vaziyette.

30 sene sonra Helen babamı bulmuş, bir email yollamış, bir de fotoğraf.


Yeşilli cüce benim, annem, babam, seksi şortlu oğlan da kuzenim. Annemin fotoğraftaki haliyle yaşıtım şu anda aşağı yukarı.

Email ve fotoğrafın arkasından bizim evde bir heyecan dalgası peydah oldu. Helen'in kocası Türkiye'ye geliyormuş, hemen planlar programlar yapıldı. Hatta babam Kostas'ı da çağırmış, Kostas da geçen yaz annemin Urla'da bahçe kapısından içeri bakarken yakaladığı bir başka Yunan. Atina'da antikacılık yapıyor, fırsat buldukça annemlerin bahçesine geliyor, babamla birbirlerine eski fotoğraflar falan yolluyorlar.

Bu ay içinde böyle tuhaf bir buluşma var yani, rakı içer, musakka, dolma ve baklava yeriz diye düşünüyorum.

15 comments:

  1. vayy çok güzelmiş ya aynı filmlerde ki gibi çok takdir ettim. :D gerçekten umarım güzel bir buluşma olur. :D işte yılların ne getirdiği de hiç belli olmuyor.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Biraz da masum; tek başına seyahatler, tanımadığın insanlarla kalmalar falan. 30 sene de çok fena geçmiş valla :D
      Yazarım buluşmayı da.

      Delete
  2. Cok güzel seyler bunlar.. mükemmel bir bulusma olacak sizinki.. Ben bile heyecanlandim:))

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay hadi bakalım, ben de yerimden kıpırdamış olurum hem biraz :)

      Delete
  3. Yalnız yavrum annen seni doğurmamış klonlamış resmen, o nasıl benzerlik yahu :)
    Ve fekat bu buluşmayı çok merak ettim, detayları alalım pliiiiz :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahhahhaha koyun Dolly'den önce ben mi varım acaba? :D Fotoğraf çeker yazarım buluşmayı, ne zaman olacağını da bilmiyorum henüz.

      Delete
  4. tam bu sefer şaşırmayayım diyorum, yine şaşırıyorum... :) coachsurfing ailen sayesinde başlamış olabilir! :D

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ehheheh bir de Marcus var, babamın inşaattan arkadaşı, o da bir süre bizle takıldı. Sonra bir konsomatrisle evlenmeye kalktı, annemler kapının önüne falan yattılar "naapıyorsun?!" diye, akabinde bir hemşireye aşık oldu falan. Çok şükür evlenmeden memleketine dönmüştü :) Marcus'la da yazışıyor babam, gelse de onla da buluşsak, bana badminton takımı getirdiydi, hiç unutmuyorum. Yani getirdiği yetmedi bir de günlerce oynamıştı yazık benimle donk donk :)

      Delete
  5. "ay hadi ilk gelen otobüse binelim!" çılgınlıklarını ben de çok seviyorum. Umarım ileride çocuklarım da benim gibi olur da kopup gideriz bir yerlere durduk yere.

    Truvasız Helen esprisini yaptıktan sonra devam ediyorum.

    Ne güzel bir anı. Kıskandım valla :D Akdeniz ve Ege'ye bakan ülkelerin insanları daha bir sıcak kanlı oluyor sanki. Ya da iklimden kaynaklı birbirimize benziyoruz, bilemiyorum. Hiç Yunanlı bir arkadaşım olmadı ama İtalyanlara benzediklerini düşünüyorum. Zaten İtalyan-Yunan-Türk bir üçleme gibi geliyor bana. Gizli bir trilogy sanki :) Birbirimize benziyoruz. Eminim Yunanlıları da en az İtalyanlar kadar severim tanısam. Zaten hepimiz bir şekilde göçmen değil miyiz bu dünyada ? Varsın denizin farklı kıyılarına düşelim. Aynı dalgalar kıyılarımıza çarpıyor neticede (yazar burda toplumsal mesajı da verdi :p)

    Umarım güzel bir buluşma olur. Bol bol kahkaha atar, yemeklerin tadını çıkarırsınız :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya valla, arabamız yoktu, İzmir'de de iki otogar vardı, birinden kuzeye doğru giden otobüsler geçerdi, diğerinden başka büyük şehirlere ve güneye gitmek mümkündü. Ben liseye başlayana kadar böyle tatil yaptık. İzmir'in yeri çok güzel böyle kopmalı gitmeli seyahatler için, hiç istemeden kendini Gökçeada'da falan bulabiliyordun :) Otel motel yoktu Gökçeada'da 80'lerin başında, bir köyün muhtarı acıyıp evine aldı bizi, eşek ahırının yanında küçük bir odada kaldık, sabahları kafalarını camdan içeri uzatırlardı eşekler :)

      Sen çocuklarını sürükle her yere, alışır onlar :) Önemli olan çocukların annesi zaten, o senin kafada olursa böyle eşeklerle uyanırsınız :)

      Truvasız Helen esprisini ileteceğim :D

      Ben de pek İtalyan tanımıyorum galiba ama Yunanlar'la dilden başka bir farkımız yok gibi geliyor bana. Ay allahaşkına zaten arada 1 saatlik deniz yolu var, aksi mümkün mü? Her şeyimiz aynı. Kostas mesela, turla gelmiş aslında Urla'ya, bütün kafileyi almış annemler bahçeye ilk önce. Herkes çay içip evi gezip gitmiş, Kostas ekmiş turu. Sonra kafile geri dönmüş Kostas'ın kaybolduğunu düşünerek, bu da bahçe kapısından "Ben gelmiycem sizle, bana baklava açıyorlar içerde" demiş ahhhahahah :D Kafile de inanmış baklavaya, bir de üzülmüşler erken kalktıkları için falan, dönüp gitmişler. Bu numaralar hep buraların numaraları, elin İsveçlisi Norveçlisi anlamaz bunları :)

      Bakalım ben köpekleri falan nasıl bırakıp gideceğim İzmir'e, valla 3 çocuk yapmış olsaydım bu kadar dertlenmezdim, daha kolay hareket ederdim :)

      Delete
    2. Tanıdığım bütün İtalyan Türk kafasındalar. Sohbetlerinden tut da sofradaki davranışlarına kadar. İlk başta İngilizce aksanlarından bir halt anlamamıştım. Ama sonra vakit geçire geçire benim İngilizce'yi de bozdular sanırım. İtalyan aksanlı İngilizce konuşan bir Türk oldum :D Ahaha Temel fıkrası gibi mübarek. Çok şeker insanlar vesselam. (aklıma Başka Sinema'da fragmanı dönen Muhteşem Güzellik filmi geldi- ismini anımsamayıp İtalyan amcalı film demiştim ya rezil bi şekilde)

      Hayvanlar iyi hoş ama seyahat söz konusu oldu mu sıkıntı oluyor. Ne kimseye bırakabiliyorsun ne de beraberinde sürükleyebiliyorsun. Çocuk olsa kandırırsın da hayvanlar yutmuyor valla bişiyi :D

      Eşeklerle uyanmak istiyorum ben de. Bakalım..

      Delete
  6. 30 yıl sonra o yeşilli kız baba anne bir karede hoş olur :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay ne güzel fikir bu! Babamı indirebilir miyiz kayalıklardan aşırıp deniz kıyısına diye dertlendim biraz, bu fotoğraftakinin 2 katı ebatlarında artık :) Dur bakiyim, ben yanıma yeşil bir şey alayım da giderken, orda mizansen ayarlarım :)

      Delete
  7. Ya valla ne harika hikayeler bunlar. Yeni bir fotoğraf çekme fikrini de çok sevdim. Bence yanına kesinlikle yeşil bir şeyler almalısın. Benzerlik konusu da ben de katılıyorum seve seve.Çok tatlısınız ikinizde:)
    Böyle yıllar sonraki birbirini bulma buluşma halleri ne müthiştir her zaman severim.Keşke yıllar evvelinden tanıdığım birinden de bana gelse böyle bir kart mektup bir zarf bişey:) İnsan ne mutlu olur. O gün ile ilgili yazmalısın nasıl geçeceğini çok merak ediyorum. Bol kahkahalı ve keyifli olacağından eminim. Çok sevgiler:)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya di mi? İyi ki yazmış kız babama, ben de böyle biri olmak istiyorum. Bir de iyi ki internet var, yoksa kaç kere taşındık o arada, nasıl bulacaksın :)
      Yeşil kazağım var bir tane, onu alır giderim, bakalım bir aksaklık olmadan buluşuruz umarım. Öpüyorum ben de çok! :)

      Delete