September 16, 2014

Domestik Hadiseler, Bir Sergi Duyurusu, (2) Üç Kereden Çok Okuduğum Kitap


Kudi'yi ve dışarda unuttuğu dilini gözetlemekten arta kalan zamanımı dandik tahta kaşıklarımın saplarını boyayarak geçirdim. Pinterest'te falan görüp özeniyordum.

İki ayrı domatesten çekirdek çıkardım. Bu kavanozlarda fermente olacaklarmış, çekirdeklerin etrafındaki jelimsi tabaka eriyecekmiş, biraz da kurutunca saklamaya hazır olacakmış. Böyle yapınca zayıf çekirdekler yüzüyormuş, iyi çekirdekler dibe çöküyorumuş. The Guardian gazetesinde okudum, beceremezsem onlara çemkiririm. Evet.

Bir de pazardan aldığım pancarlardan turşu yaptım, her şeyi az olmuş, tuz-muz, sirke falan, neyse artık. Sağdaki kavanozun arkasında, gerizekalı gibi renkli kağıt bantla müdahale ettiğimiz kırık pencereyi görüyorsunuz. Pimapen hayatımın en büyük sorunsalı haline geldi.

Akşama Mimarlar Derneği'nde sergi açılışı var.



20 dolar ve 20 kilo, sürgüne gidenlerin yanlarına almalarına izin verilen eşyanın ve paranın miktarı. Memleketin bütün acılarını sahiplenmeye kararlı olduğum için gidip bir bakacağım.

Mimarlar Derneği'ni bulmak çok kolay, Kuğulu Park'a bile atsanız kendinizi, ordan yukarı yürürsünüz. Dışardaki zile basın ve otomatın sesini duyduğunuz anda kapıyı itin, bir tuhaf kapı. Cinnah Caddesi 19 no'lu bina da çok fantastik bir bina, mimarlığın hala sanatlı bir iş olduğu zamanlardan.

Gelelim kitap meydan okumasınaaaa. 3 kereden fazla okuduğum kitaplar ikiye ayrılıyor, çocuk kitaplarım ve Kolera Günlerinde Aşk.

Samet Behrengi'nin çocuk kitaplarını, Nazım Hikmet'in Sevdalı Bulut'unu, Küçük Prens'i, Hababam Sınıfı serisini falan kaç kere okudum allah bilir. Hala da okurum elime geçince.


Ama bununla hastalıklı bir ilişkimiz var. 3-4 sene öncesine kadar her yaz okuyordum, en son plajın birinde okurken kardeşim isyan etti, "ALLAHIM HER SENE, HER SENE! BİR DE AYNI YERLERİNE GÜLÜYOR, AKLIMI KAÇIRICAM!" diye. Sol yanım yandı o gün, şemsiyeyi ayarlayamamışım, tatilin kalanını yarısı kırmızı yarısı beyaz biri olarak geçirdim.

Sorularıma cevaplar aradım, içine girip dolaştım, Fermina Daza ile Florentino Ariza'nın en yakın arkadaşı oldum. Sizi de kardeşim gibi delirtmeden bu bahsi burada kesiyorum. Sorunun cevabı bu, hep bu.

33 comments:

  1. Küçük Prens ve Küçük Kara Balık konusunda hem fikiriz çok sevindim.Hatta Kudi gibi dilim dışarda :)

    Bazı kitaplar var ki her okuduğunda başka birşey verir sana bu kitapta bence öyle . Bir kere daha okusam mı ?

    ReplyDelete
    Replies
    1. Hehheheh gelin de tanışın Kudi'yle :)
      İyi bir zamana denk getir oku yav, ne güzel aşk acısı :)

      Delete
  2. Fermina'ya şaşırmadım :) Ne güzel abimizdin Marquez.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bugünü de atlattık, yarına ne cevap vericem diye düşünüyorum :)
      Ben hiiiiç öyle bir hadise yokmuş gibi davranıyorum, Meksika'da bir yerde balkondan dışarıyı seyrediyormuş Marquez falan gibi.

      Delete
  3. Hah, bugünün postu ve sorusu düsmüs bloga sicak sicak:) Tursular, domatesten tohum cikarlamalar, kasik saplari boyamalar, dedim bu kiz ne güzel seylerle ugrasiyor!! Birde kendine bak, dedim. Masada bir sürü kagit kürek... pehh.
    Ikinci gün sorusunada verilebilecek bir cevabim varmis, "Marti" Richard Bach.. Jonathan gibi cok yüksekten ucamadim ama, felsefesini sevmistim.. Hatta bir kac kez okursam, ucabilirmiyim dedim, ama gene olmadi)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ama çalışmıyorum ben, bu kadar boş zamana az aslında bu 4 kaşık, 2 domates :) İnternet bütün günümü çalıyor, bir kalksam şurdan, hayat ne verimli olacak.
      Martı'yı okumuştum, resmen hiç hatırlamıyorum, bir yerlerde bulup bir karıştırayım bahaneyle.

      Delete
  4. Senin Kolera da benim Parasız Yatılı'ya dönmüş, haşat :) Neyse ben ciltli bir Tüm Öyküleri aldım YKY'den Füruzan'ın da Parasız Yatılı'yı emekliye ayırdım, kitaplıkta dinlenmeye geçti. Okumak isteyince ciltliyi açıyorum artık.
    Off Kolera'yı bir kez daha okumak istedim aslında görünce ama vakit yok ki kader utansın...

    ReplyDelete
    Replies
    1. Var var yedeği :) Aslında bundan daha eski bir kopya da var bir yerlerde, nerde bilmiyorum.
      Bu meydan okumadan çok memnunum ben ya, iyi oldu :)

      Delete
  5. amaninnn.
    o kitap şimdi ne güzel kokuyordur hee.
    Küçük Prens (okeyişareti)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Hah evet, eski kitap kokusu :) Tutkal mutkal kalmadı, sayfalar uçuşuyor. Küçük Prens'i sevmeyen ölsün :)

      Delete
  6. Kasikli fotodaki bitki ne? Hosuma geldi.
    Ben dun beyaz gul aldim saksida. Bayiliyorum kendisine.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bilmiyorum adını. Arkadaşımın kedisi dişlemeye başlayınca zehirlenir mehirlenir diye bana verdi. Vereyim sana bir diş, saksısını değiştiricem zaten.
      Nası bişiy o gül, bi fotoğraf koysana :)

      Delete
  7. ben bugün bahsi geçen kitapların kıyısından köşesinden yakaladım şükür :D
    ama o kaşık saplarında kalbim kaldı.
    boyasının bi numarası var mı ki?

    ReplyDelete
    Replies
    1. 134 prussian blue yazıyor üstünde tüpün, Daler Rowney galiba markası. Of hiç anlamıyorum yemin ederim bu işlerden, kırtasiyeden aldım "Eaa ne güzelmiş" diye. Akrilik boya, herhalde yıkarsam akar :D
      Ben de bir kısmını okumuşum bugünkü kitapların, biraz moralim düzeldi ahahhaha :D

      Delete
    2. Hem rengi çok güzelmiş gem de doku olarak mat ve pütürlü galiba çok sevdim.
      Ya bu akrilikler suya dayanıklı galiba.
      Değilse de ben bir araştırayım bakalim neymiş suya dayanıklı olanı sana da söylerim hem

      Delete
    3. Tahta da hört diye emdi tabi bütün boyayı, teneke konserve boyayayım dedim, en az iki kat daha istiyor. Valla çok sevinirim, toprak kaseler falan da var, onları boyamaya cesaret edemedim :)

      Delete
    4. Ekşi sözlükten edindiğim bilgiye göre akrilik su bazlıymış yani suyla inceltme yapıliyomuş fakat kuruyunca su geçirmez özellik kazanırmış. İnce sürmek gerekirmiş çünkü çatlayıp dökülürmüş kalın sürülürse. Bir de çabuk kuruduğundan azar azar palete dökmek lazımmış, kanserojenmiş eldiven kullanmak yerinde olurmuş.

      Delete
    5. E iyi ya o zaman, makinaya atmayıp dikkatli yıkarsam bir şey olmayacak demek ki. Konservelere başka bir çare düşüneyim. 2-3 dakikada kuruyor hakikaten ve ben tabi ki bütün parmaklarımı soktum içine, evethhh.
      Çok teşekkür ederim, ne güzel toparlayıverdin valla lüzumlu bilgileri :) Toprak kaseyi de deneyeyim bakayım bugün.

      Delete
  8. Kaşıkların çok şık olmuş Fermina. Domatesleri de merak ediyordum. Ona da girişmeyi düşünüyorum önümüzdeki yıl. Pancar turşusu da iyi fikir. Bayıldım ben bu posta kısaca.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay en soldakini kötü boyamışım aslında küçük joecuğum, taşmış maşmış ama neyse, zaten 1 liralık kaşıklar-çatallar, denemiş oldum.
      Esas arkadaşımın Dersim'den getirdiği domateslerden tohum alacağım, yeşil bir kaç tane kaldı üzerinde, olgunlaşsınlar diye bekliyorum. O çok acayip bir domates. Becerirsem sana yollayayım tohumlarından.
      Pancar turşusuna da elini korkak alıştırmamak lazımmış sarımsağı falan koyarken, resmen diyet turşu yapmayı başarmışım :D

      Delete
  9. 20 dolar ve 20 kilogram... Bilmiyordum desem. Ne boktan memleket yahu...
    Kitaplara dönersek eğer; Marquez'e bayılırım ben de ama "Kolera Günlerinde Aşk"ı okumadım henüz. Adı bile okumak için yeterli sebep gerçi. :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Of sergi acıklıydı, açılış kalabalığından her şeye bakamadım, tekrar gitmem lazım.
      Kolera Günlerinde Aşk, aşkın en acayip hallerinden :)

      Delete
  10. Üç kereden fazla okuduğum kitap sanırım bir sürü ama aklıma ilk gelen Boyalı Kuş oldu.
    Ama süper kitap falan dediğim için değil. Nedenini ben de hiç bilmiyorum. Tek bildiğim, okuduğum en hastalıklı kitaplardan biri olduğu.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Aaaa okudum mu okumadım mı hatırlamıyorum Boyalı Kuş'u iyi mi? Kesin kıçımla okudum haldır haldır, dur bir daha okuyayım ben onu.

      Delete
  11. "Memleketin bütün acılarını sahiplenmeye kararlı olduğum için":)) Cansın sen!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Of bir fotoğraf vardı ki allahım insan ölür üzüntüden. Leylak Dalı yazdı sergiyi, ben de fotoğrafı koyayım bugün.

      Delete
  12. ne demekmiş akrilik boya ne işe yarayacak, baksana cillop gibi kaşıklar yapmak için alınmış resmen... ne kadar da lazımmış ahahahha :)) aynı şekilde paketimden söküp ruloya sarmak suretiyle sakladığım bandım da demek ki pencere tutmaktan, not yapıştırmaya kadar ne işlere yarayacak kim bilir. İyi ki saklıyorum! :D

    bu meydan okuma beni biraz yaraladı... yapabilir miyim diye bir baktım. geçen sene toplamda 30 kitap bile okumamışım ki ben... üstelik başlayıp da tamamını okuduğum bir serim de, birden fazla okuduğum kitabım da yok! ne kadar cahilim, keşke ölsem! :P dedim kendime dün akşam ve yalnız yaşıyor olmanın da bana verdiği yetkiye dayanarak karnımı doyurduktan sonra kırdım kıçımı, tatilde başladığım kitabı bitirdim... biraz içim rahatladı... o yüzden ölmeyip buraya bayılıyorum! (yani diyorum ki bayılıyorum diyorum ama aslında buraya bayılıyorum dediğim için aslında sadece bayılmayı kast etmeyip... euheuheue tamam tamam, gittim, vınn!) :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Öf valla hem o sussun diye hem de sen gaz verince yapabildim, sustu ama :D Şimdi mezurayı da kullanıma sokarsam, bir süre boyunca karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan, seviyeli bir evlilik olacak :D
      Sakla tabi olm, çok fonksiyonlu bant o, yağmur geçiriyor yalnız, uyarmış olayım.
      Ben neyime güvenip girdim meydan okumaya, bir de bana sor. Şu yan tarafa koyduğum iki kitabı bitirsem bari, günlerdir ordan bana bakıyorlar. Bu Erteleme Sanatı'na başladığım günü ve adımı yazdım içine, Tuğba'ya yollıycam bitirince, ona da yazmasını tembihliycem. Bitirince sana yollasın, böylece bir anımız olacak, bunu düşünebildim bugün. Bir de yoğurt yapmaya kalkıştım. Yağmur yağıyor. Evet.
      Ben de sana bayılıyorum. (Sabit anlamlı, bu kadar düşünebildim. Ama kalbim temiz.)

      Delete
    2. oha! on numara fikir! :) çabuk oku o zaman, heyecan yaptım...

      Delete
    3. Taam bitircem bugün, artık ondan sonrasını Cezayir posta teşkilatı düşünsün :D

      Delete
  13. Selam;
    Şu domates işi pek iç gıcıklayıcıymış, yumuşak kımıl kımıl ıyy. Ama sonuca odaklanırsak bir harika. Pancardan da ben geçen pilav yaptım, dene bak çok şahane bişey oluyor, içine biraz da kuru sebze kattım bir sürü offf. Şu tahta kaşık boyama işini ben hala yapamadım. Yağlı boya herhalde dimi yoksa o her dakika suya sokmalara can mı dayanır. Bakayım boyam olacak, ben de kıyayım da yapayım artık, ruhuma renk gelsin.
    Sergiyi çok merak ettim. Leylak dalından okudum fotolara baktım, orada olsam kesin ağlardım. Ama ne iyi etmişler de açmışlar sergiyi.
    Kitap mevzusuna katılamadım zira hala aklımdan soruları yanıtlamaya çalışıyorum. Ucundan kıyısından yakalayacağım. Bugün yazmaya niyetliyim. Bakalım hatırlayabildiğim kadarını artık. İzmit'e gidebilirsem bu sefer kütüphanenin ve kitap dolu kolilerin fotolarını çekeyim diyorum, böyle etkinliklerden geri kalmak hiç hoş değil:) Ahh benim balık hafızam, ne yesem de kendime gelsem minaaaa, ne yesem de azcık içime can gelse yaa, gene moda girdim pek depresif pek üşengeçim. Valla iyi ki yazıyorsun, yalan değil sen yazınca huzur geliyor hayatıma, gün boyu okuyup duruyorum sayfanı:)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Domatesler konusunda tamamen şüpheler içindeyim, hadi çekirdekleri kurutur saklarım da tutacak mı onlar acaba baharda ekince. Kendime güvenim sıfır! :D
      Nasıl yapıyosun pancarlı pilavı? Kuru sebze var bir kavanoz, yaparım ben de.
      Akrilik boya ama yağlı boya da olur bence. Bunlar zaten sık kullandığım kaşıklar değil, onları boyamaya cesaret edemedim. Akrilik boya akmaz bilgisi geldi en son, boyadım gitti valla :D
      Serginin bir kitabı, kaydı kuydu bişiyi vardır mutlaka, buluruz. Gerçekten çok acıydı fotoğraflar. Video görüntüleri, ropörtajlar falan da vardı, bakamadım onlara kalabalıktan. Tekrar gidicem, zaten karşı kaldırımda Mimarlar Derneği.
      Ahahhaha ben de devamlı kafamdan soru yanıtlıyorum. Bugünün cevabını buldum ama kitaplar aşağıda annemlerin evinde. Gitsem de bir fotoğraf çeksem diyorum, kuru kuru yazmıyım. Ya benim de hafızam pek zayıf, balıkyağı içelim :D Bulmaca falan çözelim, sudoku yapıyor musun sen? Bir ara aldım bir-iki sudoku şeyi, duruyorlar öyle kenarda.
      Hava nasıl orda? Bahçe mahçe? Güzel kızınız naapıyor? Pancarlı pilav? Yaz da okuyak, merak ediyorum naapıyosun oralarda <3

      Delete
    2. Domatesler konusunda kendine güvenmelisin, tutacaklar bence çünkü eminim sen onları sevgiyle çıkarttın kurutuyorsun yaaa.:) Hem güzel olacak dersen olur. Pancarlı pilavı sana yazayım hemen de yap. Pancarları haşla. Sonra böl böyle ufak ufak canın nasıl istiyorsa. normal beyaz pirinç pilavı yap böyle ben bulyon da atıyorum bir şeker de az da limon damlasıyla, o kuru sebzeleri ve pancarları da koy ve su olarak pancarın suyunu da ekle. Sonra pişir, al sana pancarlı pilav:) Valla pek beğendik biz pembiş pilav oldu. Bu sıra bir de domatesli pilav yapasım var, sanırım akşama yaparım. Akrilik boya normalde suya değince akıyor, ben taşları boyuyordum ya oradan deneyimledim, üzerine vernik sürdüğüm için duruyor yağmurda güneşte falan. Ama olsun baktın akıyor yine boya:) Serginin kitabı falan varsa evet kesin edinmek lazım.
      Bugün yazacağım blog yazısı orada da anlatırım zaten ne yapıyorum ama hep aynı valla. Bu sıra zaten bolca uyuyorum, içime bir uykucu ayıcık kaçtı sanırım benim. Su doku pek sevmiyorum ama arada yaparım. Şu karışık harflerden kelime tamamlamaca yapıyorum ben, fransızcasını almıştım onda takılıyorum arada ofiste, tuvalette falan:) Balık yağı aklıma geldi ama zaten tombalak oldu iyice olmayayım diye içmiyorum. Hava çok boktan. Sıcak ama kapalı, arada yağıyor. Dün gece fırtına çıktı, kum oldu her yer uçuyordum az daha:) Kız böceğimiz de uyuyor bolca, yaramazlık yapıyor, yiyor yatıyor, sevgi böceği tam dibimizden ayrılmıyor, öğlen bile özlüyorum salağı, gidiyorum iki mıncırayım diye. Ama deli gibi tüy döküyor sorma. Tarağını da nereye koydum bulamıyorum elimle tarıyorum artık son çare. idare ediyoruz be yaa:) Sağlık olsun amaaan. Bunları mektubumda da yazıyorum tekrar oldu ama olsun artık napalım. Daha yazacak şeyler var onlar da bloga ve mektuba kalsın:) Öptüm

      Delete