November 13, 2014

Perşembe Postası

Bozuk para çanağını masaya boşalttım, teker teker dizdim, hesapladım. 40 liram varmış.


Yarım saat kadar da fotoğrafa filtre, şablon falan arandım. Nasıl harcayacağım bunları bilmiyorum. Adım Bakkaldelirten'e çıkacak.

M.K.Perker'in ufak tefek dergisi Türk Mucizesi'nin 2. sayısı çıkmış, hemen aldım. Şu kareye çok güldüm.


Dergi güzel, özellikle "Anadolu Rock Grubu Bateristi Timur Abi" ve arka kapaktaki "Fuat Borman Nerede?" hikayelerine mehehhehe diye güldük, dürte dürte birbirimize gösterdik evde.

Geçenlerde gene komşu pavyonda hır çıktı, bir ara uyanır gibi oldum, sonra polis sirenlerini duyunca dalmışım tekrar. Yumruklaşmaya normel normel geliyor polis, silah sesi olunca sirenle. Ertesi sabah apartmanın bahçesinde bunu bulduk.


Ne diyeceğimizi bilemedik.

Hafta sonu kızlar geldi, bizde kaldı. Saçaklı'yı ve Mino'yu, blog yazmak vesilesiyle tanıyorum, mazimiz burası yani. Gezdik dolandık, Samanpazarı civarında bir kafeye oturduk. Instagram'a bakayım dedim, Mino çok güzel bir fotoğraf koymuştu, hemen beğendim, bir de "Aaaa neresi ayol burası??" diye haykırdım. Sessizce arkamdaki duvarı gösterdiler parmaklarıyla.


Sandalyemde 45 derece dönüp ben de bir fotoğrafını çektim duvarın. Çay yerine kahve içtik, gönül koymadık gene de.

Geçen bayram barbar kocamın abisine gitmiştik. Herkes güp güp kavurma yerken ben bir köşede ağlamayayım diye kısır yapmış, çok duygulandım. Kalkmaya yakın bir de kitaplarını yağmaladım, elindeki bütün eski basım Stephen Kingleri naylon torbalara doldurup eve getirdim. Tam olarak getiremedim aslında, çoğu arabanın bagajında kaldı. Neyse şöyle şeyler işte hep:


Biraz Philip K. Dick de var, bagajda. Ev-ofis-Yozgat falan arası seyahat ediyorlar haftalardır. Dünya güzeli keçe defteri de Mino getirdi, Gönül Ağacı diye bir projenin ürünlerinden. Belki denk gelirsiniz bir yerlerde, dar gelirli kadınların el emeği, göz nuru. Tarih attım içine ama yazmaya kıyamadım henüz.

Babam Ankara'ya geldi, yorgan bulamıyormuş evde, şimdi çıkıp kendi evinde yorganlar nerde duruyor göstermeye gideceğim. Gizemli yorganları, kendi hayatımın bir büyük gizemine bağlayıp bitireyim yazıyı.

2013 Haziran'ından sonra delirmiş gibi tartışma programı seyretmeye başladık. Bütün programlara katılan kır saçlı bir gazeteciye gözüm iyice alıştı o arada. Fakat bir akşam, konuk olduğu programa bir de telefonla bağlanınca kafam karıştı. Abdülkadir Selvi ile Hüseyin Yayman gizemi o gece başlamış oldu. Hüseyin Bey'in soyadını uzun zaman Yaman sandım. İkisinden birini ekranda her gördüğümüzde evde şu yaşanmaya başladı:

Barbar kocam: Aaa bak Hüseyin Yayman çıktı.
Ben: ...
B.K.: Yoksa Abdülkadir mi?
Ben: Evet.
B.K.: Hohohohoh bildiğin Hüseyin yahu!
Ben: Hisiyin mi? Kim? İvit.
B.K.: Valla abartıyorsun, Abdülkadir işte.
Ben: Allahım al canımı kurtulayım.

Uzun zaman geçti, artık ayırabiliyorum gözlerimi kısıp dikkatli bakınca. Zaten Abdülkadir Selvi daha çok çıkıyor televizyona, sallasam bile şansım daha yüksek onunla.

Şöyle bir an yaşanmış televizyonda, kaçırdığıma çok üzüldüm.


Hayatımın kombosu, füzyonu, atomik reaksiyonu olacakmış. Fotoğrafla avunuyorum. Haydi çıktım ben, güzel perşembeler olsun hepimize.


22 comments:

  1. ben bu gönüllü çaylı resmi senden aldığımı da belirterek elbet instagramda paylaşmak istiyom olar mı

    ReplyDelete
    Replies
    1. Olmaz mı yav, olar tabi. Angaramız'ın şanı yürüsün :D

      Delete
  2. Suskunluğumu şu King'li resime yorum yaparak bozmak istiyorum, ay çok güzel bir toplaşma olmuş, aşırılı kıskandım, burdan gördüğüm ejderhanın gözleri ve korku ağı yoklar bende.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ay sana yolladığım fotoğrafını koyacaktım adamın, unutmuşum yazarken. Dur bakıyım, benim papyonlu sahafa bi gideyim, köpeğin olsun Sıtefın.

      Delete
  3. :D Çok güldüm yahu her bir paragrafına, seni ne zamandır okuyamıyordum, özlemişim!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ehihiihih ne güzel, sen gülünce ben de seviniyorum :)

      Delete
  4. Yav bu adamları ben de hep karıştırıyorum, bence bunlar hastanede kaybolmuş ikizler. Hem tipleri hem kafa yapıları benziyor. İkiz olduklarını farkettiklerinde ekranın altında "şok şok şok" yazacak :)
    Bir de o karikatüre çok güldüm, fena halde tanıdık geldi, rakamla 36, yazıyla otuzaltı. Gülünmez de ne halt edilir :)
    Bedrileri çerçevelettin mi, ettirmediysen o 40 kağıdı çerçeveciye ver, benimkiler oynadı güldü yerini buldu :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Bedrileri çerçevelettim, bir de çerçevecide sanat etiği tartışmasının ortasında kaldım elimde Bedrilerle. Asamadım daha ama, boş duvar arıyorum çaresiz. Dergi alabilirim 40 liralık.
      Karikatür aklıma geldikçe gülüyorum, herkes görsün istiyorum ahahhaha :D
      Abdülkadir Bey, ikiz kardeşine göre biraz daha alıngan, öyle de ayırmak mümkün. Ne bileyim, mesela karşısındaki gazeteci "Ben 1999'da Yüksekova'ya gittim" diyor, Abdülkadir Bey hemen araya giriyor, "Beenn 1988'de Yüksekova'ya gittimmm!" diye. Tabi birbirlerinden ayırmadan da hayatımıza devam edebiliriz, çok da elzem değil :D

      Delete
  5. Ben bozuklukları markete bütünletiyorum. Yapmıyor mu sizinkiler?!

    ReplyDelete
    Replies
    1. Yapıyorlardır herhalde, gideyim yarın. Böyle işler için bir çocuk yapmak lazım aslında, "Al çoğcuum bunları bütünlettir, kendine de dondurma al" diye yollanır ne güzel :D Bir düşüneyim bunu ben.

      Delete
  6. paraları bütünleyip harcarken tekrar bozduracağız.para denen şey yapboz gibi işte.
    duvar yazısının önünde çekilmiş bir fotoğrafı olsun istiyor insan bakınca.ben karikatüre bakınca bişey anlayamadım yahu.niye ki?

    ReplyDelete
  7. Of evet, bozuk paradan kaçış yok, doğru diyorsun. Bari 5 kuruşlardan kurtulabilsem, baktıkça üzülüyorum 5 kuruş tepelerine.
    Ankara'daysan ya da yolun düşerse, duvar Samanpazarı'nda. Gramofon Kafe'nin orda hemen.
    Karikatürde de adamın evin olanca sessizliği içinde, aniden gülmeye başlaması hoşuma gitti. Kedinin şaşkın hali, adamın açıklaması falan. Ve kadının tek kelime etmeden örgüye devam etmesi. İki insanın yıllarca aynı evde oturması, bir yerden sonra bütün akşamların aynı olması falan, aslında evlilik bayağı tuhaf bir müessese :)

    ReplyDelete
  8. çok şükür annem örgü örmeyi bilmiyor.babamda çok güzel yemekler pişiriyor.babam annemi laflarıyla kızdırıyor,annemde kızıp duruyor.galiba evlilik farklı şekillerle de olsa tuhaf bir müessese.
    bizi sorarsanız biz çay içiyoruz genellikle.

    ReplyDelete
    Replies
    1. Biz de tartışma programı seyrediyoruz işte :) Abdülkadir Selvi, barbar kocam ve ben, üçümüz evli gibiyiz.

      Delete
  9. Ay ne güzel kaldık , yedik , içtik, güldük, sevdik birbirimiz.
    Defteri yaz ki başka defterler de alınsın , daha çok satılsın.
    Ayrıca Yet sucuk için teşekkür etti. Barbar Kocan geldiğin de haber etsin bize onu yemeğe götürmemiz gerekiyormuş.Elit yerler varmış , et yemek için :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Barbar kocam elinde bir kangal sucukla geri geldi seni bıraktıktan sonra, ben de o arada Saçaklı'yla çıkıp bir kangal daha aldım, az et yedi, biraz daha yesin diye. Daha fazla sucuk yazmak istemiyorum, burda kapatıyorum bu konuyu ahahhahah :D
      İyi madem, siz gidersiniz elit yerlere et yemeye, ben annen nereye gidiyorsa oraya gitmek istiyorum.

      Delete
  10. işte iyi insanlar böyle birden ortaya çıkar.
    tam bir boşluktayım, bir şey eksik diyordum o resimle karşılaştım;
    "gönül koyma çay koy"
    dur bi gece çayı içeyim :)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Ya valla, son zamanların en iyi kalpli şeyiydi bu duvar yazısı. Ben de bi çay koyayım :)

      Delete
  11. Yazmazsam olmazdı:)
    Bozuk paraları seviyorum aslında devamlı da istemsizce biriktiriyorum. Buraya geliş gidişlerde cüzdanımda kalan türk paralarını geçen gelişimde bir saydım da şok 200 lirayı bulmuş. kocaman bir el cüzdanıyla geldim oraya içi bozukluk dolu, tarihi geçenler bile vardı düşün. Burda birikmiş birikmiş dağ olmuş. Orada harcayamadık bir türlü eritemedik, unutmuşuz. Havaalanında hamburger tavuk falan yedik onlarla, ısrarla kasaya tek tek saydım verirken. Sonra gene yanımızda kaldı o salak çanta ve şu anda içinde yine 80 tl falan vardır. Ben onu mütemadiyen taşıyorum aptallığıma doymayayım. Az yüküm varmış gibi:)
    Kedili teyzeli karikatüre neden bilmem ben de güldüm, evlilik sinirlerimi bozdu sanırım:)
    Bana kalırsa silah sesine de gelmesin polis, çay içsin, nasılsa artık silahla birilerini vurmak falan normal şeyler, her gün insanlar birbirlerini katlediyor. Gerek yok ayaklarını yormasınlar. Gencecik insanlar telef oluyor çok üzülüyorum, hele o dayak yiyip de berbat hallere düşen kadınlar beni derinden yaralıyor tüm erkekleri sıra dayağına çekmek istiyorum, hatta bazen CSI ların etkisiyle daha hain planlarda yapmıyor değilim:) Burada demeyeyim. Son yıllarda içimde gizlice bir hitler büyütüyorum üzgünüm!
    O duvar yazısını printırda basıp bana kart olarak yollayabilirsin mesela:) Bence şahane olur, ben de kalkıp kendime bir çay koyarım hemencik.
    Stephen king sanırım iki kez okudum bir de yazarlı olan şeysini de okudum. Korkuyorum ben, uyuyamıyorum sonra ya. Uzun yıllardır okumadım ama denesem hala korkma ihtimalim yüksek. Yalnız kitap görsellerini seviyorum, çok etkileyici.
    Defterin şahane, güle güle kullan, parala:) Kıyamamazlık yapma valla sonra evde her yer defter kaynıyor ne yazacağını bilemiyor insan onca deftere.
    Son fotoğraf için bişeyler yazmak içimden gelmedi..
    Ben de blog yazmalıyım bugün pazar gününe ithafen..
    Mutlu haftalar olsun hepimize, ama benimki yine rutin olsun hatta beni zincirlesinler eve öyle düşünüyorum:(

    ReplyDelete
    Replies
    1. Aaa senin bozuk paralar başka bir boyuta atlamış, biraz daha harcamazsan ev falan alacaksınız :D Ben de bu hafta bakkala manava saymaya niyetliyim, "5-10-15-20 kuruş" diye, bakkalla aram iyi, beni kovalamaz diye tahmin ediyorum.
      Ahahhahah çok güldüm karikatür yorumuna :D
      Ya tabi, 20 yaşında dangalak bir oğlan belinde ruhsatlı silahla pavyona gidebiliyor, sorun da orada başlıyor. Yoksa bu gece kavgalarına gelen polisler bildiğin göbekli amcalar. Genç, dinamik ve çevik olanları başka olaylara yolluyorlar. Beni mekan sahipleri daha çok sinirlendiriyor, işlettiğin yerde hafta en az iki kere kavga çıkıyor ama senin ne güvenlik görevlin var ne de herhangi bir önlemin. Tespih böceği gibi kaldırımlara taşıyor sarhoş insanlar, yuvarlanarak birbirlerini tekmeliyorlar. Bir gün kötü bir şey olacak diye korkuyorum. Sarhoşlar birbirini vursa üzülmem ama bir garson çocuğa falan bir şey olacak, o zaman ben pijamalarımla çıkıp yakacağım o barı pavyonu.
      Acayip güzel fikir verdin Tuğba, bastırayım duvar yazısını hakikaten. Zaten sana yollanacak şeyler yığıldı gene masamın üzerinde, süründürmeyeyim daha fazla :)
      Korkulu şeylerden zaman zaman korksam da çok seviyorum :D Eski kitapları daha korkunç Stephen King'in, yeniler öyle değil pek.
      Ay hadi mutlu haftalar olsun hakikaten, çok ihtiyacımız var. Beni de zincirlesinler istiyorum eve ama bugün hava güneşliymiş, biraz çıkarım dışarı ben.

      Delete
  12. apartmanda biri browni yiyor ve ikram etmiyor! ben de ne diyeceğimi bilemiyorum... o.O

    ha bi de; sucuk...

    :))

    ReplyDelete
    Replies
    1. İkram etmediği gibi kağıdı da atıvermiş bahçeye. Kimse aşure de getirmedi zaten.
      Acaba bir daha mı gelseniz, sucuklar olduğu gibi duruyor dolapta :D

      Delete