September 15, 2014

(1) Geçen Sene Okuduğum En İyi Kitap

Kitap meydan okumasının ilk günü münasebetiyle heyecan içinde yazıyorum efendim. Ne okuduğumu hatırlamaya çalışmakla geçirdim dün geceyi, goodreads'e falan baktım, orayı da sallıyormuşum bir hayli. Sallamayayım.

Geçen sene okuduğum en iyi kitap, Sevgi Soysal'ın Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu diye karar verdim.

(Ne kötü bir kapak allahım. Ne tuhaf bir şekilde kesilmiş bir boyun falan, neyse.)

Zannetmiyorum ki bu kitabı Sevgi Soysal'ın en iyi kitapları arasında saysınlar. Biraz bakındım internette, "feminizmin kitabını yazan Soysal, erkek egemen dil kullanmış" eleştirileri bile var. Memleketin üzerine kabus gibi çökmüş mevki sahibi asker-polis-hakim erkeklerin karşısında 2 santim eğilmeyen bir kadının, kendisi gibi kadınları anlattığı bir kitapta "erkek gibi kızdı" gibilerinden bir tanımlama kullanmasını "hiç feminist değil" diye eleştirmek haksızlık diye düşünüyorum.

12 Mart darbesi sonrasında bu askeriyeden bozma cezaevindeki günlerini anlatıyor Sevgi Soysal; içeriyi, dışarda olan biteni; bir avuç kadın, belki biraz büküldüklerini ama asla kırılmadıklarını anlatıyor. Çok sade, esprili bir dille hem de. Ne kadar insan, ne kadar zeki bir kadınmış diye düşündüm okurken.

Daha önce de yazdım buralara, aynı alıntıyı gene yapacağım.

Hülya ile Emine de TÖS davasından tutuklular. Hülya ufak tefek. Emine ise uzun, değişik bir kız.
Hem taşları boyar, hem de hikayeler anlatır. Çocuk hikayeleri. Her hikayenin sonunda da sorar.
Bundan çıkan sonuç?
'Çizmeli kedi prensin hizmetinde.'
Bundan çıkan sonuç?
'Kedilerde sınıf bilinci yok.' "

Çünkü TÖS, Türkiye Öğretmenler Sendikası'dır, uzun ve değişik bir kız olan Emine de annemdir. Öğretmenlik yaptığı taşra okulundan bir bölük jandarmayla alınan, duruma "Ama 29 Ekim töreni hazırlıkları yarım kalacak?!" diye itiraz eden, 21 yaşındaki annem. 

Kitapta yok galiba, emin değilim, eğer yoksa bu da benim katkım olsun, annemin boyadığı çakıltaşlarına el koymuş bir gün cezaevi yönetimi, "silahtır" diyerek. Koğuş, "Emine taş boyamak istiyor, o taşlar boyanacak" ruhuyla işe girişmiş, her havalandırmaya çıktıklarında ayaklarının ucuyla yerleri eşelemeye başlamışlar. Kafalar yerde, ayak uçları fıt fıt fıt, taşı yerden çıkar, çaktırmadan cebe at, Emine'ye ver, sonra boyanan taşları sakla. Topluca anarşik, topluca laf dinlemez, içerde bunu yapan kadın dışarda allah bilir neler yapar?

Annem hala taşları boyuyor, bahçeye mozaik falan da yapmaya başladı. Bizi arabaya doldurur, favori birkaç yeri var, oralara götürür, elimize torbaları verir, "Evet taş topluyoruz, sen beyaz topla, sen gri, birazı yassı, birazı toparlak olsun, haydi bakalım". Barbar kocamı ağzında sigara, iki büklüm, gri çakıltaşı toplarken hatırladıkça sinirlerim bozuluyor.

Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu'nu neden bu kadar geç okudum bilmiyorum ama geçen yazdan sonra okumak bana başka türlü bir perspektif verdi. Bir yandan da kişisel bir tür arkeoloji çalışması oldu. Siz bana bakmayın, kitap zarifçe yazılmış bir günlük aslında. Yani "Kim ulan bu solcular?" diye merak edenlerin sorularına cevap olabilir, yazarın sevenlerine yeni bir kapı açabilir, yakın tarih okumak isteyenlere bir alternatif olabilir. Daha ne olsun?

Bir başka koğuş sakinin arkasından babamın yazdığı bir yazı için şuraya bakabilirsiniz. Aile sırlarımızı ifşa etmenin gönül rahatlığıyla gidiyorum ben. İyi haftalar!

28 comments:

  1. Bu kitaptan ilk bahsettiğin günü hatırlıyorum. Gözlerimi ekrandan almadan defter ve kalem aramış , kitabı not almıştım. Aldım kitaplıkta lakin henüz başlamadım. Bence senin geçen sene okuduğun en iyi kitap olması bir işaret bana öne alınıp okunmalı.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Geçen sene neleri okudum hatırlayamıyorum da işin komiği. Ama bu en aklımda kalan kitaptı. Bir edebiyat şaheseri değil ama sana bir şeyler ifade edecek çok eminim. Oku bitir, sana boyalı taş yollayayım, bak motivasyon da sağladım :D

      Delete
  2. Sırf unutmayayım diye post eyliyorum ben okuduklarımı ve okuyamadıklarımı.
    Bu konuda balık hafızalıyım.
    Evebeynlere selamlar. Armut dibine düşmüş! :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya ben de unutmayayım diye bu goodreads'e kayıt ettim kendimi ama oraya da eklememişim bir sürü kitabı.
      Armudu ağacın dibinden itelediler aslında ama memlekette ağaca doğru meyil var, istemesen de yuvarlanıyorsun o tarafa :D

      Delete
  3. 3 kez okuduğum ve unutamadığım bir kitap bu, daha önce de bahsetmiştim. Yıllar sonra bir gün kitaptakilerden birinin kızıyla yolumun kesişeceğini bilemezdim elbette :) Sevgi Soysal'ın en güzel kitabı değil tabii ama bu da bir edebi yazın değil, o döneme ışık tutan bir belge. Yoksa Yenişehir'de Bir Öğle Vakti'nin üstüne Sevgi Soysal kitabı tanımam.
    Ben de hatırlamakta zorluk çekiyorum okuduklarımı, neyse ki bir listem var, Kün'ü sırf Çeto yüzünden seçtim, okumanı kesinlikle öneririm, Çeto'yu unutamayacaksın...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Annemle de tanışsanız ne güzel olur ama herkes göçebe yahu. Siz dönüyorsunuz, onlar Ankara'ya geliyor, bir türlü denk gelmiyor.
      Bu meydan okuma pek hoş oldu, allahım okunacak ne çok kitap var! Yenişehir'de Bir Öğle Vakti'ni okuyacağım, annemden isteyeyim, gelirken getirsin, bütün kitaplar Urla'da. Of Çeto yemeğe ekmek falan doğratıyormuş, arkadaşım okuyup anlattı biraz, kalbim yerinden oynadı. Okıycam onu da.
      Yarın sergi açılışı var, unutmayınız :)

      Delete
    2. İvit, kızkardeşle sözleştik geliyoruz, orada buluşuruz, kocamı da getiriciiim tabikisi :)

      Delete
    3. Yaşasın, balkonda sigara içeriz eniştebeylen :)

      Delete
  4. Sevgi Sosyal'ın bu kitabını okumamıştım. Merak ettim şimdi. :)

    Ben de ilk günün sorusunu cevapladım. Çok heyecanlıyım bu turnuva için. :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben de heyecanlıyım :) Bugünü herkesin geçen yıl okuyup en beğendiği kitaplara bakarak geçirdim, nerdeyse hiçbirini okumamışım, not aldım defterime. Kütüphaneden bulurum bazılarını, bazıları arkadaşlarımda var, okumak istiyorum hepsini. Bu turnuva iyi oldu hakikaten :)

      Delete
  5. Bu güzel bir meydan okuma. Tabi ben sen, ve diğer diğer blogerci kitap kitap kurtlarıyla aşık atamam. Bahane aramaya gerek, tembelim bu konuda, evet. Ama okurum. Ben en iyisi senib günlük yazılarınızın altına, o günkü soruyu cevaplayabildiğim kadarı ile katılmak isterim. 1. Günün sorusuna Sebahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna, diye cevap veriyorum. Ilk defa bu yazarın kitabını okumakta geç kaldığım için utanmıştım. Aslında aklımda kalan başka bir kitap daha varda, onuda başka sorulara sakliyciğim:)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay ben de aşık atamam, bu ilk sorular gene fena değil, sonra "en sevdiğin kitap karakteri" falan diye sorular var, şimdiden sıkıntısı sardı :D Başladık artık bir kere, dönüş yok :)
      Ben de geç okudum Kürk Mantolu Madonna'yı, başka türlü bir kitap zannediyordum, bir türlü elim gitmemişti. Halbuki ne güzelmiş.
      O zaman bekliyorum her gün yazının altına :)

      Delete
  6. bazı kitapların okunma zamanları oluyor -yani bana öyle oluyor, demişsiniz ya "neden bu kadar geç okudum bilmiyorum" diye, ona istinaden, her kitap her zaman okunmuyor gibi. kitap kapağı gerçekten itici, bendeki sevgi soysal'ın kapağını çekip instagrama koyuyorum, hoohoo.
    sevgiler.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay öyle galiba hakikaten. Bir "Madde 22" var, kaç kere denedim, olmuyor, okuyamıyorum. Noolcak bilmiyorum, duruyor kenarda boynu bükük.
      Sahafa gidesim geldi sendeki kapağı görünce. Ayak, kafadan iyidir :)
      Bizden de sevgiler.

      Delete
  7. Şöyle ki ben yazarın daha önce yenişehirde bir öğle vakti'ni okumuştum ama hiç aklımda yer etmemiş. Pek hoşuma gitmemişti (gerçi uygunsuz bir arada okumuştum-etkisi olabilir) orasını hatırlıyorum. Bir şans daha vermek lazım. Yazdıklarından sonra bu şansı vermem lazım bence. Tezer Özlü'yü esas ne yapıcam ben. İki şans verdim, hala olmuyor. Üçüncü bir şans arıyorum :D (Gelecek günlerde Tezer'den çokça bahsedeceğim-coming sooon)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ben okumadım hiç Tezer Özlü. Ay şu yazacağımı yazmaktan da çok utanıyorum ama yazıyorum, Tezer Özlü'nün de dahil olduğu bir grup yazar-kitap bana hep fos depresyonlu romantik kız merakı gibi geldi. Kürk Mantolu Madonna'yı da bu yüzden anca 30'umu geçtikten sonra okudum, halbuki Sabahattin Ali'nin ne alakası var bahsettiğim grupla. Hatta bahsettiğim grubun benim okuyacağım kitapları seçmemle ne alakası var allahım ama işte gerizekalı sabit fikir biriyim. Sen yaz da madem Tezer Özlü'yü, ben de faydalanayım.
      Sevgi Soysal'ı da "annemin sevdiği şeyler" grubunda olmasından dolayı iteledim iteledim, işte anca 35 yaşımda kendine yer bulabildi. Daha fazla kendimi kepaze etmeden bitiriyorum bu yorumu.

      Delete
    2. Confessions on a dance floor :) Özlü hakındaki yorumuna katılıyorum. Abartıldığını düşünüyorum. Kötü bir yazar diyemem ama yazdıklarını o kadar övüyorlar ki.. Haketmiyor bence. Çok daha iyileri var. Depresyon mu arıyoruz Türk edebiyatında ? Adalet Ağaoğlu'na buyrun o zaman. Özlü hakkında yazacaklarıma millet çemkirecek büyük ihtimalle. Napalım :((

      Delete
  8. O koğuşta benim çok sevdiğim, annemin (vefatından hemen önce) görüşmemi engellemeye çalıştığı, sonradan koğuştan yazdığı mektuplara ağabeyimin el koyduğu, şimdilerde (hiçbiri hayatta olmadığı ve ben de korunulucak yaşı birazcık geçtiğim :) için) çok iyi görüştüğüm bir arkadaşım kalmıştı. Babamın ölümünden sonra İstanbul' a döndüğümüzde üçü ergen dört çocukla bocalayan anneme şimdi o telaşından dolayı hak vermekle birlikte kitabı okuduğum yetmişli yıllarda onların arasında olabilmeyi çok istemiş, hayatıma böyle karıştıkları için her ikisine de çok kızmıştım. Sevgi Soysal' ın okuduğum ilk romanıdır.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Herhalde tanıyorlardır annemle birbirlerini, "Gürbüz Çocuk Güzellik Yarışması" düzenlendiklerinde içerde miymiş acaba arkadaşınız?
      Eskiden çok kesin fikirlerim vardı, şimdi yok çok şükür. Benim de geçen yaz kardeşimi eve sokmak için yerlerde yuvarlandığım oldu, sokamadım; sağdan soldan topladım, arkadaşlarım topladı falan. Ethem'le aynı gün, aynı yerde koşturan bir arkadaşımı düşündükçe aklımı kaçıracak gibi oluyorum. İnsan mani olmak istiyor, anlıyorum o hissi, 70lerin kabusunu da anladığımı düşünmek istiyorum ama zannetmiyorum ki o dönemi yaşamış biri kadar anlayabileyim.
      Çok selamlar, belki arkadaşınızla bir daha buluştuğunuzda bizim için de bir kahve içersiniz :)

      Delete
  9. Fer'minam, bu sıralar kendi bloguma dahi girip iki satır şey yazamıyorum ama ne zaman şu lebtobu açsam senin bloga uğramadan da çıkmıyorum. Yorum yazmıyorum diye okumuyorum sanma yani :))

    Bu arada çok sevdim bu meydan okuma işini, bloga yazmak isterdim ben de ama ne mümkünlü :/ Bu sıralar hayatımda bir değişiklikler, bir olaylar bir olaylar ki sorma.. Kendimi bile koyduğum yerde bulamıyorum.

    Bir de anneni benim yerime bi kıstırıp öper misin! Kedilerdeki sınıf bilinci cümlesi nedir yaoo :))
    Benim, kendimi bebelere "Evet yavrularım, bakın bu masallar çok cinsiyetçi! Hadi kendi masalımızı yazalım! Haydi başarabiliriz!" derken bulduğum bir kaç an var. En az o an kadar neşeli ve iyi hissettirici bir cümle bu.

    Ayh çok yazdım, bu arada instagram'daki "orman köpeği kudi" nedir öyle ya, baktıkça gülüyorum o haline. :)

    Seni şimdilik sevgiyle öpüyorum, artık Kıbrıs'a değil İstanbul'a bekliyorum.. Dedim ya olaylar olaylar..

    ReplyDelete
  10. He bir de görmüşken sana eklemleneyim. Geçen sen okuduğum en iyi kitap: Hakan Günday /Az
    Pek bi ilginç kitap idi.

    ÇavBellaFermîna :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Hakan Günday okumak zorundayım anlaşılan ben, neden okumadım şu saate kadar yahu ne tuhafım? Bu çelınc bende tarifi güç hisler uyandırmaya başladı, hayat kısa ve çok kitap var :D
      Annemi kıstırıp öpmeye çalışırım senin için, kediler gibi tıslar diye çekiniyorum :D Bebeler cezaevine mektup yazmış, "örtmenim sizi çok özledik" diye, ağlamaktan kendime gelemedim görünce.
      Kudi'nin evin içindeki hayatına müdahale etmeyi hobi haline getirdim, dalların arasında durduğumu farkedene kadar bir yığın fotoğrafını çektim aslında, şüpheler içindeki bakışı o yüzden olabilir :D
      Neler oluyor yahu? İstanbul'a gidemiyorum bir türlü ben ühüühü. Ama o instagram'daki salon dansı biraz motive etti allah için, dans olacaksa gelirim :D

      Delete
  11. Dans olmadan olur muymuş yahu! Elbette var :)

    ReplyDelete
  12. okumadım,ama okuyanlardan hep olumlu yorumlar aldım
    inşallah bana da okumak kısmet olur

    ReplyDelete
    Replies
    1. Kitap zevkine güvendiğim arkadaşlarım Yenişehir'de Bir Öğle Vakti'ni tavsiye ediyorlar, ben de onu okuyayım diyorum. Yıldırım Bölge'yi de okumak lazım diye düşünüyorum, unutmamak lazım çünkü.

      Delete
  13. yürümek.. sevgi soysal .. dönem insanını yürümek'le sarstı..
    yasak kitaplar arasına alındı..
    şimdi okuyunca masum bir öykü..
    elimde kurtarılmış ilk baskısı var..
    sever okşarım.. ara ara .. atalet..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Kapağında ayak olan baskı mı acaba o ilk baskı? Okuyacağım bütün kitaplarını, söz verdim kendime.

      Delete
  14. evet bir cift kadin bacagi..
    donemi salladi ki nasil 😊

    ReplyDelete