July 17, 2014

Barok Roma I: Bernini

Gezi yazısı yazamıyorum, yazarken içim sıkılıyor. Bir de yani gittiğim yer de öyle keşfedilmemiş bir cennet falan değil, dünyanın en çok turist gören şehirlerinden biri. Gördüğümde beni ergenler gibi heyecanlandıran şeyleri yazacağım.

Aylar önce ve sanırım bu filmi seyrettikten sonra aldığımız biletlerin tarihi yaklaşınca panikle bavul aramaya başladık. Şahsım adına bavul toplamaktan da havaalanlarından da nefret ederim, seyahat halinde olmaktan da çok hoşlanmıyorum. Gidilecek yere varınca seviniyorum, allahtan. Evde bavul yoktu diyorum size, öyle gezgin bir aileyiz.

Roma çok güzel. Gerçekten çok güzel. Turist olmak için harika bir yer. Turlardan kaçan insanlar olarak elimizdeki gezi rehberine muhtacız hep, bu sefer duvara tosladık. Çünkü ucuz diye aldığım şu yandaki rehber bok gibiydi.

Önceden belirlenmiş yürüyüş rotaları var rehberde, o rotalara uymuyorsanız kullanması tam bir kabus. Bir de çok özetlenmiş vaziyette bilgiler. Benim gibi, bir kilise inşa edilirken kim kimin ekmeğiyle oynamış, o heykelin yüzü neden o tarafa bakıyormuş falan öğrenmek isteyenlerdenseniz, bu rehber, o rehber değil.

Dünya turizm başkenti diye her yerde İngilizce bilgi panosu bulurum diye düşünüyorsanız, sizin de kalbiniz kırılacak. Umurlarında değilsiniz, Roma'nın göbeğindeki postanede kimse İngilizce konuşmuyordu mesela, size Milano'da bir tütüncüden kartpostal yolladım, bilmiyorum gelir mi. Pul diye yapıştırttıkları şeylerin üzerinde "Size bir video mesaj var!" falan yazıyor, sakın inanmayın, yok öyle bir mesaj.

Velhasıl, ya paraya kıyıp kulaklık alacaksınız ki onlar da her yerde yok ya da bir gece önce internetten çalışacaksınız. Bir alternatif de Kolozyum gibi, Pantheon gibi, görülmesi allahın emri yerleri görüp kendi fetiş konularınızın peşine düşeceksiniz. Biz öyle yaptık.

Aile fetişimiz iki şahsiyeti kapsıyor; 1571-1610 arası yaşamış Barok ressam, bedess madırfakır Caravaggio ve 1598-1680 arası yaşamış Barok mimar-heykeltraş-ressam, altın çocuk Bernini. Zaten Roma, bu ikisi olmadan bir hiçmiş, onu anladık.

Önce Galleria Borghese'ye gittik, "Yarına bilet var cnm" dedi kasadaki oğlan, bileti alıp ertesi gün koşarak geri döndük. Galleria Borghese, "özel sanat kolleksiyonlarının kraliçesi" olarak biliniyor, hiç itiraz etmeyeceğim, haklılar. Borghese ailesi, o meşhuuuur ailelerden, Mediciler gibi. Sanat kolleksiyonu, kardinal olan bir Borghese ile başlamış, bu kardinal aynı zamanda Caravaggio'nun ve Bernini'nin de en büyük destekçisi zaten. Papa V. Paul'ün de yeğeni; iktidar, güç, para mara bildiğiniz gibi değil.

Önce Bernini'nin heykellerini gördük, bu aşağıdaki Apollo ve Daphne.


Apollo, dünya güzeli su perisi Daphne'ye göz koyar. Daphne istemez, Apollo kovalar, Daphne bir nehir tanrısı olan babasına yalvarır, "Ya güzelliğimi yoket ya da hayatımı mahveden bu bedeni değiştir!" diye. Daphne, ağaca dönüşür.

Ve Proserpina.


Yunan mitolojisinden bildiğimiz Persephone aslında, yeraltı tanrısı Hades de ona göz koyar, alır yeraltına kaçırır. Persephone'nin annesi Demeter, tarımın, toprağın, bereketin falan tanrıçasıdır, kızının arkasından yıkılır. Anlatmaya üşendiğim bir yığın itiş kakışın sonucu Persephone yılın altı ayını yeraltında kocasıyla, altı ayını yeryüzünde annesiyle geçirmeye başlar. Persephone yeryüzüne çıkınca karlar erir, çiçekler açar, bahar gelir yani.

Yunan-Roma tanrılarının tecavüzcü manyaklar olduğunu düşünmeyelim bir an için, Bernini taştan hayat çıkarmış, allahım yarabbim nasıl mümkün olabilir böyle bir şey?! Saçlar ani bir hareketle dönünce uçuşmuş, dirsekler atılıyor, Persephone ayak parmaklarıyla bile kaçmak istiyor. Ete gömülü o parmaklar?

Sorsanız bir çok şey olmak isterim ama Bernini'yle aynı dönemde yaşamış bir heykeltraş, mimar falan olmak istemem. Tam da öyle birinin hayatı için google'da Francesco Borromini'yi aratabilirsiniz. Kiliselerden ve zenginlerden sipariş alırken sıkıntıdan fenalıklar geçiren, melankolik, fevri Borromini en sonunda kendi canını almış. Bernini her ne kadar bir rakstar da olsa Borromini'nin hayaletini hala yanında taşıyor; birinin adını anan, diğerini de anıyor. Sonsuza kadar kurtuluş yok onlar için, birbirleriyle lanetlenmişler.

Bernini'nin Roma'daki numaraları saymakla bitecek gibi değil, kiliselerde heykeller, altarlar, Vatikan'daki San Pietro bazilikasının içinde ve dışında bir çok iş, meydanlarda çeşmeler. Şu var mesela, The Ecstasy of St. Teresa, Santa Maria della Vittoria kilisesinin içinde bir şapelde.


Azize Teresa önemli bi şahsiyetmiş, heykelde onun yaşadığı ilahi bir an tasvir ediliyor, yazdığı anılarından hareketle. İlahi bir kendinden geçiş sipariş edilmiş Bernini'ye, ortaya çıkan netice bir miktar "Ouuuvvv ilahi dedik ama bu kadın bayağı orgazm oluyor?!" tepkisi almış. Almış da ne olmuş, Teresa nerdeyse 400 yıldır her gün melekle karşılaşıyor, o ilahi an 400 yıldır sürüyor; milyonlarca turist, hacı, inanan-inanmayan da her gün önlerinde saygıyla duruyor, bu ana şahit oluyor. Ben inançlı biri değilim, beni insan ırkının bir ferdinin tonlarca ağırlıktaki taşı havada uçuşturması etkiliyor. O boşluktaki ayağın kırılganlığı, o elbisenin hafifliği. Ve tecrübeyle sabit ki insanlık, müteasıp sığırları değil özgür ruhları bağrına basıp hatırlıyor. Yoksa niye 40 derece sıcakta yüzlerce hacıyı iteleyip şu heykelin önünde iki dakika geçirmek isteyeyim, değil mi?

Son olarak tabi ki bir fil var, hep bir fil var. Bu seferki Bernini'nin fili. Karşılaşma anımız sanırım Roma'da dolaşmanın tam olarak nasıl bir his olduğunu da anlatıyor biraz.

Bakına bakına gezerken Santa Maria sopra Minerva kilisesine girdik, Roma-Katolik kiliselerinin en önemlilerinden biriymiş, biz gene bir heykel peşindeydik. Michelangelo'nun Christ the Redeemer'ı, yani Kurtarıcı İsa.


Dünyanın gördüğü en büyük ustalardan birinin elinden çıkma ve onun diktiği yerde duruyor 500 yıldır, sessiz bir meydana bakan kilisenin loş bir köşesinde. Michelangelo'ya saygılarımızı sunup çıktık, file tosladık.


Sırtında taşıdığı Mısır dikilitaşını civarda bir yerlerde bulunca bir kaide yaptırıp meydana dikmeye karar vermişler, kaideyi Bernini'ye sipariş etmişler. O da bu fili önermiş, "kusursuz bilgiyi taşımak için sağlam bir akıl gerekir" diyerek. Siparişi veren dönemin Papa'sı, işte eskizler yapılmış falan, herkes filden memnun derken gene bu meydana bakan başka bir kilisenin rahibi, heykeli kendi kilisesinin önüne istemiş, üstelik fil yerine de köpekler olsun istemiş. Bu kilise bir Dominikan kilisesi, Domini Cane, yani "tanrının köpekleri", yani tanrıya sadakat falan. Papa reddetmiş ama Dominikan rahip pes etmemiş, projenin her anında araya girip Bernini'yi çıldırtmış. "Bu fil, bu dikilitaşı taşımaz, filin altına bir küp koysun destek için" diye tutturmuş, Bernini "Ben bundan çok daha ağır şeyleri havalarda uçuşturdum, sen kimsin?!" diye itiraz etmiş ve fakat Papa destek için küp ekleme fikrini kabul etmiş.

Bernini "Ya sabır" diyerek küp yerine bir küre tasarlamış, filin karnının altına yerleştirmiş, görünmesin diye de filin sırtına bu örtüyü atmış. Fakat esas intikamını şöyle almış; bu aşağıdaki, filin kıçı.


Burası da kıçın baktığı istikamet, Dominikan rahibin kilisesi.


Yani ne yapıyormuşuz, sanatçının işine karışmıyormuşuz. Yoksa sonsuza kadar fil kıçına bakmakla lanetlenebiliyormuşuz.

Caravaggio da yarına kalsın, kendi yazısını hakediyor zaten. Uyumsuz, suratsız, sokak çocuğu, dünyanın en karanlık ama en ışıklı resimlerini yapan, diyorum işte bedess madırfakır Caravaggio. Haydi bakalım.

18 comments:

  1. Bir kaç filmde italyanlar fransızlar ingilizce bilseler bile gıcıklığına cevap vermiyorlarmış turistlere diye duymuştum. neden doğru bilemem tabi. :D

    ReplyDelete
    Replies
    1. Valla yol falan sormadık hiç, bir bu postanede karşılıklı baygınlık geçirdik amcayla. Bilemiyorum o yüzden ne kadar gıcıklar :D Ama o kadar çok, o kadar çok turist var ki cevap vermiyorlarsa da anlarım.
      Taksicilerle, garsonlarla falan ufak tefek sohbet ettik, İngilizce umduğum kadar yaygın konuşulmuyor hakikaten.

      Delete
  2. Ay ay ay file koptum ve şu an Roma'ya gitmek istedim, o ne heykeller be ablası, mermer değil sünger mübarek. Ver elini öpeyim Bernini ve ne mutlu ki üzerinde Bernini'nin Apollo ve Dafne'si olan bir ayracım var, getiren sağolsun :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ayracı getiren de alan da Roma'ya gitsin inşallah en kısa zamanda :)

      Delete
    2. He gitsin yav, hatta beraber gitsin de birisi öbürküsüne rehberlik etsin :)

      Delete
    3. Bence çok istersek olur :)

      Delete
  3. o ete saplanan parmaklar beni benden aldı! daha okumadan 10 dakika kadar o fotoğrafa takıldım kaldım. kadının adamı eliyle itişi, bacaklarındaki ve ayaklarındaki gerginlikten ayak baş parmağının ayrık durması.
    insan gerçekten hayret ediyor. yalnız dikkat ettim bizim bakanın uyarılarını dikkate alıp hepsinin mahrem üreme organlarını kapamışlar sizin heykellerin, işte dünya devi türkiye'min gücü oh jeysus kırayst!!

    ReplyDelete
    Replies
    1. O ete saplanan parmaklar, sanırım dünyanın en meşhur ete saplanan parmakları :) Aldığın bilet sana sadece 2 saat dolaşma hakkı veriyor, o kadar çok ziyaretçi var ki bir devri daim olsun istemiş galeri yönetimi.
      Haklısın valla, sadece biraz meme görünüyor ama Roma'nın genel olarak ahlakı bozuk, müzeler antik dönem heykelleriyle dolu, onlarda mallar meydanda hep. Tabi bu kaç yüz yıllık ahlaksızlık yerleşmiş, kızlar mini etekle vespaya falan da biniyor, köpekler meydanlardaki çeşmelerden su içiyor ve kimse tekmelemiyor, hep ahlaki çöküş bunlar.

      Delete
  4. Ahahah ay inanmıyorum Mina çok eğlencelisin yine.
    " Ve tecrübeyle sabit ki insanlık, müteasıp sığırları değil özgür ruhları bağrına basıp hatırlıyor. " Çok katılıyorum.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya valla, hem kendime pay çıkardım "Vay be, biz insan türü harika şeyler yaratmışız" diye hem de canım sıkıldı bir hayli, tahmin edeceğin sebeplerle. Sen eğlenceyi bir de barbar kocama sor, ne gladyatörlerin acıklı hayatı kaldı ne Gezi direnişi, can sıkıcı bir turistim bir hayli.

      Delete
  5. ne guzel yazi olmus :) cok biyendim ve caravaggio'yu dort gozle bekliyorum.
    ayrica azize teresa heykelinde melegin tuttugu ok tam olarak neresini gosteriyor kadinin bir bak :) olaylar olaylar...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay nereyi gösteriyor? Jenitalleri mi gösteriyor?! Ne biçim insansın Bernini?!!1
      Keşke sen de olsaydın yanımızda, "Mavi pelerinli olanlar Meryem Ana" falan diyebildim ben sadece. Raphael'in lahdini gördük, adam oracıkta yatıyor yahu. Fatiha mı okuyayım naapıyım bilemedim, "Çok biyeniyoruz" dedim, selam verip çıktım.

      Delete
  6. Vaooovv, bunlar olmus yani, orada bunlar varmıs yani. hımmmm. Ben italya'ya makarna ve Pizza yemek icin gitmek istiyorum aslında öncelikle :))

    ReplyDelete
    Replies
    1. Biz pizza diye ne yiyiyormuşuz yıllardır bilmiyorum :D Sırf yemeye gitsen bile bu diğer şeylerden kaçmak mümkün değil, her yer tarih, her yer kültür ahahhaha :D

      Delete
  7. Gayet güzel bir gezi yazısı, biraz denişik:) klasik değil eğlenceli.. Minaca bir gezi yazısı olmuş. Fotolardaki heykellere gelince;
    Pek severim sanatın gücünü ve öcünü.. Çaktırmadan giydirir.. Ama daha çok sanata saygısı olanı severim. Italyada çok var böyle ucubeler:)) Milanoda kocaman bir el görmüştüm orta parmağını gösteren..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Aaa Milano'ya da gittim üstelik, o orta parmak orda mıydı yav? Neyse 2 günde hangi birine yetişebilirdim zaten, bi dahaki sefere artık :)
      Ben de çok seviyorum sanatının gücünü ve öcünü, öbür türlü hayatın ne anlamı var di mi?

      Delete
  8. Minaaaaaa;
    Gezgin ruhlum benim:) Ne iyi yapmışsın da gitmişsin taaa oralara. O filmi ben de indirdim de işte henüz fırsat olmadı izlemeye. Bir telaş gittik geldik memlekete, sonra döndük hasta olduk hemencik, hala da sürünüyoruz. Aklımda deli sorular, kafamda binbir hayal öyle ev ofis arası mekik dokumaya başladım yine. Tr^deyken yazdım sana bir iki kez ama ulaşmadı sanırım. Bekledik gelesin diye valla dört gözle. Bir hafta kalabildik evde, işler güçler koşturduk. Artık halihazırda eksikleriyle de olsa bir evimiz var, kışa bekleriz artık şömine başında şarap keyfi yapmaya, en olmadı seneye yaza kendime bi hoşgeldin partisi yapasım var:) Sanat hayata anlam katan yegane şey gerçekten. Sanatçılarla uğraşmanın sonuçları da pek iyi ifade edilmiş anlattığın hikayede. Benim berbat internetim pek çok fotoyu göstermedi göremedim ama tekrar tekrar okudum. Benim de İspanya hayalim epey yoğun bu sıra. Dönmeden ne yapsak kar diyorum da işte umarım koşullar el verir. Türkiye'de biraz paraları saç saç durumu oldu, Allahım nasıl bir şey bu algılayamadım her şey ne kadar pahalı. Sana türlü maceralarımızı yazmamın zamanıdır artık:) Ben hemen bir mektuba başlayayım bu geceden tezi yok..Seni özlemişim...
    Sevgiler

    ReplyDelete
    Replies
    1. Evet, İzmir'e gelmeyi başaramıyorum ama ülkeler arası yolculuk yapabiliyorum :)
      Mutfağını gördüm instagram'da, çok güzel! Sırf mutfakta bile oturulur, vallahi bayıldım. Mektup yaz hakikaten, ben de yazayım, taaa yılbaşından beri sürünen mektup var evde, utanç abidesi :) Biz de paraları saç saç, sonra memlekete dön dön, artık anca annemin evine gidip tulumbanın yanında otururum ben :)
      Ben de özledim yahu, bi skayp ayarlayalım hafta içi.

      Delete