February 19, 2014

Samanpazarı, Çıkrıkçılar Yokuşu, Sepetçinin Kedisi

Son Ulus maceramızın bir noktasında Gramofon Kafe'ye çöktük annemle. Annem kahve söyleyip fırladı, aldığımız yastıkların içini doldurtmak için iki yandaki dükkana girdi, bir yerlerde Zeki Müren çalıyordu, karşımdaki manzara da böyleydi. Kafeye ulaşana kadar da girip çıkmadığımız dükkan kalmadı galiba.

Birer nihale aldık, dükkanın içi de onlarca çinili tabakla doluydu. Bir tane büyükçe kase alayım dedim, mavili-kırmızılı, en ucuzu 100 lira civarıydı. Biraz kalbim kırıldı ama bir şey de diyemedim, elle boyanıyor falan. Sobada ekmek kızartıyorlardı, hiç reddetmem öyle teklifleri, üzerine yağ sürüp ikram ettiler, katır kutur yedim çinilerin arasında. O dükkana geri dönmeyi de kafama not aldım hemen.

Yastık aldığımız abi halıcı aslında, çanta falan da satıyor. Hiç aklımda yoktu, aslında yanımda pek para da yoktu ama iki tane yastık (kırlent ayol!) aldım, defterimin arasında bir 100 liram vardı, onu "bakın kefen paramı veriyorum" diye uzattım. Abinin sinirlerini bozdum kefenle mefenle, halbuki bizim evde şaka yollu söylenir. Bir on dakika kadar da abiyi avuttuk, ne iş yaptığımı sordu, arkeolojinin bana iyi gelmediğine karar verdi, hak verdim valla ne yalan söyleyeyim. Yastık dolduran abinin dükkanını tarif ederek uğurladı bizi.

Kudi'yi model olarak kullandım, yastıklar şunlar, tanesine 10 lira verdim galiba, o civarda bir şeydi.


Tabi aradan geçen 4 gün biraz püskül götürdü yastıklardan, biraz tüy yapıştı üstlerine, bir-iki yerden ilmek çıktı falan. Biliyorsunuz yastıksız yatamıyor bunlar.

Gramofon Kafe'nin tam karşısındaki dükkanda kalın ipler kestirdim gözüme, girip 20 metre aldım, 1 metre de hediye ettiler. Ay aslında tabi ki böyle kararlı, ne yaptığını bilen biri gibi girmedim; "ben balkondan sepet sallandırcam aşaaa, kaç metre alayım?" diye girdim, abiler hesapladı sağolsunlar. Sepetçi de tarif ettiler, onların yolladığını söylememi tembihlediler.

Sepeti de 10 liraya aldım. Karşıyaka'da (İzmir yani ama öyle diyemem, bir 35buçuk meselesi var ahhahah!) otururken vardı sepetimiz, herkesin vardı. 5. kattan aşağı sallandırırsınız bakkal ekmek-gazete koyar, unutulan cüzdanlar sahibine ulaştırılır falan. Ankara'da çok nadir gördüm, bizim sokakta hele hiç yok sepet. Ve bıktım yani aşağıya anahtar, cüzdan, ceket falan atmaktan; bir de evden çıkana "bi gazte alıp sepete atsana" demenin dayanılmaz hafifliği var tabi.

Sulu Han'a da uğradık, annem nazar boncuğu aldı, çok lazımmış çünkü. Annemi sorgulamamayı erken yaşlarda öğrendim, eminim çok lazımdır o boncuklar. Gözleme yedik, çay içtik, etrafımızdaki fantastik plastik çiçek aranjmanlarına baktık. Annem Çıkrıkçılar Yokuşu'ndan bir miktar kumaş aldı. Sokak arasında minicik bir cami görüp içine bakmaya girdi, dışında biraz eski halinin izleri var ama içi betonmuş, bozulup çıktı.

Hava kararmıştı, eve dönmek üzere yola koyulduk. Aşağıya sepetçinin kedisini koyuyorum. Kedi hunharca elimizi kolumuzu yalarken sepetçi abi de evladıyla gurur duyan bir baba gibi sevgi dolu gözlerle seyrediyordu. Videonun sonlarında beni kediye "arap" dememek için bocalarken duyabilirsiniz. Zorla "kara kedi" çıkmış ağzımdan. Halbuki aynen kefen parası şakası gibi, bizim eve giren çıkan bütün kara kedilerin adı Arap'tı. Sorumlusu da anneannem ki o da Boşnak'tı diye açıklayarak iyice ortalığı bulandırayım da gideyim.

video





25 comments:

  1. Ahh şuan Karşıyaka'daki evimizde var sepetimiz. 5 katlı apartmana asansör yapmayan aklın ürünleri. Anneciğimin çok işine yarıyor yıllardır. Gevrek felan isteriz mesela sokaktan geçen çocuklardan ^ ^

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya di mi? Hödük inşaatçılara karşı üst kat sakinlerinin pratik çözümü resmen sepet :) Bak gevrek deyince aklıma geldi, İstanbul'da kesin vardır bir yerlerde ama burda yoktu, Özsüt Fırın'larda gevrekle boyoz var. Çok heyecanlandım görünce, gevreği denemedim ama boyoz bayağı güzeldi :)

      Delete
    2. Beni İstanbul'da Boyoz yemek hiç heyecanlandırmıyor Mina Ablacım çünkü gidip sabahın 8'inde Karşıyaka'daki bir sokak arabasından alamamak beni mutsuz ediyor. Gevrek alıyorum ama Boyoz denemedim. Özsüt'ler evet her gün getirtiyor İzmir'den. En yakın 1 tane İstiklal'de var sanırım. Oy kullanmaya gidicem kısmetse. 3 kilo yer dönerim artık. :D

      Delete
    3. Haklısın, ben de bazen şu Kordon'da falan kumru satıyor ya seyyar gevrekçiler, onu çok özlüyorum. O hiçbir yere sığmayan dev biberi falan :D Orda otursam, denize karşı yesem. Ahhahah aklıma ne geldi, Barbar Conan'la ilk İzmir'e gidişlerimizin birinde kuruyemişçiye dalıp çiğdem aldım, bir kaç gün sonra Conan'ı bir arkadaşına "oğlum bayağı dükkana girip çiğdem dedi lan?" diye anlatırken duydum :D
      Burası bile 16-17 derece, İzmirliler çorapları falan atmıştır herhalde :)

      Delete
  2. Antille pek ıscaktı bugün, köynekle gezdik. Yalnız sular kesikti, hafiften koktuk. Ööööleden sonra kızlarla (kart kızlarla yani) falezlerin üstündeki bir cafede çay-kahve içtik denize karşı. Sular kesik olduğu için de akşam yemeğini pidecide taam ettik. Sen gel seni o pideciye götüreyim, şahane kaşarlı yapar, sonra da Piyazcı Ahmet'e gider tahinli fasulye piyazı yeriz Antalya usulü.
    Gramofon cafeyi seviyorum ben, bir de çaya kahveye az daha özen gösterse pek şükela olacak. Sepet bizim de vardı apartmanın altı bakkalken. Sallar bağırırdık: Aaaaamet abi bi ekmek :) Güzel günlerdi yav :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Gramofon'da ne içsen 5 lira, annem biraz huysuzlandı aslında :)
      Ay suları kesik olsun bir gün, o falezler falan olduğu müddetçe koymaz valla, burda geçen arabalara bakarak kahve içiyoruz :D Siz dönmeden gelmeyi başarabilecek miyim bakalım, kaşarlı pide ve tahinli piyaz için insan her yere gider yahu :)

      Delete
  3. ankarada'da ne güzel yerler varmis, iki kere geldim hayatim boyunca, hic görmemistim buralari.. baska sehir sandim, fotograflardan basta.. annenle gezmeleriniz de cok hos, annene karsi derin bir sempati ve sevgi duymaya baslamisim.. :-) onu farkettim.. sanirim videodaki de onun sesi...
    cok hosuma gitti bu yazi, kefen parasi muhabbetine baya güldüm.. cünkü bizde babaannem yapardi bu tür sakalari, bana da komik gelirdi ama, annem de pek sevmezdi sakasini..
    izmir yöresine mahsus cok kelime varmis sanirim.. :-))) bizim ilk köpegimiz de kudiye benzeyen simsiyah bir köpekti, iki adi vardi, bir adi Arap'ti.. sonrasinda aklim ermeye baslayinca, bir köpege arap adi koymanin mantigi üzerine düsünmüs, bir aciklama bulamamistim... bir de dün aksam, kedinin tuvaletini haftaada bir klorakla dezenfekte ediyorum, bidi bidi diye konusuyordum bi arkadasta, diger arkadasi izmirli misin sen dedi.. ay nereden cikti dedim, bir tek onlar diyor klorak dedi.. :-))allah allah, sadece camasira kullanilmiyor ki bu meret, neden camasir suyu diyeyim, klorak istee.. :-D
    sepet mevzuu, bizim semtte de hala arada sallandirilan bisey, kaldirimda yürürken bos bi sepetle burun buruna gelebiliyosun.. yukari bakiyorum, ay bekleyeni de yok.. :-))) bu ne rahatlik.. icine kedi koyasim geliyor benim.. belki sizinkine bir kedi birakirlar.. hosuma gidiyor sepet mevzuu da, nerdeyse 1 senedir sporla bir alakam kalmadi, hic olmazsa diyorum, sepet olmazsa, bahaneyle asagi iner cikarim, spor olur.. ama belki bi tane alirim bende, miyu el koymazsa arada sallandiririm..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Götürürüm ben seni buralara bir geldiğinde, ne güzel olur. Annemin bir de "Ankara'nın bütün eski camilerini gezelim" projesi var, belki ona denk gelirsin :) Videodaki annemin sesi evet, çok gözü kaldı o kedide. Geçen sene mahallede yürürken bir kedi gösterdim, o kadar güzel bir şeydi ki gelip geçerken laf atıyordum hep, annem de görsün istedim. Daha "işte bak bu kedi anne" falan demeye kalmadan bir baktım annem etrafta taksi arıyor, çantasında mama arıyor ahhahha! Mamayla kandırıp taksiye atacakmış, doğru eve. Kafenin kedisiydi, bakıyorlar, belki ararlar, merak ederler ortadan kaybolunca falan diye ikna ettim ama bayağı gözü arkada kaldı :)
      Ankara yazısının altında bir İzmir patlaması oldu evet :) Klorak markası sadece Ege'de var galiba, sarı bir şişe, sarılı-kırmızılı bir etiket.
      Sepeti alır almaz aynı şeyi söyledim anneme, içine kedi koyan olursa hiç itiraz etmem çekerim yukarı :D Miyu'nun sepeti şüpheyle karşılayacağını tahmin ediyorum, önce bir konuş bence :)
      Çok eski bir arkadaşımın kocası Kuveytli, ona bile "içtim şarabı, öptüm Arap'ı" diye kötü kötü şakalar yaptık ki hadi o bizim hödüklüğümüz, fotoğrafın negatifine arap denirdi ya eskiden. Çok yerleşmiş, ama kötü niyetli bir şey gibi algılanıyorsa üzülürüm. Bak zaten dilim varmadı adamın kedisine arap demeye :)

      Delete
    2. :-)))) ictim sarabi, öptüm arabi... ahahha...
      annenle iyi anlasiriz gibi bir his var icimde, ne güzel projeleri var.. istanbula gelirse onun gezi programini yapmaya talibim. bir de yorulmadan sürekli yürüyen biri sanirim, tam benlik gezi arkadasi.. istanbulda, senelerdir istanbulda yasayanlarin, dogma büyüme burali olanlarin gitmedigi yerlere burnumu sokmuslugum var.. ama hala daha, her semte gidemedim diye dir dir dir sizlaniyorum.. oysa, gedikpasasindan, ayvansarayina, fatihin ara sokaklarina gezmisligim var, bir kere bile degil üstelik.. :-)) oralarda tarih var, hayat var... ankaranin eski camiileri gezisine de talibim bu minvalde.. :-))
      klorak muhabbetinden sonra, sen simdi cekirdege cigdem de diyorsundur, "diyor musun yoksa? söyle diyor musun" dendi... evet dedim gecistirdim ancak, ya ne diyecektim cigdeme, cekirdek mi diyecektim.. bir kere cekirdek genel bir isim... mesela "300 gr cekirdek" diyen birine benim verecegim cevap "ne cekirdegi?".. ayva, kayisi, karpuz, kabak vs, bunlarin hep cekirdekleri var.. ayricana cigdem ayciceginin cekirdegi degill... üstüme gelmesinler yane... :-D :-D klorak kafa karistiriyorsa, spesifik olmak adina "sodyum hipoklorit" derim bundan sonra istanbulda, böylece iletisim sorunu yasamayiz,, hahha.. :-)))

      Delete
    3. Ay ne diyorsun, yıllar önce kardeşimin kusmuşluğu var annemin peşinde yürümekten, bayağı nervous breakdown geçirmişti çocuk ahahhahhaha :D Durmaksızın yürüyebiliyor, işte arada bazen açık çay içmek istiyor güzel kahve falan görünce. Siz anlaşırsınız. Ben de alışkınım, arkanızdan gelirim :)
      Ahhahhahah ben hak verdim hemen sana, çiğdemse çiğdem, ben gene de parmağımla da gösteriyorum hep :D Bu yakın arkadaşım sarıkafa bir kaç sene önce evde kot pantolonunu klorakla eskitmeye kalkmış, telefon etti "Mina yerler jelibon gibi oldu" diye ahhahhaha, ay hatırladıkça sinirlerim bozuluyor :) Klorak yetmemiş, içine başka temizlik malzemeleri de katmış falan, apar topar taksiye atlayıp ev arkadaşının çalıştığı hastaneye gitti. Hikayenin kalanını ondan dinledim, serumları yerken klorağa güzelleme yazmalar, "i'm a fashion victim!" diye haykırmalar falan. Klorağın bu yüzünü çok insan bilmiyor :D

      Delete
  4. Ah! İzmir'i çok seviyorum.Her yerini gezmek istiyorum.Kumru da güzel.
    Ankara gözümün önüne geldi okuyunca.Ulusa çok giderdik eşimle.Hale uğrardık.
    Ama insanları çok üzerdi beni.Gariban gelirdi bana hep.Yaşam şartları..
    Üzülürdüm.Sanki yıllar geçmiş gibi üstünden.Altı ay oldu sadece.

    Sen nasılsın peki...?

    ReplyDelete
    Replies
    1. İzmir uzuuuun bir tatil gibi, hava da güzel hep, hayat da biraz daha sakin di mi?
      Ya valla eskiden garibanı da hali vakti yerinde olanı da aşağı yukarı aynı yerlerden alırdı alacağını, şimdiki bu uçurum beni çok rahatsız ediyor. Haklısın, Ankara'nın o tarafları biraz daha perişan, beni Kızılay bile fena yapıyor bazen.
      İyiyim ben, bir numara yok, pek bir değişiklik yok. Havanın ne kadar sıcak olduğunu inanamıyorum son bir kaç gündür, terastaki bitkilerden tomurcuklar falan fışkırdı, endişeleniyorum :)
      Peki sen nasılsın...? :)

      Delete
    2. Aynı ben de.Pek bir kararlıydım ,yazmayacaktım ama duramadım gene.Bundan sonra blogta yazmayacağım yazısı eklemeyeceğim.Hiçbir şey demeden usulca yazmayacaksam yazmayacağım.Yazarken yüzüm olmuyor sonra:))
      Aynı şarkıları dinleyip,aynı yolları yürüyorum.

      Delete
  5. Ahaha çok hoş Mina.
    Çantalar nasıldı? Biliyorsun tuhaf çantalara bir sevgim var, bir sempatim var.

    ReplyDelete
    Replies
    1. O dükkan seni memnun eder, çok eminim :D Gidek bi gün.

      Delete
    2. Olur ama param olunca gidek.

      Delete
  6. iyi ki eklemişsin kediciği izlemek çok iyi geldi. (bu sıralar nurtopu gibi bir depresyonum var da üzerinize afiyet)

    ha şimdi kendi kendime dedim ki madem iyi geldi aç youtube tepeleme funny cat videos dolu. ay aman ne bileyim, herhalde bu bi tanıdığın kedisi gibi geldi sende görünce, akraba kedi kontenjanından..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bir de kedinin bizzat kendisinden makas alabilseydin keşke; bu yerli kedi, hatta esnaf bile biraz :) Ay o funny cat videolarına hayatımın kaç saatini gömdüm acaba yıllardır? Koko'yu alma ihtimalimiz belirince köpek videolarına geçtim ben, kaydıraktan kayıp havuza atlayan bir doberman var, hala aklıma geldikçe gülüyorum :)

      Delete
  7. Ay günlerdir okuyup duruyorum bu yazını bir türlü yazamadım içimden geçenleri. Okumak da iyi geliyor aslına bakarsan belki de bahane yaratıyorum kendime. Oralar pek güzel yerler. Zeki Müren çalan kafelerden, sokaklardan, evlerden ne biliym türlü yerden işte içeri dalasım geliyor hemen. Zaten pek de kalmadı artık herhalde. Ancak Ulus'ta vardır böyle işte. Kırlentlerin güzelmiş güle güle kullan. Şu mini yastıkları pek seviyorum ben de. Şimdilerde alışveriş sitelerinde baykuşluları dolanıyor. İnsanın onlarca alası geliyor ama pek saçma fiyatları bence. Hem birini alsam öteki küser gibi geliyor almıyorum ben de. Sulu han ne güzeldir. Emaye çiçekli sinileri olan bir dükkan hatırlıyorum orada. O benim boncukçu bey de hala orada mıdır acaba? Eskiden orası ucuzdu gider boncuk alırdım şimdi izmir'de boncuk alacağım zaman kazıklanıyor hissine kapılıyorum her seferinde. Zaten en son boncuk aldığımda pasaport kontrolden sonra durdurup incik cincik baktılar hepsine Cezayir'de. Dilim döndüğünce hobi falan diye anlatmaya çalıştım anladılar allahtan. Bir kere üniversitedeyken emniyette bir işim vardı çantamdan çıkan tıka basa dolu kalemliği görünce görevli memur kırtasiyeciyle mi çıkıyorsun demişti:) Allahtan bu sefer kocan boncukçu mu demediler yoksa dayanamaz kahkahayı basardım:) Kara kediyi de sevdim. Dükkan kedilerine bayılıyorum. Bütün siyah kediler kara kedi hala bana göre:) Öyle severdim çocukken de. Hala çocuk kalabiliyoruz ya büyük nimet bu devirde!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Emaye çiçekli sini yok ama boncukçu bey duruyordur, en çok onlar iş yapıyor gibi görünüyor zaten. Ay ben de neler taşıdım eve böyle sağdan soldan :D Urfa'dan kucağımda yeşil testi, elimde koca bir üzerlikle uçağa bindim, yarabbi bir de hastaydım falan. Yollarda acıkırım diye yanıma ekmek arası gıdalar da tıkıştırmışlardı kazıdan. Öyle oturdum gıcır gıcır uçağın içinde, çantamdan dünden kalma kızartma kokuları gele gele :)
      İzmir'e gelince senin kızın yanına bir de kara kedi ekleriz belki, bahçe var nasıl olsa :)

      Delete
    2. Ya bu yorum altına cevap yazmak olayından bende istiyorum ya nasıl yapacağım biliyorsan söyler misin. Ayrı kısımda yazmak hoşuma gitmiyor da aklıma gelmişken sorayım dedim..

      Delete
    3. Çok emin değilim ama ayarlar kısmından yorumlar'a baktım şimdi. Yorum lokasyonu gibi bir seçenek var, benimkinde "embedded" seçili, o sebeple mi cevap yazılabiliyor acaba?

      Delete
    4. yaptımmmm:):) benimki türkiş ama yerleşik olduğunu anlayarak işaretledim ve oldu:) kendimi tebrik edip sana da teşekkür ediyorum öpüyorum. harika oldu bu şekil bence:)

      Delete
  8. Aaaa izmir'de bir yer keşfettim ben koleksiyon evi gibi valla emaye bir sürü şey vardı. Ev bir bitsin eskici gibi olacak sanırsam:) Bir cezve kapıp getirdim ancak hem de en çiçeklisinden:) Bende tunus'tan fener taşıdım öyle. Şimdi her yerde satıyorlar onlardan. Olsun ben ebediyen taşıyıcı olarak kalacağım. Seviyorum ne yapayım. Bizim kızın tüyleri çok dökülüyor bu ara ne yapsam bilemedim. Birine sormam lazım bu tüy sorununu yıkasak mı bilemedim ki bu ciddi bir karar:) ömrü boyunca benden nefret etmesinden korkuyorum:) Şu sıra nemli kedi tarağı ile tarayip çıkan tüylerden keçe topu yapıyoruz:):)şimdiden iki kedi var evde geçen tadilat yaparken babam almış içeri onlara bir de yere örtü sermiş uyuyorlardı:) kapıya kedi evi yazabilirim yani gelince. şu kısa kulaklı şapşik kedilerden almak istiyorum çok ama sarı kedim de olsun kara kedim de olsun istiyorum o ayrı. Bahçeye alır kıyamaz yatağa sokarım ben onları yalnız! Yanlışlıkla çocuk diye kedi doğurmayayım ben yakında:)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ahhahahah ya valla "kedi doğurabilir" kategorisinde çok üst sıralardasın, Saçaklı da öyle. Ben de geliyorum arkanızdan, benden köpek de çıkabilir :)
      Bu aralar tam tüy dökme zamanı, havalar iyice ısınınca durur merak etme. İsterseniz yıkayın ama bir şey farketmez, gene dökülür, bahara hazırlanıyor çocuğun vücudu :) Bizim ev de kıl-tüy fabrikası gibi bu aralar, üstüm başım da tüyle kaplı.
      Ay işte bahçe olunca hayat çok kolay, dışarı ev de yaparsın, içeri de alırsın. Annemler böyle böyle 15 kediye falan çıktılar, hepsini de kısırlaştırdık, yoksa o 15 çok kısa sürede 45 olurdu. Hasta doğuyor bebekler, gece erkek kediler gelip saldırıyor, eve alsan bir türlü almasan bir türlü. Sonunda teker teker götürüp kısırlaştırdık, ha tabi hala sağdan soldan bebek kedi bulup getiriyor mahallenin çocukları, laf anlatamadık bir türlü. Ömrümden yıllar gidiyor bu sokak hayvanı meseleleri yüzünden.

      Delete