November 18, 2014

Camsil ve Ayrıkotu

Çok daha havalı bir şekilde yazmaya başlayacaktım ama anamla babam and içmiş gibi her türlü havalı şeyimi söndürüyor. Bu, yıllardır böyle.

Hafta sonu Mimarlar Odası'nda bir anma vardı, çocuk kontenjanından dahil olduk arkadaşım N. ile. Aslında bu anma toplantısını yazacaktım, yakın tarih, siyasi olaylar falan. Ama iki gün içinde bir dikkatim dağıldı ki anlatamam.

Bazı eleştirilerimiz oldu toplantının içeriğiyle ilgili, babam konuşmacılardan biriydi, o akşam da İzmir'e geri döndü. Dün telefon edip aktardım "Şunlar şunlar neden böyle böyle idi?" diye. Kısmen ciddiye alıp cevap verdi, sonra sıkıldı, o arada yaranayım diye "Baba, sana gözlük silmek için ıslak mendil aldım. 52'li paket hem de." dedim, çok sever o gözlük ıslak mendillerini. "Haaa, ben camsille siliyorum gözlüklerimi" dedi. 24 saattir babamın sağda solda çantasından camsil çıkarıp gözlük fısfısladığını hayal ederek oturuyorum.

Anma toplantısının bir diğer konuşmacısı, Tuncer Amca, kitabını imzalayacaktı. N. ile kitapları alıp sıraya girdik, bekle bekle, sıra ilerlemiyor. O arada iki kişi araya kaynak yaptı, olanca öküzlüğümle "Aaa kaynak var yalnız!" deyiverdim. Kaynakçılardan biri dönüp kim olduğumuzu çıkarmaya çalıştı, bir türlü doğrudan soramadı, neticede halka açık toplantı; biz de iki hırt, doğru dürüst cevap vermedik. Bu sosyal debelenme sürerken kim olduğunu görmediğim biri "Arif'in kızı" dedi benim için. Kaynakçı biraz rahatlayıp N. ile kardeş olup olmadığımızı sordu, bu soruya da doğru dürüst cevap vermedik. "Evet. Hayır. Meslektaşız. Ben istifa ettim. Kim? Üç." Sonra da babamı övmeye başladı, sıra ilerlemiyor, babam övülüyor, sıra kesinlikle ilerlemiyor, öv de öv. Araya alaycı bir espri sokayım dedim, onu da anlamadı, babamı savunmaya başladı. N. hafiften grip olmuş, bana ter bastı, artık gitmek istiyoruz filan, babam da babam. "Ehooyyyy yeter yahu! Arşivleyin o zaman babamı, geldi zaten 70 yaşına, o gidince kafasındaki her şey de onunla gidecek." noktasına gelmiştim ki sıra ilerledi. Bu kuru övmeler beni çok bunaltıyor, hep kuru övüyoruz, sonra da arkasından dövünüyoruz. Bana ne ayrıca babamın Mimarlar Odası'na ne ifade ettiğinden. Ben o mimarlığın tek faydasını ilkokul 2'de kitaplık koluyken gördüm, oturup "Tanrım, bana kitap dolu bir ev ile çiçek dolu bir bahçe ver. (Konfiçyüs)" diye pankartlar hazırladıydı çizim takımlarıyla. Öğretmen çok beğenmişti.

Neyse, sonunda ulaştık imza masasına, o arada küçük hesaplar yaptım, eğer arkadaşının kızı olduğumu anlarsa daha güzel ithaf yazısı yazar diye. Doğrudan söylemeye de utandım ama adımın arkasından evlenmeden önceki soyadımı söylemeye utanmadım.

Ben: (Gözlerimi kırpıştırarak) "Mina Şentek."
Tuncer Amca: (Duyamayarak) "Şengül?"
Ben: "Şentek!"
Tuncer Amca: "Şentürk?"
Kim olduğunu göremediğim biri: "Arif'in kızı."
Tuncer Amca: "Aaaa! E ama sen Zeynep değilsin?"

Zeynep kardeşim oluyor ve evet ben o değilim. Zeynep yüksek lisans tezini yazarken Tuncer Amca ile söyleşi yapmıştı, benden daha zeki ve siyasal bilimler konusunda kapasiteli bir çocuk olduğu için akılda kalıyor tabi. Kim olduğunu asla görmediğim ve akşam boyu "Arif'in kızı!" diye açıklama yapan her kimse, çok teşekkür ediyorum. Benim küçük hesaplarım ile onun bu çığlığı birleşip normal bir akşamı Antik Yunan dramasına çevirdi. Bir nevi Deus ex machina.

Zaten boşuna debelenmişim, herkesin kitabını uzun uzun, güzel güzel yazıp imzaladı Tuncer Sümer, benim payıma da "bol çiçekli günler ve en devrimci selamlar" düştü.

Babamı İzmir'e yollamanın rahatlığıyla kendi küçük hayatıma kapanmıştım ki telefon geldi:

Babam: "Bir şey söyleyeceğim ama paniğe kapılmayın."
Ben: "Nooldu ya?"
Babam: "Annen ayrıkotlarına tarım ilacı sıkarken zehirlendi. Hastaneye kaldırdım."
Ben: "Nea?"
Babam. "İyi yani şimdi, bir şeyi yok. Ama doktorlar ne ilaç vereceklerini öğrenmek için Ulusal Zehir Merkezi'ni aradı, merkezden gelen direktif üzerine 24 saat gözetim altında kalacakmış hastanede."
Ben: "Kongraculeyşınz. Gerçekten."

Babam zehirlenmenin tam olarak nasıl gerçekleştiğini açıkladı, pulvarizasyon falan dedi, annem nalet bir küp gibi oturuyormuş hastane yatağında. Bu hadiseyle ilgili en iyi yorum sarıkafalı arkadaşımdan geldi; "Kış geldi ya, ne ayrıkotu?!" diye anneme gıyabında çemkiriyordum, "Çünkü annenin bizzat kendisi ayrıkotu." dedi sarıkafa. Tüm kalbimle katılıyorum. Biraz önce aradım, bir 24 saat daha eklenmiş hastane nöbetine. Oda arkadaşı gece yarısına kadar televizyon seyretmiş, çok mutsuzdu.

Neyse, anma toplantısının afişini şuraya bırakayım. Bir ara yazarım, biraz malzeme toplamam lazım zaten. Belki o arada annem de detokstan çıkar.


10 comments:

  1. "24 saattir babamın sağda solda çantasından camsil çıkarıp gözlük fısfısladığını hayal ederek oturuyorum." :"D Yani hiçbir gazeteyi, köşe yazarını bu kadar sıkı takip etmiyorum (zaten bayadır internet gazetelerini de çıkardım sık kullanılanlarımdan-sinir hastası olmak istemiyorum). Mina bir şeyler yazsa da okusak diye bekliyoruz burada (bir arkadaşı daha alıştırdım buraya :p). Rezil gündemi katlanır kılıyor yazıların. Danke schön !

    Etkinlik güzelmiş. Bizim oda da (hala da üye değilim ya neyse) "hidrolik-pnömatik kongresi" düzenlemiş. Hangisine gider insan şimdi :D Tabii ki Cemgil'in imza gününe. Mimarlık okumak vardı ya.. Pöf.

    Ayrıca kocaman bir geçmiş olsun.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Kesinlikle çantasında camsil şişesi var, o kadar eminim ki ağlayasım geliyor ahahhahhaha :D Ya teşekkür ederim, sen en hakiki blog komşularımdan birisin, hislerimiz karşılıklı. Yalnız bu aralar hepimiz bir serdik, sıkı takip ettiğim bütün bloglarda genel bir seyrek yazma havası var. Senin de yazıların arası açıldı bayağı.
      Etkinlik çok duygusaldı, Sinan Cemgil'in bir mimarlık öğrencisi olarak hayatını dinlemek pek güzel oldu.
      Ay anneme bir şey olmaz. 48 saat hastaneye tıkıldıktan sonra allah bilir ne biçim atacak kendini dışarı, esas ona endişeleniyorum :D

      Delete
    2. Evet ben de farkındayım. Hepimize bir haller oldu. Bir aydır ortalıkta görünmeyen Silvia'nın mesela dün blogunu ziyaret ettim, Almanca yorum bırakıp kaçtım belki döner yazmaya diye :D Konser ve tiyatro yazılarım olmasa son zamanlarda kayda değer bir şey yazmadım. Neden bilmiyorum. Genel olarak bir ölgünlük var üzerimde.

      Delete
    3. Ay evet işte ya, bende de bir ölgünlük var. Burayı bırak, iki mektup, kart falan bir şeyler yazacağım, onlar da sürünüyor. Silvia da kafa dinlemeye çekildi galiba biraz.
      Kendi adıma, havalar iyice soğuyunca daha sık yazacağımı düşünüyorum, bundan başka eğlencem yok zira :D

      Delete
  2. Mina bu yazıları mutlaka bir kitapta filan topla lütfen. Cem Yılmaz'a bile bu kadar gülmüyorum ben yemin ederim. Akşam boyu" Arif'in kızı" diyen gizli kahraman muhteşem. O kadar komik anlatıyorsun ki annenin tarım ilacı sıkarken zehirlenmesine bile dövünerek gülüyor insan. Oysa kadıncağız hastaneye kaldırılmış. Çok geçmiş olsun.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Aman boşver be, ne güzel buralara yazıp yazıp okuyoruz. Hepimiz arkadaş sayılırız, öbür türlü hiç tanımadığım insanların önünde yazmaya çekinirim, büzülürüm ben.
      "Arif'in kızı" kim çok merak ediyorum, her kafamı çevirişte bir boşlukla karşılaştım.
      Anneme ileteyim, telefonunu açarsa eğer. Ben de dövüne dövüne gülüyorum 2 gündür, yazıları okuyor ama yorumları okumuyor, gönül rahatlığıyla dövünebilirim buralarda hehehheh :)

      Delete
  3. şöyle bir düşünüyorum da Zeynep olmasa biz de ilk buluşmamızı gerçekleştiremiyorduk... Zeynep'in ablasısın o zaman sen mehehehe :D
    babamın eski eve böcek ilacı sıkarken kullandığı maskeler var Çeşmealtı'nda, bi dahaki sefere çaktırmadan sizin kapının üstünden bahçeye savurayım olmazsa? :P

    ReplyDelete
    Replies
    1. Evet, bizim buluşmamız için evlenmesi gerekti Zeynep'in ahahhahhah :D
      Ay gözünü seveyim, çıksın yabani otlar ya, ne mahsuru var? Zaten bostan gibi bahçe, anlamıyorum neden bu ot hassasiyeti. At sen ama gene de maske. Baret de at, noolur noolmaz :)

      Delete
  4. Valla ben de senin yazdıklarınla anlam buluyorum resmen çoğu zaman. Hayattan keyif alıyorum kelimelerinle. Her blog elbette ki bu etkiyi yaratmıyor. Sihirli olan kelimeler ve kişiler:)
    Güzel bir etkinlik bu, senin için de ayrıca özel olduğuna eminim. Arif'in kızı diye aralarda sufle veren kişiyi çok merak ettim. Neden göstermedi kendini ki hiç. Gizemli bir durum.
    Babanı ben de hayal ettim çantasında camsil ile. Acesini yanından ayırmayan Ayşe Teyze vardı ya bir zamanlar. Lütfen babacığın kızmasın okursa, hoşuma gitti. Zaten çok tatlı tonton bir adam, hareketleri de o denli sevimli. Anneciğine de çok geçmiş olsun, enerji dolu bir kadın ne harika. Hayattaki bu duruşunu bu çılgınlıklarını seviyorum. Biz de onlar gibi olabilseydik keşke, ben şu an çoook uzağım o enerjiye ve hayata bakış açısına. Bir hayli yorgun ve bezginim. Amaaaan neyse iyi ki onlar var valla taa buralardan bana da enerji veriyorlar. Kitap notunu da beğendim ben çok, bol çiçekli günler harika bir temenni..Bazı insanlar gerçekten çok başka!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Annemi bırakmışlar hastaneden, normal hayatlarına dönmüşler yani. Bir daha tarım ilacı görmek istemiyormuş.
      Bende de hiç kıpraşacak enerji yok. Kendimi ite kaka hep. Zorla çorba ısıttım demin. Kalkacağım ama birazdan bu masadan, saatlerimi yiyiyor benim bilgisayar. Onun yerine elle tutulur bir şeyler yapsam yarabbi, valla ömür geçiyor.
      Babam da hafta sonu tekrar geliyormuş, oysa ki hiç hazır değilim :)

      Delete